<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title>
<link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi.  Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Üzüm Niyetimiz</title>
<description>Hepimiz üzüm yemek istiyoruz Kimimiz suyundan içip zevk alıyoruz Kimimiz pekmeze ekmek banıyoruz Kimimiz üzüme bakıp ibret alıyoruz </description>
<link>https://www.antoloji.com/uzum-niyetimiz-siiri/</link>
<guid>2359604</guid>
<pubDate>2017-06-05T10:37:00+03:00</pubDate>
<author>İkram Gökhan Akcebe</author>
</item>
 <item>
<title>Makale - Ramazan Ve Oruç</title>
<description>Güzel dinimizde her türlü ibadetin yeri, anlamı, önemi, değeri ve yararı vardır. Allah'ın bizim ibadetlerimize ihtiyacı olmadığı gibi ibadetlerin tümü insanların kendisi içindir.  Oruç da bunlardan biridir. İslam’dan önceki kitabi dinlerde de olan (Bakara 183) , Hristiyanlık ve Yahudilikte değişik zaman ve biçimlerde tutulan orucun asıl önemi empati ile fakirlerin halinden anlamak ve onlara yardım etmek, sosyal, sınıfsal ve parasal bakımdan insanlar arasında dengeyi sağlayarak toplum barışı ve huzuruna katkı sağlamak, nefisleri köreltmek, sabretmeyi öğrenmek, mide ve iç organları dinlendirerek vücut sağlığını korumaktır.  Ayrıca orucu bozmayan ancak getireceği manevi kazançlardan mahrum bırakacak davranışlardan; savaş, kavga, fitne, dedikodu, yalan ve insanları incitecek diğer bütün kötü davranışlardan uzaklaşmak da en büyük toplumsal yararlarındandır.  Sözüm ona oruç tutan ama insanlara karşı nefretle davranan, </description>
<link>https://www.antoloji.com/makale-ramazan-ve-oruc-siiri/</link>
<guid>2357738</guid>
<pubDate>2017-05-30T16:44:00+03:00</pubDate>
<author>Yılmaz Örmeci</author>
</item>
 <item>
<title>Gizlice Bol Koy, Lafı</title>
<description>Şahsım yemek yiyecek özel bir kuruluşta, On lira ödüyoruz sık sık aynı tabldotta…  Vaziyetimizden mi iştahımızdan mıdır? Patron aşçıya söyler fısıltı anlaşılır…  Bol yemek konulmuştur üste laf da söylenir, </description>
<link>https://www.antoloji.com/gizlice-bol-koy-lafi-siiri/</link>
<guid>2356781</guid>
<pubDate>2017-05-28T08:21:00+03:00</pubDate>
<author>Mehmet Tevfik Temiztürk</author>
</item>
 <item>
<title>Baktıkları Kedi Bir Deri Bir Kemikti</title>
<description>Bu bakma sayılmazdı, beslemek de değildi, Kendileri yemek yerken kedi, tok değildi…  (2012)   </description>
<link>https://www.antoloji.com/baktiklari-kedi-bir-deri-bir-kemikti-siiri/</link>
<guid>2354945</guid>
<pubDate>2017-05-22T15:05:00+03:00</pubDate>
<author>Mehmet Tevfik Temiztürk</author>
</item>
 <item>
<title>Dillenen Bir Vicdan</title>
<description>Ben de çok güzel gülerim taa ki  sokakta yaralı bir hayvan görene kadar. Ben de çok güzel gülerim ayakkabısı yırtık bir çocuk, özellikle de saklamaya çalışıyorsa yırtığını. Ve çöplükten yemek toplayan bir yaşlı görene kadar. Ben de çok güzel oynarım üç maymunu ve gülmeye devam ederim. İşte vicdan var. Susmayan, görmemezlikten gelemeyen ve dillenen bir vicdan...  </description>
<link>https://www.antoloji.com/dillenen-bir-vicdan-siiri/</link>
<guid>2352196</guid>
<pubDate>2017-05-13T09:06:00+03:00</pubDate>
<author>Gülten Alp</author>
</item>
 <item>
<title>Kader Açlığı</title>
<description>Hayata doğduğunda zaten yazılmıştır insanın açlığı, iştahı kader Ve yüce aşçı aş eder, bahşeder bazen de yemek istemezsin emreder Hayata doyduğunda son bulur açlığı ve tuzu neşedir aşın biberi keder...  21.4.2017 </description>
