<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Adnan Şahin 2 Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Mecburen Gitmeler</title>
<description>mecburen gitmeler  yine yol göründü bana valizimde anılar saklı alışkanlıklarımla vedalaştım umutlarım yarınlara sarktı </description>
<link>https://www.antoloji.com/mecburen-gitmeler-siiri/</link>
<guid>3492243</guid>
<pubDate>2023-07-27T11:39:00+03:00</pubDate>
<author>Adnan Şahin 2</author>
</item>
 <item>
<title>Şiir:</title>
<description>demli çaydır şiir sımsıcak gevrek simittir  anne bahrına başını yaslamaktır şiir babanın kocaman avuçlarında küçücük minnak ellerinin kaybolmasıdır </description>
<link>https://www.antoloji.com/siir-728-siiri/</link>
<guid>2888858</guid>
<pubDate>2018-09-13T21:06:00+03:00</pubDate>
<author>Adnan Şahin 2</author>
</item>
 <item>
<title>Doğanın Müziği</title>
<description>dağların eteklerinde  rüzgar ıslıklar çalıyor, kuşların kanat sesleri ritm tutuyor hayatın müziğine, su şırıldıyor, bulutlar rüzgarla dans ediyor, </description>
<link>https://www.antoloji.com/doganin-muzigi-siiri/</link>
<guid>2888857</guid>
<pubDate>2018-09-13T21:01:00+03:00</pubDate>
<author>Adnan Şahin 2</author>
</item>
 <item>
<title>Kalmadı</title>
<description>bu yüzyılda  ulu orta sabah namazından sonra seyirlik halde kent meydanında pancarı yapraklarından ayırır gibi </description>
<link>https://www.antoloji.com/kalmadi-144-siiri/</link>
<guid>2266409</guid>
<pubDate>2016-07-19T16:53:00+03:00</pubDate>
<author>Adnan Şahin 2</author>
</item>
 <item>
<title>Katlanacağız</title>
<description>"senden haber alamayınca kafesin içinde döne döne tellere vuran kuş gibiyim" yazmışsın ah benim canparem yüreği yangın yarem </description>
<link>https://www.antoloji.com/katlanacagiz-2-siiri/</link>
<guid>2266408</guid>
<pubDate>2016-07-19T16:49:00+03:00</pubDate>
<author>Adnan Şahin 2</author>
</item>
 <item>
<title>Bahar Sızım</title>
<description>bir sabah erkenden kalk;  perdeni arala daha güneş doğmadan pencereni aç baharı doldur odana!  </description>
<link>https://www.antoloji.com/bahar-sizim-4-siiri/</link>
<guid>2266407</guid>
<pubDate>2016-07-19T16:47:00+03:00</pubDate>
<author>Adnan Şahin 2</author>
</item>
 <item>
<title>Hakkın var mı?</title>
<description>nereye sakladın umutlarını hangi acıların altına neden bıraktın peşini niye küstün yarınlarına  bak kirazlar çiçek açtı </description>
<link>https://www.antoloji.com/hakkin-var-mi-siiri/</link>
<guid>2266406</guid>
<pubDate>2016-07-19T16:44:00+03:00</pubDate>
<author>Adnan Şahin 2</author>
</item>
 <item>
<title>Nostalşiir</title>
<description>tahtadan dı ilkokul çantam zırt pırt olur olmaz açılır içinden kalem defter değil de simit tablası, susamlar ve ayakkabı fırçaları yırtık kadife kumaşlar saçılırdı etrafa </description>
<link>https://www.antoloji.com/nostalsiir-siiri/</link>
<guid>2266405</guid>
<pubDate>2016-07-19T16:42:00+03:00</pubDate>
<author>Adnan Şahin 2</author>
</item>
 <item>
<title>Önce Sev Sevil</title>
<description>kimsenin umurunda değil misin?  önce kim olduğunu bileceksin, sonra kimin umurunda olman gerektiğini. misal; zeytin ağacı seni özler mi? dağda ki kaplumbağa yolunu gözler mi? tamam emek ve sevgi verdiğin kedinin, köpeğinin gözleri seni arayabilir, </description>
