<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Adem Yıldırım Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Kıymetli bir dostun ardından... deneme</title>
<description>Dinle Ahbap…!   Üç günlük dünyanın nesine tamah eder ki insan, hangi menfaate kurban edilebilir bir can? Dostluk cümle âlemin diline pelesenk olan bu kavramın değeri ne, ne ile ölçülür ki ederi? Hangi sinir hali silebilir yılların izlerini, bu kadar basit mi? İlla toprağa mı girmeli kıymetlenmek için, bir kişi bile kıymet vermez mi?  Hiç bir dostunu toprağa verdin mi Kış mevsiminin ayaz bir gününde? Ben daha birkaç gün önce verdim. İçimde bir üşüme derinlerden gelen bir titreme, havanın soğuk oluşundan değil, bir dostun daha sıcaklığını kaybedişimden. Ve o an anladım ki insan kaybetmeden bilemiyor elindekilerin kıymetini, ben de bilemedim, anlayamadım kadir kıymetini… </description>
<link>https://www.antoloji.com/kiymetli-bir-dostun-ardindan-deneme-siiri/</link>
<guid>1941857</guid>
<pubDate>2013-12-06T09:34:00+03:00</pubDate>
<author>Adem Yıldırım</author>
</item>
 <item>
<title>Unutulmuyor...</title>
<description>Ne katil maktülü, Ne zalim mazlumu, Ne de gardiyan mahkumu unutmazmış, Ama sen beni unutmuş gibisin..!   </description>
<link>https://www.antoloji.com/unutulmuyor-34-siiri/</link>
<guid>1938513</guid>
<pubDate>2013-11-27T14:32:00+03:00</pubDate>
<author>Adem Yıldırım</author>
</item>
 <item>
<title>Hasbihal’e Davet</title>
<description>Hasbihal’e Davet  Attan düşenin halinden, Attan düşen anlar derler ya; Defalarca elindeki altı patlarla intihar edip, Hüzünlerin karanlık dehlizlerine gömülmüş. </description>
<link>https://www.antoloji.com/hasbihal-e-davet-siiri/</link>
<guid>1869509</guid>
<pubDate>2013-05-21T09:00:00+03:00</pubDate>
<author>Adem Yıldırım</author>
</item>
 <item>
<title>Yollara Meftun</title>
<description>İlk değil bu yollara çıkışım. Mecnun hala çöllerde, Ferhat bilmem hangi dağın eteğinde. Ben yine yollarda, yine perişan  Yollar, ah bu yollar! </description>
<link>https://www.antoloji.com/yollara-meftun-siiri/</link>
<guid>1861896</guid>
<pubDate>2013-05-02T08:19:00+03:00</pubDate>
<author>Adem Yıldırım</author>
</item>
 <item>
<title>Sergüzeşt Aşkın Haczi... deneme</title>
<description>Şimdiye kadar hangi sevdanın başrolünde oynadın ki, figüran olmak zoruna gidiyor gönül...!   Sevdayı bilir misin, tattın mı ki hiç? Öyle bir şey ki, umutla başlar ama sonu hep hüsranla biter istisnasız. Yalnızlıkla başlar, hep yakındığın zifiri karanlık zindan sandığın yalnızlığa kendi yaktığın bir mum ışığı ile umudu tutuşturursun yüreğindeki. Derken umutlar yeşerir, bir değil binlerce umudun olur geleceğe dair. Bir fidan olarak filizlenip ormanlara dönüşür. Sonra umutlar hayale iter ve hayaller körükler seni, bir balonu yükselten alev gibi yükseltir bulutların üstüne. Ama bilmelisin ki ne kadar yükselirsen düştüğünde o kadar acı çekersin. Yükseldikçe hayaller aşkı tetikler. Bir evredir bu, basamaklar basamakları takip eder.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/serguzest-askin-haczi-deneme-siiri/</link>
