<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Alperen Karadağ Şiirleri
</description>
 <item>
<title> Bir Kere Kaybettim Benliğini, Bir Daha Kaybetmeme İzin Verme</title>
<description>I.  Uzun yıllar geçmiş aramızdan bir kara kedi gibi. Düşmüşüz ayrı ayrı hayatların ortasına. Sen ev hanımı, ben aile reisi olmuşum görüşmeyeli. Saçlarda ise tek tük aklar, omuzda yılların ağır yükleri… Nerden bilebilirdim seninle karşılaşmayınca, kadın olmanın asaletinin sana bu kadar yakışacağını, yılların yüzüne makyaj gibi inip güzelliğine güzellik katacağını. Neredeyse tanıyamayacaktım o ak pak minik ellerini görmeseydim eğer ve yeniden çakmak taşları gibi parıldayan gözlerine dalıp kaybolmasaydım. Sesinin lezzeti kulaklarımda hala. Ruhumu okşarcasına, yüreğime dokunurcasına üfleye üfleye cümleleri dudaklarından savuruşun… Masumiyet işlenmiş gülüşlerine. Yıllarca hiç eskimemiş hala aynı tat, hala aynı samimiyet ve hala aynı beni benden alış...  Hayat biraz yormuş ruhunu, biraz daha sert, biraz daha temkinli bakışların. Birazcık köşeye sıkışsan, tırmalayacaksın sanki minik pati ellerinle.  Biraz daha korunaklı sözlerin, nereye çekersen değil direktif niteliğinde sanki. Buna rağmen yıllar çok değiştirmemiş özünü, sadece biraz daha pişirmiş olgunluğunu. Oysa hala on altı bilemedin on yedisin gönlümde. Kırılgan ama bir o kadar asi. Durgun ama insanın içinde fırtınalar kopartan… Çok özlemişim be seni anmayı. Özlemişim senli düşünceleri. Bir başkasına ait bir dünyada olsan bile, yeniden seni hayatımın bir kesitinde görebilmek haz veriyor tüm hücrelerime. Yeniden telaffuz edebilmek adını, yeniden senli rüyalara yatabilmek, arzulayabilmek ne kadar yasaksa yasak bana, ne kadar günahsa günah. Olmuyor, yapamıyorum ne kadar karşı çıksam da yüreğime. Duvarlar örsem de metrelerce önüne. Arkamı dönüp gitmeye teşebbüs etsem de kendimden, Gecenin karasını çalsam da gözlerime. Bir yanım acıyla, şiddetle özlüyor seni. Korkuyorsun bu duygularımdan. Biliyorum. Korunaklı, küçük dünyana dokundum. Unuttuydun belki adımı, yüzümü, hislerimi. Hiç bilemedin ne kadar seni sevebildiğimi. Gidişinin ertesiydi umutsuzluğa yelken açışım. Suskunluğunla yol ettin. O gündür bende susuyordum ama bugün yakaladığım fırsattan istifade ederek yazıyorum, döküyorum biriktirdiklerimi avuçlarına…  </description>
<link>https://www.antoloji.com/bir-kere-kaybettim-benligini-bir-daha-kaybetmeme-izin-verme-siiri/</link>
<guid>1398931</guid>
<pubDate>2010-05-26T18:56:00+03:00</pubDate>
<author>Alperen Karadağ</author>
</item>
 <item>
<title> Şimdi Düşsem</title>
<description>Bir uçurumun kenarıydı seni tanıdığımın baharı ve seni gizlice izleyişlerim ise günahlarımın en ağırı… Usulca yanaşıyorum yamacına. Tutunmasam sesine, tutunmasan gülüşüne düşeceğim sanki gözlerinin dehlizlerine. Biliyorum; Bıraksam ellerine yüreğimi, erir tüm buzdan kalelerim. Biliyorum; konuşsam sesinde solar cümlelerim ve biliyorum ki söylesem içimden geçen her şeyi, bütün büyüsü bozulur evrenin. Düşlerimi yitiririm, bir de sahip olamadığım gözlerini…     Zehirlediğim ruhumu kanatsa kirpiklerin, aksa zehrim içimden, dökülse yaşadığım şehrin nehrine yine de kurtulamıyor yüreğim mengenesinden ellerinin ve ellerin oluveriyor uykularımın cellâdı… Şimdi düşsem yamacından, bütün büyüsü bozulur gecenin, Uykularımı yitiririm, bir de sahip olamadığım gülüşlerini…   </description>
<link>https://www.antoloji.com/simdi-dussem-siiri/</link>
<guid>1398927</guid>
<pubDate>2010-05-26T18:51:00+03:00</pubDate>
<author>Alperen Karadağ</author>
</item>
 <item>
<title>Gidişinin Ertesi</title>
<description>Ne mübarek bir milletin şanslı torunları  ve ne şanlı bir kurtuluşun kahramanı köklerimiz… Yokluk içinde geçen senelerin, yıllarca süren azimli bir kararlığın mücadelesi kamçılar gençliğimizin ateşini.  Günlerden vahim, aylardan çaresizlikti. </description>
<link>https://www.antoloji.com/gidisinin-ertesi-2-siiri/</link>
<guid>1057334</guid>
<pubDate>2008-11-05T15:27:00+03:00</pubDate>
<author>Alperen Karadağ</author>
</item>
 <item>
<title>Yüzün ve Yüzünün Yansıması oluverirdi Yaşam Kesitim</title>
