<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title>
<link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi.  Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Bowling</title>
<description>Spor deyince futbol gelse de akla, Oynayacağın birçok spor dalı var, Her sporda yarıştığın zaman hakla, Sevip başaracağın çok spor dalı var…  Bizim İnsanımız alışmış hep futbola, Tabi futbol koşarak oynanır ayakla, </description>
<link>https://www.antoloji.com/bowling-siiri/</link>
<guid>2356991</guid>
<pubDate>2017-05-28T16:24:00+03:00</pubDate>
<author>İhsan Hasan Kaya</author>
</item>
 <item>
<title>Top Yuvarlak Kazanan Dört Köşe Kaybeden Ters Köşe</title>
<description>Futbol günümüz dünyasında en popüler spor dalı olmayı açık ara sürdürüyor. Başka başka sporlar, boks gibi, basketbol gibi, atletizm gibi, zaman zaman tahtını zorlasa bile, onun seyirci potansiyeline ve insanları çekiciliğine çok da fazla yaklaşamıyorlar... Kazanmak her zaman gurur veriyor tabi ki sporda da başka başka şeylerde de... Son zamanlarda fanatiklik aldı başını yürüdü... Bu sadece bize özgü değil, bütün dünya da fanatizm futbolu, futbolcuyu ve seyirciyi avucunun içine aldı... Rakip takımın futbolcuları ve seyircileri adeta düşman bir ülkenin askerleri gibi gözüküyor öbür takımın taraftarlarının gözüne... Oysa böyle mi olmalı? Hani spor dostluk ve kardeşlikti... Hani sağlık ve zindelik için yapılıyordu bu spor ve onun bir şubesi olan futbol...   Bu gün futbol piyasası dev bir endüstri artık. Ülkeler ve o ülkelerin öne çıkan takımları hem bu işten milyarlarca dolar para kazanıyorlar hem de ülkelerinin reklamını, tanıtımını yapıyorlar... Biz Türkler ise yıllardır başarıya aç olduğumuz için, kazandığımız her başarı gözümüzde büyüyor ve adeta efsaneleştiriliyor, hem basın hem de halkımız tarafından... Hatırlarsınız mutlaka, Puşkaşlı Macaristan'ı elli sene önce 3-1 lik skor ile yendiğimiz galibiyet yıllarca kutlandı, basında ve her yerde konuşuldu durdu...   Eski zamanlarda maçlara giden büyüklerimiz anlatırdı, seyirciler karışık oturduğu halde hiç kimse de birbirine yan gözle bakmaz, kötü söz de söylemezmiş... Şimdi öyle mi? Maç bittikten sonra, cadde de bile rakip takım taraftarlarını görseler hemen paça kasnak dalıyor, dövmeye kalkıyor arkadaşlar. Neymiş, efendim üstünde Galatasaray forması ya da Beşiktaş forması varmış... Yapmayın arkadaşlar, hepimizi bu ülkenin vatandaşıyız. Milli maçlarda, var mı Galatasaray ya da Beşiktaş ayırımı? </description>
<link>https://www.antoloji.com/top-yuvarlak-kazanan-dort-kose-kaybeden-ters-kose-siiri/</link>
<guid>2351879</guid>
<pubDate>2017-05-12T10:38:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Zeytinci</author>
</item>
 <item>
<title>Haydi Robot Efeler</title>
