<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Ahsar Zerefşan Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Hâlâ Buradayım</title>
<description>Hâlâ.  Hâlâ buradayım.  Hâlâ aynı sokaklardan geçiyorum , farklı şehirlerde, farklı yıllarda, aynı yürekle. Her virajda bir umut, her kırmızı ışıkta bir duraksama, her camdan dışarı baktığımda bir "ya şimdi?".  </description>
<link>https://www.antoloji.com/hala-buradayim-4-siiri/</link>
<guid>3826249</guid>
<pubDate>2026-05-04T22:33:00+03:00</pubDate>
<author>Ahsar Zerefşan</author>
</item>
 <item>
<title>Sen Kelimelerin Utancı/ Ben, Harflerin Celladı</title>
<description>   Sen, harflerin utancısın. Sen, kalemin utandığı satırsın. Sen, üslubun celladı; anlamın yetimisin. </description>
<link>https://www.antoloji.com/sen-kelimelerin-utanci-ben-harflerin-celladi-siiri/</link>
<guid>3808324</guid>
<pubDate>2026-03-23T23:49:00+03:00</pubDate>
<author>Ahsar Zerefşan</author>
</item>
 <item>
<title>Çağrı Ortada, Sağırlık Tercihte</title>
<description>ÇAĞRI ORTADA, SAĞIRLIK TERCİHTE Sen sağır mısın? Yoksa sağır olmayı mı seçtin? Vahiy, bir gök gürültüsüdür aslında. Ama bazı kalpler, Yıldırım düşse de uyanmayacak kadar ölüdür. </description>
<link>https://www.antoloji.com/cagri-ortada-sagirlik-tercihte-siiri/</link>
<guid>3806776</guid>
<pubDate>2026-03-18T23:56:00+03:00</pubDate>
<author>Ahsar Zerefşan</author>
</item>
 <item>
<title>Adın Bir Yangın</title>
<description>Aklıma geliyorsun, aklım gidiyor; Zindanlar şahidim olsun, yüreğim kan ağlıyor. Sanki kaleden kaleye bir ateş düşüyor. Her anın cellat, her sözün ip oluyor. Ferman padişahın, ama can senin ellerinde. Mahşer midir nedir bu yangın içimde? </description>
<link>https://www.antoloji.com/adin-bir-yangin-siiri/</link>
<guid>3804516</guid>
<pubDate>2026-03-11T20:48:00+03:00</pubDate>
<author>Ahsar Zerefşan</author>
</item>
 <item>
<title>Bir Kiracının Zaman Defteri</title>
<description>Ey zaman, Ey asır, Ey susarak her şeyi kaydeden tarih, Ey amansız sürgün saati, Ey duvarları kulak, zemini gözyaşı olan zindan, Ey gelgiti bilmeyen derya, </description>
<link>https://www.antoloji.com/bir-kiracinin-zaman-defteri-siiri/</link>
<guid>3796008</guid>
<pubDate>2026-02-17T23:50:00+03:00</pubDate>
<author>Ahsar Zerefşan</author>
</item>
 <item>
<title>Bir Şifre Çözme Değil, Bir Şifreleme</title>
<description>Kavisli, kadim, bir anahtarın ilk dişi.  Eşiğin ta kendisi. Rüyaların karnında bükülen bir hilal. Suskunluğun sultanı. Gece göğündeki tek yıldız. Bir iğne deliği. </description>
<link>https://www.antoloji.com/bir-sifre-cozme-degil-bir-sifreleme-siiri/</link>
<guid>3783855</guid>
<pubDate>2026-01-22T01:17:00+03:00</pubDate>
<author>Ahsar Zerefşan</author>
</item>
 <item>
<title>Feth Edilen Huzur</title>
<description>Beklemek, bir kahramanın sabrını sınayan en uzun savaştır. Zamanı, özlemin kılıcıyla ikiye böler. Ve zafer, beklenenin gelişiyle taçlanır..Gönül kaleleri düştüğünde, ele geçirilen en değerli toprak, huzurun tahtı olur. İşte orası, fethedilen vatandır. </description>
<link>https://www.antoloji.com/feth-edilen-huzur-siiri/</link>
<guid>3765392</guid>
<pubDate>2025-12-05T11:34:00+03:00</pubDate>
<author>Ahsar Zerefşan</author>
</item>
 <item>
<title>Gelmiyor muyum Aklına</title>