<description>Uzunca geçen bir sessizlik evresindeyim. Uzaktan seyrederken sevgiliyi, onca özlerken onunla geçen süreleri ve bir o kadar acı ki sesinden, yüzünden yoksunluk; tarifi yok şimdilerde sessizliğimin. Yazmak isteyip yazamamak, konuşmak isteyip susmak ve görmek isteyip bakamamak yasaklısı olduğum günden beri, düşünce suçu işleyip duruyorum geceleri. içimde kopuyor isyanlar ve bu uğurda çıkardığım savaşlarda, kuşatsam da kalelerini, sancağını alsam da elime, fethetsem de seni, gerçeğin soğuk nefesi ensemde… Yani sensizlik, yani senden sonraları ve sonrasından sonraki yalnızlık… Hiç seninle olmayan ama hep seninle hayal edilen bir ömrün son nefesleri…   Suskunluğumun en şehvetli günlerinde çıktı karşıma yüzün ve yüzünün yansıması oluverirdi günüm. Yasaktı belki, belki de haram ama yinede karşı konulamaz bir yaşama içgüdüsüydü sana sarılışım, sana, yani vazgeçemediğim mabedine sığınışım… Yalnızdım ve bunu en iyi sen anlayabiliyordun çevremde. çünkü senin, onca kalabalığın arasında benden sadece tek farkın oluyordu hep; avuçlarının arasında barındırdığın, hiç vazgeçemediğin ve her zaman ötelediğin bir yazgın olan Korkun. Sevmekten ya da sevilmekten arkana bakmaksızın kaçışın. Bu da yetmezmiş gibi önüne geçemediğin, körü körüne güttüğün gururun. İkimizde çoğulduk ama tekildik iç dünyamızda. Anlaşılamıyorduk, anlayamıyorduk olanları. Ve sadece hak etmediğimiz yaşam biçimlerine uymaya çalışıyorduk, ağır sorumluluklar altında ezilerek. Suskunluğunu, bir asalet nişanesi gibi göğsüne iğnelenmiştin. Bense haykırışlarımı, isyanlarımı dolduruyordum ceplerime. Dibe vurduğum kadar vurdum bir daha çıkmamak üzere…  Adını sayıkladıkça kalemim, yazma dürtüsü içimden hiç eksilmiyor. Yüzün ve yüzünün yansıması oluveriyordu kâğıdım. Yasaktı belki düşünmem, belki de hayal edişlerim. Ama bu kimin umurunda. Sadece bir benim bildiğim gerçeklik, gün doğumu lezizliğinde. O da sen, o da sana duyduğum bağımlılık. Olmasan, olmayacak gibiydi yaşam, olmayacak gibiydi fotosentez, dolmayacaktı hücrelerim nefesinle, seni düşündüğüm gerçekliğimde. Sana ait olan her bir parça, bir karesini oluşturuyor yaşam kesitimin ve toplasam kısa metrajlı bir film kadar yer kaplıyordu beynimde. Ama o kadar ağır bir senaryosun ki, fazla geliyor yüreğime ve kalemim ucundan akıyor kâğıdıma…  </description>
<link>https://www.antoloji.com/yuzun-ve-yuzunun-yansimasi-oluverirdi-yasam-kesitim-siiri/</link>
<guid>1038731</guid>
<pubDate>2008-10-08T14:59:00+03:00</pubDate>
<author>Alperen Karadağ</author>
</item>
 <item>
<title>Ne Olurdu</title>
<description>Bir akşamüstüydü mabedime sığındığımda. Karanlık, pusluydu insan kalabalıkları ve mabedimin bir köşesine sinmişti hırpalanmış ruhum. Ağır gelmişti bunca acıyı göğüslemek ve kaldıramamıştı yerle yeksan edilmeyi.  Ne olurdu bu kadar kapında bekliyor olmasaydım. </description>
<link>https://www.antoloji.com/ne-olurdu-35-siiri/</link>
<guid>1038729</guid>
<pubDate>2008-10-08T14:53:00+03:00</pubDate>
<author>Alperen Karadağ</author>
</item>
 <item>
<title>Platonik Drama</title>
<description>Ramak kalmıştı biraz daha yakın olmama sana, ama olmadı. Ne güzel hayaller, ne güzel ümitler besliyordum penceremin önünde. Ufaladığım ekmek kırıntılarıydı sanki sevinçlerim… Seyrederken dışarıda akıp giden insanları ve baktığım her yüzde seni görüyordum. Ümidim vardı başımı ne yöne çevirsem seni göreceğime, gezdiğim koridorlarda kokacağına kokunun ama yazgı izin vermedi, kursağımda kaldı sevinçlerim… Belki istediğim çok şey değildi ama yine de çok gördü, yazmadı seni yanıma kader. Biliyorum platonik bir senfoni çalıyor kulaklarımda, biliyorum tek perdeli ve tek kişilik bir tiyatro benimkisi, yine de olsun varsın, içimi kaplayan tarifsiz sıcaklık ve bu nedenle yüzüme vuran o utangaç ve mağrur gülüş yetiyor ruhumu okşamaya. Her nedense çok istenilen, yürekten arzulanan her olgu, olmama yolunda ayak diretiyor. Ardı sıra hüsran, ardı sıra hezeyan, ardı sıra tarifsiz bir sızı… Ertelemelere hüküm yemiş gönlüm… İsteklerim o kadar küçük dünyalara aitti ki, sadece aşım olsun misali. Sadece gözlerim görsün, yüreğim yansın razıydım. Bu kadardı mutluluğum ama çok gördü kader… Sense biliyorum, benim bu platonik dünyamın dışında bir üzüntü içindesin. Biliyorum bu da olmadı diye üzülmektesin. Biliyorum ve hissedebiliyorum içinde var olan hayal kırıklıklarını ve tadını alabiliyorum gözlerinden süzülen yaşların... Bu da olmadı, bu sefer de olmadı diye dövünüşlerini… Verilen vaatler, tutulmayan sözlerle örselendiğinde, meydana çıkan o güven duygusunun yıkılışı kadar insanı yaralayan bir şarapnel parçası daha yok. Hissedebildiğim o amansız acını, alıp kaçıramıyorum