<guid>1829186</guid>
<pubDate>2013-02-13T10:19:00+03:00</pubDate>
<author>Adem Yıldırım</author>
</item>
 <item>
<title>Bitmeyen Sevdam</title>
<description>Bitmeyen sevdamsın demiştim sana Sen beni ardında aşka ezdirdin Bir nebze umudu çok gördün bana Uğrunda divane köle gezdirdin   </description>
<link>https://www.antoloji.com/bitmeyen-sevdam-8-siiri/</link>
<guid>1774741</guid>
<pubDate>2012-10-05T14:55:00+03:00</pubDate>
<author>Adem Yıldırım</author>
</item>
 <item>
<title>Bilmiyorum Sevgili...</title>
<description>Bu kaçıncı intihar girişimim, Uzak diyarlara sevgiyle adadığım, Yüreğimi altın tepside sunuşum. Bu kaçıncı hayallerde boğuluşum, Tablet tablet anıları yutuşum. Hüzünlerle dolu altı patları, </description>
<link>https://www.antoloji.com/bilmiyorum-sevgili-siiri/</link>
<guid>1749326</guid>
<pubDate>2012-07-31T08:50:00+03:00</pubDate>
<author>Adem Yıldırım</author>
</item>
 <item>
<title>İzinli tutsaklık... deneme</title>
<description>Buluğ çağına gelmemiş çocukların duvarlara çizdiği kalp resimlerinin içine isimlerimizin ilk harflerini yazarak yürüyordum kaldırımlarda. Ne zaman bir kalp resmi görsem, bir duvarda ya da bir kâğıt parçasında yüzün iniyordu perde perde gözlerime. Bir kalem alıp isimlerimizi yazmak geliyordu içimden, tutamıyordum kendimi. Gökkuşağındaki bütün renklerden birer kalem alıp rengârenk isimlerimizi yazıyordum resimlerin içine ve etrafına. Ben yazıyordum başkaları siliyordu inadına, kıskanıyorlardı seni sanki. Nöbetler bile tutardım bazen, kimse bilmezdi. Gece yarıları başıboş gezen, deli divane, ayyaş sanırlardı beni.  Sonra kalp çizmeyi öğrendim, başkalarının kalbine isimler yazmaktan vazgeçip, kendi kalbime yazmaya başladım. Şehrin en güzel kalplerini ben çizdim. En güzel renklerle isimlerimizi yazdım. Ama hiçbir kalbin içinden ok geçirmedim, kanatmadım hiç bir kalbi, çünkü içinde senin ismin vardı. Hiç bir kalbide ikiye bölmedim ve hep ortaya yazdım isimlerimizi, ayrı köşelerde kalmasınlar diye.  Sevgim büyüdükçe büyüdüm, gece yarıları sloganlar yazmaya başladım. Seni ve beni, duvarlara, yollara hatta yoluma çıkan kaldırımlardaki arabaların camlarına bile yazardım. Her defasında yakalanıp nezarethanelerde sabahlardım. Döverlerdi beni, her slogan için ayrı hesap sorarlardı. Gaz lambalarının isli ışığında duygularımı taciz ettiler, hırpaladılar, kara çaldılar yüreğime. Hep seni merak edip, sordular sabahlara kadar. Söylemedim adını sana bir şey yaparlar diye. Sevdamı üstü kapalı anlattım hep, haklı değildim belki ama suçlu da değildim. Mağdur ettiklerim kadar mağdurdum bende. Ama sen bilmedin, bilemezdin çünkü aynı mahallede oturmuyorduk seninle. Ve senin mahallene gelip yazmaya korkardım. Seni bulurlar diye hep başkalarının mahallelerine yazardım…  </description>
<link>https://www.antoloji.com/izinli-tutsaklik-deneme-siiri/</link>
<guid>1737624</guid>
