<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Ahmet Salı Şiirleri
</description>
 <item>
<title> Ağıt-name</title>
<description>AĞITNAME Dışarıda karakış; Manasız bakışlar fırlatır kapkara gözbebekleri yaşama tutunma peşindedir yorgun elleri Yargı bağımsızlığından sözeder </description>
<link>https://www.antoloji.com/agit-name-siiri/</link>
<guid>1334890</guid>
<pubDate>2010-02-02T16:06:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Salı</author>
</item>
 <item>
<title>Çocuk-name</title>
<description>Ne serin bir güz sabahı  ne sıcak bir öğleden sonra günlerden bir gündü sıkıntılı ve doğurgan..  Hareketlendi çocuk, </description>
<link>https://www.antoloji.com/cocuk-name-siiri/</link>
<guid>976814</guid>
<pubDate>2008-06-30T08:59:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Salı</author>
</item>
 <item>
<title>Akletme üzerine sesli düşünmeler</title>
<description>İnsan’ı zihinsel niteliklerini önceleyen bir varlık olarak düşünürsek,onu diğer yaratıklardan ayıran olgunun zihinsel(kalbi)   altyapısı olduğu gerçeğini kabul etmek zorunluluğu da doğar. Bu gerçeği kabul etmek insan zihninin bomboş olarak oluşmadığını, ona bir takım programlar yüklendiğini(zihne kazınmış bilgi diyelim isterseniz)   ve insan üst kimliği ile donanmasında bu programı işletebilir ve detaylandırabilir bir seviyeye getirmekle alakalı olduğunu da iddia edebiliriz. Bu iddiamıza örneklemeyi, konuşmaya yeni başlayan bir çocuğun çevreyi gözlemlerken sorduğu,bizlere yönelttiği çeşitli soruları düşünüp gözlemleyerek yapabiliriz.  Öyleyse nedir insandaki zihinsel yapının temel taşı? sorusu cevap arayışımızın ilk etabını teşkil eder. Günlük konuşma dilimize yerleşmiş bazı deyimler bizlere çeşitli ipuçları sunar niteliktedir. Misal; anlamayan, düşünmeyen ve zalimliği ilke edinmiş biri için ‘’ kalb gözü kapalı’’ tabirini rahatlıkla kullanırız. Bu kadar önemsediğimiz ve üzerinde düşünmekten kendimizi alamadığımız kalb, zihinsel yapılanmamızda ve hayata dair eylemlerimizde bu kadar yönlendirici oluyorsa, yürek diye adlandırılan bir et parçasıyla aynı şey olabilir mi? Bizler araştırma, sorgulama, analiz etme, şüpheye düşme, galib zann’a ulaşma, vehimlerimizi soruşturma, düşünüp fikir üretme, deneyip yanılma metoduyla bir sonuca (akletme)   ulaşmaya çalışırken tüm bu işlemleri kanlı bir et parçasıyla yaptığımızı düşünürsek, yanlış bir yerden bakmış olmazmıyız? Burada bir Kızılderili Bilge’nin ünlü felsefeci Carl Jung’ a verdiği cevaptan bahsetmeden geçemeyeceğim; ‘’ Siz batılılar acaip şeyler söylüyorsunuz! İnsanın beyniyle düşündüğünü iddia ediyorsunuz. Halbuki; insan kalbiyle düşünür’’ mealinde bir serzenişti. Evet, insan kalbiyle düşünür,fikre ulaşır,iradesini kullanır ve eyleme geçer. Bütün bu fiillerinde yanılabilirde, isabette kaydedebilir. Ya da vardığı sonuç; o an için çözüm olabilecekken, başka bir zaman da fikir olarak dahi düşünülmez. Bütün bu eylemler akletmeye uzanan yolda bir km. taşıdır ve zann’ı ifade etmenin dışında bilimsel bir değeri yoktur. Aklediş; bir değerin veya kesinlik ifade eden bir gerçeğin,insan kalbiyle ulaşılan hüküm bildiren sonucun birebir örtüşmesidir. Hayatın binbir yüzünde var olan bu gerçek olguların tanımlanması ve açınımı için sürekli gösterilmesi gereken bir gayretin yaşama monte edilmesi çabasıdır da… Burada yapılması