<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Ali Şeriati Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Garip Yolcu</title>
<description>yolcunun ayak izi bellidir  -kimdir bu yolunu yitiren, bu bilinmeyen yol-  ne kat ediyor?  </description>
<link>https://www.antoloji.com/garip-yolcu-21-siiri/</link>
<guid>2866856</guid>
<pubDate>2018-07-19T09:58:00+03:00</pubDate>
<author>Ali Şeriati</author>
</item>
 <item>
<title>Sendin</title>
<description>Sendin  Hakikat varlığın deryasında bir haykırış baharı birlikte getiren zemheri yaşamın umudun arkasındaki yanan mum çöl gecelerinin gizeminde  </description>
<link>https://www.antoloji.com/sendin-81-siiri/</link>
<guid>2235285</guid>
<pubDate>2016-03-26T17:49:00+03:00</pubDate>
<author>Ali Şeriati</author>
</item>
 <item>
<title>Laleye Söyledi</title>
<description>gözden yaş yerine kan geliyor gönül kanlandı gözden dökülüyor kanlandı gönül bu hüzünden, bu aşk hikayesinden efsun ahengi geliyordu görüyordu gidiyordu intizarımın iki gözü yolda giden ömür nasıl geri gelir </description>
<link>https://www.antoloji.com/laleye-soyledi-siiri/</link>
<guid>2235283</guid>
<pubDate>2016-03-26T17:48:00+03:00</pubDate>
<author>Ali Şeriati</author>
</item>
 <item>
<title>Zerrin Kûb’a Ağıt</title>
<description>ey kardeşim!  şahâb ve sen ey bacım! rüzgâr bana ağıt yak </description>
<link>https://www.antoloji.com/zerrin-kub-a-agit-siiri/</link>
<guid>2235281</guid>
<pubDate>2016-03-26T17:47:00+03:00</pubDate>
<author>Ali Şeriati</author>
</item>
 <item>
<title>Rişmili</title>
<description>Gözümden yaş yerine kan geliyor Gönül kan oldu gözümden geliyor  Gönül kan oldu bu hüzünden, efsun Ezgisi aşk öyküsünden geliyor  </description>
<link>https://www.antoloji.com/rismili-siiri/</link>
<guid>2235282</guid>
<pubDate>2016-03-26T17:47:00+03:00</pubDate>
<author>Ali Şeriati</author>
</item>
 <item>
<title>İnsan Olmak Zor</title>
<description>İnsan olmak bu dünyada, Öldürürlerken komşunun çocuklarını, kadınlarını İçine kor alevler düşerek susmaktan, Irzına geçilirken minicik bebeklerin Hani yaş fışkırır ansızın gözlerinden, İşte o kadar zordur. </description>
<link>https://www.antoloji.com/insan-olmak-zor-4-siiri/</link>
<guid>2235278</guid>
<pubDate>2016-03-26T17:46:00+03:00</pubDate>
<author>Ali Şeriati</author>
</item>
 <item>
<title>Yalnızlık</title>
<description>O “en büyük leke”ye takılıp kalmadım, dünyaya bulaşmadım Öğretmenliği ve sessizliği seçtim, hale bakıp sözlere aldırmadım diye, ALLAH’a hamdediyorum; içim içime sığmıyor Onlar altın topladılar, ben hazine buldum Onlar saraylar inşa edip bir kaç koltuk elde ettiler, ben tapınak inşa ettim ve iyilik </description>
<link>https://www.antoloji.com/yalnizlik-1367-siiri/</link>
<guid>2235279</guid>
<pubDate>2016-03-26T17:46:00+03:00</pubDate>
<author>Ali Şeriati</author>
</item>
 <item>
<title>Buradan Bir Yere Yol Yok</title>
<description>Yolcunun ayak izi bellidir kimdir bu yolunu yitiren, bu bilinmeyen yol- ne kat ediyor? bu yolculukta, bu yolda ne arıyor o? bu çölden arzu kentine bir yol var mı? -sevginin ak kucağında </description>
<link>https://www.antoloji.com/buradan-bir-yere-yol-yok-siiri/</link>
<guid>2235280</guid>
<pubDate>2016-03-26T17:46:00+03:00</pubDate>
<author>Ali Şeriati</author>
</item>
 <item>
<title>Onurlu Olmak Bu Dünyada</title>