<description>''İstanbul Zeytinburnu'nda Bilgi Evleri'nde üretilen robot şınav, mekik çekiyor, takla atıyor, futbol oynuyor. Türkçe konuşup, dans eden robot oynadığı zeybek ile görenleri şaşırtıyor.'' BASINDAN    Bize, hem de Ege Yöresine has bir oyun zeybek tabi ki... Ya da şöyle söylemem lazım. Bize, ege yöresine has bir oyundu, şimdilerde robotlarda oynuyor demeli belki de... Müzik eşliğinde gayet de güzel zeybek oynuyor robotumuz. O değil de şimdi bir de bunların seri üretimini yapıp da hepsine birden toplu zeybek oynatırlar ise robotlardan kurulu bir folklor ekibimiz olur. İnsan çalar robot oynar da diyebiliriz. İtiraz eder mi robotlar yoksa çalgıcılarda robot olmazsa vallahi de billahi de oynamayız diye...   </description>
<link>https://www.antoloji.com/haydi-robot-efeler-siiri/</link>
<guid>2344925</guid>
<pubDate>2017-04-23T10:29:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Zeytinci</author>
</item>
 <item>
<title>Ata Sporu</title>
<description>Bu Thomas bizim mahalleye geldiğinde öyle Karamürsel Sepeti gibi tıfıl bir bebe idi. Babası ateşe miymiş neymiş. İngilizlere soğukkanlı derler ama bu pek bir sıcakkanlı çıktı, belki de buraya gelince kanı sıcaklaşmıştır zaar, çocukluktan mıdır nedir, biz de pek bir sevdik keratayı. Allah var o da bize ısındı hemencecik. Arada Türkçe öğretmeye çalışıyoruz ona, o da bize İngilizce öğretmeye çalışıyor kendince ama biz yetenek düşmanıyız ikimiz de Osman ile ben, daha şunun şurasında orta birinci sınıfız ne yapalım.  Aldım karşıma bir gün anlatıyorum : ''Thomas bak bu toop, bu bisikleet, bu ekmeek, bu ağaaç'' ...Aynen dediklerimi tekrarlatıyorum kerataya, ilkokul bir talebesi gibi. O da ''yeees yeees'' deyip, kendi aksanı ile söylüyor biraz kelimeleri yuvarlayarak. Arada gülüşüyoruz kıkır kıkır...  Bir gün yine Osman ile top oynarken bu yanımıza yavaşça geldi. ''Velkam velkam Thomas''dedim, o da hali ile İngilizce ''hoş bulduk'' cevabını yapıştırdı, sonra bir bana baktı, bir Osman'a baktı. ''Oooo siz futbol oynamak var çok güzeel çok güzeel'' Ben pek bilmem de bizim Osman döktürür yani, ayağından top dahi alamazsın keratanın, bizim mahallenin tescilli gol kralıdır. Thomas'a döndüm ''Gel Thomas kardeş sen de az tep bakalım''  Top da plastik top ha, öyle meşin yuvarlak filan değil, parasız pulsuzuz biz, gariban kapıcı çocuklarıyız, her ne kadar Kavaklıdere'de otursak da. Senin Thomas topu bir aldı eline tartıyor sanki, elinde bir iki zıplattı ''O yeee'' filan gibi bir şeyler söyledi. İçimden dedim ''ne yapacaksın ağırlığını oğlum, günahlarına sevaplarına mı bakıyorsun topun, geç karşımızada bir iki çalımla belini kıralım, sonra da arkadaşlarımıza hava atalım İngiliz'in belini kırdık diye . ''Sanki içimden geçen cümleleri duymuş gibi, elinden ayağına hafifçe attı, hareketler yapmaya varyete yapmaya başladı. Önce beni aldı karşısına. Bir sağa yatırıyor bir sola, dört döndürüyor çevresinde. ?'Ben zaten iyi bilmem de, dur hele Osman şimdi senin havanı indirir, gazını alır''dedim Thomas. Bu Osman'ı da aldı karşısına, baktım onu da dört döndürüyor, peşinden arkasına nişadır sürülmüş at gibi koşturuyor. Osman'a bir kaş göz işareti yaptım Thomas'a çaktırmadan, beraber girelim şuna ayağından topu alalım birader. Yok mümkünü yok. Adam bize top göstermiyor. </description>
<link>https://www.antoloji.com/ata-sporu-siiri/</link>
<guid>2341629</guid>