gereken bir saptamada; İnsanın bu gayreti bir veya birkaç konuda gösterebileceği,hayatın binbir yüzüne ilişkin gerçeklerin tümünde akledişe uzanamayacağını bilmektir. Öyleyse bize sorumluluk yükleyen akletme çabası nerelerde ‘’olmazsa olmazımız’’ olmalıdır? Sorusu cevaplarını aramak zorunda olduğumuz bir sorudur. Hangi insan ‘’ ben kimim,neyim,nereden geldim,nereye gidiyorum,hayatın gayesi nedir? ’’ vs. gibi soruları sormadan durabilmiştir? Bu sorular bizlere yüklenmemiz gereken değerleri ve bu değerlerin yaşamsal açınımı üzerinde düşünmemizi beraberinde taşır. Bunları yaparken endişeler taşımak, vehimlerimizin cevaplarını bulmak,korkularımızı izah etmek,düşünüp ifade edebileceğimiz fikre ulaşmak ve hayata geçirilişinde kullanacağımız irade, kimliğimizin ve tarafımızın isimlendirilmesi olacaktır. Belirlediğimiz seçim kendi sınırlarımızla çevrelendiği için,geniş ve gözetici bir yol göstericilikle çakışan galib zanlarımızın bizi akıla götüreceği gibi, ona boyun eğmeyi ve sonsuz kuralın belirleyiciliğine hakkını teslim etmeyi de getirecektir. Nesnenin ve eylemin doğasına kazınmış bilgiye ulaşmak ve onu gerek insan ve gerek toplum için kullanılır ve işe yarar hale getirmeyi akletme olarak adlandırabiliriz. Bu sonuca ulaşmaya çalışırken gösterilen tüm eylemleri AKLEDİŞe giden yolda gösterilen çabalar ve ve varılan zann’lar olarak görebilir ve asla bu akıldır diye direkt irtibatlandırmayız. Aklediş kesin sonuçtur ve Akıl İLAHİ’dir. Tasavvurlarını yaptığımız,tahayyüllerini oluşturduğumuz,görmediğimiz ne varsa bilmeyi ve öğrenmeyi gerçekleştiren en önemli silahımız ve insan sayılma özelliğimizdir. Akletmeyen kalb; hastalıklı ve marazlı bir kalb’tir. Kesinlikle insan olma değerlerini anlamayan veya vehimlere saplanarak oluşturan,zanlara bilimsel kılıf uydurup,kendine yabancılaşan insanı tarif eden bir kalptir. </description>
<link>https://www.antoloji.com/akletme-uzerine-sesli-dusunmeler-siiri/</link>
<guid>973204</guid>
<pubDate>2008-06-23T16:25:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Salı</author>
</item>
 <item>
<title>Gecenin içinden düşünmeler</title>
<description>Öncelikle bir senaryo oluşturarak düşüncelerime zemin hazırlamak isterim. Peygamberimizin mesajı ulaştırdığı o günkü Mekke toplumunu düşleyelim. Bir tarafta Müşrik olarak adlandırılan yöre yerlileri. İnandıklarını bir sorgulayalım. Allah inancı vardı, peygamber inançları vardı(itikadlarını Hz. İbrahime atfediyorlardı ve Onun yolundan gittiklerini söylüyorlardı.) . Kabeyi kutsal sayıyorlar ve onu ibadet maksadıyla ziyarete gelenlere hizmet vermeyi kutsal bir görev görüyorlardı. Melek, cin, ahiret vs. tasavurları vardı. Bir tarafta Hristiyan lar vardı. Onlarında Allah, peygamber, kutsal, melek vs. inançları vardı. Bir tarafta da Museviler vardı. Aynı inanç olguları onlar içinde geçerliydi. Böyle bir toplumun içinden Muhammed isimli biri çıkıp Allah’tan başka ilah yoktur deyip, o toplumun Allah tasavvurunun sorgulanmasına işaret ediyordu. Karşı çıkışın ana nedeni zihinlerde yer etmiş bulunan temel bilgilerin yeniden sorgulanıp asli anlamına döndürlmesinin zihinlerde yarattığı depremi gögüsleyememekti. Zihinlerde oluşmuş muhafazakar yapı yıkılıcak, buradan yeni bir düzene geçilecek ve üzerinde kudsiyet izafe edilmiş tüm varlıklar sorgulanacak ve bütün bunlar mevcut zihinsel yapının