<link>https://www.antoloji.com/kader-acligi-siiri/</link>
<guid>2344419</guid>
<pubDate>2017-04-21T10:28:00+03:00</pubDate>
<author>Sezai Güler</author>
</item>
 <item>
<title>Ne Dersiniz?</title>
<description>Mutluluğun resmini çizebilir misin?  Hesabı yapılır mı onun? Düğümü var mı, çözebilir misin? Mutluluk, sözle kalbe akış mı? Veya gözle bir bakış mı? Sahi bana anlatın ne olur? Mutluluk; Dersiniz? </description>
<link>https://www.antoloji.com/ne-dersiniz-29-siiri/</link>
<guid>2342432</guid>
<pubDate>2017-04-13T11:19:00+03:00</pubDate>
<author>Kazim Öztürk 2</author>
</item>
 <item>
<title>Sıcak Bir Dosttan Ayrılmak</title>
<description>Bir kış boyunca onun ile ne güzel günler geçirdim. Kah yakınındaydım kah uzağında. Yakınında olduğum zaman bana hep sıcak davrandı, uzaklarda olduğum zaman asla yanıma niye gelmedin diye küsmedi... Şimdi ayrılık zamanı geldi çattı... Biliyorum ki onu çok özleyeceğim. O da beni özler mi artık orasını bilemem, onun bileceği iş...    Onu beslediğim zaman, dolu dolu ısıttı hem yüreğimi, hem bedenimi, hem de ruhumu. Kötü bile davransam asla küsmez bana. Bazen hastalanırsa da, damarları tıkanırsa da yine de bana mısın demez, durumundan hiç şikayet etmez benim canım sobam o... Soba deyip de geçmeyin. Eskiden, yani bundan kırk elli sene öncesinde evlerimizin büyük çoğunluğu sobalar ile ısıtılırdı. Kimi kömür ile, kimi odun ile, kimisi de köylerde kokar yakıt dedikleri tezek ile gürül gürül yanardı sobalarımız. Kuzine sobalar vardı, üstünde yemek ısıtılır patates közlenirdi...   </description>
<link>https://www.antoloji.com/sicak-bir-dosttan-ayrilmak-siiri/</link>
<guid>2340464</guid>
<pubDate>2017-04-07T15:33:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Zeytinci</author>
</item>
 <item>
<title>Az. </title>
<description>Az ye, Ne yaparsan yap, Az yemek ye...  Çok düşün, çok dinle... Ama az ye, Az yemek ye... </description>
<link>https://www.antoloji.com/az-7-siiri/</link>
<guid>2337238</guid>
<pubDate>2017-03-29T13:49:00+03:00</pubDate>
<author>Gökhan Gür</author>
</item>
 <item>
<title>Hain </title>
<description>Yurdunu aydınlatan ışığa kurşun sıkar Yemek yediği kaba, kaşığa kurşun sıkar Dört bir yanı düşmanken düşmanına sıkmaz da Öz yurdunda, yurduna aşığa kurşun sıkar... </description>
<link>https://www.antoloji.com/hain-66-siiri/</link>
<guid>2333595</guid>
<pubDate>2017-03-22T00:19:00+03:00</pubDate>
<author>Habib Karasakallı</author>
</item>
 <item>
<title>Sarımsak Güzelimize</title>
<description>Ekranı açtığımda kanalım karşımdaydı, Saniyelik bir espri dikkatimi topladı…  Baktım ki tanıdık ses cennet mahallesinden, Alişan ve Çağla Hanım düşmez ezberimizden…  Her şeyiyle dâhildi, sevdiğimiz bu program, </description>
<link>https://www.antoloji.com/sarimsak-guzelimize-siiri/</link>
<guid>2327693</guid>
<pubDate>2017-03-01T17:37:00+03:00</pubDate>
<author>Mehmet Tevfik Temiztürk</author>
</item>
 <item>
<title>Peynir, Zeytin Ve Ekmek, Çay, Şiiri</title>
<description>İmrendiğimizden mi sıkıntı edinirdim, Garibanlığa kızar zengine imrenirdim…  Doymadığımdan olsa uyuyamamışımdır, Demişimdir, açlığım dinmez sıkıntımızdır…  Ete hep karşı çıkmış vicdanım sızlamıştır, </description>
