<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title>
<link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi.  Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Çoraplarımı Kim Yırtıyordu</title>
<description>Ayaklarımı sürekli yıkarım. Her gün hem de hiç sektirmeden. Bu neden ile ayaklarım kokmaz. Kokmadığı gibi arkadaşlarımda ''Bırak bu ayaklar koktu be İsmail.'' diye espriyi zor yaparlar bana. Çoğu yapmaz da bazı muzip arkadaşlarım zaman zaman diline getirir yine de bana takılmak için... Bırak bu ayakları koktu İsmail diye laf sokmaya çalışırlar ben de o sokulan laflara hiç takılmam.    Geçenlerde dört çift çorabımı çöpe attım. Parmaklarım özgürlüğüne düşkün herhalde tutup da çorabımdan firar etmeye kalkarken tam hemen yakalıyorum parmaklarımı, kulaklarından tutup yerine sokuyorum derhal... Hadi bir çift at iki çift at, dört çift ne oluyor arkadaşım, boru mu ya! Sonra çift rakam yani ya üç at ya da beş çift at değil mi ama, dört nedir dört?   </description>
<link>https://www.antoloji.com/coraplarimi-kim-yirtiyordu-siiri/</link>
<guid>2357894</guid>
<pubDate>2017-05-31T09:58:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Zeytinci</author>
</item>
 <item>
<title>Sabah Dört Gibi Kalkıyoruz</title>
<description>Sual sorduklarında hocam kaçta kalkarsın? Sekiz gibi, diyoruz ki kolay anlaşılsın…  Dört, dersem inanmazlar derler, bu mümkün değil, Zaten bekâr adamsın ne konuştuğunu bil!  Desem, az uyuyoruz hem zaten işlerimiz var, </description>
<link>https://www.antoloji.com/sabah-dort-gibi-kalkiyoruz-siiri/</link>
<guid>2356794</guid>
<pubDate>2017-05-28T08:32:00+03:00</pubDate>
<author>Mehmet Tevfik Temiztürk</author>
</item>
 <item>
<title>Yek Bi Yek</title>
<description>Yek bi yek aliqî dil li şaneşîn e Ev can li kîjan şibakê xwe datîne Ber bi te ve diajo her pêlên xwînê Li sîwarê her malê dilek rûdine  31.01.2016 Diyarbekir </description>
<link>https://www.antoloji.com/yek-bi-yek-2-siiri/</link>
<guid>2355677</guid>
<pubDate>2017-05-24T01:29:00+03:00</pubDate>
<author>Ziza Rumas</author>
</item>
 <item>
<title>At Avrat Mutfak Silah</title>
<description>Erkekte nor kadında adrenalin hakimdir, Erkekteki "em" eki at, avrat, silahımdır. Modern insan ne ettin? Kadına sen ne ettin? Halbuki kadınınki ev, çocuk, mutfağımdır... </description>
<link>https://www.antoloji.com/at-avrat-mutfak-silah-siiri/</link>
<guid>2352943</guid>
<pubDate>2017-05-15T14:18:00+03:00</pubDate>
<author>Kazım Karagöz</author>
</item>
 <item>
<title>Öldürecek Tapusuz Ev Ben</title>
<description>Ruhun teslim iki saniye Gerçek malum olur faniye Revamı rutubet çekmek bize Öldürecek tapusuz ev ben = = Dilden çıkar acı lehçesi </description>
<link>https://www.antoloji.com/oldurecek-tapusuz-ev-ben-siiri/</link>
<guid>2352538</guid>
<pubDate>2017-05-13T21:35:00+03:00</pubDate>
<author>Türkan Yılmaz</author>
</item>
 <item>
<title>Eşitsiz El'in Adil Oluşu 5</title>