senden uzaklara, susturamıyorum içinde kopan tarifsiz fırtınaları, omzumu sunamıyorum bir sığınak misali. Platonik bir kargaşa, platonik bir tutku, platonik bir hikâye, tek kişilik drama, tek kişilik bir senfoni orkestrası bu bendeki…  Sendeki yerimi biliyorum ve bu nedenle yaşıyorum gizliden gizliye içimde… Sakladıklarımda saklıyım bunca zaman ve bu sebeple ki sustuklarıma kulak ver beni anlamak için ya da en güzeli bırak, ben istediğim gibi şekillendireyim seni… Kimselere söyleme ne olur. Sus! Kendine bile söyleme, bozma mutluluğumu, alma sevincimi, ruhumu okşayan ellerini bırak üzerimde… Platonik de olsa, uzaktan uzağa da olsa bırak izin ver. Gör ama görme, duy ama duyma, alma benden umudumu…(Nietszche)  ”Düşün... Kim üzebilir seni senden başka? Kim doldurabilir içindeki boşluğu, sen istemezsen? Kim mutlu edebilir seni, sen hazır değilsen? Kim yıkar, yıpratır sen izin vermezsen? Kim sever seni, sen kendini sevmezsen? Her şey sende başlar, sende biter... Yeter ki yürekli ol, tükenme, tüketme…” ve Murathan Mungan’ın şu dizeleri her zaman etkiler beni. Der ki:  Geldiğimde notun duruyordu masanın üzerinde Sekizde yatmıştın Saatime baktım sekizi beş geçiyor </description>
<link>https://www.antoloji.com/platonik-drama-siiri/</link>
<guid>1037538</guid>
<pubDate>2008-10-06T16:31:00+03:00</pubDate>
<author>Alperen Karadağ</author>
</item>
 <item>
<title>Benim sevgim ya iki kişilik yada karşımdaki beni hiç sevemedi…</title>
<description>Yazmak, konuşamadığım ve yaşayamadığım tüm hazlarıma hayat verebildiğim tek kaynağım oldu. Erişemediğim sevgiliye, gerçekleştiremediğim hayallerime sarılabildiğim, onlara hayat verebildiğim tek gerçeğim haline geldi. Hiç bir şeyden korkmadan, kimseden çekinmeden, isim bile vermeden yaşamak isteyip de yaşayamadığım kahramanlara bürünüyorum. Sevgiliye övgüler, ilanı aşklar ve güzelliğe dair süslü cümleler kuruyorum. Biliyorum okuduğunu, biliyorum beni anladığını… Ve belki bir gün benim gibi yada bana benzer diye ümit ediyorum. Suskunluğunu bozabileceğini, kocaman yüreğine beni alabileceğini hayal ediyorum. Bazen de insafsızca, sanki benimmişçesine sahiplenerek ona roller vererek onun dilinden konuşuyorum. Kendimi kandırmak adına da olsa bazen bu davranışım, ruhuma iyi geliyor. Daha güçlü olduğumu, sevilebileceğimi, ümitsiz olmadığımı hissettiriyorum kendi kendime…   Gözlerimi kapatıyorum. Sonra saatler ardı ardına kaçınca ömrümden, karanlıklar bir bir renklere bürünüyor, kafamın içinde çağlayanlar gibi cümleler, görüntüler… Yaşamak istediğim, ancak yaşamama iznim olmayan her kurduğum cümlemi yaşıyorum. Yasaksız, korkusuzca kocaman yüreğimi açıyorum. Bazen bir deniz kenarı, bazen bir kır oluyor mekan… Bazen bir balkon bazen bir oda… Değişmeyen bir ben bir de sevgili… Bakışları yüzümde... Öyle bir baktığını düşünüyorum ki delip geçiyor beni, öyle bir gülümsediğini düşünüyorum ki içim eriyor, öyle bir dokunduğunu düşünüyorum ki yüreğim yangın yeri… Ellerimin arasından akıp gidiyor saçları, boynu incecik, omuzları geniş değil… Yürüyor mu yoksa süzülüyor mu o an çözemiyorum ama ne olursa olsun hayran hayran izliyorum ince kibar salınışlarını… Özlüyorum bir odadan diğer odaya gidip gelişlerinde hatta abartmak bu ya başımı sağa sola çevirmelerimde bile…Hiç ayrılmasın gözlerimin önünden diyorum. Hayal ya, biteceğini biliyorum ya, kurduğum o büyülü atmosferin birazdan bozulacağını biliyorum bu nedenle özlüyorum…  Gözlerimi aralıyorum akan zamanın ardından, vücudum terli, kalp atışlarımın saniyede kaça vurduğu ise belirsiz. Yüzüm, küçük haşarı çocukların yüzleri gibi güleç. Kimseler görmedi, kimseler göremedi ya hayallerimi, yakalanma korkum deniz seviyesinde ya içim rahat… Sonra doğru cümleleri arıyorum imla kılavuzlarında fakat bulamıyorum. Yüreğimi dinlediğimde, iç sesime kulak verdiğimde ardı arkası kesilmiyor… Anlıyorum ki o an ruhumda yaşıyorum onca güzellikleri. Bazen tek taraflı yaşamaktan sıkılıyor ruhum. Biliyorum ki o da istiyor övgüler almayı, o da istiyor sevginin zerresi de olsa tatmayı… Nasıl bir şeydir diye merak etmiyor değilim. Acaba benim yaşadığım gibi mi her şey, yoksa benim abarttığım kadar yok mu…Devir değişti diyorlar, bunlar öncedendi diyorlar inanmak istemiyorum. Tek olmadığımın düşüncesine sığınıyorum hemen, çünkü çocuğun korktuğu karanlıktan, beter korkarım ben yalnızlıktan…  </description>