<link>https://www.antoloji.com/peynir-zeytin-ve-ekmek-cay-siiri-siiri/</link>
<guid>2327691</guid>
<pubDate>2017-03-01T17:36:00+03:00</pubDate>
<author>Mehmet Tevfik Temiztürk</author>
</item>
 <item>
<title>Sevgi Ve Yürek! .</title>
<description>SEVGİ ve YÜREK  ÇİÇEK TOPLAMAK İSTİYORSAN; SEVGİNİ EKECEKSİN MEYVE YEMEK İSTİYORSAN, YÜREĞİNİ DİKECEKSİN! .. </description>
<link>https://www.antoloji.com/sevgi-ve-yurek-siiri/</link>
<guid>2327006</guid>
<pubDate>2017-02-27T23:24:00+03:00</pubDate>
<author>Ekrem Çiçek</author>
</item>
 <item>
<title>Eve Gitmek İstiyorum 3. Bölüm</title>
<description>Bu gün günlerde 14 Subat.  Cicekciye ugradim. Gözüme hos gelen acik eflatun renginde acan bir saksi cicegini begendim.  Kime aliyorsun? Kendime dedim. Bir de hosuma giden beyaz uclari kirmizi bir gül´ü sectim onu da beyime hediye edecegim. Sonra Cicekci  güzeli cok kibar bir jest yapti. Bana da bir gül paketledi. Yani hediye. Tesekkür ettim.Gülümsedi. Eve giderken  keske bir cicek daha alip yaslilar evinde kalan hastama götürseydim diye icimde gecirdim. Neyse ki  yolumun üzerinde bir cicekci dükkani  daha vardi. Oraya gittim. Tek gül mü alsam? yoksa saksi cicegimi diye düsünürken, saksi ciceginde karar kildim. Onun cicekleri cok sevdigini biliyordum.Bir parca sevindirmek istedim. Güzel bir tasarim di. sanki bahari yumurtayi  civcivleri de cicege eklemisler gibi. Kirik yumurta kabugu Bir iki kus tüyü kahverengi beyazimsi  sonra kuru dallara asilan cicekler asagiya bakan zambaklar gibi,yesil ana cicek asagi dogru  tel tel sarkan cinsten;  bir de bahari andiran sari acan bir lalesogani…. saksiyi sardirip aldim. Odasinin degistigini biliyordum. Sordum söylediler. Gittigimde hala yemek masasindaydi.Beni  gördü sevindi. Nasilsiniz?  dedim. Yine yüzünü burusturup aglamaya basladi  katila katila sesli sesli,cocuk gibi. O öyle katila katila aglarken;  dayanamadim benimde gözlerimde  sesiz yaslar ona eslik  etmege basladi. Sonra  tamam o zaman  birlikte aglayalim  dedim. Bu sefer ikimiz birden güldük. Tam orta yerde cok komik oldu. Tabakta kalan yemegini yedireyim mi? diye sordum yok dedi. Pudingine hic dokunmamisti. O nu yemek ister misiniz?  hayir anlaminda kafasini salladi. Odaniza götüreyim sonra yersiniz. Yine hayir anlaminda kafasini salladi. Tamam o zaman sizi odaniza götüreyim mi evet dedi. Etrafima bakindim orda duran hemsireye odasini acmasini rica ettim. Hemsire bizimle birlikte geldi.Onun tekerlekli sandalyeden koltuga oturmasina yardim ettik. Hemsire  kim seviliyormus belli oluyor dedi saksiya bakarak. Oturup uzun uzun konustuk. Bazen onu anlamiyordum. Agzindan cikan kelimeler bazen anlasilmiyor.Bir kac kere tekrar edip hala ne demek istedigini anlamadigim bir kelimeyi  yazmasini istedim. Yazdi megerse torununun adiymis. Ona da birlikte güldük. Odasi cok güzel  genis ve havadar di. Bir tane de balkonu vardi. Hic arkadasiniz varmi? dedim. Var dedi. Bende yaslilardan birini adini verecek diye beklerken…Kim dedim? Bir bayan ismi söyledi. Hangi katta kaliyor.  Yaniniza gelip gidiyor mu? diye sordum. Bir de baktim biraz önce bize kapiyi acan hemsireyi anlatiyordu.  o  idi arkadasi. Cok iyi biri dedi, sevindim. Odasini begenmem onun hosuna gitmisti.Konusmamiz esnasinda  esinin kendisine bakacak durumu olmadigini anlattim. O yüzden kendisini  üzmemesini istedim. Gitmek üzere vedalasmak istedigimde  zamani biraz uzatmak istercesine kolunda bulunan hemsireyi cagirma ziline  basmayi uzatti. Sonunda gitme zamani gelmisti. zile basin hemsire gelsin sizde dinlenin dedim.  Ve onu onlara teslim ettim. Üzgün degildi.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/eve-gitmek-istiyorum-3-bolum-siiri/</link>
