<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title>
<link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi.  Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Dikey Beyin Göçü</title>
<description>Ülkemizde ve dünyada eğitim bir ülkenin ilerlemesi,kalkınması,ayakta durması için olmazsa olmazların başında gelir. Toplumları geçmişiyle yarınlarına daha emin adımlarla taşımak için eğitimin çok önemli misyonu vardır.Bu misyonun devamlılığı için eğitim her zaman taze kana ihtiyaç duyar.Bunu da kendisinin geçmişten bu yana yetiştirdiği bireylerle gerçekleştirmeye çalışır. Bireyler farkında olsun ya da olmasın formal ya da informal bir şekilde eğitime katkıda bulunurlar. Eğitim yaşı formal anlamda belki 36 aya kadar düştü ve 3 yaşından sonra belki yaşam boyu eğitim programlarımızıda dahil ederken hayatımızın büyük bir kısmı eğitimle geçmekte. Ülkemizde İlkokul,ortaokul,lise,lisans,yüksek lisans,doktora eğitimi tamamlandıktan sonra bu aşamaların herhangi birinin ardından iş hayatı başlamaktadır. Eğerki öğrenci bu aşamalarda büyük başarı gösterirse belkide yurtdışına gitmekte ve dünya sıralamasında üstlerde olan üniversitelerce "beyin göçüne" dahil olmaktadır,burda yatay bir beyin göçü yaşanmıştır. Yatayda yaşanan bu beyin göçü geri dönebilir,gittiği yerde daha donanımlı olup yuvasına dönebilir,kendisini olabildiğince üst seviyelere taşıyabilir ya da bir aşamada sistemden kopup başka bir hayat yaşayabilir. Zaten bu seviyeye geldiyse kopması düşük bir ihtimal gibi...    Gelelim dikey beyin göçüne. O kadar eğitim alıp teog,lys,kpss,ales,yds girip bölümü,mezun olduğu üniversite ne olursa olsun. Bu sınavlarda başarı elde edemeyen birey,hayatının başlamasını hep ertelemiştir.Zaten başlayacak gibi durmuyordur. Matematikteki dikey eksende gibi aşağı yukarı hareket eder,davamlılık,kararlılık göstemez.Hep pişmanlık yaratır geçmiş tercihleri;keşke daha düşük bir puanlı bölüm yazsaydım da atansaydım diye çünkü yüksek puanla öğrenci alan bölümlerden mezun olan çoğu aday şuan işsiz ve iş beklemekte.eeee ister istemez insan beyni hemen kıyaslama yapabiliyor,benden daha düşük puanla yerleşti ama hemen iş sahibi oldu bense kpss 10 kez girdim olmuyor,alım az puanlar yüksek. Bu şekildeki gibi mezunlara verilen ilk tavsiyelerden biri "özelde çalışsana", oluyor. Özelde özel kölelik yaptırılmak isteniyor ve aday bunu son çare olarak görüyor.Dİkey beyin göçü bireyi hep en derinlere,eksilere,depresyona,tükenmişliğe ve hatta örnekleri çok ihtihara kadar götürebiliyor. Madem 20 yıllar boyunca eğitim almış bireye çıkışta diplomasıyla birlikte iş vermeyecektiniz, neden 20 yıl meşgul ettiniz. Tabikide kendi tercihi bu ama bir zahmet eğitiminin karşılığını da bir nebzede olsa veriniz. Osmanlı Devletinde Tarhuncu Ahmet Paşa öncelikle devletin geriye doğru on yıllık harcamalarıyla ilgili bir araştırma yapmıştır. Bu araştırma sonunda devletin yıllık gelirleri ile giderinin ne kadar olduğunu yaklaşık olarak hesaplamıştır. Böylece devlet gelirleri ile giderleri arasında denge kurarak denk bütçe yapmayı planlamıştır. İlk kez modern anlamda bütçe hazırlamış, gelirlerin 24 milyon, giderlerin 25,5 milyon altın olduğunu tespit etmiştir.Bütçe açığının saray masraflarının çokluğundan ve lüzumsuz hediye ve bahşişlerden kaynaklandığını görünce, bunları azaltmaya çalışmıştır. Bu çalışma hep hoşuma gitmiştir Tarhuncu Ahmet Paşa ne güzel yapmış,belkide herkes ayağını yorganına göre uzatmış, Devlet bir nebzede olsa toparlanmıştır.