<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Ahmet Altan Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Son Oyun</title>
<description>“…sana dün çarşıda dolaşırken aldığım o atkıyı kaybetmemeye çalış… belki ilerde bu olanların gerçek olduğunu hatırlamana yardım eder… ben bana aldığın yüzüğü kaybetmemeye çalışacağım… bunların yaşandığını hatırlamak için… sanırım ben hayatım boyunca hep olanaksızları istedim… onları benimle isteyecek bir kimsenin varlığına ise inanmadım… şimdi zaman zaman senin varlığına inanmadığım gibi… bazen inanıyorum var olduğuna… yaşadıklarımızın gerçek olduğuna… benim istediklerimi benimle birlikte isteyebileceğine. sen kendini bana yakın hissettiğini söylemiştin bir seferinde… bense mecbur hissediyorum… bu hayatımdaki en güzel mecburiyet… </description>
<link>https://www.antoloji.com/son-oyun-12-siiri/</link>
<guid>2229865</guid>
<pubDate>2016-03-11T15:09:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Altan</author>
</item>
 <item>
<title>Bir Hayattan Bir Hayata Geçmek</title>
<description>Kutsal kitapların anlattığı cennet ve cehennem gibi hayatın da, her birinde ayrı bahçeler, ayrı yangınlar, ayrı ateşler, ayrı ıstıraplar, ayrı sevinçler, ayrı çiçekler bulunan çeşitli katlara ayrıldığına, Babil’in asma bahçeleri gibi teras teras yükselen hayatın hangi katında duruyorsanız, yaşayacaklarınızın da durduğunuz yere göre belirleneceğine inanırım ben. Eğer bir erkek, sevgisinin peşine düşen Dante’nin cenneti ve cehennemi dolaşması gibi hayatın çeşitli katları arasında dolaşmak, bir terastan bir başka terasa geçmek isterse mutlaka kendine yol gösterecek bir kadına ihtiyacı vardır; belki yanılıyorum, ama bana öyle geliyor ki, bir erkek, bir kadının yardımı olmadan, bulunduğu bahçeden bir başka bahçeye, içinde kavrulduğu yangından bir başka yangına tek başına geçemez. Bir erkeğin düşünsel yeteneği, estetik birikimleri ne olursa olsun, hayatta durduğu kat, içine doğduğu kattır, tanıdığı ilk kadının, annesinin onu bıraktığı kat. Giyim zevkinin bulunmadığı bir bahçede doğduysanız, giyim zevkinin gelişmiş olduğu bir bahçeye sizi ancak bir kadın götürür; sofralarının inceliklerle donatılmadığı bir katta doğduysanız, incelikli sofraların bulunduğu kata sizi götürecek olan da bir kadındır. Birlikte olduğunuz kadın değiştiğinde, değişen yalnızca bir kadın değildir, hayatın neredeyse bütünü değişir; bir başka kata, bir başka bahçeye geçersiniz, orada her şey farklıdır. Dinlediğiniz müzik, okuduğunuz kitap, yediğiniz yemek, gittiğiniz yerler, buluştuğunuz arkadaşlar, hattâ taktığınız kravat bile değişir. </description>
<link>https://www.antoloji.com/bir-hayattan-bir-hayata-gecmek-siiri/</link>
<guid>2229866</guid>
<pubDate>2016-03-11T15:09:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Altan</author>
</item>
 <item>
<title>Cami Işıklarına Bakan Çocuk</title>
<description>Çocukluktan gençliğe geçmeye çalıştığım dönemlerde yazarlık hayalleriyle dolu olduğumu gören babam, ‘Yanağını cama yapıştırıp, evin çaprazındaki caminin şerefesinde iftar zamanını haber veren ışıkların yanmasını, ışıklar yanar yanmaz bunu bağırarak haber verdiğinde büyüklerin aferinini almak için heyecanla bekleyen bir çocuğu anlatabilir misin’ demişti.  Yaklaşık kırk yıldan beri o çocuk aklımdadır.  Hálá o sahneyi ve o çocuğu en iyi biçimde nasıl anlatacağımı bulamadım.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/cami-isiklarina-bakan-cocuk-siiri/</link>