<pubDate>2012-07-04T12:44:00+03:00</pubDate>
<author>Adem Yıldırım</author>
</item>
 <item>
<title>Yeterki sen masum kal...</title>
<description>Yüreğimde erken gündöndü Ümitlerimi zamansız hasada vurdum. Daha olgunlaşmadan, yeşermek üzereyken Yalnızlığın kor kollarına saldım. Hüzünlerin çevirdiği, hasret taşları arasında Duygularımı öğütmek düştü payıma. </description>
<link>https://www.antoloji.com/yeterki-sen-masum-kal-siiri/</link>
<guid>1737078</guid>
<pubDate>2012-07-03T13:09:00+03:00</pubDate>
<author>Adem Yıldırım</author>
</item>
 <item>
<title>Deli severim ben, kanarsın...</title>
<description>Deli severim ben, bilemezsin, Delicesine severim anlam veremezsin. Tapmam belki bir olandan başkasına, Bir tanem de demem. Olur, olmaz her yerde de, Belli etmem sevgimi. </description>
<link>https://www.antoloji.com/deli-severim-ben-kanarsin-siiri/</link>
<guid>1737074</guid>
<pubDate>2012-07-03T13:08:00+03:00</pubDate>
<author>Adem Yıldırım</author>
</item>
 <item>
<title>Demir Alıyorum Artık...</title>
<description>Yakarım resimlerini, Zifiri karanlık, nemli odalarımda. İsimlerini de silerim, Kazıdığım, yosunlu duvarlarımdan. Vuslatı da çıkarırım, Gece yarıları ettiğim dualardan. </description>
<link>https://www.antoloji.com/demir-aliyorum-artik-siiri/</link>
<guid>1735437</guid>
<pubDate>2012-06-29T09:05:00+03:00</pubDate>
<author>Adem Yıldırım</author>
</item>
 <item>
<title>Lâl Rengidir Hüzün Bazen.... deneme</title>
<description>Merhaba meyhaneci, bak uzun aradan sonra yine körkütük, perişan ve biçare geldim kapına. Demedim mi, beni bana bırakmazlar yüreğim ve hislerim yine sürüklerler buralara. Hadi kur bakalım çilingir soframızı. Bırak diğer masaları, en kuytudakini aç bana. Bugün bütün hesaplar benden, nasıl olsa hesapsız yaşıyorum ben en derin duyguları. Büyük şişelerden getir, yanımda en acı ege mezelerinden getirdim bak. Bugün bütün hayalleri ve umutları mezelerle dağlayıp, meylerle boğacağım…   En ağır notalı müzikleri aç, biraz daha ses ver. Yüreğimle dertleşeceğim oturma masama sakın, hal hatır sorma bu aralar bana. Üzülme, artık iyi bir müşteri kazandın, başka günlere sakla efkârın dibine vurma hayalini. Birazdan, ikinci ya da üçüncü kadehten sonra bir hayal gelecek kapıya, bekletme, tut kolunda al getir masama olur mu?  Hey garson! bu meylerin tadı kalmamış, yenilerinden getir birkaç şişe. Boşlar kalsın, onlara hapsedip, mavilere gömeceğim duygularımı. Ceketimi de getir sana zahmet, yalnızlık sardı bedenimi üşüdüm biraz. Ama cebindeki resme dokunma sakın,  o bu dünyada kalan tek varlığım. Şu mezeleri ocağa tut da ısınsınlar biraz, dertlerimden daha sıcak olmalılar.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/lal-rengidir-huzun-bazen-deneme-siiri/</link>
<guid>1733067</guid>
<pubDate>2012-06-22T17:14:00+03:00</pubDate>
<author>Adem Yıldırım</author>
</item>
 <item>
<title>Platonik deyinmeler... Deneme</title>