Şimdinin teknolojisi,bilgisayar çağı,ilerlemiş eğitim seviyesi ve yüksek kültürü düşünüldüğünde acaba diyor insan çok mu zor denk bütçe gibi bir çalışma yapılarak eksiğimiz fazlamız nedir?, şu bölümlerden,şu işlerden önümüzdeki 10 yıl alımlar az olmalı,gençlerin bu mesleklere yönlenmesi ihtiyaçlar doğrultusunda kısıtlanmalı. Ama nerde? Artık elini sallasan herkes üniversite mezunu,bu anlamda eğitimin denkliğide hesaplanamz mı? Mesela bir A mesleğinden 5000 kişiye ihitiyaç varken 30.000 kişiyi mezun etmenin mantığı nedir. Her mezun iş bulmak zorunda değil diyor bazıları ki bunu diyenlerin zeka seviyesi tartışılır.25 yaşından sonra çaresiz, boş boş gezen diplomalı işsizler,ailelerine karşıda mahcup olmakta,hayatının en önemli yaşları 20li yaşlar çok sıkıntılı geçmektedir. Artık hayat 30-35 yaşında başlamaktadır.Dikey beyin göçüyle 20 yıl aldıkları eğitim yavaş yavaş dibe vurmakta ve bu gençlere eğitim veren öğretmenlerinin,doçentleri,profesörlerinde verdiği eğitim boşa çıkmış olmakta. Sahi biz niye eğitim alıyoruz, eğitim-öğretim ortamları niye var? </description>
<link>https://www.antoloji.com/dikey-beyin-gocu-siiri/</link>
<guid>2355235</guid>
<pubDate>2017-05-23T08:53:00+03:00</pubDate>
<author>Lokman Çakmak</author>
</item>
 <item>
<title>Nasıl Bir Gençlik?(Makale)</title>
<description>    Nasıl bir gençlik yetiştirmek istiyoruz?Bu konuda  yeterince net miyiz?    Toplumdaki değişik kesimlerin kriterleri veya idealleri birbirine yakın mı?Peki ülke gençleri ve dünya gençleri yeterince tahlil ediliyor mu?Anketler analizler yapılıyor mu?Tüm bunlar sağlıklı bir planlamaya dönüşüyor mu? Sorduğum hiçbir sorunun cevabı tatmin edici bir 'evet' değil bence...  Bu ülkede dindar bir gençlik yetiştirme ideali var.Vatansever bir gençlik ideali de var,sorumluluk ve vefa duygusuna sahip bir gençlik isteyen de var;Geleneklerine,örfüne,tarihine bağlı milliyetçi bir gençlik isteyen de..Sorgulayan,insanı merkeze alan,evrensel düşünen,dayatmacılığa karşı yaratıcı insan yetiştirme hayali de var.Peki bütün bu istek ve idealler ,ülke ve dünya gerçekleri esas alınarak bir süzgeçten geçirilebilmiş mi? 'Hayır' . Analizler yapılıp bunun ışığında 50-100 yıllık eğitim projeleri siyaset üstü bir özen gösterilerek hazırlanabilmiş mi? 'Hayır'.  Ortaöğretim kurumlarımıza bakıyorum da hiç bir uygulama tarafsız bir harmandan oluşan ideal bir gençlik yetiştirme amacında görünmüyor.  Çocuklarımız ağır bir ders yüküyle karşı karşıya bırakıldığı için, velilerimiz karne başarısıyla övünür hale gelmiş;liseler üniversite başarısını başarı karnesi kabul etmiş durumda.Öğretmenler bu acımasız yarışın,sınav yoğunluğunun ahlaki zaafa uğrattığı öğrencileri sınıflarda vukuatsız tutmayı neredeyse başarı sayacak hale geldiler. E! O zaman hani ideal gençlik?Bu gençlik okullarda yetişmeyecek de nerede yetişecek?... </description>