<description>Sosyo toplumsa sistemler şurası benim mülküm diye çevirme yapmanın inşası değildiler. Ortak bir çaba ve gayreti ortaya koyabildiği alan üzerinde işbirliği dayanışması yapmıştı. Alanın büyüklüğü göz dikme ya da tapu ile ortaya konmamıştı. Ortaya koyduğu gayret ve çabayla sınırlıydı. Üzerinde üreten emek ilişkileri gerçekleştirebildiği alanla sınırlıydı.   Koyununu otlatmaya götüremeyeceği alanlara sahiplenmeyle uğraşmıyordu. Ekip dikemediği alanı kendisine zimmetlemiyordu. Üreten ilişkisini geliştirdikçe, üzerinde üretim yaptığı alan da gelişmeye büyümeye başladı. Kavga üretim yaptığı ve üretim yapabileceği alanları büyüten emek gücü, bilgi ve teknik gücü sahiplenmeleriyle başladı.  Bir Aborjinli’nin bölgesi dışına çıkamaması bu nedenledir. ABD’linin Dünya üzerinde cirit atması da bundandı. Yoksa uzaya ve gezegenlere gidişimiz buraların tapusunun El tarafından bize verilmiş olup olması değildir. Bizim uzaya gidememiş olmamız; El tarafından elimize uzay tapusunun verilmemiş olmasından değildi.  Her şey üreten yeteneklerinizle sınırlıydı. Zengin olup olmama da tembel ya da çalışkan olmanızla alakası yoktu. Zengin olmanız da yeteneğiniz gibi yeteneğinizle sınırlıydı, sınırsız değildi. Sınırsız ve çalışmadan kazanan bir zenginlik sömürüydü. El sömürüyü meşrulaşan sahipliğin mana anlamasıydı. </description>
<link>https://www.antoloji.com/esitsiz-el-in-adil-olusu-5-siiri/</link>
<guid>2351417</guid>
<pubDate>2017-05-10T15:53:00+03:00</pubDate>
<author>Bayram Kaya</author>
</item>
 <item>
<title>Çocukluk Anılarım</title>
<description> Ufacıktım ama,gözüm kulağım hep büyüklerdeydi.Gelen misafir nasıl ağırlanır, nasıl hizmet edilir? Erkek ve kadın nasıl bir muamele görürlerdi? Köyümüz üç mezre olup,aralarında yirmi dakika yayan yolu vardı .Genellikle aynı mezrede oturanlar akraba ailelerdi.Arasıra gır çıksada ,genellikle barış ortamı vardı.Cumhuriyetin kuruluş yıllarına kadar,sorunları dedeler çözermiş.Sonra mahkemeler devreye girdi. Kadın erkek kavgası pek hatırlamıyorum,arasıra tarla sınırı üzerinde tartışma olurdu.Genellikle herkes için aile çok kutsaldı.Hatta her duanın içinde birde ''Allah hiçkimsenin ocağını söndürmesin !''derlerdi.İyi bir ev kadını ocaktaki ateşini söndüremez, diye inanaırlardı.Kadın kaç çocuğu olursa olsun,sabahın köründe kalkar,tek başına akşama kadar hiç oturmadan didinir.Hiç of...çekmesini bilmez,şikayet etmez,sabırlı ve misafirperverdir.Misafir geldiği zaman yemeği muhakkak vardır,aç susuz göndermez.Eşi evde olsun olmasın,misafir için ayrılan ekmeği hep vardır.Kadın ev içinde özgür davranır.Açlık zamanlarında kaynana geline karşı sert olsa da, hiç kimse aç bırakılmazmış.Gelinler arasında ilk gelin saygı görür,küçük gelin kaynana ve kaynata ile otururmuş.Arazi az olduğu için yaz aylarında erkekler gurbete gider,kadın davar doluk,tarla,bahçe ve ot biçmekte yalnız başınadır.Tek yardımcısı biraz büyük çocuklarıdır.En azından kardeşlerine sahip çıkabiliyorlar.Toplumda kadın olarak değil,birey olarak ailedeki sorumluluğunun bilincindedir.Ona bu güveni verende hayatının erkeğidir. Kadın deyince akan sular dururdu. Erkek karısıyla bir başkasından yardım istemeye gittiğinde ,eli