değiştirilmesine zemin hazırlayacaktı. Bu sistemin böyle sürüp gitmesinden rahatsız olmayanlar, kazançları olanlar, kendilerine güç sağlayan zeminin ayaklarının altından kayıp gideceğini görenler şiddetle bu yeni mesaja düşmanlık etmişlerdir. Mesajı sahiplenenler ise söylediklerinin ardında durmuş ve karşı çıktıkları düzeni yıkıp kendi inançlarının gereğini yerine getirmişlerdir. Buradan çıkardığım anlam şu;  Mevcut düzenin sürüp gitmesi eleştiriye tabi tutulmaması, iyi-kötü ayrımı yapılmaması, doğru-yanlış kavramlarının açığa çıkarılamaması insan zihnini bulandıran, bozan, ifsad eden en önemli hastalıktır. Sistemi değil, değerlerinizi muhafaza edin ki, insan kalma mücadeleniz bir anlam kazansın. Bizlerin muhafazakar bir kimlik değil, sorgulayan bir kimliği değer edinmemiz gerekir. Bunu yapamazsak bizden öncekileri yakalayan tehlikeler bizide yakalayabilir. Peygamberlere kulak verip yanında olanların genelde toplumun dışladığı ve değer vermediği kişiler olmasını düşünmekte fayda var diyorum. Buradan hareketle peygamber kavramına göz atmak istiyorum. Allah insanı en güzel şekilde yaratmış, onu kalb, akıl, irade gibi yetilerle donatmış, seçim yapabilme gücü vermiş, bilmiyordum mazaretini ileri sürmemesi içinde kitaplarla desteklemiş ve insanlık değerlerinin nasıl hayata geçirileceği konusunda ki tereddütleri peygamberleri göndererek gidermiştir. Peygamberler insanlara zulüm karşısında nasıl duracaklarını, zulmün tarafında yer almamak için yapması gerekenleri öğretip misyonlarını tamamlamışlardır. Artık bundan sonrası bize aittir. Biz zihinsel oluşumları hangi kriterleri kullanacağımızı bilerek oluşturursak yönelimimizi belirleyecek ve taraf olacağızdır. Trafımızı belirlemek bizim işimiz bu kadar sonrasını Allaha bırakalım demek olarak algılanırsa, kendimize muhafazakar bir kimlik giydirmek konusunda geçmiştekilerin sonucunu yaşayacağızdır. Böyle bir durum geçmişte yaşanan sorunların yeni şekliyle tezahür etmesi olarak adlandırılabilir. Bize düşen insanlık değerlerini hatırlatıp, onun mücadelesini yaşama geçirmek için vermektir. Biz temel zeminimizi Yeni ilahlar oluşturmaya değil, var olan İlahın istediği değer yargılarını hayata geçirmek için gayretimizi sürdürürsek, bunları da şan, şöhret, rant, iktidar vb. duygularımızı tatmin etmek için kullanmazsak, sınanmamıza değer katmış oluruz. Peygamberlerin getirdiği tüm mesajlarda Allaha eş koşulmaması ve adaletin(iyiliğin)   ikame edilmesini gözetmek temel zemindir. Onlar bu uğurda gerekeni yapmışlar ve bu uğurda yaşam tesis etmek isteyenlere, hal ve hareketlerini değil, fikirlerini oluşturacakları ilkeleri miras bırakmışlardır. Bu ilkeler bizi enterese ediyorsa tarafımız bellidir. Yaşam şekillerinin değişiklik göstermesi, şehirli toplumların hayat biçimlerinin farklı, hayvancılık veya tarımla uğraşan toplumların yaşam biçimlerinin farklı oluşu uygulamaların farklı metodlarla hayata geçirilmesinin de mazaretini hazırlar. Geçmişte yaşayan insanların önceledikleri yaşam biçimleri bu gün bir değere ifade etmeyebilir. Toplumun bilgilenmesi azlık-çokluk açısından farklılıklar arzedebilir. Bu ve buna benzer sebebler, gayret gösterme metodlarının farklı uygulanışını meşru kılar. Meşru olmayan şey, temel ilkeler dediğimiz örf’ü kendimize yarar sağlamak maksadıyla değiştirmektir. Bu şiddetle karşı