<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title>
<link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi.  Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Yeni Yıl Mesajı</title>
<description>Yeni yılınızı kutlar mutlu yıllar dilerim. www.gaffarli.tr.gg   Yeni yılda gaffarlıya rahmet yağsın. Ekili hurmaları bol bol para eylesin. Tarlalarındaki ekinlerini domuz yemesin. </description>
<link>https://www.antoloji.com/yeni-yil-mesaji-14-siiri/</link>
<guid>2357799</guid>
<pubDate>2017-05-30T22:31:00+03:00</pubDate>
<author>Ramazan Özerli</author>
</item>
 <item>
<title>Zz 0059 Monna Roza Iv Ve Monna Roza / Son Sözler</title>
<description>MONNA ROSA – IV -  VE MONNA ROSA  "Peygamber çiçeğinin aydınlığında ara Sana doğru uzanan çaresiz ellerimi. Sırrımı söylüyorum vefakar balıklara: Yalnız onlar tutacak bu dünyada yerimi. Koyverip telli pullu saçlarımı rüzgara, </description>
<link>https://www.antoloji.com/zz-0059-monna-roza-iv-ve-monna-roza-son-sozler-2-siiri/</link>
<guid>2338752</guid>
<pubDate>2017-04-02T21:56:00+03:00</pubDate>
<author>Onur Bilge</author>
</item>
 <item>
<title>Yetimlik Derecesi</title>
<description>YETİMLİK DERECESİ  Amenna ve saddakna inşaellah düamız Müstecab olur belki Çünkü ulvî davâmız Şuara gardaşlarım davâmızda devamız Oraya hediyeyi göndeririz buradan  </description>
<link>https://www.antoloji.com/yetimlik-derecesi-siiri/</link>
<guid>2332226</guid>
<pubDate>2017-03-18T10:59:00+03:00</pubDate>
<author>Mehmet İslami</author>
</item>
 <item>
<title>Bir Aralık Akşamı</title>
<description>Dolaşıyorum bir yılbaşı akşamı, Yine serseri geziyorum sokakta, Dinliyorum ben kalbimdeki yaramı, Senle buluştuk bir Aralık akşamı.  Ne geceydi o anlatamam bir bilsen, Ağlamış olan gözlerimi hep silsen, </description>
<link>https://www.antoloji.com/biar-aralik-aksami-siiri/</link>
<guid>2329325</guid>
<pubDate>2017-03-07T15:10:00+03:00</pubDate>
<author>Harun Doğan</author>
</item>
 <item>
<title>Bu Gece Yılbaşı</title>
<description>bu gece yılbaşı anne içkinin su gibi aktığı eğlencenin sınırsız hovardalığın tarifsiz olduğu bir gece bu anne sen de beni düşünür meraklanırsın biliyorum </description>
<link>https://www.antoloji.com/bu-gece-yilbasi-3-siiri/</link>
<guid>2323584</guid>
<pubDate>2017-02-16T13:44:00+03:00</pubDate>
<author>Hasan Hüsnü Almas</author>
</item>
 <item>
<title>İçimdeki Yaralar</title>
<description>annem, türküler dinliyordum hepsi de seni söylüyordu.. annem, şarkılar dinliyordum hepsi de beni öldürüyordu... annem, </description>
<link>https://www.antoloji.com/icimdeki-yaralar-2-siiri/</link>
<guid>2322797</guid>
<pubDate>2017-02-13T20:05:00+03:00</pubDate>
<author>Fikret Turhan</author>
</item>
 <item>
<title>Cennet Bu Kadar Kolay</title>
<description>Haftada bir namazla üstünde kısa şortun, İp ile çekiyorsun yılbaşı Noel Yortun... Cennet bu kadar kolay olabilir mi sence? Bu gün hazırsın yani çantada pasaportun! .. </description>
<link>https://www.antoloji.com/cennet-bu-kadar-kolay-siiri/</link>
<guid>2319804</guid>
<pubDate>2017-02-03T07:10:00+03:00</pubDate>
<author>Kazım Karagöz</author>
</item>
 <item>
<title>Korkuyu Beklerken</title>
