<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Ali İhsan &#220;nal Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Bir bakıma, seni seviyorum…</title>
<description>Bir bakıma, seni seviyorum… Hani aydınlık olmayınca sadece pencere kenarındayken geliyorsun yanıma. Ya ay yardımcı oluyor sana yada bulutsuz bir gökyüzü mavisi. Bazen tek başıma kalıyorum, ilk yardıma koşan yine sen oluyorsun çatlayan şehrin ortasından kaçarak.  Bir bakıma, seni sevmiyorum… Olur, olmadık yerde her daim yanım da oluyorsun. İhtiyacım olmadığı an da benim özelime el uzatıyor sırrımı açığa çıkarıyorsun. Bu durumda her zaman beni yağmalıyor kendine beni düşman ediyorsun. Bütün perdeleri kapatıyorum ve her taraf siyah… Kendi suretim den bile kaçıyorum o zamanlarda. Ama sen bir yolunu bulup ardım sıra takılıyorsun ayaklarıma. </description>
<link>https://www.antoloji.com/bir-bakima-seni-seviyorum-siiri/</link>
<guid>1259259</guid>
<pubDate>2009-09-23T23:07:00+03:00</pubDate>
<author>Ali İhsan Ünal</author>
</item>
 <item>
<title>Bir koşuşturma bizimkisi...</title>
<description>Bir koşuşturma bizimkisi. Sen koşuyorsun, Ben ebe… Nereye? Dur yoruldum… Diyemeyecek kadar </description>
<link>https://www.antoloji.com/bir-kosusturma-bizimkisi-siiri/</link>
<guid>1259258</guid>
<pubDate>2009-09-23T23:05:00+03:00</pubDate>
<author>Ali İhsan Ünal</author>
</item>
 <item>
<title>Ressam ve mumdan güneş... (Hikaye)</title>
<description>Bir gece yarısı, ben elimde fırça ile yeni başladığım bir tablonun önünde uyuyakalmışım. Birden cama bir şey çarptı, ben onun sesiyle birden irkildim. Elimdeki fırça yere düştü ve boya tabloya döküldü. Gözlerim puslu puslu saate baktım, yel kovan gecenin saat üçünü gösteriyordu. Cama koştum ve perdeyi araladım karşıma çıkan manzara bambaşkaydı. İki güvercin bir birine sokulmuş, uğultular içinde bana bakıyorlardı. Hava açık, dolunay var üstelik. Kafamı eğip gökyüzüne baktım bir taraf masmavi bir taraftan yağmur geliyordu ve rüzgar da başlamıştı. Perdeyi açık bırakarak arkamda duran sandalyeye oturdum… Bir kadeh içki koydum ve dışarıyı seyretmeye başladım. Ay ışığı cama yansıyordu ve yağmur tanecikleri pırıl pırıl parlıyordu. Rüzgâr hızını artırdıkça güvercinler sendeleniyor cama dayanıyordu. Yere düşen fırçamı aldım, bu kez tablo için bir bezi değil, kâğıt seçtim. Önce boyayı emmesi için astarladım sonra fırçamı yıkadım ve odanın ışığını söndürdüm. İlk çalışmam olacaktı bu benim, bir kâğıt üzerine ve karanlıkta, üstelik kendime hiç yanlış yapma payı bırakmadan. Aslında istediğim, görüntünün ortaya konulması değil o anki düşüncelerin, bakışın, korkuların ve doğanın en doğal halini çizmekti. Bunun için kendimi onların yerine koymam gerekiyordu. “Acaba ben onların yerinde olsam ne düşünürdüm? Korkularım hangi boyutta olurdu ve göremediğim bir şeyin ısrarla beni düşürmeye çalıştığı ve benim düşmemek için kendimi daha sıkı bir şeye tutunmam gerektiren şey neydi? Üzerime düşen