konulması gereken sapıştır. Elbette sistemin adı ne olursa olsun, insanlar hayır konusunda duyarsızlaşırsalar, karşılığında gelen belaların da zeminini hazırlarlar. Yok edilen doğru bir ilkenin sonucu nu yaşamaya toplum kendini mecbur bırakıyordur. Yaptıklarını sorgulayıp yanlıştan vazgeçmesinden daha doğru bir davranış şekli yoktur. Yanlışlarında ısrar ediyorsa kendine yabançılaşmaya zemin hazırlar. Böyle ortamlarda (bu ortamlar asla ve kat’a yokolmaz)   yönümüzün ve tarafımızın tayini bizim kimliğimizin de açıklanması olacaktır. </description>
<link>https://www.antoloji.com/gecenin-icinden-dusunmeler-siiri/</link>
<guid>973202</guid>
<pubDate>2008-06-23T16:22:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Salı</author>
</item>
 <item>
<title>Sevgiye ve sevilmeye dair</title>
<description>Hayatın özünü anlamada en temel dinamiklerden birine göz atarak söze başlamak isterim. Bizi yönlendiren bu iki faktörü görmezlikten gelmemiz olanaksız. Bunlardan birine İYİ diğerine KÖTÜ diyoruz..insan yaratılış itibarıyla iyiyi sevmeye, kötüyü dışlamaya meyillidir. Hatta bunun bir doğma olduğunu rahatlıkla iddia edebiliriz. Zihinsel oluşumlarda iyinin,kötüye galebe çalmasına öncelik vermek aynı zamanda insani bir çabanın da tanımlanmasına verilecek isimdir.bu savaşımın gereğini yerine getiren ve getirmeye devam eden insan ve topluluklara da saygı duyarız. İnsan iyi ile kötünün savaşımına sahne olmasıyla,kendine anlam veya anlamsızlık katan bir varlıktır. Zihinsel oluşumumuzun temelinde mücadele ve gayret etkin bir rol oynar. Sevgi ve barış kavramları, bu mücadeleden sonra manasını bulur. Öncelik duygusallıkta değildir.iyi’yi veya iyi olanı sevmek, kötüye hınç duymak, kötü olandan nefret etmek ve onu yok etmeye çalışmakla anlam buluyor kanaatindeyim. Şu kanaate varmak sanırım pek yanlış sayılmaz;  Sevgiyi, sevme ve sevilmeyi dengeleyen unsurlar, hınç, nefret, korku gibi duygularımızdır. Sevgiye, sevmeye ve sevilmeye anlam katmak, bu duyguyu olumsuzlayan nesne ve manalara da karşıt duygular geliştirmeyi gerektiriyor. George W. Bush’u ele alalım. Biz bu şahsı, bu ismi taşıdığı için mi sevmiyoruz; yoksa, hayata, insana, itikadlarına yüklediği anlam ve yüklendiği misyonun cisimsel görüntüsü olduğu için mi? Bize faraza 8 yaşında çekilmiş bir resmini gösterseler, hakkında kullandığımız olumsuz kelimelerin hiçbirini kullanmayız. Bizler hoşlanalım veya hoşlanmayalım, insanı fiziksel ve cisimsel görüntüsüyle değerlendirmeyiz. Fakat öz’üne(insan sayılma duygusuna)   yüklediği mana ve fiillerin ifade ettiği anlamlara göre o kişiyi değerlendirir, sever, korkar, saygı duyar, nefret eder veya hınç duyarız. Bunları eyleme dönüştüren duygumuz akıl, çabamız akletme gayretidir. Bütün duyguların yönlendirilmesi ve değer olarak görülmesi ancak aklımızı eyleme dökmekle mümkün olabilmektedir. Yine sevme duygusuyla devam edelim. Ölümü sevmek mümkün mü? Diye sorarsak ilk cevap ‘’hayır’’ olacaktır. Çünkü menfi bir anlam içeriyor. İnanılmaz acılar çeken, umutsuz bir hastalığın pençesinde sürekli kıvranan bir insan düşünelim; ölümü dilerken ne kadar samimi ve haklılık payı vardır değil mi? Sağlıklı insan için olumsuzlanan ölüm olgusu, birileri için nimet bile olabiliyor. Sevginin bilinçle idrak edilip, şuuruna varıldığı zaman anlamını bulduğuna inanıyorum. İçgüdüsel olarak yaşama