<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Ahmet Haşim Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Yasemin Ay</title>
<description>Daha pek yavru, pek küçükken ben, Büyük annem tutardı alnımdan, “-Bana bak, böyle güzelim! ” derdi. Sonra yeni parlayan aya bakar, Tasalı dudağı bir ağlama saklar, Göğün seslenişini dinlerdi. </description>
<link>https://www.antoloji.com/yasemin-ay-siiri/</link>
<guid>2291042</guid>
<pubDate>2016-10-28T15:42:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Haşim</author>
</item>
 <item>
<title>Ölmek</title>
<description>Firâz-ı zirve-i Sînâ-yı kahra yükselerek Oradan, Oradan düşmek ölmek istiyorum Cevf-i ye's âşinâ-yı hüsrâna...  Titrek </description>
<link>https://www.antoloji.com/olmek-92-siiri/</link>
<guid>2291043</guid>
<pubDate>2016-10-28T15:42:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Haşim</author>
</item>
 <item>
<title>Bir Ağaç Karşısında</title>
<description>Soğuk bir kış günü, karanfil almak için çiçekçi dükkânına girdim. Tatlı bir yaz hararetiyle ısıttırılan bi yerin havası, nibâti usarelerin hafif, sert ve yeşil buğulariyle dolu idi. İstediğim çiçeklerin destelenmesine kadar, bana gösterilen sandalyede oturdum. Mes`ut bir insanın hayâl evi gibi, iklim, mevsim, yer ve zaman dışında meyl ve hevesin arzu edebileceği her türlü renkte otlar, yapraklar ve çiçeklerle dolu olan bu âdeta sihirli dükkânda sessiz bir hayat ile nefes aldığı hissedilen karanlık yapraklı, bodur bir hurma ağacından başka hiç bir şeyle meşgul olmadım. Hayâlim, sanki âciz bir sinekti ve nebatî örümcek onu birden ağlarında avlamıştı. Hareketsiz duran haşin ağaca baktım ve düşündüm: Bir limonlukta hapsedildiği için, uzaklarda kalan diğer hemcinsleri gibi, öğle güneşlerinde sıcak toprağa gölge salamayan, yağmurlarda ıslanamayan, fırtınalarda sarsılmayan, semayı, yıldızları, ayı görmeye görmeye unutan şu ağaç, bulunduğu köşede acaba mes`ut muydu? En hakîr ottan, en muhteşem çınara kadar her nebatın muhtaç olduğu hava ve ışıktan, kuş ve böcek ziyaretinden mahrum olarak, bu ağacın soba harareti ve insan nefesiyle yaşamaktan mes`ut olabileceğine hükmetmek için kendimce makul bir sebep bulamadım.  Nebatların zekâsı hakkında büyük Maeterlinck`in anlattığı akıllara hayret verici müşahedelerden sonra, bir ağacı mes`ut veya muztarip tasavvur etmekte hiç bir garabet kalmıyor. Varlıkların sükûtuna aldanmamalı! Muztaripler yalnız ‘‘muztaribim’’ diye bağırabilenler değildir. Bilinmez niçin, acıya hayat katan kudret, insandan başka hiç bir mahlûka acının sırrını açıklamak imkânı vermemiştir. Her mahlûk, hayatın kanlı yollarında, boynuna geçirilen ve sesini boğan bir ağır ‘‘sükût’’ zincirini sürükleyip yürüyor. Hiç bir beygir, hiç bir arı, hiç bir sinek, başının ağrıdığını veya midesinin bulandığını bize söyleyememiştir. Fakat bu cinsten bir ıztırabın gözü, başı, ağzı olan bir mahlûka yabancı olabileceğini sanmak ne merhametsizliktir. Rüzgârlı, karanlık gecede, bahçenin ağaçları, vahşi gürültülerle hışırdıyor; bu ağaçların niceleri kırılan bir dalın yarasiyle kanıyor, niceleri gizli bir böceğin zehiriyle