<description>Gelmiyor muyum aklına… Bir adım geride, bir nefes ötede, kalbinin en kuytu köşesinde bekleyen bir hatıra gibi. Bir şarkı çaldığında, bir rüzgâr yüzüne dokunduğunda, Bir sokak lambası geceyi yarıp gözlerine değdiğinde Ben, usulca geçmiyor muyum aklından… Susuşlarında bile ben vardım. </description>
<link>https://www.antoloji.com/gelmiyor-muyum-aklina-siiri/</link>
<guid>3762292</guid>
<pubDate>2025-11-27T13:44:00+03:00</pubDate>
<author>Ahsar Zerefşan</author>
</item>
 <item>
<title>Sana Rahmet Olsun Ey Ahmet Kaya</title>
<description>Devrimci insanları her zaman sevmişimdir… Çünkü onlar, dünyanın sessizliğine itiraz eden yüreklerdir. Herkes başını öne eğdiğinde, bir çift göz vardır göğe bakan; O gözlerin içinde adaletin ateşi, umudun son nefesi yanar.  Bir devrimci, sabahları sadece güneş doğsun diye değil, </description>
<link>https://www.antoloji.com/sana-rahmet-olsun-ey-ahmet-kaya-siiri/</link>
<guid>3756467</guid>
<pubDate>2025-11-10T23:20:00+03:00</pubDate>
<author>Ahsar Zerefşan</author>
</item>
 <item>
<title>Adanokya</title>
<description>Bir ada gibi çıkmalısın karşıma, Haritalarda adı bile yazılmamış, Hiç keşfedilmemiş bir ada… Sahillerin, beyaz kumdan bir rüya gibi Aklımı sessizliğin içine çekmeli. Tropik bir gece gibi düşmeli üstüme, </description>
<link>https://www.antoloji.com/adanokya-siiri/</link>
<guid>3755615</guid>
<pubDate>2025-11-08T12:00:00+03:00</pubDate>
<author>Ahsar Zerefşan</author>
</item>
 <item>
<title>Son Sukut</title>
<description>Bak, ben gidiş denen şeyi en ince ayrıntısına kadar düşünmüşümdür. Öyle aniden, bir kapıyı çarpıp gitmek değil benimki. Daha ziyade, her yutkunuşunda boğazında hissettiğin ama bir türlü indiremediğin o taş gibi, sessizce yerleşip, sessizce çekip giderim. İncitmeden, kırmadan, dökmeden...  Ve giderken, senden çok şey değil, sadece "az"ını alırım. Çok değil, bir yaprak hışırtısı kadar sesimi geri toplarım. Çok değil, göz bebeklerine düşen son yansımamı usulca söndürürüm. Çok değil, nefesimin buğusunu çekip alırım aynamızdan. Geriye kalan her şey, hatıraların enkazı olsun isterim. İşte o "az"ları topladığımda anlarsın ki, aslında her şeyinmişim; ve gidişim, varlığımın 'ne kadar' değil, 'nasıl' olduğunun son kanıtıdır.  Kendimi geriye doğru bırakırım, bir uçurumun kenarından sessizce. Düştüğüm yer, bir coğrafya değil, bir hiçliktir. Üzerine yazı yazılan kum gibi, dalganın gelişiyle birlikte teslim olurum sükunete. Dümdüz, pürüzsüz bir hal. Ne bir acı, ne bir özlem, ne de bir pişmanlık.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/son-sukut-siiri/</link>
<guid>3754658</guid>
<pubDate>2025-11-05T11:51:00+03:00</pubDate>
<author>Ahsar Zerefşan</author>
</item>
 <item>
<title>Meleklerin Omzunda</title>
<description>O yangına ilk adımımı attığımda, ciğerlerime dolan dumanın sadece yanan beton ve topraktan değil, insanlığın yitip giden onurundan yükseldiğini hissettim. Her dağıttığım gıda paketi avucumda bir utanç yükü gibi ağırlaşıyordu, çünkü biliyordum ki bu geçici bir rahatlamaydı; asıl açlık adaletsizliğin doğurduğu o derin, ruhsal açlıktı. Yaralıların yaralarını sararken, her gazlı bezin altında sadece kanayan et değil, insanlığın parçalanmış vicdanı vardı. Sonra o dağa tırmandım , Musa'nın Sina'sına