<pubDate>2017-04-10T21:47:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Zeytinci</author>
</item>
 <item>
<title>Köksüz Sicilsiz</title>
<description>Insanlik ve zaman mekan büyüklügünde seyler Seyler derken dertler sorunlar konular olaylar haller meydanlar Bir sonsuz gelis gidisin felakete dönüsmeden evveli carki devrani Konustuklari komsusuzluklar kadar sig Bayat Yüzeysel Anlamsiz islevsiz iceriksiz bencil bunak </description>
<link>https://www.antoloji.com/koksuz-sicilsiz-siiri/</link>
<guid>2341491</guid>
<pubDate>2017-04-10T13:48:00+03:00</pubDate>
<author>Seyfi Karaca</author>
</item>
 <item>
<title>Yeşilcem Benim1</title>
<description>Bir gün ben dağda gıcıkta Ne olacak bu köy kış aylarında Gine de geleceğim yazlarda En güzel köyüm Yeşilcem benim...  Soğuk akşamları bizi ısıtan Özayın kahvesinde oturan </description>
<link>https://www.antoloji.com/yesilcem-benim1-siiri/</link>
<guid>2340120</guid>
<pubDate>2017-04-06T15:57:00+03:00</pubDate>
<author>Gökhan Salter</author>
</item>
 <item>
<title>Seviyorum Galiba</title>
<description>Bir hayal belki benim ona bu sevdam Belki de uzaktan geçen bir inanış Düş gibi gelebilir herkese ama! Ben onu seviyorum galiba... Nasıl duygular içerisindeyim bilemezsin Çünkü o duyguları Tam olarak bende bilmiyorum </description>
<link>https://www.antoloji.com/seviyorum-galiba-4-siiri/</link>
<guid>2340105</guid>
<pubDate>2017-04-06T15:53:00+03:00</pubDate>
<author>Gökhan Salter</author>
</item>
 <item>
<title>O Potaya Değebilmek İçin Neler Neler Yapmadım Ki</title>
<description>Lise yıllarındayız, genciz, başımızda kavak yelleri ile daha adını bildiğimiz, bilmediğimiz bir sürü ağacın da yelleri... Okuduğumuz lise olan Bahçelievler Deneme Lisesi hem Ankara'nın hem de Türkiye'nin sayılı, parmakla gösterilen liselerinden birisi. Lisemiz adeta bir sporcu fabrikası... Saysam bizim liseden mezun olup da Türk Sporuna katkı yapan isimleri dudağınız uçuklar. Bu vesile ile çok da gurur duyarız her zaman için okulumuz ile... Eskilerden Fenerbahçeli rahmetli Selçuk Yula, Şenol, basketçilerden eski Tofaş ve Milli Takım Antrenörü Tolga Öngören, Burç Alp Yücel, Fenerbahçe Basket Takımından Fatih, adı aklıma gelmeyen daha da bir dolu arkadaşımız var...   Bu kadar spor ile hem futbol, hem de basketbol ile iç içe olan bir lise olur da bizde kıyısından köşesinden ilgilenmez miyiz spor ile hem de basketbolla? Çok uzun boylu hem de iyi basket oynayan çocuklar var lisemizde, biz de onlara özeniyoruz ara ara lakin boy fukarasıyız onların yanında, e tabi boyda dilenemiyeceğimize göre Allah ne boy verdiyse onun ile idare edeceğiz... Boyumuz kısa olduğu için kimse de bize ''Allah boy vermiş kapıp da koy vermiş.'' gibi bir espride yapamıyor. (Çok da kısa değilimdir ha 1.74 şimdilik)   Basket maçlarına gidiyoruz arkadaşlarla hafta sonları Atatürk Spor Salonuna... Amerikan yapımı Beyaz Gölge dizisi izlenme rekorları kırıyor o sıralar televizyonlarda... Ankara takımlarından birinde Ömürden adlı bir gard var, boyu basket için uzun sayılmaz, ama bir zıplıyor aklınız durur, çift, tek, her türlü basıyor potaya o boyla. Biraz ondan ilham kapıp, biraz da lise de ki arkadaşlarımızı kıskanmak mı dersiniz, artık bilemem, ben de basabilir miyim bu çembere diye aklıma düştü bir kere... Ne yapmak lazım, ne yapmak? Sınıfta basket takımında olan çocuklar var. Onlara sordum, bacak kaslarını iyice kuvvetlendireceksin birader, bir de iyi besleneceksin, bal yumurta filan, dediler. Ahmet durur mu? Hemen koyuldum işe... </description>