için için ölüyor, niceleri can çekişmekte, niceleri anlaşılmaz acıların kıskacına yakalanmış, kıvranmaktadır. Fakat bunu hiç kimse bilmiyor, çünkü rüzgârlı, karanlık gecede hepsi aynı gürültü ile sallanıp hışırdıyor. Çöllerin serbest bir ağacı iken, ırsîbir terbiye ile, yavaş yavaş ateş kenarında yaşamaya mahkûm uyuşuk bir kedi zilletine indirilmiş, bu şimdi çiçeksiz, meyvesiz, aşksız ağacın her dokusu, duyulmak için ağız ve sesten başka bir şey istemeyen bin karanlık feryat ile dolu olduğunu pek muhtemel gördüm. Dar saksıya gömülen kısa kütükten çelik süngüler gibi fışkıran yapraklar, korkunç bir ıztırap ile gerilmiş büyük bir elin bana doğru uzanan sert parmakları gibi göründü ve demir kafes arkasında yatan hasta arslanın sıtmalı, büyük, sarı gözlerini andıran nebatî gözlerle, mahbus ağacın bana bakmakta olduğunu, tüylerim ürpererek düşündüm.  Gurebâhâne-i Laklakan </description>
<link>https://www.antoloji.com/bir-agac-karsisinda-siiri/</link>
<guid>2291044</guid>
<pubDate>2016-10-28T15:42:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Haşim</author>
</item>
 <item>
<title>Ey Nisviyyet...şiir Nedir? ...</title>
<description>Bu bir hayâl idi evvelce, fikr-i hâtiimin, Firâz-ı ufk-ı serabında dâimâ uçuşur: O handedir, o tebessüm, o nağmedir ki şiir, Uçar bahâr-ı ezelden... nüvîdidir ebedin.  Bütün o aşk ü melâlimle ben semâlardan, </description>
<link>https://www.antoloji.com/ey-nisviyyet-siir-nedir-siiri/</link>
<guid>2291040</guid>
<pubDate>2016-10-28T15:41:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Haşim</author>
</item>
 <item>
<title>Şimdi</title>
<description>Boğdum, sükûn-ı kahr ile, aşk-ı muhâlimin Vahdet-güzîn-i kalbim olan yâr-ı lâlini; Açmış o yerde kîn-i beşer şâh-bâlini Bekler tulû-i nahsını şems-i mezâlimin.  Kırdım meh ü nucûmunu ufk-ı leyâlimin; </description>
<link>https://www.antoloji.com/simdi-199-siiri/</link>
<guid>2291041</guid>
<pubDate>2016-10-28T15:41:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Haşim</author>
</item>
 <item>
<title>Kuğular</title>
<description>Suda yorgun, muzî tecelliler Ediyor bir takarrübü ifşâ:  Kuğular, leyl içinde, sîne-küşâ Geliyor, gözlerinde mestîler; Sanki mahmul-ihande keştîler </description>
<link>https://www.antoloji.com/kugular-6-siiri/</link>
<guid>2291037</guid>
<pubDate>2016-10-28T15:36:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Haşim</author>
</item>
 <item>
<title>Sürûd-ı Emel</title>
<description>-Yine gülerken  Güldün; şeb-i şi’rimde bütün şi’r ü emeller Pür-hande, pür-aheng ü pür-âvâz döküldü; Mehtâb ü ziyâ, fecr ü şafak, nûr döküldü Reyyân-ı emel, mest-i hafâ... şûh u münevver... </description>
<link>https://www.antoloji.com/surud-i-emel-siiri/</link>
<guid>2291038</guid>
<pubDate>2016-10-28T15:36:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Haşim</author>
</item>
 <item>
<title>Çıktığın Geceler</title>
<description>Ba'zan sarı bir çehre-i ru'yâ gibi hissiz. Tenhâ bir ufuktan görünürsün bize sessiz...  Çehrenden akan hüzn-i ziyâ, hüzn-i müebbed. Her rûha döker giryeli bir hasret ü gurbet, Bir hasret ü gurbet ki bütün geçmişe âid: </description>