değil, modern zamanların çarmıhına gerilmiş bir halkın acılarının Sina'sına. Ellerimi açtığımda, dünyevi hiçbir şey dilime dolanmadı. Orada, o kutsal yıkıntılar arasında, dünyanın bütün maddi zenginlikleri anlamsızlaşmıştı. Sadece bir anne'nin gözyaşlarının dindiği, bir çocuğun "ölecek miyim?" sorusunun cevapsız kalmadığı bir an için yalvardım. Kendi gafletimle yüzleştim orada; ben ki dünyanın geçici süsleri için endişelenen, oysa bu insanların sadece bir sonraki nefesleri için dua ettiğini gören... Ama asıl sınav, o Gazze kadınlarının yüzlerine bakmaktı. Yemin ederim ki, onların gözlerinin derinliklerinde insan tuz gibi eriyor. Her biri, asırlardır süren bir zulmü sadece bakışlarıyla anlatan canlı tarihlerdi. Yüzleri toz toprak içinde, giysileri yırtık, ama duruşları öyle bir ihtişamla doluydu ki, karşılarında âdeta bir hiç olduğunu hissediyorsun. Sanki melekler onların omuzlarına konmuş, Allah'ın nuru alınlarına damlamıştı. En acımasız bombaların bile söndüremediği o içsel ışık, onları adeta ölümsüz kılıyordu. Oradan ayrılırken, sadece fiziksel olarak uzaklaştığımı biliyordum. Ruhum, o enkazlar arasında kalmıştı. Gazze'de yanan sadece binalar değildi; orada insanlığın bütün ahlaki temelleri, bütün vicdani değerleri kül oluyordu. Ve biz, bu yangını uzaktan seyrederken, aslında kendi ruhumuzun derinliklerinde çok daha büyük bir yangının alevlendiğini fark etmiyorduk. O kadınlar, o çocuklar, o yaşlılar, hepsi insan olmanın ne demek olduğunu bize yeniden öğretiyordu: Onur, direniş ve inancın en saf hali... Bugün, o enkazlar arasında gördüğüm her çift göz, hâlâ rüyalarımı süslüyor. Ve her uyandığımda şu soruyla yüzleşiyorum: Biz, bu kadar uzaktan seyredenler, acaba gerçekten var mıyız? Yoksa ruhlarımız, o yangınlarda çoktan kül mü oldu? (Ahsar Zerefşan/Denemeler: MELEKLERİN OMZUNDA/ Kasım 2025) </description>
<link>https://www.antoloji.com/meleklerin-omzunda-siiri/</link>
<guid>3754177</guid>
<pubDate>2025-11-03T23:20:00+03:00</pubDate>
<author>Ahsar Zerefşan</author>
</item>
 <item>
<title>Yetimin Elindeki "kün" Emri</title>
<description>Ey insanlığın utancını yüzümüze çarpan, onurunu omuzlarında taşıyan çocuk! Ey zulmün karanlığına inat, yüreği nurla dolu mazlum! Ey Meryem'in sabrını kuşanmış, İsa'nın merhametini yüreğinde taşıyan evlat! Sen ki, dünyanın unuttuğu her değeri, küçücük yüreğinde yeniden dirilten bir kahramansın. Sen, betonların soğukluğuna inat, sıcacık bir umut ışığısın. Her nefes alışınla "Kün" emrine eşlik eden bir yiğit, her bakışınla yokluğa varlık dersi veren bir bilgesin. </description>
<link>https://www.antoloji.com/yetimin-elindeki-kun-emri-siiri/</link>
<guid>3754130</guid>
<pubDate>2025-11-03T22:16:00+03:00</pubDate>
<author>Ahsar Zerefşan</author>
</item>
 <item>
<title>Enkaz-ı Vicdan Gazze'nin Mirası</title>
<description>Kapının Nidası; “Ben ki, eşik idim; dâhil ile hâricin arasında bir hicap. Geleni ‘Merhaba’ ile, gideni ‘Selametle’ ağırlardım. Şimdi yüzümde nâmahrem bakışların gölgesi, Lâl kaldım, sükûtumda bir ümmetin matem sesi. Ben ki, emin bir mahaldi, nasıl berhava oldum?” </description>
<link>https://www.antoloji.com/enkaz-i-vicdan-gazze-nin-mirasi-siiri/</link>
<guid>3749712</guid>
<pubDate>2025-10-23T09:09:00+03:00</pubDate>
<author>Ahsar Zerefşan</author>