<guid>2229862</guid>
<pubDate>2016-03-11T15:08:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Altan</author>
</item>
 <item>
<title>Bir Kadın, Bir Erkek...</title>
<description>Nice aşk yitirdim ben.  Kışkırtıcı bir bakışıyla çılgına döndüğüm, bir dudak büküşüyle ağulu acılar çektiğim, kahkahalarıyla şenlenip gözyaşlarıyla kederlendiğim, bir tanrıça katına çıkartıp tapındığım, kutsal mabetlerinin sunaklarına hayatımı bir adak gibi bırakmayı arzuladığım, memelerinde, kasıklarında, kalçalarında, bacaklannda, boyunlarında adanmış topraklarda dolaşan bir sofu gibi vecd içinde kendimden geçerek dolaştığım, ayaklarına kapandığım, göğüslerinde ağladığım, saçının bir teline halel gelmesin diye fütursuzca ölüme yürüyeceğimi hissettiğim, bazen öldürmeyi şiddetle istediğim, onda yok olup onla var olduğum, bana her defasında aşkı, acıyı, sevinci, hayatı ve ölümü yeniden öğreten kadınlar yitirdim ben.  Kızıl bir kor gibi örslerine bıraktığım ruhumu bazen sert darbelerle, bazen yumuşak dokunuşlarla şekillendiren, benden bir başka ben yaratan, onun her şeyi, babası, oğlu, kardeşi, kocası, sevgilisi olduğum, onu her şeyim yaptığım, varlığıyla her şeyin tadını, kokusunu, görüntüsünü değiştiren, sıradan birçok davranışı olağanüstü maceralara dönüştürüp olağanüstü maceraları olağan-laştıran kadınlar.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/bir-kadin-bir-erkek-12-siiri/</link>
<guid>2229864</guid>
<pubDate>2016-03-11T15:08:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Altan</author>
</item>
 <item>
<title>Benim Güzel Allahım</title>
<description>Ey siz inananlar.  Tanrınızın yarattıklarına düşmanlık mı besleyeceksiniz?  Öldürecek misiniz onları?  </description>
<link>https://www.antoloji.com/benim-guzel-allahim-2-siiri/</link>
<guid>2229861</guid>
<pubDate>2016-03-11T15:07:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Altan</author>
</item>
 <item>
<title>İnsan Sevdiğini Görmeyince</title>
<description>Kıskançlıklarla, kuşkularla, hesaplaşmalarla süren sancılı bir aşkın orta yerindeki bir sevişmeden sonra adam seviştikleri odadan çıktığında başlayan bir hava bombardımanında ev isabet alıyor ve adamın biraz önce geçtiği bölüm çöküyor. Daha iki dakika önce koynunuzda olan birinin yok olduğunu görüyorsunuz. O korkunç anda kadın yaşadığı çaresizlik karşısında, aslında pek de inanmadığı Tanrı’ ya sığınıyor. Dizlerinin üstüne çöküp yalvarıyor. “İnandır beni” diyor, “o yaşarsa sana inanacağım. Ona bir fırsat tanı. Bırak mutluluğuna sahip olsun. Bunu yap, inanacağım sana.” Ve Tanrı’yla bir pazarlığa oturup en çok sevdiğini geri alabilmenin karşılığında Tanrı’ya en çok sevdiğini vermeyi öneriyor. </description>
<link>https://www.antoloji.com/insan-sevdigini-gormeyince-siiri/</link>
<guid>2124268</guid>
<pubDate>2015-05-09T14:56:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Altan</author>
</item>
 <item>
<title>Beyhude</title>