<link>https://www.antoloji.com/once-sev-sevil-siiri/</link>
<guid>2219670</guid>
<pubDate>2016-02-11T18:42:00+03:00</pubDate>
<author>Adnan Şahin 2</author>
</item>
 <item>
<title>Gizemli Gülüşler</title>
<description>sessizce ağlarım ben sessizce, gürültü etmeden.  güneş gibi ışıldar gözbebeklerim, gözyaşlarım içime akarken. bahar bahçedir gülüşlerim, </description>
<link>https://www.antoloji.com/gizemli-gulusler-siiri/</link>
<guid>2219668</guid>
<pubDate>2016-02-11T18:28:00+03:00</pubDate>
<author>Adnan Şahin 2</author>
</item>
 <item>
<title>Müptela</title>
<description>müptela  sende ağlıyor musun benim gibi ulu orta aniden </description>
<link>https://www.antoloji.com/muptela-18-siiri/</link>
<guid>2180369</guid>
<pubDate>2015-10-17T19:07:00+03:00</pubDate>
<author>Adnan Şahin 2</author>
</item>
 <item>
<title>Gülümseyebilenlere</title>
<description>GÜLÜMSEYEBİLENLERE  Fabrikanın kapısından elimde tekerlekli valizimle çıkarken, ‘’nizamiye kapısından’’ çıkar gibi hissettim, kapıda ki güvenliğe bir el selamı verip, önceden yer ayırttığım otobüse yetişmek için acele ana yola doğru yürümeye devam ettim. Başımı kaldırıp şefkatle, masmavi gökyüzünde, küme küme kah ayrılmış, kah birleşmiş bulutlarda gezdirdim bakışlarımı. Derin derin doldurdum ciğerlerime; Anadolu’nun orta yerinde rakımı 1200’lerde ki tertemiz havayı. Fazla çalışmalarıma karşılık izine çıkmıştım. On adım önümde benimle akran bir işçi arkadaşım telaşla koşar adım ana yola doğru yürüyordu. Benden önce yolun kenarında durdu, yerinde duramıyordu. Telaşlı, sinirli, panik halindeydi. Yanına vardım, selam verdim. Tanıştık, biraz konuşmadan sonra dayanamadım, sordum; - hayrola kötü bir şey yoktur dilerim, dikkat ettim de telaşlısın. Dedim. – Sorma. Bizim oğlana ulaşamıyormuş hanım dört saattir. Bende arıyorum çalıyor cevap vermiyor. Dedi. Oğlu on sekiz yaşındaymış, bir fırında çalışıyormuş. Aslında çok sessiz sakin bir çocukmuş, böyle bir şeyi daha hiç olmamış, o yüzden çok telaşlanmışlar. Aklına kötü şeyler getirmemesini, sakin olmasını, gençtir hoş karşılamalı, gibi teskin edici şeyler söyledim, biraz rahatladı. Bacanağını çağırmış hemen arabasıyla gelip onu alması için, zaten yaşadığı yerde fabrikaya on beş dakika uzaklıktaymış. Sonra ambulans hızıyla geldi bacanağı, önde daha telaşlı, ağlamaklı, sanırım eşiydi bir bayan oturuyordu. Hızla açtı kapıyı, bindi, hızla kapandı kapı, yine ambulans hızıyla uzaklaştılar. Zor dedim içimden, annelik babalık böyle zor bir şey işte dedim. Benim de o yaşta bir evladım var çünkü. Otobüsüm geldi, valizimi bagaja koydu muavin, yerime oturdum. On beş dakika yoldan sonra, telaşlı, kaygılı işçi kardeşimin yaşadığı yerde yolcu almak için durdu otobüs. Evladını arayan babayı görebilir miyim diye bakındım ama yoktu. Yaşlı, kasketli, takım elbiseli, ak sakallı bir amca geldi yanıma, selamlaştık, çantasını yukarı koydu, yerleşti koltuğuna, daha iki dakika geçmedi saatini gösterdi; </description>
<link>https://www.antoloji.com/gulumseyebilenlere-siiri/</link>
<guid>2180365</guid>
<pubDate>2015-10-17T18:54:00+03:00</pubDate>
<author>Adnan Şahin 2</author>