<link>https://www.antoloji.com/nasil-bir-genclik-2-siiri/</link>
<guid>2354113</guid>
<pubDate>2017-05-19T12:19:00+03:00</pubDate>
<author>Bedri Karaarslan</author>
</item>
 <item>
<title>Top Yuvarlak Kazanan Dört Köşe Kaybeden Ters Köşe</title>
<description>Futbol günümüz dünyasında en popüler spor dalı olmayı açık ara sürdürüyor. Başka başka sporlar, boks gibi, basketbol gibi, atletizm gibi, zaman zaman tahtını zorlasa bile, onun seyirci potansiyeline ve insanları çekiciliğine çok da fazla yaklaşamıyorlar... Kazanmak her zaman gurur veriyor tabi ki sporda da başka başka şeylerde de... Son zamanlarda fanatiklik aldı başını yürüdü... Bu sadece bize özgü değil, bütün dünya da fanatizm futbolu, futbolcuyu ve seyirciyi avucunun içine aldı... Rakip takımın futbolcuları ve seyircileri adeta düşman bir ülkenin askerleri gibi gözüküyor öbür takımın taraftarlarının gözüne... Oysa böyle mi olmalı? Hani spor dostluk ve kardeşlikti... Hani sağlık ve zindelik için yapılıyordu bu spor ve onun bir şubesi olan futbol...   Bu gün futbol piyasası dev bir endüstri artık. Ülkeler ve o ülkelerin öne çıkan takımları hem bu işten milyarlarca dolar para kazanıyorlar hem de ülkelerinin reklamını, tanıtımını yapıyorlar... Biz Türkler ise yıllardır başarıya aç olduğumuz için, kazandığımız her başarı gözümüzde büyüyor ve adeta efsaneleştiriliyor, hem basın hem de halkımız tarafından... Hatırlarsınız mutlaka, Puşkaşlı Macaristan'ı elli sene önce 3-1 lik skor ile yendiğimiz galibiyet yıllarca kutlandı, basında ve her yerde konuşuldu durdu...   Eski zamanlarda maçlara giden büyüklerimiz anlatırdı, seyirciler karışık oturduğu halde hiç kimse de birbirine yan gözle bakmaz, kötü söz de söylemezmiş... Şimdi öyle mi? Maç bittikten sonra, cadde de bile rakip takım taraftarlarını görseler hemen paça kasnak dalıyor, dövmeye kalkıyor arkadaşlar. Neymiş, efendim üstünde Galatasaray forması ya da Beşiktaş forması varmış... Yapmayın arkadaşlar, hepimizi bu ülkenin vatandaşıyız. Milli maçlarda, var mı Galatasaray ya da Beşiktaş ayırımı? </description>
<link>https://www.antoloji.com/top-yuvarlak-kazanan-dort-kose-kaybeden-ters-kose-siiri/</link>
<guid>2351879</guid>
<pubDate>2017-05-12T10:38:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Zeytinci</author>
</item>
 <item>
<title>Başarı Sabırla Olur</title>
<description>Her işin başı sabırdır, Başarı sabırla olur. İnsanı yıkan kibirdir, Başarı sabırla olur.  Hakikati bulmalısın, Doğru yola gelmelisin. </description>
<link>https://www.antoloji.com/basari-sabirla-olur-siiri/</link>
<guid>2350602</guid>
<pubDate>2017-05-08T14:26:00+03:00</pubDate>
<author>Yusuf Tuna</author>
</item>
 <item>
<title>Başarı</title>
<description>Başarı, bu dünyadaki pek çok şeyin başarısızlığından daha zordur </description>
<link>https://www.antoloji.com/basari-25-siiri/</link>
<guid>2349214</guid>
<pubDate>2017-05-04T18:54:00+03:00</pubDate>
<author>Ali Ulvi Tutkun</author>
</item>
 <item>
<title>Aynur'a Mektup 1. Bolum</title>