<description>Yalnızlık bir uçurumsa eğer beni en dipte bulabilirsin.  Gelmek istersen eğer çekinme sen de gelebilirsin. Nasıl olsa Bu uçsuz bucaksız gönül tarlalarının sonunda Hayata küsmüşlerin yeşerttiği Suya kavuşmuş toprak gibi canlı </description>
<link>https://www.antoloji.com/beyhude-98-siiri/</link>
<guid>2124264</guid>
<pubDate>2015-05-09T14:54:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Altan</author>
</item>
 <item>
<title>Duracaksın</title>
<description>Acı, ağulu dikenler gibi ruhuna dolandığında, öfke, kızıl bir küheylan gibi koşturduğunda, keder, yaşlı bir ağaç gibi üstüne yıkıldığında, </description>
<link>https://www.antoloji.com/duracaksin-2-siiri/</link>
<guid>1937983</guid>
<pubDate>2013-11-25T23:56:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Altan</author>
</item>
 <item>
<title>Vakit Gül Mevsimidir Şimdi</title>
<description>Uzun zamandır yüreğim bir kuytuda Uzun zamandır suskunluğum sorguda Kilitlendim karmaşık bir duyguda Her geçen gün biraz daha eksiliyorum  Vakit gül mevsimidir şimdi </description>
<link>https://www.antoloji.com/vakit-gul-mevsimidir-simdi-siiri/</link>
<guid>100356</guid>
<pubDate>2003-08-07T22:57:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Altan</author>
</item>
 <item>
<title>Hayaller Kuracaksın</title>
<description>Acı, ağulu dikenler gibi ruhuna dolandığında, öfke kızıl bir küheylan gibi koşturduğunda, keder yaşlı bir ağaç gibi üstüne yıkıldığında, duracaksın,  durup gümüş bir su gibi akan sabahın tazeliğine bakacaksın, sana iki yüz yıl önceden haberler taşıyan alaycı kargaların sesini dinleyeceksin, çiçeklerini koklayıp derin bir soluk alacaksın. Ölüm seni kuşattığında, tam da o sırada, hayatı düşüneceksin.. Acıyı, öfkeyi, kederi ulu bir gölgeliğe yatıracaksın bir zaman, 'dinlenin biraz' diyeceksin. </description>
<link>https://www.antoloji.com/hayaller-kuracaksin-siiri/</link>
<guid>98986</guid>
<pubDate>2003-07-31T12:48:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Altan</author>
</item>
 <item>
<title>Kırkıncı Oda</title>
<description>Ne kadarınız gerçek sizin,  kırk odalı şatonuzun kırkıncı odasındaki kilitler altında sakladığınız gerçek duygularınızla, gerçek düşüncelerinizin ne kadarı yansıyor hayatınıza, </description>
<link>https://www.antoloji.com/kirkinci-oda-siiri/</link>
<guid>85554</guid>
<pubDate>2003-04-17T16:01:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Altan</author>
</item>
 <item>
<title>Sarki Söyler Gibi...</title>
<description>Milyonlarca yildan beri akan hayat, her rüzgar degdiginde degisen egzotik bir cicek gibi bicimden bicime, renkten renge, kokudan kokuya gecerken, iki sey hic degismeden, bu degisimi sirtinda tasidi. Ask ve cinayet. Hayat, canavar bir ipekböcegi gibi kozasini hep öldürmekle sevmenin etrafinda ördü. Ve insanlar hic durmadan hep bu iki vazgecilmez tutkuyu, öldürmeyi ve sevmeyi anlattilar. Niye öldürdüklerini ve niye sevdiklerini kesfetmeye calistilar. Bazen sevdikleri icin öldürdüler, bazen öldürdükleri icin sevdiler. Gelistikce, cinayetlerini daha büyütüp savaslari icat ettiler. </description>
<link>https://www.antoloji.com/sarki-soyler-gibi-siiri/</link>
<guid>80412</guid>
<pubDate>2003-03-10T15:38:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Altan</author>
</item>
 <item>