yansıtıldığında bizleri dumura uğratacak niteliklere sahip. His ve duygularımıza yön veren kuvvet olarak akılı kabul edersek, sevgi duyusunu yönettiğinde de, sevme ve sevilme anlam kazanmış oluyor. Sonuç olarak; her şeyi, herkesi, evrende olan ne varsa sevme fikri ve sevgiye böyle bir misyon yüklemek, hümanizm olarak anılmayı gerektirebilir veya bu isimle anılmasında bir sakınca olmayabilir. Önemli olanın insanın özü olarak nitelendirebileceğimiz değerlere uyup-uymadığını sorgulamaktır. Selam ve saygılarımla.. </description>
<link>https://www.antoloji.com/sevgiye-ve-sevilmeye-dair-siiri/</link>
<guid>973190</guid>
<pubDate>2008-06-23T15:52:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Salı</author>
</item>
 <item>
<title>Zihinsel analizler üstüne bir kaç söz</title>
<description>’ YA HEP, YA HİÇ’’ genellemesinin kabul gördüğü an’lar; ya çok zorda kaldığımız, ya da yüksek risk almanın gerektiği an’lardır. Böylesi zamanlar yargıya varmanın saliselerle ölçüldüğü, ya da yüksek risk’in normallik kazandığı anlardır ki, akli yönelmelerden çok, içgüdüsel yönelmelere meşruluk kazandırır. Olağan üstü olarak isimlendirilen bir durumda varılan yargının zihinsel ve düşünsel dayanaklara ölçü yapılması,takdir edersiniz ki akletme sürecinin ölçüsü olmaz. Fikrin mantığını çözmek ya da anlamak bize SÖYLENENE SÖYLEYENDEN ÖNCE DEĞER VERMEK gibi bir haslet kazandıracaktır. Bizleri insan yapan özelliklerimizden biri de zihinsel yapılanmamız ve akla dayalı tecrübelerimizdir(olgunluk diyebiliriz) . Bu özellikler bize seçme ve ayrıştırma gibi yetiler sunar. Bu yetiler zihnimizde veya toplumsal oluşumlarda doğacak sorunların çözümlerinde de yol gösterici olacak kanaatindeyim. Temel dayanağı ne olursa olsun, düşünen ve fikir üreten insanların,gerçeğin özüne ulaşma gayretinden ortaya çıkan anlama değer vermek en azından akla saygıdır. Bu açıdan bakılınca fikre karşı fikir üretmek,insani bir değer olmuştur. Değerli üretimler bünyelerinde tenkid ve yorum taşıdıkları için akla dayalı tenkid ve yorum da bir değerdir. Doğruyu ve iyiyi aramak,insanoğlunun yaşamında takip ettiği çok derin bir iz’dir. Doğru ve iyi kavramlarını yaşatmak için insanoğlunun düşünsel ve fikirsel gayretleri, bu uğurda ki çatışma ve savaşları belleklerde sürekli iz bırakmış ve anlam kazanmıştır. Sorunları çözme gayreti acı bir reçete karşılığında da olsa sonuç yaratan zihinleri, sorunları sürüncemede bırakmak kangren olabilen zihinleri yaratmıştır. Bu açıdan bakıldığında sonuç üreten zihniyet daha adil ve daha insani bir eylemin takipçisidir, sonuca varmak için savaşı çözüm görse bile! .. Sözü uzattığımın farkındayım fakat, bakmak,görmek,anlamak ve fikirleri hayata geçirmek birbirine bağlı eylemlerdir. Bütün bu sayılanların değer olması, zihinsel özgürlüğün ‘’olmazsa olmaz’’ bir dayanak kabul edilmesiyle mümkündür. Bu dayanak vazgeçilmez değer olunca kişiliklerden önce, fikirler ve düşünceler tartıya konulacak, kişilikler, savunuların uygulanabilirlikleriyle ölçülecektir. Zihinlerin özgür olmadığı her yer, toplumsal nekrofilyanın yaşam alanı bulduğu yerlerdir, yaşamın değil, ölümün değer olması en belirgin özellikleridir. Bu yapılanma yaşamsal içgüdülerine değer kazandırmak ve oluşan rant’ın sömürüsünü devam ettirebilmek için, düşünce üretip,fikir ileri süren her insana kuşkucu ve ihanet dolu