<description>Dün gece eve dönerken köpekler arkamdan havladı. Bizim mahallenin köpekleri. Bir ikisi de peşime takıldı; adımlarımı sıklaştırdım. Daha önce onların böyle bir davranışıyla karşılaşmamıştım; korktum. Her zaman beni miskin gözlerle süzerlerdi; fakat aramızda bir gerginlik olduğunu da sezmiyor değildim. Yalnız ne var ki, uzun sürmüştü bu gerginlik; alışmıştım. Arkamdan yürümeye başladıkları zaman, havlayan köpek ısırmaz gibi, bana zayıf ve düşünülmesi utandırıcı gelen atasözlerinden birini hatırlamak zorunda kaldım. Köpekler yüzünden kendime karşı küçüldüm. Belki de bir rastlantıydı ama, tam bu sırada, birisi hakkında kötü şeyler düşünüyordum, onu içinden çıkamayacağı zor durumlara düşürerek dişlerimi gıcırdatıyordum. Hayır, köpekler bu gıcırtıyı duymuş olamazlardı. Belki de sessiz bir gıcırtıydı, manevi bir gıcırtıydı bu. Artık eski şakacılığımı da kaybetmiş olduğum için, şimdi hissettiğim istihzayı da duymuş olamazdım. Fakat, köpeklerle aramızdaki gerginliğin de böyle bir sırada patlak vermesi iyiye yorumlanamazdı. Bütün bunlar, benim sokağa yakın olmuştu; evlerin kalabalık olduğu son sokakta havlamışlardı bana. Köpekler evimin kapısına kadar gelemezler diye düşünüyordum; benim sokakta üç ev vardı, yani üç çöp tenekesi vardı. Hayır, orada barınamazlardı. Bu sokakta ancak ben barınabilirdim. Benim de sebeplerim vardı. Köpeklerin böyle sebepleri olamazdı, onlar düşünemezlerdi. Ben, kendime göre durumu açıklayabiliyordum. Başkalarına anlatılması güç de olsa, bu açıklama düzenim, öyle her insanın kolayca ulaşabileceği cinsten değildi. Ayrıca köpek meselesinde olduğu gibi, bazı durumlarda kökten sarsılıyordu bu düzen. Bu nedenle, köpeklere gereğinden çok kızdım; bu kızgınlığımın büyük bir kısmı da havlamalar bittikten sonraki döneme rastladı. Tahmin ettiğim gibi, benim sokağa girmeye cesaret edemediler; o pis zayıf köpek, arkamdan bir iki adım geliyormuş gibi yaptı, boynunu uzatarak son defa havladı; sonra hep birlikte dönüp gittiler. Üç evli sokağımı düşüncelerle geçtim, birden kapımın önünde buldum kendimi. Demek ki düşünmüşüm dedim. Çünkü, düşününce hep böyle olurdu. Anahtarlarımı çıkarıp hazırlamaya fırsat bulamadan kapımı görürdüm birdenbire. Sonra, salondaki sallanır koltuğuma ulaşıncaya kadar, düşünecek bir şeyler çıkardı: Hırsız kilidini açmalı, asıl kilidi iki kere çevirmeli, vazonun içinden oda anahtarlarını çıkarmalı. Köpekler meselesi hareketlerimi yavaşlattı; vazonun önünde biraz fazla durdum. Korkuyorsan, neden bu kadar uzakta yaşıyorsun şehirden? Neden üç evli sokağın en ucundaki evde oturuyorsun? Son kaldırım taşından bile elli beş adım ötede ne işin var? Garip kaderime gülümsedim; aynaya bakarak tabii. Tatlı bir gülümseme. Eski neşemi kaybetmediğimi göstermek için. Sonra durgunlaştım. Neden? Unuttum. Dur, hayır; unutmadım. Yalnız kaldıkça, yalnız kalmaktan korktukça... Aynadan uzaklaştım; fakat, biliyordum, böyle bir düşünceydi. Köpekler sinirimi bozdu, şimdi kendime gelirim. Buldum: Yalnız kalmaktan korktukça yalnızlığım artıyor. Bu sefer gerçekten gülümsedim. İster görün, ister görmeyin; gülümsedim işte. Her şeyimi kaybetmedim daha; çıkmayan candan ümit kesilmez, havlayan köpek ısırmaz. Hay Allah kahretsin!   Sonra, vazonun dışında eşyayı, çevremi gördüm; demek, düşünmem bitmişti, (insanın, sürekli yaşadığını hissetmesi için, bazı değişmez ölçülere başvurması iyi oluyordu.)  