<title>Birine Bağlanmak</title>
<description>...Br insanı bir başka insana kuvvetle bağlayan bağ nedir? İbrişim görünümlü çelik bir yumak gibi insanı ilk  bakışta görüp anlayabilirmiyiz ...Neye bağlandığımızı biliyormuyduk bize birisine niye bağlandığımızı sorduklarında, 'çünkü güzel' diyorduk, 'yakışıklı, zeki, güçlü, yetenekli'; bir insanın sevilmesi için geçerli olduğunu kabul ettiğimiz nedenleri sıralıyorduk. Ama belkidegüçsüzlüklere, zayıflıklara, çarpıklıklara bağlanıyorduk. Biz 'bağlanmayı' hep zirvelere doğru bir uçuş olarak anlatmaya çalışırken belki de bağlılık, ölümün, deliliğin, kuşkunun, bencilliğin, bozulmanın karanlık uçurumlarına doğru bir kendini bırakıştı. Bağlandıklarımızda, her zaman başkalarının görmediği bir 'acınacak' yan bulmuyor muyduk, bize en çok acı çektirenlere bile daima bizde şefkat uyandıracak bir kırılganlığı görmüyormuyduk? </description>
<link>https://www.antoloji.com/birine-baglanmak-siiri/</link>
<guid>68368</guid>
<pubDate>2002-12-09T23:46:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Altan</author>
</item>
 <item>
<title>Değişik Bir İlişki</title>
<description>Diğer insanlarla olan ilişkilerimizde, genellikle, daha önceden belirlenmiş rollerden birini benimser, karşımızdakinin de bilinen rollerden birini üstlenmesini bekleriz; ilişkilerde, biri beklenildiği gibidavranmadığında, rolünü oynamayı reddettiğinde, rol dağıtımını küçümseyip aşağıladığında, aslında hayatımızı ne kadar kırılgan bir zeminin, her an hırpalanabilecek alışkanlıkların üstüne bina ettiğimizi görürüz. Rolünü reddeden biri, bu insan ne kadar önemsiz biri olursa olsun, bütünhayatımızı karmakarışık edip, üstünde durduğumuz zemini çökerterek bizi beklenilmeyen takıntıların, tutkuların esiri haline getirebilir. Size şimdi anlatacağım hikaye karlı bir kış gecesi 	Paris'te başlıyor. Hikayemizin kahramanı genç bir adam, geceleri geç saatlere kadar çalıştığı bir işi var ve kendi yaşındaki biri için çok iyi para kazanıyor. Hemen hemen her gece yaptığı gibi gene bir gece geç vakit, işten döndükten sonra biraz hava almak ve işin gerginliğinden kurtulabilmek için köpeğini gezdirmeye çıkarıyor. Kar yağıyor. Her zaman hareketli olan Paris bile sessizleşip sakinleşmiş, herkes evlerine çekilmiş. Sokaklar bembeyaz. O durgun beyazlığın bir kenarında, çirkin bir leke gibi siyah bir karaltı yatıyor. Soğuktan korunabilmek için, altından sıcak buharların tüttüğü bir metro ızgarasının üstüne kıvrılmış, paçavralara sarınmış, kir pas içinde, yaşlıca bir 'clochard' bu; Paris'in, hayatın içinde koşuşturmayı, başarılı olmaya çabalamayı reddeden 'filozof serserilerinden' biri. Köpek, beyazlıklar içindeki karaltıyı görür görmez ona doğru hamle ederek, mazgalın üstünde büzüşerek uyumaya çalışan yaşlı serseriyi uyandırıyor. Genç adam köpeğini çekerek oradan uzaklaşıyor. Beyazlaşmış sokaklarda köpeğiyle epeyce gezdikten sonra aynı yoldan evine dönerken, biraz önce köpeğinin adamı uyandırmış olmasından duyduğu rahatsızlıkla, siyah karaltının başucuna bizim paramızla yaklaşık bir milyon lira bırakıyor. Karşılığında, farkında olmadan beklediği tek şey, yaşlı serserinin 'minnettarlığını' gösteren küçük bir tebessüm, bir teşekkür mırıltısı. O sessiz beyazlığın