<link>https://www.antoloji.com/benim-sevgim-ya-iki-kisilik-yada-karsimdaki-beni-hic-sevemedi-siiri/</link>
<guid>1037535</guid>
<pubDate>2008-10-06T16:22:00+03:00</pubDate>
<author>Alperen Karadağ</author>
</item>
 <item>
<title>Gözlerine baktım, benden gözlerini çaldı</title>
<description>Geçen onca senenin ardından baktığımda geriye, çok zaman geçmiş gibi geliyor insana… Oysa her şey dün gibi aklımda… İlk sevgilinin kapısında beklediğim saatler… Ya ilk görüşüm o yüzü… İlk kelimeleri öğrenmek adına başladığım kara tahtalı, eski Rum evinden bozma okulun sınıfına ilk girişi… İlk kalp çarpışım, ilk heyecanlanışım… Nasıl unutulur…  Sonraları ve sonrasından sonrakiler, bir kuş çırpınışı yaşamıydı. Damağa çalınan bir parça balın tutsaklığı, geç kalınmış bir koşuşturmaca gibiydi. Oysa sonlara yaklaşıldığında, tutsaklık tutkunluğa vardığında, kuş çırpınışları dingilliğe erdiğinde aşkın tadı, aşkın kokusu, aşkın o bilinmez kimyası kaplardı bedenleri… Ancak her saatin kıvamı aynı tutmazdı ve geceleri bir başka kişiliğe, gündüzleri bir başka kişiliğe bürünürdü insanlık. Yalnızlığın adı iyice anılır olurdu. Ruhların, gecenin matemli saatlerinde yıkanışı, bereketli topraklara ekilen ümitlerin yeşerişi ve gökyüzüne yıldızlarla yazılan yaldızlı isimler… Hepsi mutluluğa yapılan maratonun başlangıç noktasıydı. Sona varılabileceği düşünülmeden atılırdı büyük büyük adımlar… Kimileri yorulurdu düşerdi hayat yolunun kenarlarına, kimileri kısraklar gibi çatlamayı göze alırcasına bir çırpıda, kimileri ise aynı tempoda devam ederdi el ele... Nasıl unutulur…  Şehir şehir aradığım günlerde aşkın doyumsuzluğunu, kimliğimi kaybettim yollar boyu. Çok kimlik değiştirdim, çok yürek yangınlarına tutuldum, çok yoruldum, yontuldum. Her adımda, her kilometrede biraz daha olgunlaştım. Acılar içtim, kahırlar yedim katık edip hüzünlerle… Dimdik çıktığım her yolculukta, başım önde düştüm şehrimin kucağına. Her seferinde örslerde örselemiş bedenimi, bembeyaz dalgalı saçlarıyla bağrına bastı Karadeniz. Sarıp sarmaladı gözyaşlarıyla sırılsıklam kalan yüreğimi. O gün bugündür ne zaman dara düşsem, ne zaman kaçıp sığınacak bir yer arasam, atarım kendimi sahillerine, bırakırım kendimi sessizliğin en güzel sesine… Martı çığlıkları ve dalgalar arasında sıkışan limanlar misali yüreğim hep bir sevgilinin, avuçlarının arasında kaldı. Ne kadar çok renkten renge giren sevgilerle sevmiştim her birini… Ne çok isimler adanmıştı bu bedene… Kimi Eren, kimi Alp, kimi Alper diye seslenirdi o kadifemsi sesiyle. Adımı unuttuğum zamanlardı oysa ve esasen hüviyetimden habersiz, kimsesizlikten yoksun, yalnızlıktan bitap düşmüşlüğün ertesiydi seneler. Nasıl unutulur…  </description>
<link>https://www.antoloji.com/gozlerine-baktim-benden-gozlerini-caldi-siiri/</link>
<guid>1037525</guid>
<pubDate>2008-10-06T16:13:00+03:00</pubDate>
<author>Alperen Karadağ</author>
</item>
 <item>
<title>Biz Bu Aşkı Kurban Ettik Korkulara</title>
<description>İki gün önceydi. Otobüs peronları arasında bedenimi gezdiriyordum, heyecana bulanmış bedenimi. Birazdan saat gelecek ve seni bana getiren otobüsten ineceksin usulca. Yorgun ve ürkek bedenini sergileyerek süzüleceksin gecenin ayazında… Bu Bekleyiş her geçen seferki kaçışlarından daha uzun geldi. Ne gelen var ne giden… Şehrime gelen diğer insanları selamlıyor, senin ineceğin anı düşlüyorum. Bir kahve, iki kahve, üç kahve derken farkında olmadan kafein komasına zorluyordum cüssemi. Saatimin yelkovanı ve akrebi niyeyse yakalamacılık oynamayı bırakmış gibi. Sabit duruyorlar. Zamanın yoruluşunu izlemekten sıkılmıştım. Ağır ağır geçmekteydi. Hala seni bana getiren otobüs görünmüyor ufukta. Biraz daha böyle sürecek olursa ağzımda araba dolusu küfrü şoförün… Derken işte o büyülü an, o bekleyişler, işte o zamanın yorgunluğu, işte o kafein krizlerim bitiyor. Geliyorsun, geliyor seni bana getiren otobüs. Durdu. Işıklar söndü, kapılar açıldı… Bir, iki, üç insan… Bu değil bu değil bu da değil… Ve işte yorgun ve ürkek bedenin kapıda beliriverdi. Ve o bedenini sergileyerek süzülürcesine gecenin ayazında iniverdin. Basıverdin şehrimin toprağına ayağını ve hoş geldin senfonileri çaldı kulağımda… Yüzümdeki tebessüm, içimdeki kıpırtı, yüreğimdeki yangın, ruhumdaki fırtınalar… Tarifsiz bir hal alıverdiler… Hızlı adımlarla yaklaştık birbirimize ve sarıldın, atıldın boynuma. Mis gibi kokuyordu saçların. Yolların, bana gelebilmek için geçtiğin