bir nazarla bakacaktır. Varlığıyla sorun olduğunu unutup, çözüm arayanlara dayatma uygulayarak bireysel ve toplumsal dengeleri bozacaktır. İleri görüşlü olmak ve izi takip edilebilir olmak yaşanan zamanın sorunlarına uygun çözümleri yaşama monte etmekle mümkündür. İnsanın sözel nitelendirmelerle kendini vasıflandırması, insani değer yargılarına uygun eylemler üretmemesi ancak populist yaklaşımlar ve vehimler üretmesine olanak sağlayacak, takipçi değil, taklitçi olarak anılmasını kolaylaştıracaktır.  KISACA ÖZETLERSEK; İnsan olgusundaki düşünsel üretimleri değer olarak görmek, insan vicdanında adalet(kendinle barışık olma hali)   olgusunu harekete geçireceğini, zihinsellik-bedensellik dengesini kuracağını,denge unsurunu dayanak yapan insanın toplumda da,tabiatta da dengeyi gözeteceğini, zihinsel üretim gayretini insanı tanrılaştırmanın önüne geçirip, özeleştiriye prim vereceğine inanıyorum. Dengeleri bozan kendini bozar, kendini bozan toplumu bozar, toplumu bozan da tabiatı bozar. Her bozuluş en az bir doğru veya iyinin yok edilmesine zemin hazırlar. Bozuluşu değer yapanların, yokoluşları kader değil, hak ettikleri bir sonuçtur. Selam ve saygılarımla.. </description>
<link>https://www.antoloji.com/zihinsel-analizler-ustune-bir-kac-soz-siiri/</link>
<guid>973187</guid>
<pubDate>2008-06-23T15:46:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Salı</author>
</item>
 <item>
<title>O gün</title>
<description>O gün ki;  yerlilerin günüdür, tenlerinin değil, yüreklerinin rengini dökerler ortalığa..   </description>
<link>https://www.antoloji.com/o-gun-139-siiri/</link>
<guid>973062</guid>
<pubDate>2008-06-23T10:36:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Salı</author>
</item>
 <item>
<title>Gecenin içinden duygular</title>
<description>Ilık bir gecenin içinde  yazası gelir insanın - Aşk'a dair şeyler mesela- Dolanırken, sigara dumanlarının kıvrımlarına..  </description>
<link>https://www.antoloji.com/gecenin-icinden-duygular-2-siiri/</link>
<guid>973060</guid>
<pubDate>2008-06-23T10:34:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Salı</author>
</item>
 <item>
<title>Yitik şehirde durur zaman</title>
<description>Gecenin koyu hali  yitik şehirde durur zaman. Kentin öte yakasında bir yerli griye boyamaya başlar loş aydınlığı, bir eli tablada..  </description>
<link>https://www.antoloji.com/yitik-sehirde-durur-zaman-siiri/</link>
<guid>973057</guid>
<pubDate>2008-06-23T10:31:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Salı</author>
</item>
 <item>
<title>Adamlığa öykünen insan</title>
<description>İnsanım ben, Emeğiyle geçinmiş bir babanın, Küçük oğlu...  Demir pasıyla kaplanmış, Çatlak elleriyle tutunduğu insanlığı </description>
<link>https://www.antoloji.com/adamliga-oykunen-insan-siiri/</link>
<guid>469484</guid>
<pubDate>2006-06-03T23:56:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Salı</author>
</item>
 <item>
<title>Zihnimin atlıları</title>
<description>Zihnimde;  Dörtnala koşturuyor atlılar Deriin bir vadiden, Geçiyorlar..  Dalıyorlar şimşek hızıyla </description>
<link>https://www.antoloji.com/zihnimin-atlilari-siiri/</link>
<guid>469478</guid>
<pubDate>2006-06-03T23:44:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Salı</author>
</item>
 <item>
<title>Yaşamın eskizidir akşam</title>