</item>
 <item>
<title>Pusula</title>
<description>PUSULA  Nereye gideceğini bilmeyen bir yolcu, rüzgârla savrulan bir yapraktan farksızdır. Oysa uçurtma rüzgâra karşı durduğu için uçabilmektedir. Gerçi onunda kaderi bir çocuğun elindedir. Bazen rüzgar çok sert eser tutamaz, bazen de canı sıkılır, bırakıverir ipin ucunu çocuk. Rüzgârda savrulan yaprağa benzer o zaman uçurtma, ipin ucunu tutmayınca bir el, havada dans ede ede aşağıya iner. Ya bir tele takılı kalır, ya da bir ağacın dallarına dolanır. Tutunacak dal nasıl güven verir insana. Ta ki dal kırılana dek ama. Hangi dala tutunacağımızı öğreniriz zamanla. Sizi taşıyacak kadar güçlü olmalıdır dal. Size katlanacak kadar dayanıklı. Ama her zaman taşıyamaz sizi bir dal, farkında olmadan zedelemiş olabilirsiniz. Ve o zedelenen yerden için için kurtlanabilir dal. Tutunmak yetmez bazen, tepesine basıp, üstüne oturmak istersiniz güvendiğiniz dalın. Tepesine basmak da yetmez, dalda tepinmek, hoplamak istersiniz bazen. Önceleri sesini çıkarmaz, susar katlanır buna dal. Sonra sonra dayanılmaz olunca hoyratlığınız, işte o zaman isyan eder güvendiğiniz dal, çat diye kırılıverir ve siz ‘’küt! ’’ diye düşersiniz toprağa. Belki bundan bir ders çıkarabildiyseniz eğer, bir başka dala aynısını yapmamaya çalışırsınız hayatta. Ama bir başka dal ve ya dallar o kırdığınız dalın yerini tutar mı, bunu da öğrenirsiniz zamanla. Hayat müthiş bir yolculuktur, adımlayana. Yol ayrımları, yokuş aşağılar, yokuş yukarılar çıkar karşına. Yol ayrımlarında doğru yönü seçemezsen; bir labirent çıkmazı, çıkıverince karşına yeniden kaldığın yerden başlaman gerekir bazen. Yokuş aşağının rahatlığına kapılıp, bırakıverirsen kendini yer çekiminin rehavetine, tepe taklak tostoparlak düşebilirsin sonra. O yüzden temkinli inmek gerektiğini, ayaklarını sağlam basarak inmek gerektiğini öğrenirsin düşe kalka. Yokuş yukarı çıkarken de; sakin, kararlı ve inatla tırmanman gerektiğini bizzat ispatlar sana yol. Bıkkın, yorgun ve umutsuz olursan zirveye asla çıkamayacağını ya da zirveye beş kala rehavete kapılıp küstah zafer çığlıkları atmaya kalkınca, birden küçücük bir taşa takılıverip, paldır küldür aşağıya yuvarlanıvereceğini öğretir sana kibrin. Mutlaka her yolun bir sonu olacaktır, nasıl bir yolculuk yaptığınla ilgilidir yolun sonunda ki ruh halin. Yol boyunca bıraktığın izlerdir seni hatırlatacak olan, deneyimlerini paylaştığın yolculardır seni anacak olan. Ayaklara takılacak taşları, engelleri alıp fırlatmadıysan yolun dışına, daha yürünesi bir yol olsun diye uğraş vermediysen; yürüsen ne olur, durduğun yerde saysan ne olur? Yol alırken sen de bir şeyler almalısın yoldan, yolculuktan. Peşin sıra gidip, peşin sıra varmak ne katar sana. Yolun sonunda sormazlar mı; - neyini bıraktın orda, ne kattın? diye. </description>
<link>https://www.antoloji.com/pusula-65-siiri/</link>
<guid>2180364</guid>
<pubDate>2015-10-17T18:52:00+03:00</pubDate>
<author>Adnan Şahin 2</author>
</item>
 <item>
<title>Kalem izi</title>