ortasında, yerde yatan yaşlı serseriyle, başucunda duran genç adam bir an birbirlerine bakıyorlar. Kirden rengini kaybedip keçeleşmiş saçlarıyla biçimsiz bir çirkinlikle uzamış sakallarının arasına saklanmış, çizgileri alabildiğine derinleşip keskinleşmiş, yıllarca sokaklarda kalarak eskimiş yüzde bir 'minnet' ifadesi değil tam tersine aşağılayıcı bir ifade beliriyor; 'sadakayı'  alan sadakayı vereni, sadaka verebilecek durumda olduğu için küçümsüyor. yilik yapmanın gizli gururunu taşımaya hazırlanan genç adam, yaptığı iyilik karşılığında şağılandığını görerek şaşırıyor. Ertesi gece, gene sabaha karşı ıssız ve beyaz sokaklarda köpeğini gezdirmeye çıkarıyor. O çirkin leke, o tuhaf karaltı, bir gece önceki mazgalın üstünde yatıyor. Köpeğiyle birlikte karaltının yanından geçiyor. Bu kez köpek yaşlı serseriyi rahatsız etmiyor. 				Genç adamın kendisini yaşlı serseriye borçlu hissetmesi için hiç bir neden yok. Köpeğini dolaştırıp dönerken, anlayamadığı bir nedenden dolayı gene yaşlı serserinin başucunda durup, bir milyon lira daha bırakıyor. açavralarının içinde büzüşmüş yaşlı adam başını çevirip, bir gece önceki küçümseyici bakışlarıyla bakıyor. Tek kelime bile konuşmuyorlar. Ertesi sabah uyandığında genç adam, sokakta yatan o yaşlı serserinin görüntüsünün aklına takıldığını farkediyor. Gece işten dönünce tekrar köpeğiyle dolaşmaya çıkıyor. Ama artık amacı köpeğini gezdirmek ya da biraz hava alıp günün yorgunluğunu tmak değil, o partal adamı görmek istiyor. Serseri herzamanki yerinde yatıyor. Mazgaldan tüten dumanların arasında rengi solmuş eski bir kilim gibi kıvrılıp yatmış serserinin yanından ona hiç bakmadan geçtikten sonra dönüşte, 'hayır, bu sefer ona para vermeyeceğim' diye kendi kendine öylenmesine rağmen gene durup parayı bırakıyor. Aldığı karşılık gene o küçümseyici bakış. Yaşlı serseri bir kerecik gülümseyip teşekkür etse genç adam ondan kurtulacak, ona bir daha para vermeyecek belki bir daha o sokaktan bile geçmeyecek ama serseri ya bu gerçeği bilecek kadar akıllı olduğundan ya da gerçekten 'iyilik yapabilecek' durumda olan herkesi küçümsediğinden asla ülümsemiyor. Ve, o aşağılayan bakışlarıyla genç adamın hayatının vazgeçilmez bir parçası, bir tür hastalığı haline geliyor. Her gece sabaha karşı gidip yaşlı adamın yanına parayı bırakıyor. Her kşam yaşlı serserinin gözlerinde aynı küçümsemeyi görüyor. Bir ay geçiyor, iki ay geçiyor. Karlar eriyor, sokaklar kalabalıklaşıyor. Genç adam hiç aksatmadan her gece, artık kendisine acı vermeye aşlayan gezintisine çıkıp, dönüşte 'küçümsenmesinin bedelini' ödüyor. Her gün bir daha o sokaktan geçmeyeceğine yemin edip her gece oraya gidiyor. O parayı bırakıyor. Üç ay geçiyor, dört ay eçiyor. Her gece birbirlerinin yüzüne neredeyse düşmanca bakıyorlar. Birçok dostlukta rastlanmayacak kadar güçlü bir ilişki ve koparılması her gün biraz daha zorlaşan bir tutku haline geliyor bu düşmanlık. Beşinci ayın sonunda, ihtiyarın hiç bir zaman gülümsemeyeceğini ve kendisinin, hayatını, alışkanlıklarını, beklentilerini altüst eden bu takıntıdan kurtulamayacağını anlıyor. Yapabileceği tek şeyi yapıyor. Evini bırakıp Paris'in uzak bir mahallesine taşınıyor. Bir zaman sonra adam Paris'ten ayrılıp memleketine dönmek zorunda kalıyor. Aradan yıllar geçiyor, bir gün yeniden Paris'e dönüyor ve Paris'teki ilk gecesinde, ihtiyar serseriye ilk rastladığı sokağa gidiyor. Mazgalın üstü boş. İhtiyar serseri yok artık. Ama o küçümseyici bakış hâlâ o genç adamın aklında ve hep orada kalacak. </description>