<guid>2324478</guid>
<pubDate>2017-02-19T01:15:00+03:00</pubDate>
<author>Zeynep Şekerci</author>
</item>
 <item>
<title>Balık Ve Çorba Kalmamıştı</title>
<description>Sürekli uğruyoruz zorlukla ve güçlükle, İki bin metresi yayan diğer otobüsle.  Ancak saat bir gibi yetişebiliyoruz, Ücreti ödeyip tabldot yemek yiyoruz.  Acele etmez isek ertesi güne kadar, </description>
<link>https://www.antoloji.com/balik-ve-corba-kalmamisti-siiri/</link>
<guid>2324122</guid>
<pubDate>2017-02-18T00:38:00+03:00</pubDate>
<author>Mehmet Tevfik Temiztürk</author>
</item>
 <item>
<title>Semaver</title>
<description>– Sabah ezanı okundu. Kalk yavrum, işe geç kalacaksın.  Ali nihayet iş bulmuştu. Bir haftadır fabrikaya gidiyordu. Anası memnundu. Namazını kılmış, duasını yapmıştı. İçindeki Cenabı Hak’la beraber oğlunun odasına girince uzun boyu, geniş vücudu ve çok genç çehresi ile rüyasında makineler, elektirik pilleri, ampuller gören, makine yağları sürünen ve bir dizel motoru homurtusu işiten oğlunu evvela uyandırmaya kıyamadı. Ali işten çıkmış gibi terli ve pembe idi.  Halıcıoğlundaki fabrikanın bacası kafasını kaldırmış, bir horoz vekarıya sabaha, Kağıthane sırtlarında beliren fecri-kazibe bakıyordu. Neredeyse ölecekti.  Ali nihayet uyandı. Anasını kucakladı. Her sabah yaptığı gibi yorganı kafasına büsbütün çekti. Anası yorgandan dışarıda kalan ayaklarını gıdıkladı. Yataktan bir hamlede fırlayan oğluyla beraber tekrar yatağa düştükleri zaman bir genç kız kahkahasıyla gülen kadın mesut sayılabilirdi. Mesutları çok az bir mahallenin çocukları değil miydiler? Anasının çocuğundan, çocuğun anasından başka gelirleri var mıydı? Yemek odasına kucak kucağa geçtiler.Odanın içini kızarmış bir ekmek kokusu doldurmuştu. Semaver ne güzel kaynardı. Ali semaveri, içinde ne ıstırap, ne grev, ne de kaza olan bir fabrikaya benzetirdi. Ondan yalnız koku, buhar ve sabahın saadeti istihsal edilirdi. </description>
<link>https://www.antoloji.com/semaver-16-siiri/</link>
<guid>2321100</guid>
<pubDate>2017-02-07T16:11:00+03:00</pubDate>
<author>Sait Faik Abasıyanık</author>
</item>
 <item>
<title>Uzanacağım Ve Ağlayacağım</title>
<description>Felâketimizi başka biriyle taksim etmek saadettir, fakat annelerle değil, annelerle değil. Annelere anlatılan kederler taksim değil, zarbedilmiş olur: Çocuklarının felâketini iki kat şiddetle hisseden anneler, bu ıstıraplarım çocuklarına fazlasıyla iade ederler; böylece keder anadan çocuğa ve çocuktan anaya her intikal edişinde büyüdükçe büyür.  Birbirine ufunetli adaleler gibi geçmiş, yaslanmış tahta evler. Her yağmurda, her küçük fırtınada sancılanan ve biraz daha eğrilip büğrülen bu evlerin önünden her geçişimde, çoğunun ayrı ayrı maceralarını takip ederdim. Kiminin kaplamaları biraz daha kararmıştır, kiminin şahnişini biraz daha yumrulmuştur, kimi biraz daha öne eğilmiş, kimi biraz daha çömelmiştir; ve hepsi hastadır, onları seviyorum; çünkü onlarda kendimi buluyorum; ve hepsi iki üç senede bir ameliyat olmadıkça yaşayamazlar, onları çok seviyorum; ve hepsi, rüzgârdan sancılandıkça ne kadar inilderler ve içlerinde ne aziz şeyler saklarlar, onları çok... çok seviyorum. Eşiklerinde soluk yüzlü, çıplak ayaklı, ürkek ve sessiz çocukların, ellerinde ekmek kabuğiyle ve çerden çöpden yapılmış oyuncaklarla, ağır ağır, düşünerek ve gülmeden oynadıkları bu evlerin arasında kendi evimi ararım ve âdeta güç bulurum, çünkü bunların hepsi benim evim gibidirler.  