tüm şehirlerin kokusu vardı üzerinde. Üşümüştün. Daha sıkı sarıldım daha da sıkı… Evimize gelmiştik bir süre sonra ve sarılmalara doyamıyorduk. Onca ayrı geçen zamanı boğarcasına birbirimize sığınıyorduk. Gözlerindeki o ışıltı, o özlem yanıkları geçmişti artık. Küçük kalbin hızlı hızlı atmıyordu. Rahatlamıştın. Odamın sen kokmasını, evimin her köşesine kokunun sinmesini özlemişim birde arkamı döndüğümde, gözlerimi araladığımda karşımda seni görmeyi...Gözlerini gözlerime dikmeni… Saatlerce ve hoyratça sevişmelerin ardından sere serpe uzanışlarımız… Hiç bitmeyecek cinsten bir öyküydü bizimkisi… Seyrediyorduk birlikte karanlık odamın tavanındaki ince çatlakları, yüzümüzde masum, utangaç tebessümler… Tenimde, teninden kopan ter parçaları…  Gecenin ertesinde ne olduğunu anlamadığım bir zaman diliminde, huysuzlaştın. İçinde büyük korkular, yangınlar beliriverdi. Gitmek istediğini haykırıyordun. Ama ne olduğunu, neden gitmek istediğini sende bilmiyordun. Sadece amansın bir gitme duygusu kaplamıştı bedenini. “Akşam geldiğimde konuşuruz sevgili” diyerek ayrılmıştım ki evden, çalan telefonda sen, gitmek için her şeyi ayarladığını söylüyordun bana. Durakalmıştım. Bana söylenecek hiçbirşey bırakmamıştın. Sustum ve geri döndüm. Her şeyin hazırdı. Getirdiğin üç beş parça eşyanı koyduğun valizin kapının eşiğindeydi. “Bana bir şey sorma! ” diye tekrarlıyordun. Söyleyecek söz bulamadım. Boynuma ilk geldiğin günkü sarılışından farklı bir duygu ile sarılmıştın. Sondu bu sanki, seni son görüşümdü. Bir ayrılık kokusu vardı havada. Kokmuyordu evim sen, giderken valizine onu da almıştın. Bir son tur atıp geride hiç bir iz bırakmamak için bakındın. Bir parçan kalsın istememiştin bende. Sonra kapım gıcırdayarak açıldı, çıkıverdin kapıdan arkana bakmadan. El dahi sallayamamıştım. Asılı kalmıştı sözcüklerim havada. Susmuş söyleyememiştim onca söylenecek sözüm olduğu halde. “Dur gitme diye haykıramamıştım” gidişinden sonra üstüme çöken yalnızlık bir ağır gelmişti yüreğime. Nikotin komasına girmek istercesine peşi peşine sigara yaktım. Yatağım hala dağınıktı ve hala da dağınık. Senin gittiğinden beri ne yatabildim ne de toplayabildim. Odanın önünden geçerken içeri bakıp iç çekişlerim oldu gecelerce. Ve hıçkırıklarım…  Acıydı bu gidişin, acıydı bu ayrılışın… Başarmışlardı beni senden koparmayı, beni senden söküp atmayı. Beni sevdiğini bilsem de sonu geldi bu aşkında… Tozlu raflarda yerini almak üzere son kez avuçlarımın arasına alıp seviyor, seyrediyorum. Vedaları sevmediğimi biliyordun böyle gidişin belki de bu yüzdendi. Bu aşk, korku, kaygı ve diğerlerinin baskıları ile yıprandı, yaralandı. Her geçen gün ile bir parçamızı kurban ettik geçmişimize… Bu sevgi için kurban edildik… Biz bu aşkı kurban ettik korkulara…  </description>
<link>https://www.antoloji.com/biz-bu-aski-kurban-ettik-korkulara-siiri/</link>
<guid>801913</guid>
<pubDate>2007-08-29T17:54:00+03:00</pubDate>
<author>Alperen Karadağ</author>
</item>
 <item>
<title>Sessizliğimde Boğulmuş Bedenimi Sırtlayıp Gidiyorum...</title>
<description>Sessizliğimde Boğulmuş Bedenimi Sırtlayıp Gidiyorum...  Çok değiştin sevgili. Bahanelerle uzaklaştırdın bedenini ve ruhunu. Alıp gizledin bilmediğim şehirlerde yüreğini. Bakışlarındaki o saflığı, yüreğindeki o masumiyeti göremez oldum kaç zamandır. Bir başkası kokuyorsun, bir başkası bakıyorsun, bir başkası gülüyorsun artık… Bambaşka biri oldun çıktın ve çok değiştin sevgili…  Önceleri böyle değildi, böyle değildin. Farklıydın, bambaşkaydın, eşsizdin, tektin,  başka bir dünyadan bu zamana gönderilmiş gibiydin. Sana bakmaya kıyamaz, dokunmaya ürkerdim. Dokunsam, o saf bedenin dağılacak, koklasam eksileceksin zannederdim hep sevgili. Korkardım kaybetmekten seni. Ben, sana böyle kıyamaz ve üstüne titrerken, sen ise değişkenliğe adadın kendini. Günden güne bir parçanı, bir yenisi ile değiştirdin. Her geçen gün daha çok bir başkası oluyordun. Geçmişimde sevdiğim diğer kadınlara benzemeye başladığını hissettiğimde ise içimde amansız, tarifsiz bir acı, dermansız bir ayrılık, kahır dolu gecelerin matem çanları, kulaklarımda uğuldamaya durdu. Bu değişimin sonu hüsran, bu değişimin sonu yok, bu değişim ki acı, bu değişimin sonrasında pişmanlık, özlem, hasret ve bir o kadar da ağır bir yalnızlık kokusu var…  </description>
<link>https://www.antoloji.com/sessizligimde-bogulmus-bedenimi-sirtlayip-gidiyorum-siiri/</link>