<link>https://www.antoloji.com/degisik-bir-iliski-siiri/</link>
<guid>66173</guid>
<pubDate>2002-11-19T18:03:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Altan</author>
</item>
 <item>
<title>Nereye Gidersin Sevdiğim...</title>
<description>Nereye gidersin sevdiğim… Hatırlamak için harcadığımızdan çok daha fazla çabayı unutmak için harcıyoruz herhalde. Unutmak… Çaresizlerin, fırtınalar arasında, bir gün oraya ulaşmanın düşünü kurdukları o acıklı sığınak.Hayatımıza girenleri ya da girmek için kapılarımızı zorlayanları silmek aklımızdan, onlar yokmuş gibi davranıp onlar yokmuş gibi yaşamak. Geçmişi, o geçmişi yaşayan parçamızla birlikte çıkartıp atmak içimizden, atılan her parçayla birlikte içimizde bir boşluk kalacağını bilerek yapmak bunu. Ya da yaşanacak birşeyler vaat edenleri, bir gün onları da unutmak zorunda kalacağımızı düşünerek, daha baştan unutmaya çalışmak, geçmiş gibi gelecekten de parçalar ayıklamak. </description>
<link>https://www.antoloji.com/nereye-gidersin-sevdigim-siiri/</link>
<guid>59340</guid>
<pubDate>2002-09-13T14:19:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Altan</author>
</item>
 <item>
<title>Biraz Oyalanmak</title>
<description>Beni çevreleyen sükunet içimdeki sükunetle birleşti, ben sabahın solgun sessizliğine karıştım.  Küçük bir sazan balığı, bir dağ yemişi, bir zakkum çiçeği gibi o sakin güzelliğin bir parçası oldum. Böyle bir sabah vakti inci grisi bir gölü, nefti dağları, sulara çizilmiş lacivert çizgiyi, kızılımsı zakkumları sevmek için buraların sahibi olmak gerekmiyordu, burası benim vatanım olmasa başkalarına ait bulunsa da hissettim ki ben orayı gene sevecektim. Bu toprakların tarihi ise, binlerce yıldan beri oraların sahibi olmak için birbirlerini öldüren insanları, savaşları, baskınları, felaketleri anlatıyor. O insanlar yok artık. Hiçbir yerin sahibi değiller. </description>
<link>https://www.antoloji.com/biraz-oyalanmak-siiri/</link>
<guid>59255</guid>
<pubDate>2002-09-12T18:54:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Altan</author>
</item>
 <item>
<title>Yürekleriyle Konuşan, Gözleriyle Gülen Kadınlar...</title>
<description>Bir kadın tanımak...   Bütün gel-gitleri, kaprisleri, küçük şımarıklıkları, korkuları, şaşkınlıkları, hercailikleri, hayal kırıklıkları, aşkları, terk edilişleri, başarıları, başarısızlıkları, kurnazlıkları, saflıkları, çocuk ağızları, şirinlikleri, küçük yalanları, büyük itirafları, kocaman yürekleri ile kendi olmaya çalışan kadınları tanımak...  Bir kadını sevmekle baslar her şey ama, bir kadını tanımakla varılır hayatın sırrına. Bir kadını tanımaya soyunmak zor ama keyifli bir yolculuğa çıkmaktır. Dört mevsimi bir yürekte buluşturur, bu yüzden de sürekli şaşırtırlar. Sürprizlerin ardı arkası kesilmez. Zordur anlamak onları. Benzemek gerekir anlayabilmek için belki de! Kendi zekasını hatırlatanları sever, sevgisini göstermekten ürkmeyenleri, sürprizlere hazırlıklı olanları bir de. Muson yağmurları gibi yağarken, Sahra' da çöl fırtınası koparıp ardından güneş olup ısıtabilirler. Dedim ya bir dünyadır kadınlar, yürekleriyle konuşan, gözleriyle gülen...  </description>