Evde kimse yoktu; kapıyı anahtarımla açtım, girdim ve her zamanki âdetimle alt kat sofada epeyce durarak, hareketsiz etrafıma bakındım. Bu sofa yaşlı bir insan yüzü gibidir: Evimizin bütün ruhu, kederleri ve neş'esi orada görünür, her günün hâdiseleri tavana, duvarlara, döşemeye bir leke, bir çizgi, bir buruşuk ve bazan da ancak bizim görebileceğimiz gizli bir işaret ilâve eder. Bu sofa canlıdır: Bizimle beraber kımıldar, değişir, bizimle beraber dağılır, toplanır, bizimle beraber uyur uyanır; bu sofa aramızda sanki üçüncü bir simadır ve güldüğü, ağladığı bile olur. Bu sofa dört köşedir: Ortada sokak kapısı, iki yanında birer pencere. Pencerenin yanında bir ot minderi. Minderin yanında yemek masası. Masanın yanında iki sandalye. Bu sofada oturulur, yemek yenir, misafir kabul edilir. Benim her girişimde, orada, hareketsiz duruşum, beni bana gösteren bu çehreye bakmak içindir.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/uzanacagim-ve-aglayacagim-siiri/</link>
<guid>2320267</guid>
<pubDate>2017-02-04T15:59:00+03:00</pubDate>
<author>Peyami Safa</author>
</item>
 <item>
<title>Öykü</title>
<description>İşsizlik kötü şey vesselam. İşsizliğin kötü olduğunu da yalnız aç kaldığım zamanlar, düşünüyorum. Can sıkıntısından bunaldığım sıralarda da düşünsem ya. Olmuyor. Bu bahçeye de hep böyle zamanlarımda gelirim. Neden acaba? Etraftakilerin de çoğu işsiz.   Bu bahçe sadece kaderleri bu yolda ortak olanları mı çekiyor dersiniz. Olabilir. Vakit öğleyi geçiyor. Açlıktan bahsettim ama pek de aç değilim. Bununla beraber, neden bilmem, etrafımdakilerden utanıyorum. Herkesin yemeğe gittiği bir saatte benim, parasız pulsuz buralarda dolaşmam bir suçmuş gibi geliyor bana. Boş sıralardan birine oturdum; düşünmeye başladım. Bereket versin sigaram var. O da olmasa felaket.  Bilmem ne dağındaki petrol arama kampında bir iş teklifi etmişlerdi. Gitseydim kötü mü olurdu sanki. Enayilik işte, parayla pulla değil ki. Bir odam olurdu, hiç olmazsa; ev kirası düşünmezdim. Sabahları acı kahvemi içebilir, öğle, akşam yemeklerini kampın tabldotundan yiyebilirdim. Tabldotu düşünür düşünmez karnım guruldamaya başladı, demek acıkmıştım. Şu yemek denilen şey de tuhaf bir şey. İnsanlar neler icat etmişler! Düpedüz ot yemek, yahut çiğ çiğ et yemek dururken, neler çıkarmışlar ortaya! Balığı denizden tutacaksın. Başka çeşidi olursa olmaz, levrek olacak. Ateşi yakacaksın, suyu kaynatacaksın, levreği içine atacaksın, haşlandıktan sonra çıkaracaksın, bir tabağa koyacaksın, soğutacaksın, başka bir kabın içine tavuktan çıkan yumurtayı kıracaksın, başlayacaksın çalkalamaya, yumurta hep aynı tarafa doğru çalkalanacak, bir yandan ince ince zeytinyağı dökeceksin, zeytinyağı iplik gibi dökülecek. Zeytinyağının da hikâyesi ayrı Zeytini daldan koparacaksın, ezeceksin, yağını alacaksın. Mutlaka zeytin olacak. Fındık olsa olmaz, susam olsa olmaz, pamuk olsa olmaz, zeytin. Zeytinyağı iplik gibi dökülecek. Yumurtayla zeytinyağı kıvamını bulunca bir kaşıkla onu soğumuş levreğin üstüne gezdireceksin. Oldu mu sana mayonezli levrek? Kim bilir belki de olmadı. Olmazsa olmasın, ahçı değilim ya.   </description>