<description>Akşam, Günden kalan renkleri Birbir siyaha boyamaya başlar Kararmaya yüztutan elleriyle.  Akşam, </description>
<link>https://www.antoloji.com/yasamin-eskizidir-aksam-siiri/</link>
<guid>469473</guid>
<pubDate>2006-06-03T23:36:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Salı</author>
</item>
 <item>
<title>Fermanımı imzaladığım an'dır</title>
<description>Zihnimde,cinayet tasavvurları Saklanmaktayım; Endişelerimin arkasına Bulutların ardındaki dolunay gibi! ..  Neden? </description>
<link>https://www.antoloji.com/fermanimi-imzaladigim-an-dir-siiri/</link>
<guid>421308</guid>
<pubDate>2006-04-09T23:41:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Salı</author>
</item>
 <item>
<title>Narsist'in ölümü</title>
<description>Yükseklerde biryerde Narsist sözler söyledi Adam, Vuruldu cümleleri,mütevazilik kurşunuyla Cerahat kaptı kalbi,kapkara bir kinden Okuyamadı, </description>
<link>https://www.antoloji.com/narsist-in-olumu-siiri/</link>
<guid>419008</guid>
<pubDate>2006-04-07T01:06:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Salı</author>
</item>
 <item>
<title>Esenlik</title>
<description>Ölüm kusmaz silahlarımız Bir bedeni düşüreceksek Yere; Yaşam yeşersin Diyedir. Çünki; </description>
<link>https://www.antoloji.com/esenlik-siiri/</link>
<guid>418999</guid>
<pubDate>2006-04-07T00:54:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Salı</author>
</item>
 <item>
<title>Psiko-yorum</title>
<description>Zerresine kadar işlerken ruhuma Geceden...Dost olur mu? Gidişler seçerken verir argümanlarımı Ezilmiş sigara izmaritlerim,,  Delice dönüşleri eşliğinde </description>
<link>https://www.antoloji.com/psiko-yorum-siiri/</link>
<guid>361752</guid>
<pubDate>2006-01-07T23:44:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Salı</author>
</item>
 <item>
<title>Buz kesmiş dünya</title>
<description>Bırakılmış hüzün Bir soğuğun ortasına Eritsin buzları diye.. Bırakılmış muhabbet Bir hüznün ortasına Yeşertmeyi başarsın diye.. </description>
<link>https://www.antoloji.com/buz-kesmis-dunya-siiri/</link>
<guid>361723</guid>
<pubDate>2006-01-07T23:19:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Salı</author>
</item>
 <item>
<title>Sen ve Ben</title>
<description>Ben;  Yürünülen hayatın. Sen; Markaların hayranısın Ben; Özgünlüklerin. </description>
<link>https://www.antoloji.com/sen-ve-ben-161-siiri/</link>
<guid>360443</guid>
<pubDate>2006-01-06T00:05:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Salı</author>
</item>
 <item>
<title>Ceset Kokulu Şehirler</title>
<description>Cansız balık gözleriyle bakan  Yaşayan ölülerdi ahalisi...  İri bedenler gördüm; Ayırdetmeyen; Lokmaların, helalini haramını </description>
<link>https://www.antoloji.com/ceset-kokulu-sehirler-siiri/</link>
<guid>359747</guid>
<pubDate>2006-01-05T01:11:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Salı</author>
</item>
 <item>
<title>Haydi Bismillah</title>
<description>Hükmetmiştir sokaklara soğuk - fakat- Engelleyemez baharın kokusunu...  Tedirginlik damgalı odalarda; Duyulur Tv'lerden savaş haberleri Aklı olanlar; </description>
<link>https://www.antoloji.com/haydi-bismillah-siiri/</link>
<guid>359625</guid>
<pubDate>2006-01-04T21:41:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Salı</author>
</item>
 </channel>
</rss>