<link>https://www.antoloji.com/o-potaya-degebilmek-icin-neler-neler-yapmadim-ki-siiri/</link>
<guid>2339676</guid>
<pubDate>2017-04-05T15:09:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Zeytinci</author>
</item>
 <item>
<title>Futbol İle Kandırırsın.. </title>
<description>cahile gözü kapat yum deccalını andırırsın halkı sok içi stadyum futbol ile kandırırsın  alnımızda bu ter izi aşar ülke her krizi </description>
<link>https://www.antoloji.com/futbol-ile-kandirirsin-siiri/</link>
<guid>2336318</guid>
<pubDate>2017-03-27T00:43:00+03:00</pubDate>
<author>Hüseyin Demircan</author>
</item>
 <item>
<title>Ekrana Futbolu Koy Milyonları Topla </title>
<description>Maçın, topun dışında başka var mı etkili? Eski güncel fark etmez bize futbol gerekli(!)…  İster lafından bahset ister naklen yayınla, İçinde top olsun da izlenir canla başla…  On dakika da bir böl reklamları izlettir, </description>
<link>https://www.antoloji.com/ekrana-futbolu-koy-milyonlari-topla-siiri/</link>
<guid>2334138</guid>
<pubDate>2017-03-22T17:24:00+03:00</pubDate>
<author>Mehmet Tevfik Temiztürk</author>
</item>
 <item>
<title>Kıllanma Kılavuzu</title>
<description>Gıcık kaptığınız sevmediğiniz bir sürü olay ve bir sürü insan ile karşılaşmıyor musunuz sizlerde zaman zaman? ''Ooooo hem de o kadar çok ki aklınız dimağınız durur.'' dediğinizi duyar gibi oluyorum. Altı yedi milyar insan varsa şu yaşlı dünyamızda, altı yedi milyarda değişik karakter var demektir. Haliyle her insanı sevmek mecburiyeti yok, kendinizi zorlasanız bile olmayınca olmuyor. Çoğu zaman insanlara karşı ön yargılı olmamaya çalışırım, tanımaya çalışırım önce insanı, bir kaç davranışını gözlemlerim, esnaf olduğumuz için tanış olduğumuz insanlar çok haliyle...    Hani Tarkan'ın eskilerden bir şarkısı vardı ''Kıl Oldum Abi'' diye... Bazı insanlar gerçekten kıl ediyor insanı ve ben de onlara bu şarkıyı söylüyorum. Kıl oldum abi, kıl oldum amca, kıl oldum teyze, kıl oldum arkadaş. (Burada ki teyze, amca akraba olanlar değil tabi ki)  Belki zaman zaman bana da kıllananlar olmuştur, olacaktır da, bunun önüne geçemezsiniz. Hiç birimiz dört dörtlük insanlar değiliz haliyle... Anlatayım bakayım size hangi insanlara niye kıl olduğumu, siz de belki bana hak verirsiniz. Böyle adamlara biz de kıl olurduk tanışsaydık eğer, dersiniz.   </description>
<link>https://www.antoloji.com/killanma-kilavuzu-siiri/</link>
<guid>2330563</guid>
<pubDate>2017-03-12T10:25:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Zeytinci</author>
</item>
 <item>
<title>-------Yürü Be Süleyman</title>