<description>Bildiğim en anlamlı sözcüklerle örüp cümleleri serdim kapına. Yavan geldi, basit geldi sana hepsi. Ya bilmedin ya da anlamadın cümlelerimi ve sonlarındaki üç noktanın yükü olan kervanlara sığmayan duygularımı. Belki de yalancıların süslü aşk cümlelerine alışkın olduğundan öyle cümleler bekledin benden.   Beceremezdim ki yalanları süslemeyi, ilk defa sevmiyordum belki ama ilk defa vuruluyordum, ilk defa içimden bir şeyler uçuyordu ismini duyduğum zaman, her defasında ölecek gibi olup sonra senin için yeniden diriliyordum…  Oysa ben seni yalansız, dolansız, yalın sevmiştim. Belki yüreğimden başka verebileceğim hiçbir şeyim yoktu. Ama sevilene, seven bir yürek servet etmez miydi? Yalancıların verdiklerinin yanında yüreğimi pul saydın sen. Oysa öyle saf bir yürekle gelmiştim ki sana, çocuklar gibi günahsız. Çok şey değildi istediğim, bir göz kırpması ya da ufak bir tebessüm yeterdi elimdeki şekere sahip olmana…  </description>
<link>https://www.antoloji.com/platonik-deyinmeler-deneme-siiri/</link>
<guid>1732554</guid>
<pubDate>2012-06-21T09:21:00+03:00</pubDate>
<author>Adem Yıldırım</author>
</item>
 <item>
<title>Yalnızlığa Serenat.... deneme</title>
<description>Yalnızlık mı?   Evet, yakinen tanıyorum. Hatta bilmem kaçıncı yüzyıl dönümü kutladık beraber dün gece.  Aynı patikanın yolcusu, aynı dağın etekleri, aynı ağacın meyveleri, hatta aynı ananın çocukları gibiyiz. Beraber geldik yeryüzüne, beraber yaşadık, yaşlandık, beraber gideceğiz. Kimse ayıramadı bizi birbirimizden. O hep bendeydi, ben de onda. O çağırdığında ben koşardım ona, ihtiyacım olduğunda ise o hep yanımda olurdu. O yaralıysa ben, ben de yara varsa o ilaç olur. Bıktığım zamanlar çok oldu ondan ama kaçışım, kurtuluşum hiç olmadı. Alıştım artık onunlayken nefes alamayışıma, alıştım kalbimin buçuk ritmiyle yaşamaya…  </description>
<link>https://www.antoloji.com/yalnizliga-serenat-deneme-siiri/</link>
<guid>1718809</guid>
<pubDate>2012-05-17T08:11:00+03:00</pubDate>
<author>Adem Yıldırım</author>
</item>
 <item>
<title>Boş ver yüreğim, tebessümle hayatı inadına.... deneme...</title>
<description>Ne kelimeler dizdik kör kütük satırlara, karşılık beklemeden. Kıymet bilmeyenler için ne yollar aştık, sonunda beslediğimiz duygularımızı kirli elleriyle katlettiler… Sürüklenip oradan oraya, etrafımızdaki sarhoş duvarlara çarpa çarpa her yanımızı, Taşların, çukurların birini bile atlamadan, düşe kalka avuç içlerimizi ve dizlerimizi, Her defasında daha çok severek de eski yaralarımız kanatarak, yine de onlara teslim olduk.  Ne kışlar gizledik baharların altına bilemediler. Ne kadar yüceltip, başımıza taç ettiysek, o kadar küçük gördüler, tepemizden bakarak. Ne badeler sunduk sevdiklerimize, zehir içtiğimiz kadehlerde, kan kusup kızılcık şerbetini yalancı şahit tuttuk, ağladık toz zerrelerini suçladık, bilemediler… </description>
<link>https://www.antoloji.com/bos-ver-yuregim-tebessumle-hayati-inadina-deneme-siiri/</link>
<guid>1703226</guid>
<pubDate>2012-04-10T14:36:00+03:00</pubDate>
<author>Adem Yıldırım</author>
</item>
 <item>