<link>https://www.antoloji.com/oyku-71-siiri/</link>
<guid>2319456</guid>
<pubDate>2017-02-02T14:20:00+03:00</pubDate>
<author>Orhan Veli Kanık</author>
</item>
 <item>
<title>Tutunamayan (Disconnectus Erectus)</title>
<description>Beceriksiz ve korkak bir hayvandır. İnsan boyunda olanları bile vardır. Yalnız pençeleri ve özellikle tırnakları çok zayıftır. Dik arazide, yokuş yukarı hiç tutunamaz. yokuş aşağı, kayarak iner. (Bu arada sık sık düşer.)  Tüyleri yok denecek kadar azdır. Gözleri çok büyük olmakla birlikte, görme duygusu zayıftır. Bu nedenle tehlikeyi uzaktan göremez.  Genellikle başka hayvanların yuvalarında (onlar dayanabildikleri sürece)  barınırlar. Ya da terkedilmiş yuvalarda yaşarlar. Belirli bir aile düzenleri yoktur. Doğumdan sonra ana, baba ve yavruları ayrı yerlere giderler. Toplu olarak yasamayı da bilmezler ve dış tehlikelere karşı birleştikleri görülmemiştir. Belirli beslenme düzenleri de yoktur. Başka hayvanlarla birlikte yaşarken onların getirdikleri yiyeceklerle geçinirler. Kendi başlarına kaldıkları zaman genellikle yemek yemeği unuturlar. Bütün huyları taklit esasına dayandığı için, başka hayvanların yemek yediğini görmezlerse, acıktıklarını anlamazlar. (Bu sırada çok zayıf düştükleri için avlanmaları tavsiye edilmez.)  İçgüdüleri tam gelişmemiştir. Kendilerini korumayı bilmezler. Fakat - gene taklitçilikleri nedeniyle- başka hayvanların dövüşmesine özenerek kavgaya girdikleri olur. Şimdiye kadar hiçbir tutunamayanın bir kavgada başka bir hayvanı yendiği görülmemiştir. Bununla birlikte hafızaları da zayıf olduğu için, sık sık kavga ettikleri, bazı tabiat bilginlerince gözlenmiştir. (Aynı bilginler, kavgacı tutunamayanların sayısının gittikçe azaldığını söylemektedirler.)  Din kitapları, bu hayvanları yemeği yasaklamışsa da, gizli olarak avlanmakta ve etleri kaçak olarak satılmaktadır. Tutunamayanları avlamak çok kolaydır. Anlayışlı bakışlarla süzerseniz, hemen yaklaşırlar size. Ondan sonra tutup öldürmek işten bile değildir. İnsanlara zararlı bazı mikroplar taşıdıkları tespit edildiğinden, Belediye Sağlık Müdürlüğü de tutunamayan kesimini yasak etmiştir. Yemekten sonra insanlarda görülen durgunluk, hafif sıkıntı, sebebi bilinmeyen vicdan azabı ve hiç yoktan kendini suçlama gibi duygulara sebep oldukları, hekimlerce ileri sürülmektedir. Fakat aynı hekimler, tutunamayanların bu mikropları, kasaplık hayvanlara da bulaştırdıklarını ve bu sıkıntıdan kurtulmanın ancak et yemekten vazgeçmekle sağlanabileceğini söylemektedirler. </description>
<link>https://www.antoloji.com/tutunamayan-disconnectus-erectus-siiri/</link>
<guid>2319394</guid>
<pubDate>2017-02-02T10:41:00+03:00</pubDate>
<author>Oğuz Atay</author>
</item>
 <item>
<title>Mana Gidince...</title>
<description>Eşşek iki şey için anırır ulu orta,  Biri cinsellik için, birisi yemek için. Mana gidince bakın nemiz kaldı bizim de? Bağırıp bağırıyoruz, biz neyi demek için? </description>
<link>https://www.antoloji.com/mana-gidince-siiri/</link>
<guid>2319160</guid>
<pubDate>2017-02-01T12:29:00+03:00</pubDate>
<author>Kazım Karagöz</author>
</item>
 </channel>
</rss>