<description>Geldi sessizce koltuğa oturdu Darbeyi yapıp başkanı bitirdi Yönetime isteğini getirdi Yürü be Süleyman kim tutar seni  Yanına aldı Yılmazla Bilgici Biri top tutar öbürü çalgıcı </description>
<link>https://www.antoloji.com/yuru-be-suleyman-siiri/</link>
<guid>2330214</guid>
<pubDate>2017-03-11T11:12:00+03:00</pubDate>
<author>Recep Uslu</author>
</item>
 <item>
<title>Havadan Sudan - 2 -</title>
<description>Hayret, dehşet ve ibretle seyrediyorum. Cümle aynen şöyle''May gat senin cezanı versin''İngilizce bilenler hemen anlarlar ''Allah senin cezanı versin''cümlesinin hilkat garibesi yavrusu, yarı İngilizce yarı Türkçe. Hadi saçma sapan TV kanalları yapsın, yapıyorlar da zaten ama devlet televizyonunda ki bir programda böyle şeyler söyleniyorsa, insan üzülüyor gerçekten...  TRT her zaman dil konusunda duyarlı olmuştur. Biz böyle biliriz. En düzgün diksiyonlu spikerler hep TRT'den çıkmış hâlâ da çıkmaktadır...  Eğer bir ülkeyi sömürgeleştirmek isterseniz zaten yapılacak ilk işlerden biri o ülkenin dilini bozmak, allak bullak etmektir. Bunun tarihte bir dolu örnekleri var, araştıran bulur...  Daha buna benzer gençler arasında da denk geliyorum İngilizce Türkçe karışımı cümlelere, güya komiklik olsun diye bu cümleleri kurarken, aslında farkında olmadan ülkelerine de zarar vermektedirler. Örnek mi istiyorsunuz dolu''Havaryu ne var yu'' bir tane daha''Selamın hello'' başka ''Sitdavn yapınız'' hadi son olsun ''Çok sory"gibi saçmalıklar... </description>
<link>https://www.antoloji.com/havadan-sudan-2-2-siiri/</link>
<guid>2328493</guid>
<pubDate>2017-03-04T10:24:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Zeytinci</author>
</item>
 <item>
<title>Söz</title>
<description>Kimi insan ardından iz, kimisi is bırakır bu fani dünyada.  Dağın zirvesinden hayata bakan ile dağın eteğinden bakan arasında bir dağ kadar fark vardır.  Sınırsız üretim ve tüketime dayanan haz medeniyetinin insanlığı ve insanı tüketmemesini düşünmek kafayı kuma sokmaktır.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/soz-125-siiri/</link>
<guid>2326990</guid>
<pubDate>2017-02-27T22:39:00+03:00</pubDate>
<author>Hayrullah Gülsün</author>
</item>
 <item>
<title>Pil</title>
<description>"pil takacaklarmış" dedi, "kalbime bir dönemi daha ömrümün kapanmış olacak böylece ne futbol artık ne güreş ne dağcılık"  "cemil" dedim (çocukluk arkadaşım doğumu benimkinden beş gün önce) </description>
<link>https://www.antoloji.com/pil-7-siiri/</link>
<guid>2320843</guid>
<pubDate>2017-02-06T15:56:00+03:00</pubDate>
<author>Roni Margulies</author>
</item>
 <item>
<title>İbrahim Abi</title>
<description>Futbol saha komiseri diyorlar Oyun kurallarını biliyorlar Kontrol için üstüne geliyorlar Onlara soruyor İbrahim Abi    </description>
<link>https://www.antoloji.com/ibrahim-abi-3-siiri/</link>
<guid>2311471</guid>
<pubDate>2017-01-05T15:19:00+03:00</pubDate>
<author>Recep Uslu</author>
</item>
 <item>
<title>Özledim Be Kardeşim</title>