<guid>800691</guid>
<pubDate>2007-08-27T17:07:00+03:00</pubDate>
<author>Alperen Karadağ</author>
</item>
 <item>
<title>Kıyamadığım tatlı hüzünlerimdin sen</title>
<description>Yine yoksun ve bense telefonun başında telefon numaranı çevirmekle meşgulüm. Kapsama alanının dışında kaldığımı kabul etmeksizin Avizedeki kadını dinliyorum. Sana ulaşılamayacağını, daha sonra yeniden denemem gerektiğini söylüyor. Oysa daha sonra çok geç olabilir. </description>
<link>https://www.antoloji.com/kiyamadigim-tatli-huzunlerimdin-sen-siiri/</link>
<guid>757478</guid>
<pubDate>2007-06-12T17:20:00+03:00</pubDate>
<author>Alperen Karadağ</author>
</item>
 <item>
<title>Ben aLperen’dim</title>
<description>İç hesaplaşmalarla geçmez bir ömür. Hatalar üstüne kurduğum hayatımı, şimdilerde yalanlar ile beziyorum. Aynalarda kim olduğumu sorduğumda ise karşımda gördüğüm yanımsamaya, “yolunu kaybeden” cevabı kapı gibi yüzüme çarpmakta. Yoldan kasıt, kaybetmekten kasıt nedir yada nasıl bir şeydir. Cevapsız bir avuç soru işaretinden ibaret yaşadıklarım ve her soru işaretinin çengeli asılıdır boynuma ilmek gibi.   Yaşamak için öldürmek gerektiği vahşi doğada bir kanun niteliğinde. Oysa medeniyet içinde yaşamak için “yalan söylemek” artık bir kanun nezninde... Özgürce yaşamak, yaşamak istediklerini yaşayabilmek adına söylenmese “yalan” lar, ruhlar kirlenmese kokuşmuş asılsız cümle öbekleri ile belki de hayatlar, dünya çok daha yaşanır ve güzel olabilirdi. Tiksintiler baş kaldırdı son günlerimde. Artık olanları olduğu gibi kabul etmemek için inatlaşıyor ruhum. İnandığı sadece varolan bütün insanların birer maske ardına gizlendikleri ve herkesin birbirinden gizlediği yaşamları, bu yaşamları sürdürebilmek adına söyledikleri onca “yalan” ları… Her ayrılığın yada her acının sonunda nedendir bilinmez bir yalnızlık bekler insanları. Bekleyen yalnızlık mı yoksa insan mı bekler yalnız kalacağı anı… İnsan neden yalnız kalmak ister ki? Yada neden tüm sevdiklerinden, tüm isteklerinden, tüm güzelliklerinden, tüm huzurundan uzaklaşmak ister ki? Yoksa ona zarar veren tüm hayatı boyunca elde etmek için peşinden koştuğu, çabaladığı, ömrünü adadığı, ruhunu koyduğu olgular, duygular, yaşamlar, yürekler, bedenler mi? Hiç fark ettiniz mi bilmem ama en çok mutsuz olanlar her şeyi olanlar ve en çok yalnızlığa ihtiyaç duyanlar hayatında birçok başarıyı elde etmiş insanlar… Evi, işi, eşi, dostu, sevgilisi… Ama her şeyi olan insanlar. Açgözlülükten, hep bencilikten başı dönenler… Oysa hiç birşeyi olmayanlar? Aza kanaat etmesini bilenler? Hep şükür etmesini,  ya sabır çekmesini bilmişlerdir ve mutludurlar o küçük penceresi olan tek odalı evlerinde birbirlerine ısınmak için sokulduklarında. Onlar yalnız kalmak değil aksine daha çok karışmak isterler kalabalıklara… Arkadaşları olsun, dostları olsun, akrabaları olsun isterler. Hep birbirlerine destek çıkmak isterler. Yalan nedir bilmezler ve yalandan kurulu yaşamları yoktur. Olmamıştır. Saflıkları yüzlerine bir ışık gibi düştüğünde anlarsın mutluluklarının sınırsızlığını. Hiç maskeye gereksinim duymazlar. Neyse odurlar bir yerde. İşte doğanın dengesi. Birinde mutluluk alabildiğine ama yemeye aşı yok, birinde yemeye aşı alabildiğine var ama mutluluktan zerre bir şey yok. Böyle bir dünyada mutluluğu aramak, böyle bir dünyada huzuru bulmak, böyle bir dünyada aşkı doyumsuz, hoyratça ve korkusuzca yaşamak… Yalanlar söylenmeden, maskeler takılmadan, ruhlar kirlenmeden var olabilmek… Hayalden ibaret artık. Tiksindim artık yalanlar üzerine kurduğum dünyamdan. Özümü yaşamak, kendimi bulmak istiyorum artık. Yalnızlık bana göre değil. Bana göre değil bunca çirkinlikleri görüp kabul etmek ve üstlerini “yalan” larla bezemek. Bana göre değil dert tasa çekmek, sorunlar yaşayıp kahır çekmek. Bana göre değil aşk acısını en derinlerde soluksuz çekmek. Bana göre değil “yalan” söyleyerek ruhumu kirletmek, bana göre değil sevdiklerimi, isteklerimi rafa kaldırıp yalnızlıklara teslim olmak… Ben yalnız kalacak kadar zenginim, ne de mutlu olacak kadar fakir. Ne alabildiğine mutluluklarım olacak, ne de alabildiğine aşım, malım… Ben ne bir bozacıyım ne de şıracı. Ben alperen’dim. Artık hüviyetimi geri istiyorum. Artık benliğimi geri istiyorum. Artık ben “ben” olmak istiyorum, ne az ne çok sadece olduğu kadarıyla… </description>
<link>https://www.antoloji.com/ben-alperen-dim-siiri/</link>