boş geri gönderilmez. Örneğin; ev yapacak.tahtalık kavak ağacı gerekiyor.Kavakları olan birine gittiler mi ,boş dönmezler.Herkes birbirine karşı saygılı,yardımseverdir.Toplumdaki tüm bireyler yerlerini,konumlarını bilirler.Yaşlı hanımlar baş köşeye oturtulur,yaşlı beylere hürmet edilir,sözü dinlenilirdi.Aile kutsal sayıldığı için,herkes barış içinde yaşar,komşu komşusunu rahatsız etmez,boşanma yaşanmazdı.Suç işleme çok nadir durumlarda görülürdü.Köyde kıyafetler cumhuriyetle modernleşti.Daha önce 8 tahta padiskadan dikilen kırmalı,işlemeli uzun entarilerin yerine,belden lastikli entariler dikilmeye başlandı.Fes,püskül yerine tülbent kullanıldı.Önceleri sadece yaşlı neneler yüzünü kapatmaz, gelinler kapatırlardı.Köyün büyükleri ortaklaşa aldıkları bir kararla,gençlerin evlenebilmesi için bu özgürlükle, bekar kızlara baş bağlama ve yüz kapatma olmazdı. Aile içi eğitim çok önemliydi. </description>
<link>https://www.antoloji.com/cocukluk-anilarim-4-siiri/</link>
<guid>2348658</guid>
<pubDate>2017-05-03T01:04:00+03:00</pubDate>
<author>Hayriye Aygül</author>
</item>
 <item>
<title>Kuşumuz Uçmaz Kedimiz Kaçmaz Fino Desen Hanım Kork</title>
<description>Kuşumuz Uçmaz Kedimiz Kaçmaz Fino Desen Hanım Korkar   Hayvanları seven de var sevmeyende, bendeniz sevenler takımın dahil olduğum için kendimi her zaman bahtiyar hissetmişimdir... Kedi cinsi de köpek cinsi de beni çok seveler, Ahmet ağabey derler de başka bir şey demezler, yok yok onu da demezler de ben uydurdum... Nasıl konuşsun ki kedi köpek biraderler, amaan işte hayvanatlar diyecektim... İnanır mısınız, beni gittiğim banka şubesine kadar takip edip kapıda bekleyen sokak köpeği bile var. Yok vallahi ben demiyorum, cebimde para var gel korumam ol diye, öyle tin tin tin geliyor peşimden...   Eve hayvan alalım mı almayalım mı tartışması bizim çocuklar büyüyünce iyi alevlendi. Kızım ve oğlum köpek de köpek illa diye tutturdular. Bendeniz kedilerden yana kullanıyorum oyumu. Kedi olmazsa kuş da olabilir diye de antiparantez bir düşüncem var... Bizim hanım da ne kedi istiyor ev de ne de it, ay it mi dedim, köpek işte anlayın. Kuşa bir derece, az da olsa sıcak bakıyor onu da kafesten çıkartmamak kaydı ile... Ben de acırım haline kuşun tabiatı ile hapis hayatı yaşayacak kuş kafeste. Arada çıkarmak da lazım, hanım da ''Her yere pisliyor altını da bağlayamayacağımıza göre kafes de kafes illa'' diyor. Ben onun ardı sıra gezer bilumum büyük ve küçük abdestlerini temizlerim Hanım diyorum, oralı olmuyor. Durun canım, durun, daha almadık. Bunlar ev de aramızda geçen tartışmalar sadece birbirimizi üzmeden, kırmadan, dökmeden... </description>
<link>https://www.antoloji.com/kusumuz-ucmaz-kedimiz-kacmaz-fino-desen-hanim-kork-siiri/</link>
<guid>2345657</guid>
<pubDate>2017-04-25T12:09:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Zeytinci</author>
</item>
 <item>
<title>Cuma Mesajları 429</title>
<description>Ev kuracağın belde varoş mu, bir şehir mi?  Ve kullanacağın su, batak mı bir nehir mi? Emek verip yurduna fidanlar dikeceksin, Tohumunu iyi seç, zehir mi, panzehir mi? </description>