<link>https://www.antoloji.com/ciktigin-geceler-siiri/</link>
<guid>2291035</guid>
<pubDate>2016-10-28T15:35:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Haşim</author>
</item>
 <item>
<title>Müthiş Bir Böcek</title>
<description>Gece uykusunun en derin yerinde, keskin bir ısırışla fırladım. Elektrik düğmesini çevirdim. Karnı patlayacak kadar taze kanla dolu bir tahtakurusu, odayı bir anda dolduran göz kamaştırıcı ışık içinde, ne yapacağını, nereye gideceğini, nasıl saklana- cağını bilemeyerek, sırtında koca yükle yakalanmış bir hırsız telaşıyla, beyaz örtülerin kıvrımları arasından aptal aptal kaçıyordu.  Küçük böceğe dokunmadım ve çetin talihi, müthiş cesareti hakkında hayretle düşünceye daldım:  Hiç şüphe yok ki, arslan bile, bu bir kahve damlası kadar küçük hayvandan daha fazla cesur değildir. Tırnakları hançerlerden daha kesici, dişleri en müthiş kılıçlardan daha delici, sesi gök gürlemeleri gibi hava tabakalarını dalgalandıran, kuyruğunun her vuruşu yerleri sarsan koca arslan için, boş çöllerde ince ayaklı ceylanlar ve güçsüz öküzler boğazlamak bir iş mi?  </description>
<link>https://www.antoloji.com/muthis-bir-bocek-siiri/</link>
<guid>2242682</guid>
<pubDate>2016-04-20T16:12:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Haşim</author>
</item>
 <item>
<title>Akşamlarım</title>
<description>Her akşam üstü ufuklarda bir selâm ararım  Her akşam üstü uzak bir semâ-yi muzlimden. Sükût ü zulmet olan bir muhît-i mü’limden Doğar hayâtıma bir hicr-i dâimi sanırım.  Semâ, senin o zamân mâteminle, hüznünle </description>
<link>https://www.antoloji.com/aksamlarim-4-siiri/</link>
<guid>2235975</guid>
<pubDate>2016-03-28T16:37:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Haşim</author>
</item>
 <item>
<title>Geldin</title>
<description>Bir gün  Akşamın ölgün Duran o namütenahi ziya denizlerine  Gark olan eşcar, Gark olan ovalar </description>
<link>https://www.antoloji.com/geldin-34-siiri/</link>
<guid>2230780</guid>
<pubDate>2016-03-14T12:02:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Haşim</author>
</item>
 <item>
<title>Birlikte</title>
<description>“Mehmet Sait Bey’e”  Bütün bizimçündür Nukûş-ı encüm-i vahdetle işlenen bir tül Gibi üstünde titreyen bu semâ; Gecenin dallarında şimdi açan </description>
<link>https://www.antoloji.com/birlikte-50-siiri/</link>
<guid>2230760</guid>
<pubDate>2016-03-14T11:00:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Haşim</author>
</item>
 <item>
<title>Hilâl-i Semen</title>
<description>Daha pek yavru, pek küçükken ben, Büyük annem tutardı alnımdan. “- Bana bak, böyle dilberim” derdi. Sonra mâh-ı nev-incilâya bakar, Leb-i mağmûmunu bir bükâ saklar, Bir hitâb-î semâyi dinlerdi. </description>
<link>https://www.antoloji.com/hilal-i-semen-siiri/</link>
<guid>2230759</guid>
<pubDate>2016-03-14T10:59:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Haşim</author>
</item>
 <item>
<title>Kadın Nedir, Çiçek Nedir?</title>
<description>Kadın nedir? .. O münevver menekşedir ki uçar, Samîm-i hüsn-ı bahârında hande-i âfaak, Çiçek nedir? .. O da bir aşk-ı mütebessimdir ki Şemîm-i rûh-ı behîminde bir kadınlık var! ..  Çiçek meâl-i ebedden terekküb etmiş ise, </description>