<description>Özledim be kardeşim, Soğuk kış gecelerinde sobanın dibinde oturduğum günleri,annemin pazardan aldığı kestaneleri teker,teker sobanın üstünde pişirmeyi özledim be kardeşim. Babamla sobanın üstünde demleyip içtiğimiz çayı,akşamları oğlum gel bi tavla atalım demesini,ablamın bizi mutlu şekilde izlemesini özledim be. Abimin ben sana böylemi öğrettim demesi,annemim karışmayın benim oğluma o daha küçük ne anlar tavladan demesini özledim be. Ardından ailecek izlediğimiz; Deli Yürek dizisini özledim be kardeşim. Herkes mutluydu o dizide be kardeşim,insanlar gerçek seviyordu birbirini,böyle saçma sapan aşk muhabbetleri yoktu be,ne günlerdi çocukluğumuz. Sonra hep beraber futbol maçı yapardık mahallede,arada bi kaçamak yapar. Esma teyzenin kayısı ağacına hücum ederdik,susadığımızda ise eve gitmek yerine koşarak camiden kana,kana su içerdik,Çok güzeldi be çocukluğumuz. Hiç bi dost birbirini satmıyordu,herkes kardeş içinde yaşıyordu,herkes abi,abla gibiydi. Biz dedelerimizin bize anlattığı masallarla büyüdük,nenelerimizin tekerlemeleri ile çocukluk geçirdik,büyüklerimizi sayar,küçüklerimizi severdik. Bizim küçüklüğümüz güzeldi bilader; tasolar vardı, misketler vardı, bilyalar vardı yardırırdık yokuştan aşşağı arkamızdan komşular ayakkabı falan atardı, milletin bahçesine dalardık teki bağırırdı hep ağaca dalan var diye kaçardık hemen ordan, sporcu kartları vardı tamamlayınca hediye alıyorduk, sabahtan akşama kadar dışarda top oynardık, yukarı mahalle aşşağı mahalle vardı yukarı mahalle hep düşmandı bize, birbirimizle hic geçinemezdik mahalle maçları yapardık hep mevzu cıkardı. Şimdikiler öyle mi? ; 14 yaşında cocuk gelmiş sanalda uyuşturucu muhabbeti yapıyor, 14 yaşındaki kızın ağzında şeker olması lazımken başka neyse küfür etmeyeceğim. Biz annemize ' lan ' diyemezken millet birbirinin annesine sövüyor hoşlarına gidiyor, Adamsınız ya. Neyse uzun lafın kısası bizim çocukluğumuzdan eser yok şimdiki nesilde. Ve sonrası; Her fırsatta gözlerimizi de katarak doyasıya gülerken şimdi sadece dudaklarımızla ve belli belirsiz güler olduk. Hele ki sevinmek bizim için zorların zoru bir iş olup çıkıverdi. Ne bir kelebeğin ardından koşmaktan zevk alıyorduk artık, ne de yeni bir ayakkabıya sahip olmaktan. Biz büyüdükçe hayallerimiz küçüldü. Önceden birkaç kurşun askerle dünyayı kurtarırdık. Şimdi ise düştüğümüz çukurdan kendimizi kurtaramıyoruz. İnsan yaşadıkça hayat değişebilir. Farz edin ki şu an çocukluğunuz dikilip karşınıza sizden hesap soruyor.Ne yaparsınız? Karşısında durup ona cevap mı verisiniz yoksa arkanıza bakmadan kaçıp gidermisiniz? Hele bir de hayallerinizden söz açmaya başlarsa, onun hayal gücünün enginliğini en iyi bilen olarak hiç sıkılmadan rahatça anlatabilecek misiniz her geçen gün kısırlaşan hayallerinizi? Hep söylüyorum sizlere,bizler büyüyoruz ama hayallerimiz küçülüyor. Zordur çocukluğu özlemek. Çünkü her özlemin içinde bir umut olur gerçekleşmesi, geri gelmesine dair. Fakat çocukluk için yoktur böyle birşey, imkansızdır. Gene de siz delicesine özlersiniz çocukluğu. Annenizden alacağınız para ile hangi çikolatayı alacağınız, pembe boya bittiği zaman filleri hangi renkle boyayacağınız, doğum