<link>https://www.antoloji.com/cuma-mesajlari-429-siiri/</link>
<guid>2342833</guid>
<pubDate>2017-04-14T18:50:00+03:00</pubDate>
<author>Sezayi Tuğla</author>
</item>
 <item>
<title>O Hainler</title>
<description>O HÂİNLER  Batı denen o hâinler, köpek gibi bize hırlar Ev sahibinden değil de, hırsızlardan yanadırlar…  07/04/’17 Hanifi KARA </description>
<link>https://www.antoloji.com/o-hainler-siiri/</link>
<guid>2340545</guid>
<pubDate>2017-04-07T19:57:00+03:00</pubDate>
<author>Hanifi Kara</author>
</item>
 <item>
<title>Hüzün</title>
<description>Dalgın bakıyorsun dediler.  Her resminde bir hüzün akıyor. Yüreğim dedim efendim yüreğimde. Hüzün ev sahibi, mutluluklar misafirim... </description>
<link>https://www.antoloji.com/huzun-852-siiri/</link>
<guid>2338879</guid>
<pubDate>2017-04-03T10:09:00+03:00</pubDate>
<author>Gülten Alp</author>
</item>
 <item>
<title>Islak Havlu Islak Mendil </title>
<description>Nede güzel ismi var ıslak mendil Bir o kadarda yaptığı işler çok Her yerde kullan vücut temizliği Çocuk temizliği ev temizliği genel  İcat edenden Hüda razı olsun Arabanı temizle alet edevatını </description>
<link>https://www.antoloji.com/islak-bez-islak-mendil-siiri/</link>
<guid>2324603</guid>
<pubDate>2017-04-02T10:21:00+03:00</pubDate>
<author>Fikri Demir</author>
</item>
 <item>
<title>Tapusuz Ev Sonu Görünmez</title>
<description>Acılar biter mi bilemem  Tapusuz ev sonu görünmez Yaralı bu kalple gülemem Tapusuz ev sonu görünmez = = Acılar oldu benim sırdaşım </description>
<link>https://www.antoloji.com/tapusuz-ev-sonu-gorunmez-siiri/</link>
<guid>2338007</guid>
<pubDate>2017-03-31T20:33:00+03:00</pubDate>
<author>Türkan Yılmaz</author>
</item>
 <item>
<title>Yıkılıyor Sıvalar</title>
<description>Cocukken kosusturan babamin üzgün annemin hallerinden ölümün üzüntülü birsey oldugunu anlardik. Cocukluk bes dakika sonra oyuna dalar ölümün üzüntüsünün sis gibi bir sey oldugunu bir kac dakika ya da bir kac saat sonra dagildildigini ölüm buymus demek ki dedigimiz kara bir bulutun üstümüzden gecip gittigini sanirdik.Biraz daha büyüdükce gencligin verdigi ölümün bize erken oldugu daha uzun yillar yasayacagiz umuduyla ölümü düsünmemeye duydugumuz da biraz buruklukla biraz üzüntüyle gecistirirdik,genclik iste kimbilir nerelere dalar giderdik.Gün geldi yas ilerledikce en yakinlarinimizi kaybetmeye basladik iste o zaman ölümün o sogukuklugu sardi bizi.Ölümün acisi ates adi soguktu,Babam diyordun ah babam acisini yüregini deldikce anneye daha cok sariliyordun en azindan o var diyordun.Hic aklina gelmedigi bir anda birden bir aci daha yiyorsun basliyor bedeninin sivalari dökülmeye.o aciyi ne unutabiliyorsun  ne söndürebiliyorsun.Sonra basliyor yakinlarin ölümleri her haberde biraz daha sivan dökülüyor anliyorsun ki her ölüm senin bedenine bir darbe her aci biraz daha sarsiyor seni.Harap bir virane ev gibi bedende ictende distanda cökmeye basliyor.Her virane yerde yesermis yesil otlar yesermis dikkenli dallar görürsünüz ,akitigimiz göz yaslarimizin virana bahcemizde yesertigi aci yesilliktir onlar. </description>