<guid>751519</guid>
<pubDate>2007-06-03T16:38:00+03:00</pubDate>
<author>Alperen Karadağ</author>
</item>
 <item>
<title>Anlatamadım biliyorum</title>
<description>İnsan hakkettiği kadar değer görmeli  ve sevgiliye hakkettiği kadar göstermeli sevgisini… Bilgisi olan, bilgiyi alması gerekene bildiği kadarını, bilmesi gereken ise bilmesi gerektiği kadarını öğrenmeli. Bu şekilde insan varlığını, özünü, sınırlarını koruyabilir. Bu şekilde zarar görmeden her ilişkisinden gerektiğinde sıyrılabilir. </description>
<link>https://www.antoloji.com/anlatamadim-biliyorum-siiri/</link>
<guid>751518</guid>
<pubDate>2007-06-03T16:37:00+03:00</pubDate>
<author>Alperen Karadağ</author>
</item>
 <item>
<title>Bir Anka Kuşuyum.. Biliyorum Yeniden doğacağım küllerimde</title>
<description>Dün gece hayatımın en karanlık dehlizlerine girip çıktı ruhum. Ellerimden kayan kum taneleri, Deniz’in kumsallarımı dövüşü, ve yakamozun geceme kattığı renk, hep aynı oranda parçalamaktaydı düşüncelerimi... Girilmemesi gereken yada giripte dönülemeyen yollarda kaldı geçmişim. Vazgeçemediğim bir yaşam biçimini benimsedim. Dönemedim ve sonunda dönülmezim, vazgeçemediğim oldu günlerim.     İşte yine bir veda vakti geldi çattı. Tarih tekerrürden ibaretti. Ve yine yineledi. Yine ayrılık, yine acı, yine kahır, yine yürek yangınları… Ve yine kağıt kalem ve ben… Her zaman hazin sonu bekleyen bir akbaba gibi üşüştüm acılarımın ve çürüyen ruhumun üzerine. Yaşadıklarıma anlamlı, anlamsız isimler vermekten ve her öldürdüğüm cümlelerime şekil vermekten dilimde yaralar bitti. Kahredişler, isyanlar, eylemler, yürüyüşler hep mutlu günlerin özleminin kamçılamalarıydı. Oysa şimdi elleri sopalı düşüncelerim, şehir meydanlarında ruhumu dövmekte yine. Kızılcık şerbeti içmişim gibi kan tükürdüm, küfürler savurdum kadere. Yasak olan ama yaşanması gerekenleri yaşayamamaktı beni kahreden. Ve bu yüzden hep bir asi çocuk oldu ruhum. Saldırgan, bilge, duygusal, bir o kadar da gaddar. Tüm olumlu olumsuz duyguları barındırdı kendinde… Ve böylece olgunlaştı an ve an. Kırıldıkça, terk edildikçe, acı çektikçe günden güne olgunlaştı. Acıymış ruhu besleyen, büyüten. Anladım geçte olsa…  İmkansızlıklar hep cezbetti beni. Erişilmezlikler, ulaşılamazlıklar aklımı başımdan aldı. Hani bir şarkı vardır “Kovaladıkça kaçan ateş böceği misin? ” İşte öyle bir şey bu bendeki. Ben kovaladıkça kaçtı tüm sevdalar. Yada benim içimde bulunduğum çıkmazlar kaçırdı bir bir etrafımdaki sevdaları. Yada artık siz ne derseniz deyin. Benim dilim dönmedi daha fazla. Malum öldürdüm ben de varolan cümleleri. Dilim yaralar içerisinde…  </description>
<link>https://www.antoloji.com/bir-anka-kusuyum-biliyorum-yeniden-dogacagim-kullerimde-siiri/</link>
<guid>751517</guid>
<pubDate>2007-06-03T16:36:00+03:00</pubDate>
<author>Alperen Karadağ</author>
</item>
 <item>
<title>Bir gökkuşağı misali göründün penceremden</title>
<description>Bir gökkuşağı misali göründün penceremden… Perdeyi  araladım. Oradaydın, tam karşımda, uzattım ellerimi renklerine boyandım. Bak ne güzel… Serçe parmaklarım sarı, yüzük parmaklarım turuncu, orta parmaklarım kırmızı, işaret parmaklarım ise mavi… </description>
<link>https://www.antoloji.com/bir-gokkusagi-misali-gorundun-penceremden-siiri/</link>
<guid>751516</guid>
<pubDate>2007-06-03T16:34:00+03:00</pubDate>
<author>Alperen Karadağ</author>
</item>
 <item>
<title>Benden gideli çok olmuştu biliyorum</title>
<description>Her gidenin ve her bitenin ardından yazmam adettendir. Yine hazin sonlar hazırlayan kadere dair başımı önüme eğmen çaresizliğimdendir. Ölümüne suskunluğum acımdandır. İçime akıttığım yaşlar saygımdandır…  Sonu olmayan bir aşk, bir hayat, bir yaşam yada bir sevinç göremedim. Bu yüzden her şeyi kabullenip gidişim alışkanlığımdandır. Yaranamadım, sevilmedim, terk edildim gibi olumsuz olgulara yenik düşmemeyi öğrendim. Yaşanması gerektiği kadardı yaşanılması gerekenler diyerek avutuyorum çocuksu ruhumu. Olsun bu da geçer diyerek sıvazlıyorum eğdiğim başımı. Yok kimseye kırgınlığım, dargınlığım… Kusmuyorum öfkemi eskiden olduğu gibi… Anmak gerektiğine inandırdım kalbimi geçen günleri en layıkıyla. Düşlediğinde, gidenin yanında olacağına ve kaldığı yerden devam edeceğine her şeyin. İnandım.  Yokluğu acı verecekse de, görmek istediğinde göremeyeceksen de, sesini duymak istediğinde duyamayacaksan da bileceğim ki hala bıraktığım yerde hayatına kaldığı yerden yeni bir sayfa ve cebinde benden aşırdığı tecrübeleri ile yoluna devam edecek…  </description>