<description>KALEM İZİ  Tanju Okan’ın: ‘’çocukluğum, çocukluğum…’’ şarkısını dinlerken, dalar giderim çocukluk yıllarıma. ‘’ah dede vah dede, sen neymişsin sen, bir elmanın yarısı sen, yarısı da ben…’’ şarkısı ilk çıktığında dedem köse Mehmet hayattaydı daha, Belçika’dan teyzemlerin hediye getirdiği yepyeni gıcır gıcır meşin rengârenk futbol topumuzu kesmişti dedem, gâvur icadı diye. Ama keserken baltayla ilk vuruşta topu kesememiş, balta geri fırlayınca kafasına vurmuştu balta. Sonra çok kötü sinirlenip, bıçakla patlatıp, baltayla lime lime etmişti yepyeni gıcır gıcır meşin futbol topumuzu. Ne tesadüf ki, bir gün sonra radyo da çalmıştı o şarkı: ‘’ah dede vah dede, sen neymişsin sen, bir elmanın yarısı sen, yarısı da ben…’’dinlerken kahkahalar atmıştık. Ama kızamazdık da, nefret de duymadık dedemize hiçbir zaman. Çünkü hata insan içindi, herkes hata yapabilirdi hayatta. Bizimde türlü haylazlıklarımız, haytalıklarımız, hatalarımız oldu zaman zaman çocukluğumuzda. Karasuya, türbüne yüzmeye giderken göz hakkı diye elma, vişne, erik ağaçlarına, karpuz, mısır, nohut tarlalarına dalardık, yiyeceğimiz kadar alır ya da yer, birazda ceplerimize doldurur devam ederdik yolumuza. Bazen meyve bahçelerinin sahiplerine göründüğümüz olurdu, adam uzaktan bağırarak bizi kovalardı, bizde apar topar ağaç tepelerinden düşercesine iner, tarlalardan yüz metre rekorları kıracak kadar hızla tabanları yağlardık, kaçtıktan sonra da gülüşürdük yaşadığımız heyecanla. Helal ederlerdi herhalde sahipleri yediklerimizi bize, çünkü onlarda yapmışlardır çocukluklarında, helal etmedilerse de artık, günahı boynumuza. Bisiklet ilk çıkana kadar hiç sorun yoktu, çünkü hiç kimse de bisiklet yoktu ve eşittik. Sonra işte ister istemez hayatımıza girince bisiklet, çocukluğumuzun ulaşılmaz ama en hayran olduğumuz tutkusuydu. Bulgaristan’dan gelen komşu çocuklarında vardı, ters pedalla fren yapılanlardan ‘’kobra’’ adında bisikletler. Öğrenmek için, iki tur atabilmek için can atardık. Bisikletimiz olmasa da ne yapar eder öğrenirdik bisiklete binmesini. Hatta hızla giderken birden kazık fren yapıp bisikleti kaydırmayla hava bile atardık, ellerini bırakıp ne kadar gidiyorum diye denerdik, tabii denerken de düşer yaralanırdık da. Belki belli mi olur, babamız bisiklet alacak olursa diye, babamıza: </description>
<link>https://www.antoloji.com/kalem-izi-siiri/</link>
<guid>2180363</guid>
<pubDate>2015-10-17T18:51:00+03:00</pubDate>
<author>Adnan Şahin 2</author>
</item>
 <item>
<title>Ne Güzeldir Sevmek.</title>
<description>Ne Güzeldir Sevmek.  Ne güzeldir; sevdiğini düşünürken yüreğinde tatlı bir sızı hissetmek, merak etmek, onun için kaygılanmak, başardığında ondan daha çok sevinip, yapamadığında ondan daha çok üzülmek, yapamasa da onu eskisinden daha çok beğenmek. Onu olduğu gibi kabul edip, onun seçimlerine saygı göstermek, öfkelerini, heyecanlarını, sevinçlerini benimsemek, yardıma ihtiyacı olduğunda varlığını hissettirmek, eline elini değirmek, kendi başına ayakta kalamadığı, yürüyemediği zamanlarda beline sarılmak, ona şaka yapıp birlikte gülebilmek, onun kızdığı şeyi bile bile yapıp sadece ben yapabilirim bu şakayı diyebilmek, ona su taşımak, yanyana bir şeyler yemek, birlikte yağmurda ıslanmak, ilk yağan karı birlikte seyredalmak, başları kaldırıp yukarı gecenin karanlığında yıldızlara bakmak, ağlamaklı olduğunda hemen sarılıp buğulanan gözlerinde parmaklarını gezdirmek, geleceğine