<link>https://www.antoloji.com/yikiliyor-sivalar-2-siiri/</link>
<guid>2335868</guid>
<pubDate>2017-03-27T21:00:00+03:00</pubDate>
<author>Hanife Ayaz</author>
</item>
 <item>
<title>Ücretsiz Halk Konserleri </title>
<description>Müzik ile irtibatımız bir türlü ses güzelliğinden olamadı. Bu cümleyi kurduktan sonra karga ve saksağan hatta akbabalar gibi bet ve çirkin bir sesimin olduğunu anlamışsınızdır. Anlayacağınızı biliyordum, şimdiden teşekkür ederim anlayışınıza. Ses kötü olunca hali ile biz de bir müzik aletine yöneldik. Öyle keman gibi, piyano gibi, bağlama gibi bir müzik aleti de değil bu. Mızıka ya da ağız armonikası dedikleri bir alet. Ne yapalım biz de onu sevdik onun ile içli dışlı olduk. Bremen Mızıkacıları ve Kara Kuvvetleri Armoni Mızıkası ile hiç ilgim yoktur onu baştan söyleyeyim de.    Mızıkaya başladığım zamanlardan önce saz çalmayı denedim dımbır dımbırdan öteye bir türlü geçemedim. Bir ara daha tıfıl bebe iken melodika ve akordeon çalayım dedim, onda da garson rakı getir garson şarap getir, yaşa çarlistondan öteye geçit vermedi aletler ve benim yeteneksizliğim. Bir ara gitar çalayım, hatta ders alayım da öğle öğreneyim dedim. Arkadaşın müzik kursuna yazıldım. İki üç ders gittikten sonra adam baktı ben de en ufak bir umut ışığı yok, hatta ’’bu çocuk bunu çalsın ben bıyıklarımı dibinden yolarım.’’ Diye öğretmenin arkamdan ileri geri konuştuğunu duyunca, gitar çalmayı da süresiz tedavülden kaldırdım. Oysaki saz da gitarda özünde ne kadar güzel çalgılardır. Müzik ruhun gıdası ise bu aletlerde ruhun vitaminleri, besinleri oluyorlar haliyle...   </description>
<link>https://www.antoloji.com/ucretsiz-halk-konserleri-siiri/</link>
<guid>2335588</guid>
<pubDate>2017-03-25T12:27:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Zeytinci</author>
</item>
 <item>
<title>Yaralama Beni </title>
<description>Yaralama beni, ben zaten sana yaralı gelmişim.  Yüreğine konan kanadı kırık bir serçe misali sana sığınmışım. Can evime misafir değil, ev sahibi ol demişim. Daha fazla canı ne kadar yanar ki diyerek sınama, yaralama beni... </description>
<link>https://www.antoloji.com/yaralama-beni-siiri/</link>
<guid>2334679</guid>
<pubDate>2017-03-23T13:44:00+03:00</pubDate>
<author>Gülten Alp</author>
</item>
 <item>
<title>Ev Dınya Pır Xweşe </title>
<description>Pır xweş e pır xweş e  Ev dınya pır xweş e Yar paldaye ser mın Rû wek gula gêş e  Dev lıkenın sorgül Ser dıhejın sünbıl </description>
<link>https://www.antoloji.com/ev-dinya-pir-xwese-siiri/</link>
<guid>2334570</guid>
<pubDate>2017-03-23T09:56:00+03:00</pubDate>
<author>Mehmet Yunus Aytek 2</author>
</item>
 <item>
<title>Hayvan, Ölümüne De Saygı Göstermek Gerekir</title>
<description>Horozları kesmişler kafaları yollarda, Kediler yer, diyerek sakatat ortalıkta…  Saygı gösterilseydi, gömülebilirlerdi, Çöplük içerisine gönderilebilirdi…  Bir de şahsımı düşün kedilerle dolu ev, </description>