Sonra, birden o zarfı gördüm. Koridorda bulunan tanıdık eşyanın dışında tek yabancı şey olduğu için, onu. hemen gördüm: Rafın üstünde duruyordu. İçine oda kapılarının anahtarları konulduğu için vazonun yeri orasıydı, taşı bittiği için bir aydır kullanamadığım çakmak da bıraktığım yerdeydi; tuvalete giderken yanıma aldığım bir kitap, kırık olduğu için salona alınmayan heykel, bin iki yüz liralık hesabımın olduğu bankadan yılbaşı hediyesi sigara tablası (onun içine sigaramı yalnız, ayakkabılarımı giyerken koyardım) ... hepsi yerli yerindeydi. Demek ki, üstü yazılı olmayan bu zarf yeniydi. (Bu 'demek ki'ler beni her zaman rahatlatırdı.)  Fakat ben oraya zarf koymazdım. Çünkü zarfım yoktu evde. Çünkü kimseye mektup yazmadım. Çünkü kimse bana mektup yazmazdı. Korktum. Çünkü, 'demek ki' diyemeyeceğim bir yerlere gelmiştim. İçime bir ağrı saplandı. Ne olurdu bir 'demek ki' daha diyebilseydim. Zarfı, olduğu yere bıraktım. Çevremde bir 'demek ki' aramaya başladım ümitsizce. Yavaşça salona doğru çekildim. Fakat salonun kapısı kilitliydi. içime aynı ağrı gene saplandı. Ben kilitlerim ya. Her gün kilitlerim canım, işe giderken. Öyle ya. Geri döndüm. Ümitlendim. Belki zarfın da böyle basit bir izahı vardır. Nasıl? Vazoyu ters çevirdim; ellerim titriyordu. Üstünde '4' yazan anahtarı aldım; henüz her şey bitmemişti. Anahtarı deliğin kenarına çarpmadan ve bir kerede soktum; iki kere çevirdim. Hem de doğru çevirdim, ters tarafa çevirmedim. Kapı açıldı; tokmağını çevirmeden açıldı. Her zaman öyle olur. Kilidi iki kere çevirince kendiliğinden açılır. Kapının dili bozuktur, ucu tam yerine oturmaz. Demek ki eşya henüz özelliklerini koruyor. Ya zarf? Eski eşya demek istedim. Aman Allahım! Ya eşya bir gün delirirse? Her şeye rağmen salonun kapısına henüz güveniyordum.  Ayağıma bir şey takıldı. Demek ki düşünmem gene uzun sürdü. Korktum; salon kapısının sağladığı kolaylığa hemen kapılmamalıydım. Eğildim: Bir don! Buldum: Hizmetçi temizliğe gelmişti. Nasıl unutmuştum? Koridora ip gerilmesini sevmediğimi bilirdi. Çamaşırlar arasında kaybolmaktan korkardım. Öyle ya! Hırsız kilidini de bir kere çevirmiştim. Hatırladım. Ona bir türlü öğretemedim doğru dürüst kilitlemesini. (Kaç kere söyledim şunu iki defa çevireceksin diye.)  Öyle ya, hizmetçi kilitlemesiydi bu; artık hafızam zayıflıyordu, eşyanın diline dikkat etmiyordum. Eğilip donu yerden aldım. Zarfı hizmetçi bıraktı! Saçlarımın dibinden dizlerime kadar bütün tenimi tatlı bir ürperti kapladı. (Yorgun ayaklarım henüz tepki gösterecek durumda değildi.)  Neden mektup bıraksın peki? Okuma yazma bilmez ki. Kötü düşünceler de hemen aklıma geliyordu. Postacı bıraktı (hizmetçiye verdi -hizmetçi de rafın üstüne koydu- hemen görmem için) . Yazısız, pulsuz, damgasız bir zarfı mı? Bu mantığım da hep kendime karşı işlerdi. Biri bıraktı; evde benden başka insan yaşamadığına göre, üstünü yazmayı gereksiz buldu. Kibar biri değilmiş. Bana kim, ne yazabilir? Geri döndüm, zarfa doğru yürüdüm; aynı yerde duruyordu. Parmaklarımın ucuyla tutarak kaldırdım onu; hafif bir zarf. Hizmetçi kadın bana mektup yazdıracaktı, eve erken döneceğimi sandı. Peki, neden kapattı? Açtım. Bu işi önemsemeden yaptığıma göre, o sırada başka şeyler düşündüm bir an için, demek ki. İkiye katlanmış bir kâğıt çıkardım zarfın içinden. Hemen okumadım. Beni bu kadar heyecanlandırmış olan bir şeyi, koridorda, ayak üstünde harcamaya gönlüm razı olmadı. Salona girdim, bütün ışıklan yaktım, sallanır koltuğuma oturdum. Sigara paketini unutmuştum ceketimin cebinde. Yarabbim! Her şeyi birden hiç akıl edemeyecek miydim?  