taneciklerin şiddeti giderek artıyor, üşümeme neden oluyordu. Peki, benim buna karşı koyacak bir gücüm olmadığını nerden biliyordu” diye sorular sordum kendime. Bir mum yakıp pencerenin kenarına koydum. Güvercinler önce ürperdi sonra dikkatli dikkatli baktılar ve bir süre sonra rüzgara sırtını döndüler. Dışarı da bardaktan boşalırcasına bir yağmur yağarken bunları bu kadar cesaretlendiren neydi diye düşündüm. Evet, güneş dedim kendime. Güvercinler mum ışığını güneş sanmışlardı. Hemen fırçayı elime aldım ama bir türlü çizmeye başlayamıyordum cesaretim yok gibiydi bir şeyler eksikti bunun farkındayım ama ne? Tekrardan malzemeleri gözden geçirdim her şey tam ama içim rahat değil. Bir sigara daha yaktım ve kendimdeki eksiği armaya başladım. Birden gözlerimi kısarak cama baktım kendimi gördüm, mum ışığında yansıyan gölgem cama vuruyordu ve güvercinler kafalarını sallayarak uğultularını iyice artırmıştı. Birinin burnu mavi diğerininki beyazdı. Kuşçudan öğrendiğim kadarıyla mavi burunlu erkekti. Peki, bunlar sevgilimiydi? Öyle olmasa da ben öyle düşündüm. Çünkü bir erkek başka ne için kendini feda eder ki. Veya bir kadın başka ne için bu kadar cesaretli olabilir ki. Onlar bir sevgiliydi. Ancak iki sevgili rüzgarı arkasına alıp birbirine sarılarak güneşin doğuşunu seyrede bilirdi… </description>
<link>https://www.antoloji.com/ressam-ve-mumdan-gunes-hikaye-siiri/</link>
<guid>1253978</guid>
<pubDate>2009-09-13T02:59:00+03:00</pubDate>
<author>Ali İhsan Ünal</author>
</item>
 <item>
<title>Ufuklar da gözüm yok...</title>
<description>Sesini duyunca söyleyeceklerimi unutmam, Dün anlatacaklarımın bugün aklıma gelmesi Hafızamın senden başka bir şeye ihtiyacı olmadığındandır. Anlatacaklarım belki söylemek istediklerimin yarısıdır ama Bunları bile bir araya getirmek, Bu bedenin yapacağı en mükemmel bir iştir. </description>
<link>https://www.antoloji.com/ufuklar-da-gozum-yok-siiri/</link>
<guid>1253976</guid>
<pubDate>2009-09-13T02:57:00+03:00</pubDate>
<author>Ali İhsan Ünal</author>
</item>
 <item>
<title>Gökyüzüme bulut sızmış..</title>
<description>/…/Bakma öyle, bugün keyfim yok bir tek atıp gideceğim. Sana bir şey soracağım, gitmek mi?  Kalmak mı? Sence hangisi en kolayıdır. /…/ Bak arkadaş ben her Eylül de bir ağacın gölgesine kendimi saklarım ve her gece bir ağaca artık emanetini geri verme zamanıdır derim. Ağaç ilk önce sallanır sonra üzülür ve yapraklarını döker ben konuşmaya devam ederim. Sen yeşerirken bir gün, yeşerdiğin gibi solacaksın ve sonra çıplak kalacaksın diye söylemediler mi? Evet, söylediler! ... Ama gölgemden hiç bahsetmediler. Ben her gün o gölgemle o kadar insana meydan okudum, şimdi bir rüzgâra boyun eğmek gururuma donuyor dedi bana. Bende sırtımı döndüm ve üzgünüm ama sana verilen zaman doldu dedim. Şimdi; bu durumda kalmakta çok zor gitmekte ama kalmak en zorudur. Peki, sen ne diyorsun? ... Ben hiç gitmedim ki. Eğer kırılacak filizlerim varsa bu da zamanı geldiği