<title>Maviyse umutlar halâ... deneme</title>
<description>Her sevdanın bir sonu ya da belli bir döneminde yalnızlığı olmak zorunda mı ki, her sevda er ya da geç bitiyor ve sevdalılar yalnızlığa mahkûm oluyor.  Sevdanın sevda olabilmesi için hasret çekme zorunluluğu mu var? Hasret, özlem, yalnızlık, gözyaşı ve diğer çekilen çileler olmadan sevda olgunlaşmaz mı ki, efsaneleşen aşklarda bile taraflar bir dönem yalnızlığa mahkûm olup türlü çileler çekmişler. İlla yüreğin yanması, kırılması, ezilmesi mi lazım, sevdayla pişmez mi ki, daha sevdaya atılan ilk adımın ardından çileler insanın yakasına yapışıp, bedeninden bir parçaymış gibi bir an huzur vermemek için alınan her nefesi zehir eder.  Yaşanan birkaç günlük sevdanın ardından kaç kişi bir ömür yalnızlık ve hasret çeker, kaç kişi ömrünü birkaç günlük sevda ile sınırlandırır ki? Hangi insan yaşadığı üç-beş günlük bayramın ardından geri kalan ömrünü yas tutarak geçirir ki, hiç. Çivi çiviyi söker diyerek biten sevdanın ardından başka sevdalara yelken açanları gördükçe, eski sevdaların varlığına inancı kalmıyor insanın.  Oysa ben ilk seninle görmüştüm deniz ve gökyüzü renginin en berrak maviliğini. İlk seninle iken güneş ışıltısını maviler arasında tenimde hissetmiştim. Daha önce hiç gökyüzünü görmemiş, güneşi hiç hissetmemiştim sanki.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/maviyse-umutlar-hala-deneme-siiri/</link>
<guid>1700800</guid>
<pubDate>2012-04-04T14:26:00+03:00</pubDate>
<author>Adem Yıldırım</author>
</item>
 <item>
<title>Tükenme Egeli... Deneme</title>
<description>Nelerden vazgeçmedim ki!  Dostumdan, arkadaşımdan, dünyamdan çok defa kendimden bile. Ama kaybettim saymadım vazgeçtiklerimi hiç ve hiç vazgeçmedim kaybettiklerimden. Zira kaybedilenler vazgeçilemeyen, vazgeçile bilenler ise kaybedilmesi göze alınanlardır.  Sen; deniz kokusu burnumda buram buram tüten, mavi gözlü, asil ve mağrur sevgili! Ne vazgeçmeye ne de kaybetmeye gözümün kestiği, ne kavuşabildiğim ne de hasretine dayanabildiğim. Özlemiyle tükenip, hayaliyle can bulduğum.  Dilimden düşmeyen efe türküleri kadar duygulu,  denizini namusu gibi koruyan sıra dağlar kadar heybetli, en derin mavilerin derinliklerindeki inciler kadar kıymetlim ve ekmek gibi su gibi gereklimsin… Demiş ya Yunus Emre “bana seni gerek seni”  o en sevgiliye söylemiş, </description>
<link>https://www.antoloji.com/tukenme-egeli-deneme-siiri/</link>
<guid>1697881</guid>
<pubDate>2012-03-28T15:20:00+03:00</pubDate>
<author>Adem Yıldırım</author>
</item>
 <item>
<title>Sev Arkadaş.....deneme</title>