<link>https://www.antoloji.com/yurekleriyle-konusan-gozleriyle-gulen-kadinlar-siiri/</link>
<guid>58976</guid>
<pubDate>2002-09-10T09:44:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Altan</author>
</item>
 <item>
<title>Sevmek Dediğimiz</title>
<description>Sevmek dediğimiz...  Sevmek, yalnızca sevgiden oluşmuyor.  Bir altın madeninin duvarından kopardığımız bir parçanın içinde altınla birlikte nasıl taş, çakıl, çamur buluyorsanız, sevmek dediğinizde de sevginin yanında sevgiye benzemeyen birçok duyguyu buluyorsunuz.  Sevmek, yalnızca sevgiden ibaret olsaydı, sevdiğimizin mutluluğunu ister, onun mutluluğundan mutlu olurduk ama biz sevdiğimizin mutlu olmasını değil, “bizimle mutlu olmasını” istiyoruz. </description>
<link>https://www.antoloji.com/sevmek-dedigimiz-siiri/</link>
<guid>58135</guid>
<pubDate>2002-09-02T17:08:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Altan</author>
</item>
 <item>
<title>Ağustos Kuşları</title>
<description>Ağustos kuşları  Derin, saf, mavi bir gökyüzünde kara noktalardan oluşmuş kıpırtılı kara bir yumak helezonlar çizerek dönüyor. Onlara bakıyorum. Bir ucundan katılan kalabalık ve karışık siyah noktalarla büyüyen yumak diğer ucundan zarif ve düzenli bir ok gibi çıkarak maviliğin içlerine doğru uçuyor. Gidiyorlar. Onlara bakıyorum. </description>
<link>https://www.antoloji.com/agustos-kuslari-siiri/</link>
<guid>58132</guid>
<pubDate>2002-09-02T16:50:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Altan</author>
</item>
 <item>
<title>Zamanı Durdur</title>
<description>Eğer bir alıcı çıksaydı, bir şeytan mesela, ne karşılığında satardınız ruhunuzu, ne karşılığında cehennemlerde yanmaya razı olurdunuz?  Bir volkan gibi, içi çağıldayan çılgın alevlerle dolu olduğu halde aynı zamanda bir selvi ağacı kadar da huzurlu olan bir aşkı, böyle bir mucizeyi, bir tek gün zerdali çiçeklerinin döküldüğü gizli bir bahçede, bir sevgiliyle yaşamak karşılığında satar mıydınız ruhunuzu? Parlak beyaz duvarları floresan lambalarının sert ışıklarıyla aydınlanmış bir laboratuvarda bir geceyarısı kan çanağına dönmüş gözlerinizle mikroskobunuza bakarken, kanserin çaresini keşfetmek karşılığında atar mıydınız ruhunuzu ateşlere? Bir sabaha karşı, askerlerin dipçiklerle kapıları kırıp evlere girerek insanları taradığı bir darbenin liderliğini yapan, insanları darağaçlarına, zindanlara sürükleyip korkutan, herkesin karşısında titreyerek selam durduğu bir general olma karşılığında vazgeçer miydiniz ruhunuzdan? Bütün dünyanın soluk soluğa seyrettiği bir film çekebilme yeteneğinin size bağışlanması, ruhunuza biçtiğiniz fiyatı karşılar mıydı? Yoksa ruhunuzu hiç bir bedel karşılığında satmaz mısınız, sakin bedeninizin içindeki sakin ruhunuzla, hiçbir değiş tokuşa razı gelmeden mi sürdürmek istersiniz ömrünüzü? </description>
<link>https://www.antoloji.com/zamani-durdur-siiri/</link>
<guid>57544</guid>
<pubDate>2002-08-27T14:42:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Altan</author>
</item>
 </channel>
</rss>