<link>https://www.antoloji.com/benden-gideli-cok-olmustu-biliyorum-siiri/</link>
<guid>751514</guid>
<pubDate>2007-06-03T16:32:00+03:00</pubDate>
<author>Alperen Karadağ</author>
</item>
 <item>
<title>Sen Tekildin Bense Çoğul...</title>
<description>Sen Tekildin Bense Çoğul…  Her geçen saniye, ana avrat yüzüme söven ve sonra arkasına bakmadan kaçan bir çocuk masumiyetinde geçip gider. Ömrümden çalınan her zaman dilimi parçası aslında beni biraz daha yaklaştırır özlemini çektiğim sonuma… İstediğim huzura bir adım daha yaklaşırım. Bu yüzdendir mi bilmiyorum sabırla beklemeyi sevmişimdir bekleteni. Kızamamışımdır. Aksine daha çok sevmişimdir beni kendimle biraz daha fazla baş başa bırakmasını… Özlem duymuşumdur yokluğunda. Çekilen acı kırbaçlamıştır yüreğimi ve dökmüşümdür bu haliyle içimi.  Oysa çok farklıydın ilk zamanlarda. Belki de göz yanılsamasıydın. Yada ne bileyim bir yıldız kayması. Sen tekildin, bense çoğul. Biliyorduk aramızdaki uçurumun kaç yar olduğunu. Düşsem, paramparça olurdum biliyordum ve ben çok korkuyordum. Ben, yamacında oturup seyredeyim isterdim batan günün kızıl rengini yahut doğmaya yeltenen kız kurusu güneşi. Engelliydi kaderim ve kötürüm olmuştu düşüncelerim.Karar veremiyordum. Gitmeli miydim yoksa kalmalı mıydım bu öldürgen hayatta…  </description>
<link>https://www.antoloji.com/sen-tekildin-bense-cogul-siiri/</link>
<guid>746030</guid>
<pubDate>2007-05-26T00:27:00+03:00</pubDate>
<author>Alperen Karadağ</author>
</item>
 <item>
<title>Birisinden Birisine</title>
<description>Dünden sonraki, yarından önceki gün; yani bugün… Dışarıda bir ilkbahar havası var ve Tanrı, griye boyadı sihirli fırçaları ile yaşadığım dört duvarımı, ilkbaharımı… Birisi var, çok uzaklarda ve hiç görmediğim. Yok yok, o kadar da uzak değil aslında. Sanki hemen yanı başımda. </description>
<link>https://www.antoloji.com/birisinden-birisine-siiri/</link>
<guid>470875</guid>
<pubDate>2006-06-05T23:09:00+03:00</pubDate>
<author>Alperen Karadağ</author>
</item>
 <item>
<title>Hayatın Acı Renklerine Büründüm</title>
<description>Bir gökkuşağı misali göründün penceremden… Perdeyi  araladım. Oradaydın, tam karşımda… Uzattım ellerimi renklerine boyandım. Bak ne güzel… Serçe parmaklarım sarı, yüzük parmaklarım turuncu, orta parmaklarım kırmızı, işaret parmaklarım ise mavi… </description>
<link>https://www.antoloji.com/hayatin-aci-renklerine-burundum-siiri/</link>
<guid>470873</guid>
<pubDate>2006-06-05T23:08:00+03:00</pubDate>
<author>Alperen Karadağ</author>
</item>
 <item>
<title>İyi ki Varsın Sevgili</title>
<description>Sensiz, bensiz, yarınsız, uykusuz bir yıl geçirdin. Yarım, sevgisiz, belki birazda içi buruk bir yılı bıraktın ardın sıra. Doğum günün. Dileklerinin, arzularının en yoğun olduğu andır şimdi. Hayallerinin, özlemlerinin, zirveye çıktığı, hatırlanmak  ve mutluluğu benimle yaşamak istediğin günlerden en özeli...Biliyorum dileğin benim, biliyorum ama affet sevgili seninle değilim...  Şükrediyorum her adını anışımda Tanrıya. Yıllar önce seni, benim olman adına yarattığı ve bana bağışladığı için seni. Ve şimdilerde dualar ediyorum her nefes alışımda, seni ömrümün sonuna kadar yazması ve bu öldürgen ayrılıklara son vermesi için. Bugün doğum günün. Yokluğumla perçinlenmiş, acı bir üslupla kulaklarımda çınlayan hüzünlü bir melodi yüzün. Ve sesin, avuçlarımda ufalanan ekmek kırıntıları. Ya o tenin, demir parmaklıkların ardında ışıyan, zor günlerimin doğan güneşi. Bugün senin doğum günün, benim ise bugün batan günüm. Birazdan götürecekler beni. Birazdan koyacaklar soğuk duvarlar arkasına. Günlerim geçmek bilmeyecek. Sana olan özlemimle ısıtmaya çalışacağım bedenimi...Kararacak tüm duygularım. Siyah örtüler çekilecek insanlığıma. Solacağım... Karşına, böyle bir günde, bu şekilde çıkmak istemezdim. Affet beni sevgili.  Bugün, toplayıp vermek isterdim avuçlarına, gökteki tüm yıldızları, ayı, gecenin mavisini... Çıkıp gelmek isterdim sana, binip asi rüzgarların sırtına... Yağmur bulutu olmak isterdim bugün; yüzünü, saçlarını okşamak için...  </description>
<link>https://www.antoloji.com/iyi-ki-varsin-sevgili-siiri/</link>
<guid>111505</guid>
<pubDate>2003-10-18T20:26:00+03:00</pubDate>
<author>Alperen Karadağ</author>
</item>
 </channel>
</rss>