için olsun. Ama zamanı değil biliyorum. Senin bir ismin var “sonbahar” diyorlar sana. Benim yaşadığım şeyin ismini bile koyamadım. Ama yeni doğmuş bir çocuk gibi benimki, bende onunla yeniden doğdum ve büyüyeceğim. O çocuktan öğrenecek çok şeyim var. /…/ O zaman sen ismini “bulut” koymalısın her mevsimde yaşamalı. Rüzgâra da karşı koymalı güneşe de. Yağmasını da bilmeli açmasını da. /…/ Haklısın, o zaman bana müsaade. Gökyüzüme bulut sızmış sahiplenmem gerekir. </description>
<link>https://www.antoloji.com/gokyuzume-bulut-sizmis-siiri/</link>
<guid>1235162</guid>
<pubDate>2009-08-10T02:55:00+03:00</pubDate>
<author>Ali İhsan Ünal</author>
</item>
 <item>
<title>Söylenmemiş sözlerimin sahibi....</title>
<description>Bir gökyüzüne sahibim. Bazen yağmurlu, Bazen güneşli. Bazen bulutlu, Bazen de masmavi. Ama… </description>
<link>https://www.antoloji.com/soylenmemis-sozlerimin-sahibi-siiri/</link>
<guid>1235161</guid>
<pubDate>2009-08-10T02:50:00+03:00</pubDate>
<author>Ali İhsan Ünal</author>
</item>
 <item>
<title>Bir sahnedir artık ağzım...</title>
<description>Bir biri ardına koyduğum Harflerin oluşturduğu iskele, Bir birini tanımayan kişiliklerin Karşılıklı kaçamak bakışlar attığı, Kimi ayaklarını sallandırarak, Kimi ayakta gözlerini kısarak, </description>
<link>https://www.antoloji.com/bir-sahnedir-artik-agzim-siiri/</link>
<guid>1232018</guid>
<pubDate>2009-08-05T00:37:00+03:00</pubDate>
<author>Ali İhsan Ünal</author>
</item>
 <item>
<title>Bir balık...</title>
<description>Durulursa eğer bulanık deniz. Mavi sular da balık olmak, Dalgalarıyla boğuş hoş olurdu. Bir balıkçının oltasına takılmadan, Güneşi su altından selamlamak ne güzel… Ama deniz büyük ve üstelik rüzgâr var. </description>
<link>https://www.antoloji.com/bir-balik-3-siiri/</link>
<guid>1222990</guid>
<pubDate>2009-07-20T23:40:00+03:00</pubDate>
<author>Ali İhsan Ünal</author>
</item>
 <item>
<title>Atalet (işlemezlik)</title>
<description>Sonsuzluğa açılan kapıların ardın da, Ne getireceğini merek etmiyor değilim doğan güneşin! ... Üşüyorsam eğer sahil boyun da, Limana ilk demir atan âşık ben değilim… Atalet’ine sığındığım hayatın, </description>
<link>https://www.antoloji.com/atalet-islemezlik-siiri/</link>
<guid>1220070</guid>
<pubDate>2009-07-16T00:22:00+03:00</pubDate>
<author>Ali İhsan Ünal</author>
</item>
 <item>
<title>Gidiyormusun? ....</title>
<description>Gidiyor musun?  Güneş yarım doğdu, Ve bugün çok soğuk… Çoraplarımı giydiğim halde, Parmak uçlarım sızlıyor. Söyleyemediğim kelimelerin ertesindeyim, </description>
<link>https://www.antoloji.com/gidiyormusun-15-siiri/</link>
<guid>1219545</guid>
<pubDate>2009-07-15T02:26:00+03:00</pubDate>
<author>Ali İhsan Ünal</author>
</item>
 <item>
<title>Gece ve Ben...</title>
<description>Ey güneş! ... Bir gün saçlarımın kıyısından batmalısın, Gözlerim de mehtabına bakmalıyım. Parmaklarımda oturan sevgililer, Ve dilimde balık arayan martılar Öpüşmeli… </description>