Sigarayı, acele etmeden yaktım, bir iki nefes çektim. Gerçek heyecanım geçmişti; kendimi ancak düşünerek heyecanlandırabilirdim artık. Yazıya baktım: Anladığım bir dilden değildi. Bunu pek beğenmedim. Sanki hiçbir dilden değil diye mırıldandım, ne söylediğime aldırmadan. Belki yakınımda oturan bir yabancıya gönderilmişti. Garip kelimeler, diye düşündüm galiba. Evet, ilk görüşümde de garip bulmuştum galiba bu mektubu: </description>
<link>https://www.antoloji.com/korkuyu-beklerken-siiri/</link>
<guid>2319391</guid>
<pubDate>2017-02-02T10:37:00+03:00</pubDate>
<author>Oğuz Atay</author>
</item>
 <item>
<title>Zz 0003 / Bir Kayığa Binerler Geceleri / Yılkı Atı</title>
<description>BİR KAYIĞA BİNERLER GECELERİ  ”Tadını, yağmura duygulanmanın Paylaşır kuşlarla biri gizlice Gülmesini tutamamış bir sincap Sallanır utanç bahçesinde..."  </description>
<link>https://www.antoloji.com/zz-0003-bir-kayiga-binerler-geceleri-yilki-ati-siiri/</link>
<guid>2318758</guid>
<pubDate>2017-01-31T00:50:00+03:00</pubDate>
<author>Onur Bilge</author>
</item>
 <item>
<title>İşâreti Nebî</title>
<description>İŞARETİ NEBİ  Senin bilincininde Feto pilincininde İnsan suretindeki Cümle kafir cininde  </description>
<link>https://www.antoloji.com/isareti-nebi-siiri/</link>
<guid>2314547</guid>
<pubDate>2017-01-17T09:21:00+03:00</pubDate>
<author>Mehmet İslami</author>
</item>
 <item>
<title>İşte Öyle Bir Dünya</title>
<description>“Bir gazete haberi;  Meksika Ve Brezilya’da Yılbaşı  eğlencelerinde 100 kişi öldü 400 kişi yaralandı”  Bu dünya böyle işte </description>
<link>https://www.antoloji.com/iste-oyle-bir-dunya-siiri/</link>
<guid>2312615</guid>
<pubDate>2017-01-09T22:02:00+03:00</pubDate>
<author>Osman Zekai Yüksel</author>
</item>
 <item>
<title>İzmir</title>
<description>Al Sancak da, körfezin kıyısında şiirler söyledim sana, şarkılar yaptım. Ülkemin 81 şehri içinde en çok seni sevdim İzmir şehri sana taptım.  Çalgıcılarınla oturdum kaldırımlarında </description>
<link>https://www.antoloji.com/izmir-122-siiri/</link>
<guid>2312158</guid>
<pubDate>2017-01-08T13:29:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Üstün</author>
</item>
 <item>
<title>Korkuyorum Arkadaş</title>
<description>Atatürk'ü karalar, örümcek kafalılar, Besmeleli dinsiz den, korkuyorum arkadaş. Din alimi olmuşlar, görsen mankafalılar, Dini bilmez densizden, korkuyorum arkadaş.   Vatan haini sarmış, yurdun dörtbir yanını, </description>
<link>https://www.antoloji.com/korkuyorum-arkadas-3-siiri/</link>
<guid>2311159</guid>
<pubDate>2017-01-04T00:02:00+03:00</pubDate>
<author>Avni Temiz</author>
</item>
 <item>
<title>Ortaköy Kıyameti</title>
<description>İnanılmaz asla, fakat şu koca kent amel defteri sayıldı Dinmeyen çığlıklara düğümlenen İstanbul boğazında Yılın ilk gecesinin ilk saatinde Ortaköy’de Bir mahşer yaşandı! Hem de emsalsiz Sanki bin mahşer gibi Çaresiz bir korku Çaresiz bir kaçış </description>