<description>Onurlu olmak bu dünyada, ‘Ben nasıl doğurabilirim’ diye soran Meryem’in, Aşağılamalara boğun eğmesinden, ‘Rabbim bir Allah’ dediği için Asiye Göğüslerinden çivilenirken çarmıha Kızgın güneşte acıya inat gülümserken Cebrail’e </description>
<link>https://www.antoloji.com/onurlu-olmak-bu-dunyada-siiri/</link>
<guid>2235273</guid>
<pubDate>2016-03-26T17:45:00+03:00</pubDate>
<author>Ali Şeriati</author>
</item>
 <item>
<title>İnsan Olmak Bu Dünyada</title>
<description>İnsan olmak bu dünyada, Öldürürlerken komşunun çocuklarını, kadınlarını İçine kor alevler düşerek susmaktan, Irzına geçilirken minicik bebeklerin Hani yaş fışkırır ansızın gözlerinden, İşte o kadar zordur. </description>
<link>https://www.antoloji.com/insan-olmak-bu-dunyada-siiri/</link>
<guid>2235274</guid>
<pubDate>2016-03-26T17:45:00+03:00</pubDate>
<author>Ali Şeriati</author>
</item>
 <item>
<title>Sorumlu Olmak Bu Dünyada</title>
<description>Sorumlu olmak bu dünyada, Evladının mezarını tırnaklarıyla kazarken anne, İnna lillahi ve inna ileyhi raciun diyememekten, Prangalar vurulurken dillerimize Uzatıp ellerimizi, Dikenli güllere sarılmaktan daha zordur. </description>
<link>https://www.antoloji.com/sorumlu-olmak-bu-dunyada-siiri/</link>
<guid>2235275</guid>
<pubDate>2016-03-26T17:45:00+03:00</pubDate>
<author>Ali Şeriati</author>
</item>
 <item>
<title>Müslüman Olmak Bu Dünyada</title>
<description>Müslüman olmak bu dünyada, Kerem’in deldiği dağları sırtında taşımaktan, Susuzluktan kavrulurken peygamber torunları Fırat’ın kahpeye kan kusmasından, ‘Ben niye öldürüldüm’ derken kız çocuğu, Utançla cevap verememekten daha zordur </description>
<link>https://www.antoloji.com/musluman-olmak-bu-dunyada-siiri/</link>
<guid>2235277</guid>
<pubDate>2016-03-26T17:45:00+03:00</pubDate>
<author>Ali Şeriati</author>
</item>
 <item>
<title>Özgür Olmak Bu Dünyada</title>
<description>Özgür olmak bu dünyada, Ayın koynunda yatıp, güneşe sarılmaktan, Gezinirken Filistin yollarında, Ansızın toprağı koklamaktan, Bir değil, binlerce Fidanı devirirlerken yerlere, Kalbine saplanan ihanetin ucunu </description>
<link>https://www.antoloji.com/ozgur-olmak-bu-dunyada-siiri/</link>
<guid>2235272</guid>
<pubDate>2016-03-26T17:44:00+03:00</pubDate>
<author>Ali Şeriati</author>
</item>
 <item>
<title>Ey Özgürlük</title>
<description>“Ey özgürlük!  Seni seviyorum. Sana muhtacım. Sana aşığım. Sensiz yaşam zordur. Sensiz bende yokum. </description>
<link>https://www.antoloji.com/ey-ozgurluk-25-siiri/</link>
<guid>2235268</guid>
<pubDate>2016-03-26T17:31:00+03:00</pubDate>
<author>Ali Şeriati</author>
</item>
 <item>
<title>Sizi Rahatsız Etmeye Geldim</title>
<description>“İhsan:  Anladığım kadarı ile sona doğru gidiyorum. Kendimde ihtiyarlık ve zayıflığı daha çok hissediyorum. Bu durumum beni kafesten çıkmaya zorluyor. Buna girişince de kanatlarım kırılıyor vücudum kan ve yara içinde kalıyor, nefesim kesilerek düşüyorum. Duvarlar daralıp, tavanlar alçalıp pencereler sıkıştırdıkça, kaygan bir çukura düşmüş bir karınca gibi oluyorum. Dertler çok ağırlaşmış, benim harikulade gücüm tahammül edemez olmuş, dert tanelerini toplamak için sabrım kalmamış ve yine iç dünyamın dışında her şey, bir takım hederler, siyahlıklar, kirlilikler, kötülükler, facialar, musibetler, düşüşler, harabeler, sel, deprem, kıtlık, kölelik, yabancılık, kendinden kopmalık, vesvese…”  “Her neyse şimdilik, yazmak, söylemek, çalışma, sorumluluk, araştırma, önderlik, fikir, ilim, ıslah ve irşad benim için söz konusu değildir. Böyle olunca da yaşamak benim için olanaksızdır. Şimdilik benim için sorun “olmaktır” ki, onda öyle bir sıkışmışım ki, nefes almak bile zor oluyor bana. Yaşadığım her gün bana büyük bir dert olmuştur ki, sadece onu gidermek için uğraşıyorum.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/sizi-rahatsiz-etmeye-geldim-siiri/</link>