<link>https://www.antoloji.com/gece-ve-ben-33-siiri/</link>
<guid>1218932</guid>
<pubDate>2009-07-14T00:46:00+03:00</pubDate>
<author>Ali İhsan Ünal</author>
</item>
 <item>
<title>Yakamoz....</title>
<description>İçimde ki çocuğun ismini Mavi koydum. Akşamları gözlerimde Yakamoz… Kirpiklerim yaralarken mehtabı Ay, şakağından vuruyordu denizi. </description>
<link>https://www.antoloji.com/yakamoz-65-siiri/</link>
<guid>1205539</guid>
<pubDate>2009-06-24T01:29:00+03:00</pubDate>
<author>Ali İhsan Ünal</author>
</item>
 <item>
<title>Merhaba dostum... (Hikaye)</title>
<description>Merhaba dostum. Yine ben geldim ama bu kez ellerim boş, sana verecek simit’im yok. Ama sana anlatacak bir hikâyem var. Bugün sohbeti yavan yapacağız. Dün onu gördüm… Bakma bana öyle, sadece durup izledim. Biliyorum kızacaksın, kanadın kırık olmasa beklide beni yalnız bırakacaksın. Ama dinle… Ben onu gördüm o beni tanımadı… Manav’ın orada karşılaştık biraz erik aldı,  beli ki halen erik seviyor. Tıpkı eskisi gibi tadına bakarak “hım çok güzelmiş” dediği an; ben… Ben bir an gözlerimin dolduğunu fark ettim. Ve “ne kadar olsun hanımefendi” dedim. O “ fazla değil bir kg yeterli, zaten çok yediğimden değil… Yıllardır arıyorum ama ilk yediğim erik tadını bir türlü bulamıyorum.”  Hafif tebessüm ederek “ ilk tat başkadır, tıpkı ilk aşk gibi” dedim. Sonra gözlerimin içine bakarak güldü ve teşekkür ederek gitti. Elinden tutup, ben Ahmet tanımadın mı? Demek istedim. Ama belli ki ben hiç değişmemişim korktum… Bulunduğum yere yığıldım, dudaklarıma düşen yaşları yuttum. Görenlere “manav Ahmet ağladı sonunda” dedirtirmiyim. </description>
<link>https://www.antoloji.com/merhaba-dostum-hikaye-siiri/</link>
<guid>1203005</guid>
<pubDate>2009-06-19T21:26:00+03:00</pubDate>
<author>Ali İhsan Ünal</author>
</item>
 <item>
<title>Terezina...</title>
<description>Terezina.... İsmini hatırladım dün gece, gördüğüm bir kağıt sayfasında. Beynimin 15 yıldır gebe kaldığı düşüncemin doğum sebebi Terezina. İsminin geçtiği her an dudaklarımda bir gemi vuruyor karaya. Rodos'un narin çiceği... Gözlerini hatırladıkça gökyüzüne nispet yapıyorum ve binlerce güneş doğuyor saçlarında. </description>
<link>https://www.antoloji.com/terezina-siiri/</link>
<guid>1202890</guid>
<pubDate>2009-06-19T17:00:00+03:00</pubDate>
<author>Ali İhsan Ünal</author>
</item>
 <item>
<title>Umuda yolculuğa çıkarmısın benimle.... (Hikaye)</title>
<description>Bir kapı eşiğinde göz göze geliyoruz. Sen merhaba diyorsun, bende sana karşılık veriyorum. Sonra bir düğün salonunda karşılaşıyoruz. Bir an gözlerine takılıyor gözlerim, ilk kez bu kadar uzun bakıyorum sana. Sonra bir sigaraya yenik düşüyor sevincim dışarı çıkıyorum, sigara içerken seni düşlüyorum hiç olmadık bir anda kafama takıyorum. Sonra beynime çakılıyor sesin ve ben sesinin titreşimlerinde aşk aramaya başlıyorum. Sigarayı yarım bırakarak içeri giriyorum. Karşımda ilk gözüme takılan