yakın; camda, balkonda bekleyip, zili çalmasına gerek bırakmadan kapıyı açmak, beklendiğini bilmek, aç mısın diye sorabilmek, açsa; onun için yaptığın yiyecekleri yemesini mutlulukla seyretmek, senin için yapılan yiyecekleri huzurla birlikte yiyebilmek, onunla dertleşmek, onu dinlemek, ona anlatmak, hatta ona kızıp, ona küsmek, başı ağrıdığında ağrısının sana geçmesini istemek, üşüdüğünde sımsıkı sarılıp ısıtabilmek, biraz ayrı kaldığında yıllardır görmemişsin gibi özlemek, sesini, ismini haykırışını hatırlamak, gök gürlediğinde ya korkarsa diye, şiddetli yağmurlarda ya çok ıslanırsa diye, çok soğuklarda üzerine kalın bir şeyler ya giymediyse diye onun için endişelenmek, kılına zarar gelmesin diye gözünden bile sakınmak, ona bakmaya doyamamak, ne kadar şiddetli tartışsan da on dakika sonra kızgınlığının birden uçup gitmesine şaşakalmak, ona kızamamak, ona kıyamamak, onu özlediğinde ondan söz ederken birden ondan telefon almak, onun üzülmesinden, incinmesinden, zarar görmesinden kabuslar görürcesine korkmak, onu başkalarının da senin kadar olmasa da sevmelerinden beğenmelerinden mutlu olmak, omzunda ağlamak, avuçlarında çocuk gülüşlü düşlerini ısıtmak, onun seni ne kadar çok, senin onu ne kadar çok sevdiğini bilmek; ne güzeldir! </description>
<link>https://www.antoloji.com/ne-guzeldir-sevmek-siiri/</link>
<guid>2180361</guid>
<pubDate>2015-10-17T18:47:00+03:00</pubDate>
<author>Adnan Şahin 2</author>
</item>
 <item>
<title>Çınar çıkmazı</title>
<description>çınar çıkmazı  bu çıkmaz sokak... öyle çok şey var ki anlatılacak. çocukluğum geldi aklıma, ilk adımlarımın izleri duruyor orda hala, </description>
<link>https://www.antoloji.com/cinar-cikmazi-siiri/</link>
<guid>2180360</guid>
<pubDate>2015-10-17T18:46:00+03:00</pubDate>
<author>Adnan Şahin 2</author>
</item>
 <item>
<title>Ülkem</title>
<description>ülkem  bir yanım güllük gülistanlık öbür yanım dikenlerle sarılı bokbataklık  bir yanım kardeşçe bahar </description>
<link>https://www.antoloji.com/ulkem-59-siiri/</link>
<guid>2180359</guid>
<pubDate>2015-10-17T18:40:00+03:00</pubDate>
<author>Adnan Şahin 2</author>
</item>
 <item>
<title>Devrim ormanında üç fidan</title>
<description>devrim ormanında üç fidan  gün ağarmamıştı daha, anaç kuşlar isteksiz uyanıyorlardı, bahar o bahar utanarak baharlamıştı doğayı. </description>
<link>https://www.antoloji.com/devrim-ormaninda-uc-fidan-siiri/</link>
<guid>2180358</guid>
<pubDate>2015-10-17T18:38:00+03:00</pubDate>
<author>Adnan Şahin 2</author>
</item>
 <item>
<title>Düşlerimiz</title>
<description>düşlerimiz  güneşin önünde bir ağaç ağacın dibinde bir gölge gölge de bir adam adam da uyku </description>
<link>https://www.antoloji.com/duslerimiz-8-siiri/</link>
<guid>2180357</guid>
<pubDate>2015-10-17T18:36:00+03:00</pubDate>
<author>Adnan Şahin 2</author>
</item>
 <item>
<title>Sevmiyorum</title>
<description>bazen;  durup dururken düşlerim çığlık atıyor çınarlarım devriliyor yeni tüylenmiş kuşlarım yuvadan düşüyor yaz günü üşüyorum </description>
<link>https://www.antoloji.com/sevmiyorum-38-siiri/</link>
<guid>2180356</guid>
<pubDate>2015-10-17T18:34:00+03:00</pubDate>
<author>Adnan Şahin 2</author>
</item>
 </channel>
</rss>