</item>
 <item>
<title>Kün Nidası</title>
<description>Bir kuş öttü Tur-i Sina’da, adı Cibril miydi, Bir levha düştü semadan, rahmetten bir iz miydi, Yedi kat gökten bir nida, “Oku” diye yankılandı, Ben susarken âlem doldu, sükûtum söz gibiydi.  Zaman giydi suretini, ezel indi zamana, </description>
<link>https://www.antoloji.com/kun-nidasi-siiri/</link>
<guid>3749651</guid>
<pubDate>2025-10-22T23:34:00+03:00</pubDate>
<author>Ahsar Zerefşan</author>
</item>
 <item>
<title>Aşk Bendeydi</title>
<description>İblis baktı içimden, aynada kendim sandım, Bir anlık kibirle, kalbimde dağlar yaktım, Secde emri duyulunca, “Ben de ondan mı?” dedim, Ve o anda anladım; ateşle sınandım.  Bir aynaya baktım, ben mi o, o mu bendeydi? </description>
<link>https://www.antoloji.com/ask-bendeydi-siiri/</link>
<guid>3749643</guid>
<pubDate>2025-10-22T23:14:00+03:00</pubDate>
<author>Ahsar Zerefşan</author>
</item>
 <item>
<title>Tufandan Doğan Huzur</title>
<description>Nuh’un gemisi geçti gönlümün tufanından, Kurtulan olmadı, ben battım isyanından, Bir güvercin döndü, gagasında zeytin dalı, “Affı buldun” dedi, “lâkin ders al bu yanışından" </description>
<link>https://www.antoloji.com/tufandan-dogan-huzur-siiri/</link>
<guid>3749638</guid>
<pubDate>2025-10-22T23:01:00+03:00</pubDate>
<author>Ahsar Zerefşan</author>
</item>
 <item>
<title>Yoklukla Aydınlanan Gecem</title>
<description>Bir gece kandil oldum, aydınlattı “La” nidası, “İlâhe illa Allah”la doldu nefesin riyası, Her “La”da bir benlik söndü, her “İllâ”da doğdum, İşte o an anladım: Yokluk, varlığın hikayesi. </description>
<link>https://www.antoloji.com/yoklukla-aydinlanan-gecem-siiri/</link>
<guid>3749633</guid>
<pubDate>2025-10-22T22:48:00+03:00</pubDate>
<author>Ahsar Zerefşan</author>
</item>
 <item>
<title>Sadakatsiz Bir İtiraf</title>
<description>Sadık kalamadım sana... Yollardaki titrek ışıklar gibi söndüm, Tümsekler gibi hissettirmedim varlığımı, Üstünden hızla geçip gittim. Belki acelem vardı hayata, Belki kalbim, seni çoktan sollamıştı. </description>
<link>https://www.antoloji.com/sadakatsiz-bir-itiraf-siiri/</link>
<guid>3749231</guid>
<pubDate>2025-10-22T08:58:00+03:00</pubDate>
<author>Ahsar Zerefşan</author>
</item>
 <item>
<title>Günahın Yorgun Alnı</title>
<description>Bu yaşanan bir gerçektir. Onun dünyası, bir limanın lügatinde bile yer almayan fırtınalarla doluydu. Moreli, gerçekten de çok bozuktu. O bozuk para gibi yıpranmış, kenarları dövülmüş, üzerindeki yazılar silinmişti. Ama tam o an, belki de içimdeki derin merhametin sesiyle, “Gel, alnından öpeyim,” dedim. Bu sadece bir cümle değil, ona uzattığım bir can simidi, bir insan olduğunu hatırlatan kadim bir dokunuştu. Ve o söz, koskoca adamın yüzünde bir çocuk tebessümüne dönüştü. O an, yılların yükü altında ezilmiş ruhunun en saf hâline, masumiyetine kavuştuğu andı.  Bu yaşanan bir gerçektir. O, hayatın karanlık labirentlerinde kaybolmuş bir yolcuydu. Kumar masalarında kaybettiği paralar, aslında arkasında bıraktığı güvenin ve itibarın gölgesinde küçük kalıyordu. </description>
<link>https://www.antoloji.com/gunahin-yorgun-alni-siiri/</link>
<guid>3746244</guid>
<pubDate>2025-10-14T11:54:00+03:00</pubDate>
<author>Ahsar Zerefşan</author>
</item>
 </channel>
</rss>