<link>https://www.antoloji.com/kadin-nedir-cicek-nedir-siiri/</link>
<guid>2230758</guid>
<pubDate>2016-03-14T10:57:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Haşim</author>
</item>
 <item>
<title>Şeb-î Nîsân</title>
<description>Mahmûr, muzî, mâ-ı, derin bir şeb-i nîsân Olmuştu nücûmiyle miyâh-î dile rîzân Dallardan uçan ıtr-ı bahâr-î mütefekkir Dökmüştü o solgun şebe hulyâ, emel ü Şi’r. Sesler, gülüşür sâyede, sevdâ ile bî-hûş, Bâd anları eylerdi nevâzişle der-âğuş. </description>
<link>https://www.antoloji.com/seb-i-nisan-siiri/</link>
<guid>2230757</guid>
<pubDate>2016-03-14T10:56:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Haşim</author>
</item>
 <item>
<title>Sensiz</title>
<description>Annemle karanlık geceler ba’zı çıkardık;  Boşlukta denizler gibi yokluk ve karanlık Sessiz uzatır tâ ebediyetlere kollar… Gûyâ o zaman, bildiğimiz yerdeki yollar Birden silinir, korkulu bir hisle adımlar, Tenhâ gecenin vehm-i muhâlâtını dinler… </description>
<link>https://www.antoloji.com/sensiz-644-siiri/</link>
<guid>2230756</guid>
<pubDate>2016-03-14T10:53:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Haşim</author>
</item>
 <item>
<title>Hâtime</title>
<description>Lâkin yetişir ey kamer, ey hüzn-i leyâlî Ruhum o kadar oldu ki mehtâb ile mâlî, Artık yetişir cûşiş-i pür-nûr-ı hayalin… Yorgun bu dumanlarda duran leyl-i mehâsin, Enhâr-ı sükût, ufku saran sâye-i rü’yâ; Her hiss-i hafî, şübheli bir gölgede gûyâ </description>
<link>https://www.antoloji.com/hatime-siiri/</link>
<guid>2230754</guid>
<pubDate>2016-03-14T10:50:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Haşim</author>
</item>
 <item>
<title>Başım</title>
<description>“Yakup Kadri’ye”  Bî-haber gövdeme gelmiş konmuş, Müteheyyiç, mütekallis bir baş; Ayırır sanki bu baştan etimi Ömr-i ehrâma muâdil bir yaş! .. </description>
<link>https://www.antoloji.com/basim-11-siiri/</link>
<guid>2230755</guid>
<pubDate>2016-03-14T10:50:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Haşim</author>
</item>
 <item>
<title>Hasta İken</title>
<description>Bir gün yine biçâre kadın hasta uzanmış Tüllerde… Uzaklıkları bir sâye-i müthiş Bir dul gibi örterdi dumanlarla, elemle, Hep gölge adımlar bir âheng-i ademle Vâdileri kaplardı serâpa gece sessiz. </description>
<link>https://www.antoloji.com/hasta-iken-siiri/</link>
<guid>2230753</guid>
<pubDate>2016-03-14T10:48:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Haşim</author>
</item>
 <item>
<title>Hazân</title>
<description>Ey eski kamer, sen bizi elbette bilirsin!  Annemdi o nûrunda gezen zıll-ı mehâsin, Bendim o çucuk, bendim o simâ-yi tahayyür, Bir gün ki hâzan ufka kızıl dalgalı bir nûr, Bir kanlı ziyâ haşrediyorken, onu bir yed, Bir bâd-ı haşîn aldı o rü’yâyı müebbed. </description>
<link>https://www.antoloji.com/hazan-207-siiri/</link>
<guid>2230751</guid>
<pubDate>2016-03-14T10:47:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Haşim</author>
</item>
 </channel>
</rss>