gününüzde size hangi hediye geleceği, 3-c deki Ayşenin kırmızı tokaları endişelendiğiniz, endişeleceğiniz en büyük problemlerdir. Ve siz de şikayet edersiniz ve dua edersiniz bir an önce büyüyeyim diye. Yaşınızı büyük gösterir buçuklu sayılar söylersiniz. Bir an önce büyümektir tek derdiniz. Yıllar geçer. gittikçe hayatınızda değişiklikler olmaya başlar. Artık sorunlarınız daha büyüktür. Gönül işleri, arkadaşlık ilişkileri, ilk kavganız, ilk ilişkiniz, dersler, üniversite derken bir bakarsınız ki çevrenizde kimse yoktur ve tek başınıza bir odada oturmaktasınızdır. Birden bir eksiklik duyarsınız içinizde, bir özlem. sebebini ararken yaşadıklarınız, size acı veren olaylar geçer gözünüzün önünden. Kalp acıları büyütmüştür sizi. Oysa küçükken aklınıza acı diyince gelen tek şey yere düştüğünüzde hissetiğiniz duygudur.. işte o an içinizde başka bir acı hissedersiniz. Bu acı imkansıza duyulan özlemdir. Bir anlamda da çocukluğu özlemektir. Ve bu satırları yazmaya başlarsınız işte.. İçiniz acıyarak.. Bir yaş daha büyüyerek.. Ve çocukluğumuza dair bir o kadar şeyler vardır hayatımızda. Küslük nedir bilmezdik. Küçük şeylerle mutlu olmayı öğrettiler bize. Ne her gördüğümüzü isterdik, ne de her istediğimiz olurdu. Ama bunalımlara girip çıkmazdık. Ertesi gün unuturduk. Bir giydiğini bir daha giymemek, önüne konan yemeği beğenmemek ne haddimize. Bunları sorgulayacak kadar zengin değildik. Hani bir kıyafetin miras gibi büyükten küçük kardeşe kaldığı günlerden bahsediyorum. Sökülenin atılmayıp dikildiği, yıprananların yamalarla saklandığı günler. İşte bu yüzden her anne iyi bir terzi ve her baba yenilerini alamadığı için içi biraz buruk olurdu. Ama modayı yinede takip ederdik biz. Mesela; ipten kemerlerimiz, çoraplardan eldivenlerimiz vardı. İşte bu yüzden ekmek ve emek bizim için nimettendir. Kaybetmemek için sıkı sarılırız ekmeğimize de, sevdiklerimize de. Ve dahası birbirimizin suyundan içer, elmasına diş atardık. Misket oynamaktan parmaklarımız kanar yine de mikrop kapmazdık. Azar işitip, acillere taşınmazdık. Düşerdik ekmek çiğner basarlardı alnımıza, oyuna devam ederdik. Röntgenlere, ultrasonlara girmezdik.Benim neyim varsa çocukluğumda yanımda bulunan kardeşlerimindi. Cebimizde harçlığımız olduğunda düşmesin diye çıkarır çantamızın üstüne koyar oyun bitince geri alırdık. Çok garip ama kimse almazdı. Sokaklarımız evimiz kadar güvenli idi. Düşünce kaldırırlar, kavga edince barıştırırlardı bizi... Polisler gelmezdi kavgalarımıza, zabıtlar tutulmazdı. Sonra kavgalarımız da öyle ustura, falçata ile olmaz, onlar nedir bilmezdik bile, asla kanla falan da bitmezdi, en fazla saçlarımızdan çeker, hayvan adları sayar, tekme atar, yine oyuna dalardık. Çocukluğumda en çok bahar ayını severdim. Bahar güzel gelirdi çocukluğumuza her yer yemyeşil rengarenk çiçekler. Ölesiye koştururduk arı misali o çiçek senin bu çiçek benim. Demet demet çiçekler toplardık ellerimize sığmayan.Salep çiçeklerinden laleye, sümbüle, papatyalara.. Gönüllerimiz çiçek doluydu zaten daha hayatın ağır yüküyle karartılmamış ve