yine sen oluyorsun. Hayır diyorum kendime, olmaz diyorum, ama olmuyor dediğim gibi. Ben kalbime yenik düşüyorum. Yanına gelip konuşmak için bahaneler uyduruyorum kendimce, aslında saçmaladığımın farkındayım. Seninle baş başa kalmak için ateş istiyorum ve sigara teklifinde bulunuyorum. Saçmalıyorum yine, sonra kararımı değiştirip “neyse sen kal ben içip geleyim” diyorum. En kötüsü düğün salonunda olduğumuzu unutmuşum. Sonra telefon çalıyor ve yine sen “nerde kaldın gelsene” diyorsun. Ben “birazdan geliyorum” diyerek telefonu kapatıyorum. Aklım karma karışık öyle bir dünyaya açılmış ki kapılar, ben dans’ı unutmuşum. İçeri geldiğimde dans edilecek diyorlar, ben direk gözlerine bakarak seni dansa kaldırıyorum… Sonra ellerin boynumda ve sen hiç olmadığın kadar yakınımdasın. Ellerim belin de ve fonda “Balıma” şarkısı ben bulutların üzerinde sen kanatlarım olmuşsun. En kötüsü yaşadığım bu büyük aşkın sen farkında değilsin aslında bende farkında değilim. Müzik sanki bizim için çalıyor, sahne bomboş bir sen birde ben, herkes bizi izliyor. İki de bir bir şeyler söylüyorum, sende her seferinde kafanı sallayarak gülüyorsun. Ve dans bitiyor sonra ben kendimi dışarı atıyorum beynim tamamen savaş veriyor kalbim ile bedenim olan bitenden habersiz. Ve vakit bitiyor ben seni eve bırakıyorum ki aklım başımda değil. Eve geldiğimde içim içime sığmıyor. Ben sana duygularımı açıklamaya karar veriyorum başka çarede bırakmıyor aslında kalbim. Söylüyorum âşık olduğumu, sen şaşkınlık içinde, ben ardı ardına şarkılar armağan ediyorum. Seni konuşturmuyorum sen sorular yöneltiyorsun bana ben hepsine “âşık oldum, bunun bir süreci yok bir anda bir bakış ile içime bir şey oldu ve başka bir göz ile baktım sana sonrasında aklım başımdan gitti” diyerek sana belli etmeden kızıyorum kendime “keşke söylemeseydim şimdi hepten kaybedeceğim”. En sonunda kabul ediyorsun her şey o kadar güzel gidiyor ki, ben sana iki günde sevdiğimi söylüyorum ve sevdiğimi söylediğim gün sana haksızlık ediyorum. Ne yazık ki bu kez kalbime değil gururuma yenik düşüyorum ve bir hayat için milyonlara değer bir kalbi kırıyorum. Hayatım da ilk olan aşkın yerine, başkalarının düşüncelerini göz önüne alarak istemediğim bir şeyi yapıyorum. İlk hatam da orada oluyor, pişmanlığın faydası yok çünkü hak etmediği bir şey yapmıştım ve hak etmediğim denizlere yelken açmıştım. Sonrası her şey tersine gitmeye başlıyor, aklımdan bir türlü çıkaramıyor üstelik gittikçe bağlanmaya başlıyorum sana. İlk defa verdiğim karar karşısında başımı öne eğiyorum. Suçluluk duygusu gönderdiğin mesajlar ile bedenimi param parça ediyor, pişmanım diye haykırıyorum ama çok geç artık sen yoksun.  Sonra tekrar karşılaşıyoruz aslında en başından kaybettiğimin farkındayım ama şansımı halen daha zorluyorum. Bu defa da hırsıma yenik düşüyor ve ikinci hatamı yapıyorum. Sesinin kulağımı dökülmüş bir cıva olduğunu unutmuşum. Her şeyi doğru yaptığıma inanırdım ama sen hariç her şey yanlış. İnsanın yaptığı hataları, hatayı yaptığına anlatması ne zor! Her şey bir yana, yüzünün kızarıklığını saklamak imkânsız ve sonrasında sevdiğini, âşık olduğunu söylemek. Son olarak yürüdüğümüz o yol, berbat cümlelerle kirlettiğim ve layık olmadığım bir yüreği hak etmediği şekilde kırılmasının sebebi olmak. Her şeyi ile haklıydı ve her şeyi ile güzel bir aşktı. Fakat ben acemi bir âşıktım… </description>