<description>Hani hep diyoruz ya, “seni ölene kadar seveceğim”. Bu cümle bana her zaman yavan gelir, bir eksiklik var, ikinci bir tekil şahıs daha olmalı bu cümlede. Ya “seni sen ölene kadar seveceğim” ya da “seni ben ölene kadar seveceğim” denmeli bence.  Ne gariptir ki bu cümleyi söyleyenler de,  bu cümleye maruz kalanlar da çok anlamlı bir cümle imiş gibi kullanıp geçerler.  Bu aslında sevgiye zaman biçmektir. Oysaki sevmenin zamanı, süresi, yaşı olmaz. Gerçek sevgi küçücük bir yürekte mekân bulsa da zamana sığmaz. Neden her şeyin bir süresi olduğu düşünülür ki? Biz insanoğlu her şeyin illa bir sonu olduğunu düşünmek zorunda mıyız? Ya da sevmek için neden belirli bir süre ayırırız ki? Öldükten sonra sevemez miyiz? Ya da ölenler sevilmez diye bir kaide mi var? Sevmenin süresi mi var? Sabahı, akşamı mı var? Ya da Sevmek için ergen mi olmak lazım? Yaşlılar ya da çocuklar sevemez mi?  Hani sevmenin yaşı yok diyorlardı…?  Bir de sınır koymuyor muyuz? Sanki herkes sadece bir kişiyi sevmek zorundaymış gibi. Kendi koyduğumuz bu sınırı aşmak bize yakışıyor da sanki diğerlerine yasak.  Aslında zor ama muallâkta kalınmayan bir konu sevmek, bu konuda herkes keser gibi hep kendine yontar, hiç karşıya aynı olanakları sağlamayız nedense.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/sev-arkadas-deneme-siiri/</link>
<guid>1683798</guid>
<pubDate>2012-02-24T08:52:00+03:00</pubDate>
<author>Adem Yıldırım</author>
</item>
 <item>
<title>Sevme dostum.... deneme</title>
<description>Sakın o hataya düşme, bak bana defalarca aynı hatayı yapmış birisi var karşında. Sevdim yandım, sevdim yarım kaldım, sevdim parçalandım, sevdim yaranamadım.  Sakın sevme…! </description>
<link>https://www.antoloji.com/sevme-dostum-deneme-siiri/</link>
<guid>1683529</guid>
<pubDate>2012-02-23T14:16:00+03:00</pubDate>
<author>Adem Yıldırım</author>
</item>
 <item>
<title>Ayaza mahkûm bedenim... deneme</title>
<description>Soğuk kış gecelerinden birindeyim, ne saatten haberim var ne de takvimlerden. Bildiğim tek şey dermanımın tükendiği an akbabalar gibi tepeme çöreklenmek için, ıssız bir o kadar merhamet yoksunu sokakların hazırlık yaptığı. Evsizim, yurtsuzum sokak köpekleri gibi aç bil aç ve susuz, ayyaşlar gibi çulsuzum.   Alışkınım aslında zira bu sensiz ilk günüm değil, dün de böyleydim yarın da böyle olacak. Demiştim ya sana, “sen sığınacak tek limanım, vatanım hatta ikametgâhımsın” diye, şaka yapmıyordum. Ciddiye almamıştın beni değil mi? Şimdi sahibi olduğum ve senin hasar vererek terk ettiğin mülk bana fayda sağlamıyor. Bıraktığın izleri görenler o senin yoluna adadığım sarayıma virane gözüyle bakıyorlar. Haklılar bilmiyorlar ki evvelini.  Kime kızayım sarayımı viraneye çeviren sana mı, seni o saraya layık gören bana mı?  Olan oldu geçen geçti, Şimdi ben, kimin olduğu belli olmayan hataların cezasını çektiğim bu sokakların bir köşesinde, kendimden geçip hayat küsmüşken bulup kurtaracak bir elin hayaliyle adımlıyorum keşmekeş kaldırımları. Ağır aksak voltalarda soluduğum hüzünler acıtsa da yüreğimi hayatta kalabilmem için güç veriyor aslında. Bir umut belki atacağım bir tur, döneceğim bir köşenin sonunda bir dayanak bulabilirim.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/ayaza-mahkum-bedenim-deneme-siiri/</link>
<guid>1673010</guid>
<pubDate>2012-01-31T15:40:00+03:00</pubDate>
<author>Adem Yıldırım</author>
</item>
 </channel>
</rss>