yüreklerimiz hep sevgi doluydu. Baharı çiçeği yeşili seviyorduk ölesiye daha aşkın kıvılcımları ilk çarpıntıları düşmemişti içimize ve daha ayrılığı keşfetmemiştik ve ayrılanların acısının ne olduğunu bilmiyorduk. Sevmek aynı şeydi bizim için çiçeği sevmek, ağaçları sevmek, baharı sevmek, herhangi bir kızı sevmenin pek ayrı bir yanı yoktu bizim için. İçimizdeki coşku daha bir artardı baharın gelişiyle oyunlar oynardık, salıncaklar kurar, yedi kiremitler oynardık. Her şey çocukken güzeldi. Baharın gelişi bile...Diz boyu otlar olurdu kırlarda kekik kokuları ciğerimize dolardı. Sular ısınırdı bütün çocuklar suya inerdi. Yüzerdik daha yüzmeyi yeni öğrenmiş olmanın heyecanı ile. Bahar yağmurlarında iliklerimize kadar ıslanırdık büyüklerimizden işiteceğimiz azarlara inat. Her yer sel olurdu zaten büyüklerimizde sellerden ve yıldırımlardan sakınırlardı bizleri. Yağmur sonrası yıldırım izleri daha belirgin olurdu ağaçlarda. Bahar güzel gelirdi çocukluğumuza ve güzel geçerdi. Diğer baharları büyük bir özlemle bekler olurduk. Baharın çiçekleri neyse bizde hayatın çiçekleriydik o zaman. Bahar güzel gelirdi çocukluğumuza ve o güzellikleri geçliğimize doğru biz daha az fark eder olduk. Aslında hala güzel baharlar sadece biz uzağına düştük baharın. Ve anneannem çok güzel dolmalar yapardı bende oturur şehvetli bi şekilde onu izlerdim. Her sorduğumda bunu nasıl yapıyorsun diye,kalk ordan elinin hamuruyla kadın işine karışma derdi bana. Nerden bilecekti ki büyüdüğümde benim aşçı olacağımı onun gibi yemekler yapacağımı,çocukluğumda aklımda kalan anılarımdan hikayelerimden bi tanesiydi bu işte. </description>
<link>https://www.antoloji.com/ozledim-be-kardesim-siiri/</link>
<guid>2306407</guid>
<pubDate>2016-12-18T17:23:00+03:00</pubDate>
<author>Emre Seher</author>
</item>
 <item>
<title>Memleket Hep Aynı</title>
<description>Memleket aynı Yaşantılar hep sade. Karakterler gün aşırı karışıyor. Mavilikler endamında seyreyleyen Bulutların ihtişamı da burada. Suların hükmettiği berraklığı Yeşilin doğaya sunduğu saadette. </description>
<link>https://www.antoloji.com/memleket-hep-ayni-siiri/</link>
<guid>2306174</guid>
<pubDate>2016-12-17T19:16:00+03:00</pubDate>
<author>Burhan Güngör</author>
</item>
 <item>
<title>Taş Köprünün Yaylasında</title>
<description>Vakıf senin pikniği var, Taşköprünün yaylasında. İmdat hoca başkanı var, Taşköprünün yaylasında.  Kur’an okur murat hafız, Virajları dönüyoruz, </description>
<link>https://www.antoloji.com/tas-koprunun-yaylasinda-siiri/</link>
<guid>2301797</guid>
<pubDate>2016-12-04T13:01:00+03:00</pubDate>
<author>İbrahim Okur</author>
</item>
 <item>
<title>İcmale Bakın</title>
<description>Geçmişten bu güne elime geçti, Kareli kağıtta listeye bakın. Sınıf başkanıydım elimden uçtu, Beş ilçe öğrenci icmale bakın.  Yazılı sözlüler başlar haftaya, Yaramazı yazsam kara tahtaya, </description>
<link>https://www.antoloji.com/icmale-bakin-siiri/</link>
<guid>2301753</guid>
<pubDate>2016-12-04T11:52:00+03:00</pubDate>
<author>İbrahim Okur</author>
</item>
 </channel>
</rss>