<link>https://www.antoloji.com/hayvan-olumune-de-saygi-gostermek-gerekir-siiri/</link>
<guid>2330352</guid>
<pubDate>2017-03-11T17:49:00+03:00</pubDate>
<author>Mehmet Tevfik Temiztürk</author>
</item>
 <item>
<title>Tutunamayan (Disconnectus Erectus)</title>
<description>Beceriksiz ve korkak bir hayvandır. İnsan boyunda olanları bile vardır. Yalnız pençeleri ve özellikle tırnakları çok zayıftır. Dik arazide, yokuş yukarı hiç tutunamaz. yokuş aşağı, kayarak iner. (Bu arada sık sık düşer.)  Tüyleri yok denecek kadar azdır. Gözleri çok büyük olmakla birlikte, görme duygusu zayıftır. Bu nedenle tehlikeyi uzaktan göremez.  Genellikle başka hayvanların yuvalarında (onlar dayanabildikleri sürece)  barınırlar. Ya da terkedilmiş yuvalarda yaşarlar. Belirli bir aile düzenleri yoktur. Doğumdan sonra ana, baba ve yavruları ayrı yerlere giderler. Toplu olarak yasamayı da bilmezler ve dış tehlikelere karşı birleştikleri görülmemiştir. Belirli beslenme düzenleri de yoktur. Başka hayvanlarla birlikte yaşarken onların getirdikleri yiyeceklerle geçinirler. Kendi başlarına kaldıkları zaman genellikle yemek yemeği unuturlar. Bütün huyları taklit esasına dayandığı için, başka hayvanların yemek yediğini görmezlerse, acıktıklarını anlamazlar. (Bu sırada çok zayıf düştükleri için avlanmaları tavsiye edilmez.)  İçgüdüleri tam gelişmemiştir. Kendilerini korumayı bilmezler. Fakat - gene taklitçilikleri nedeniyle- başka hayvanların dövüşmesine özenerek kavgaya girdikleri olur. Şimdiye kadar hiçbir tutunamayanın bir kavgada başka bir hayvanı yendiği görülmemiştir. Bununla birlikte hafızaları da zayıf olduğu için, sık sık kavga ettikleri, bazı tabiat bilginlerince gözlenmiştir. (Aynı bilginler, kavgacı tutunamayanların sayısının gittikçe azaldığını söylemektedirler.)  Din kitapları, bu hayvanları yemeği yasaklamışsa da, gizli olarak avlanmakta ve etleri kaçak olarak satılmaktadır. Tutunamayanları avlamak çok kolaydır. Anlayışlı bakışlarla süzerseniz, hemen yaklaşırlar size. Ondan sonra tutup öldürmek işten bile değildir. İnsanlara zararlı bazı mikroplar taşıdıkları tespit edildiğinden, Belediye Sağlık Müdürlüğü de tutunamayan kesimini yasak etmiştir. Yemekten sonra insanlarda görülen durgunluk, hafif sıkıntı, sebebi bilinmeyen vicdan azabı ve hiç yoktan kendini suçlama gibi duygulara sebep oldukları, hekimlerce ileri sürülmektedir. Fakat aynı hekimler, tutunamayanların bu mikropları, kasaplık hayvanlara da bulaştırdıklarını ve bu sıkıntıdan kurtulmanın ancak et yemekten vazgeçmekle sağlanabileceğini söylemektedirler. </description>
<link>https://www.antoloji.com/tutunamayan-disconnectus-erectus-siiri/</link>
<guid>2319394</guid>
<pubDate>2017-02-02T10:41:00+03:00</pubDate>
<author>Oğuz Atay</author>
</item>
 <item>
<title>Gittiler</title>
<description>Dostlarım ev eşyamdı, bir bir gitti diyorum. Artık boş odalarda ölümü bekliyorum... </description>
<link>https://www.antoloji.com/gittiler-58-siiri/</link>
<guid>2318459</guid>
<pubDate>2017-01-30T10:56:00+03:00</pubDate>
<author>Necip Fazıl Kısakürek</author>
</item>
 </channel>
</rss>