<guid>2235266</guid>
<pubDate>2016-03-26T17:18:00+03:00</pubDate>
<author>Ali Şeriati</author>
</item>
 <item>
<title>Biz Suçluyuz</title>
<description>Söylediklerim acı, sivri ve inciticidir. Eğer görüşlerimde hakikat payı olduğuna inanıyorsanız, lütfen, bu acıtıcı sözlerimden dolayı beni affedin. Zira maslahata göre konuşmak, insanların hoşuna gider. Yalan, hile ve pohpohlama tatlı, hakikat ise acıdır. Ağrının olduğu yeri uyuşturmak ve hastalığın varlığını inkâr etmek hastayı sakinleştirir. Ancak biz, hasta ile karşı karşıyayız ve acı da olsa şu gerçeği açık ve net bir şekilde ona söylememiz gerekir: “Kanser, kanında, beynin derinliklerinde ve kalbinin merkezinde büyük hasarlara neden olmuştur. Hastalık ilerlemiş, zaman kısıtlı ve musibet ağırdır.”  Bir kimse, yukarıda sözünü ettiğimiz geleneksel ve kapalı dinî muhitte dinin esaslarına inanır ve dindar olursa; İslâm, Şiilik ve Allah gibi dinî konulardan söz ederse, halkın teveccühünü kazanır, eli öpülür, geçimi temin edilir, saygı görür ve nur yüzlü, âlim ve manevî bir lider olarak telakki edilir. Hatta din yoluyla ve din adına bir servet de kazanır.  Ben ve benim gibilerin yaşadığı ortamda ise tam tersine, dine inanmak büyük bir suçtur. Bir öğretim üyesi, bir öğrenci, bir mütercim, bir yazar, bir sanatçı, bir şair, bir düşünür, bir filozof, bir sosyolog ya da bir psikolog dinî bir eğilime sahip olursa, bu durum, onun için sosyal, ilmî ve fikrî bir zaaf olarak kabul edilir. Bizim yaşadığımız ortam, geleneksel dinî muhitin tam tersi bir özelliğe sahiptir. Zira geleneksel dinî muhitlerde bir kişi, dua edip farz namazları kaçırmıyorsa, hele hele bazen nafile namazlar da kılıyorsa, hem maddi hem de manevi hayatını temin etmiş olur. Oysa bizim camiada, iyi eğitim gören, çağdaş okulları tanıyan, çağın kültürünü ve dünyaya bakışını bilen bir ilim adamı dinî, İslâmî ve Şiî inançlara sahip ise fikrî ve ilmî bütün kariyerlerini kaybeder. Eğer ilmî kişiliği, inkâr edilemeyecek bir güçte ise bu sefer ahlakî ve sosyal bakımdan eleştiriye ve ithama maruz olur ve onun hakkında şöyle sözler sarf edilir: “Bilimi, dinin hizmetine sokuyor ve şunun bunun menfaati için kullanıyor; böylece de insana ve zamana zarar verip halkın duraklamasına ve gerilemesine neden oluyor! ”  </description>
<link>https://www.antoloji.com/biz-sucluyuz-2-siiri/</link>
<guid>2235267</guid>
<pubDate>2016-03-26T17:18:00+03:00</pubDate>
<author>Ali Şeriati</author>
</item>
 <item>
<title>Sevgi Ve Aşk</title>
<description>Aşk, görme engelli bir coşku, görmezlikten kaynaklanan bir bağdır. Oysa sevgi, bilinçlice bir bağ; apaçık, duru bir görmenin sonucudur. Aşk genellikle içgüdüden su içer, içgüdüden kaynaklanmayan başka bütün olgular değersizdir. Oysa sevgi ruhun içinden doğar, bir ruhun yükselebileceği bütün yerlere, sevgi de onunla birlikte doruğa tırmanır.  Aşk, gönüllerin genelinde benzer biçimler ve renklerde gözlenmekte olup, ortak nitelik, durum ve görünümler taşır. Oysa sevgi her ruhta kendine özgü bir albeni taşır. Ruhun kendisinden rengini alır. Ruhlar da içgüdülerin tersine kendilerine özgü ayrı ayrı renk, tırmanış, boyut, tat ve kokular taşıdığından; ruhların sayısınca sevgiler olduğu söylenebilir.  Aşk, kimlikle ilişkisiz değildir. dönemlerin ve yılların ilerleyişinden etkilenir. Oysa sevgi; yaş, zaman ve kişiliğin ötesinde yaşar. Onun yüksek yuvasına günün, çağın eli yetişmez.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/sevgi-ve-ask-29-siiri/</link>