<link>https://www.antoloji.com/ortakoy-kiyameti-siiri/</link>
<guid>2310804</guid>
<pubDate>2017-01-02T18:32:00+03:00</pubDate>
<author>Mehmet Çobanoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>0439 - Yılın Son Günü</title>
<description>Onur BİLGE  Bir yılbaşı günüydü. Öğleye doğru Virane’de Orçun ve Neşe’yle buluştuk. Bursa diz boyu kar! Karda sessizlik, dinginlik… Neşe, hafiften bir şarkı tutturmuş. Esengül’ün şarkılarını ondan dinleriz. Ne melankolik kızdır! Sevgilisi yoktur. Platonik takılır.  “İkimiz bir fidanın, güller açan dalıyız… Sen benimle ben seninle bu hayatı yaşamalıyız… Severek birbirimizi, hayatta hep gülmeliyiz…”  Onun en bariz özelliği gülmesidir. Devamlı güler. Gülünce gözlerinin içi güler. Oldukça muntazam bembeyaz dişleri beyaz duru beyaz pembe yanaklı yüzünü daha da aydınlatır. </description>
<link>https://www.antoloji.com/0439-yilin-son-gunu-siiri/</link>
<guid>2310449</guid>
<pubDate>2017-01-01T10:10:00+03:00</pubDate>
<author>Onur Bilge</author>
</item>
 <item>
<title>Koş Noel Babaya Gönder..</title>
<description>insanın yanar bil eti yoksa piyango bileti koş noel babaya gönder hızlı tez mektup ileti  ulan teke sakalınla gavura verip hediye </description>
<link>https://www.antoloji.com/kos-noel-babaya-gonder-siiri/</link>
<guid>2310402</guid>
<pubDate>2016-12-31T21:41:00+03:00</pubDate>
<author>Hüseyin Demircan</author>
</item>
 <item>
<title>2016 Artı 1</title>
<description>Ben çocukken yılbaşı Mandalina, kestane, kuru yemiş Gecenin yarısında Yeni bir yıl gelmiş  Ben büyüdüm yılbaşı 2016 artı 1 </description>
<link>https://www.antoloji.com/2016-arti-1-siiri/</link>
<guid>2310395</guid>
<pubDate>2016-12-31T21:12:00+03:00</pubDate>
<author>Naile Öztunç</author>
</item>
 <item>
<title>Zzzzzzzzbi   Böyle Geldi Bu Yılbaşı</title>
<description>BÖYLE GELDİ BU YILBAŞI  (4+4 hece vezniyle)   Amerika, bir engerek; Hükümetler devirerek, Milyonları öldürerek </description>
<link>https://www.antoloji.com/zzzzzzzzbi-boyle-geldi-bu-yilbasi-siiri/</link>
<guid>2310365</guid>
<pubDate>2016-12-31T17:58:00+03:00</pubDate>
<author>Ünal Beşkese</author>
</item>
 <item>
<title>Noel Mi?</title>
<description>Kim getirdi, nereden çıktı Noel baba?  Bilmiyoruz, tanımıyoruz Noel Babayı. Uçarak gelir altında ise uçan araba. Başımızın üstüne koruz doğru babayı.  Elinde şekerle çocukların yanına gelir. Hediye veren kim olursa olsun sevilir. </description>
<link>https://www.antoloji.com/noel-mi-siiri/</link>
<guid>2310107</guid>
<pubDate>2016-12-30T20:55:00+03:00</pubDate>
<author>İhsan Hasan Kaya</author>
</item>
 <item>
<title>2017 Yeni Yıl Kutlaması</title>
<description>Biliyor musunuz? Noel baba hiç aşık olmamış Babalığıda tatmamış, çocuklara tutkusu hep ondanmış Bu yüzden körüklemiş her yılbaşı gecesi mutlulukları, aşkları Ondanmış, oturmuş yine bir yılbaşı öncesi, düşünmüş taşınmış Ondanmış işte, o günden sonra her yeni yılbaşı çalışmış, hazırlanmış Çocuklara oyuncak, büyüklere mutlu çocuk kahkahalarını hediye dağıtmış...  </description>
<link>https://www.antoloji.com/2017-yeni-yil-kutlamasi-siiri/</link>
<guid>2309980</guid>
<pubDate>2016-12-30T12:54:00+03:00</pubDate>
<author>Sezai Güler</author>
</item>
 </channel>
</rss>