<link>https://www.antoloji.com/umuda-yolculuga-cikarmisin-benimle-hikaye-siiri/</link>
<guid>1202886</guid>
<pubDate>2009-06-19T16:53:00+03:00</pubDate>
<author>Ali İhsan Ünal</author>
</item>
 <item>
<title>Simit yerine çay...</title>
<description>Düşüncelerim yorgun bu aralar, Ya da kalbimin düşünmeye vakti yok... Ellerimi rüzgara kaptırdığımdan beri, Limandan kalkan gemilere el sallayamıyorum. Biçare yaşantımın, İskelesinden ayaklarımı soktuğum denizimin </description>
<link>https://www.antoloji.com/simit-yerine-cay-siiri/</link>
<guid>1202885</guid>
<pubDate>2009-06-19T16:52:00+03:00</pubDate>
<author>Ali İhsan Ünal</author>
</item>
 <item>
<title>İstanbul İstila edilmiş! ...</title>
<description>Dili… Dini… Kültürü farklı, Milyonlarca insan geziyor Beynimin dar sokaklarında! Kilisenin kapıları sonuna kadar açık! </description>
<link>https://www.antoloji.com/istanbul-istila-edilmis-siiri/</link>
<guid>1196167</guid>
<pubDate>2009-06-09T17:54:00+03:00</pubDate>
<author>Ali İhsan Ünal</author>
</item>
 <item>
<title>Terezina/SON...</title>
<description>Terezina... Gökyüzümdün, Mavini kaybettim. Güneşimdin, Sıcaklığını. Şimdi, nefesinin bıraktığı dudaklarından başka hiç birşey kalmadı, </description>
<link>https://www.antoloji.com/terezina-son-siiri/</link>
<guid>1196166</guid>
<pubDate>2009-06-09T17:53:00+03:00</pubDate>
<author>Ali İhsan Ünal</author>
</item>
 <item>
<title>Hyat hep aynı.</title>
<description>Hayat hep aynıydı benim için. Sadece hayatıma girenler farklıydı. Bu da benim suçum değil..  Hiç bir gelende gideni aramadım. Her gelende yeniden doğdum.. </description>
<link>https://www.antoloji.com/hyat-hep-ayni-siiri/</link>
<guid>1196157</guid>
<pubDate>2009-06-09T17:47:00+03:00</pubDate>
<author>Ali İhsan Ünal</author>
</item>
 <item>
<title>Mektup...2</title>
<description>Ne kadar bu yazdığım son mektup desem de… Noktayı koyduktan sonra bir şeyler depreşiyor içimde. O yüzden öyle ki sana yazacağım mektupların bir sonu olmayacak ve belki unuttuğun bir şeyleri hatırlatmak isteyecek ellerim..  Bana geldiğinde kimsesizdin. Her şeyin tam takırdı, oysa sen hep yarımdın daha doğrusu sen sen değildin. Arkasına saklandığın elbiselerin sana yalnız olmadığını söylüyor ve sen bu yalana göz göre göre inanıyordun. Bir elinde dumanlattığın sigara bir elinde boştu oysa. </description>
<link>https://www.antoloji.com/mektup-2-19-siiri/</link>
<guid>1196155</guid>
<pubDate>2009-06-09T17:46:00+03:00</pubDate>
<author>Ali İhsan Ünal</author>
</item>
 </channel>
</rss>