<guid>2235265</guid>
<pubDate>2016-03-26T17:17:00+03:00</pubDate>
<author>Ali Şeriati</author>
</item>
 <item>
<title>Kafes Ve Kış</title>
<description>Ey esir kuş!   Uzak bağlarda ötüyorsun. Kıştır… Ben senden çok uzaklarda, kargaların velvelesi arasından o kuşun sesini duyduğu andan itibaren sana uçma ümidi ve aşkıyla tutuşan kuşu görüyorum. Adeta kanatları da ateşte yanmış, kararmış… Ama o esirdir, kafesi dardır, kafesinin parmaklıkları zindanın demir parmaklıkları gibidir. Yeni kafese kapatılmış vahşi kuş gibi, gece gündüz kendini kafesin kapısına ve duvarlarına vuruyor. Kanatları dökülmüş, kanamış, kırılmış ve yaralanmış. Gözlerinden kan damlıyor. Su tası kan rengine boyanmış, yem kabı kırılmış, yemleri dökülmüş. Su içmiyor, tane yemiyor, gözleri kapanmıyor… Neden susmuş, biliyor musun? Neden artık sesini duymuyorsun, biliyor musun, biliyor musun? Onun delicesine uçmakla kapıya ve duvarlara çarpıp çırpınmakla, yaralanmaktan başka bir nasibi olmadı. Sonunda sessiz kaldı! Nasıl olduğunu biliyor musun? Bilmiyorsun; sen uzak bağlarda esirsin, onu göremiyorsun, sadece sesini duyuyorsun; ama ben onu şimdi görüyorum, ne için olduğunu biliyorum. O çok çabaladı, kafesten kaçmak için çok uğraştı, gücü oranında başını ve boynunu kafesten dışarı çıkardı, ama artık olmadı, yapamadı, göğsü, taşlığı, kafesin iki demir parmaklığı arasına sıkıştı ve yapamadı, daha fazla olmadı, olmuyor! Şimdi ben ağaçları, bu karlı rüzgârların acımasız kırbaçları altında çıplak, titreyen, moraran, bu kış vurmuş bahçede, bu bahçenin üstünde uçan uğursuz kargaların uğursuz gölgeleri ve çığlıkları arasında o köşede büyük ve demirden bir kafes görüyorum. Parmaklıkları kalın, sağlam ve birbirine yakın, kafesin tabanında kan rengine bürünmüş bir su kabı, kırılmış devrilmiş bir yem kabı, dökülüp etrafa saçılmış taneler, kan lekelerine bulanmış ve kafesi kaplamış tüyler içinde kuşun bedeninin yarısı kafeste kalmış, diğer yarısı ise kafesin dışında… Kafesin iki demir parmaklığı göğsünü sıkıştırmış, nefes almasına engel oluyor… Ben onu görmemek için gözlerimi kapatıyorum, duymamak için kulaklarımı kapatıyorum. Ey uzak bağlarda öten esir kuş! </description>
<link>https://www.antoloji.com/kafes-ve-kis-siiri/</link>
<guid>2235264</guid>
<pubDate>2016-03-26T17:15:00+03:00</pubDate>
<author>Ali Şeriati</author>
</item>
 <item>
<title>Ebuzer</title>
<description>Düşmanlarım beni tüm zamanların açlarının çehresinde tek tek görmüyorlarsa çoktan ölmüşlerdir. </description>
<link>https://www.antoloji.com/ebuzer-siiri/</link>
<guid>2235261</guid>
<pubDate>2016-03-26T17:14:00+03:00</pubDate>
<author>Ali Şeriati</author>
</item>
 <item>
<title>Zindan Mumu</title>
<description>sehere dek, ey mum, başucumdaki bu gece Allah için uyanık ol  hüznün gölgesi gönle çöktü ansızın bu gece acı bana hüzünlen.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/zindan-mumu-siiri/</link>
<guid>2235259</guid>
<pubDate>2016-03-26T17:13:00+03:00</pubDate>
<author>Ali Şeriati</author>
</item>
 </channel>
</rss>