<description>Yarın beni terkediyorsun. sensizliğin arifesini on yıl kadar uzun ve mübarek bir bayramın son günü gibimi yaşamam gerekiyor şimdi? dakika sayısı sürekli artan durağan bir saat ya da mapushaneye ayarlı bir zaman dilimi modunda yarın başlayacak acıya bugünden yoğunlaşarakmı hazırlanmalıyım? inatçı ve güçlü kudurgan her iki eşit zıt duygunun, kudurgan bir gayretle birbirini örseleyerek kendi biçimini almaya almaya zorladığı durumda, hassas ruhumu düşen görev nedir aynur? can kaynağından berrak bir durulukla fışkırarak, az önce ile biraz sonra algısı arasında akıp giden yaşam çayının en bulanık yerine doğru sürükleniyorum. kendi satır aralarımda kendime tanıdığım o elzem hak tanınmıyor bana, küçücük bir bekleme süresi vermiyor insana hayat. Gönlümde taze filiz sırasını bekleyen duygu tohumu çekirdekleri, seni hiç bilmeden bu ayrılık bataklığına sürüklenip çürüyecekler mi? Öyle ise sen, yüreğimin derinliklerinden kutlu duygunu yüklenmiş kabene gelen o zengin sürre alayı kervanlarının kaderini hiç hiç bilmeyecekmisin ? Bizden ortak yarınımızı alarak bildiğim sensizliği bana bırakıp hiç bilmediğim bensizliğe taşınırken, aşkının sözleşmeli işçisi yıllardır tam mesai çalışan duygularıma, ilişkimizin tek taraflı fes edilip artık işleyişinden kovulduklarını kim açıklayacak? Gözlerinin gönlüme çağırışı yaptığı o ilk seraba elverişli balkonu olan yaşanmışlıklarla örülü yaşanmaz anılar evi tazminatına hak kazandığımı kim açıklayacak ? Bana dönmeyeceğini bilerek yaşamaktansa ölmek dahamı dahamı iyidir aynur? Ya da sırf o balkon için yokluğunu solumaya değermiydi yoksa ? Hislerimin doğurduğu öz duyguları biyolojik olarak hissediyorum, lakin onları büyüterek bu boya sen getirmedin mi? şimdim sana bylesine muhtaçken beni bırakıp yarına mı gidiyorsun aynur? son yemeğim dünkü busen, yastığından aldiğim saçın elime verilmiş haşlanmış yumurta, ve sen giden ikinci annemmi olacaksın ? gçnlüm de o çocukl aynı kaderimi paylaşacak aynur ? ama sen o kadar acımasız sayılmazsın annem terkettiğinde ben küçüktüm daha, oysa sana dair duygularım kocaman oldular kendi başının çaresine bakabilirler öyle değilmi. Keşke bu o kadar kolay olsa aynur, hayat tabağında seni benzersiz bir nimet olarak tek güzel şey olarak önüme sunan yaşamın, her zerresini arsız ve aç bir his gurmesi iştahıyla öğüterek yarın sevgi açlığından ölecekmiş gibi yaşadım ben. Duygusal obezliğe şimdi ani bir sensizlik diyeti hisssel ölüm orucundan başka şey değil, olması imkansız olan ne olsa da gitmesen aynur. Güzel yazının bembeyaz kağıda, organik gülün kendi kokusuna, her tavrın sana, kuranın muhammede inancın allaha yakışması gibi yakışıktık birbirimize. Her güzel şeyi sana borçluyum bütün mutlulukların ilhamı sensin aynur. Yoksa ben ne bilirdim sevdiğinin bi çift eli sayesinde dünyayı avuçlarında tutabildiğini. Ne bilirdim görmek istediğin herşey bir insan gözü içine sığabiliyormuş. Nerden bilirdim bir insan balonunun gerçek bir sevgi ile üflendiğinde tüm evreni kaplayıp her bir yanını boşluk bırakmaksızın kaplayabileceğini. Eğer bizzat bana yaşatmamış olsan hangi söz hangi yazı bildirecekti banabu kutlu nefesin benim gönül ciğerimin içinde bulunabileceğini. Beni affetmeyeceğinin ürkiticü ihtimali düşüveriyor ağır bir şekilde üzerime, korkunçtan yüksek dehşetten alçak ara bir duyguyu sınıfsız bir ürperti ile karşılıyorum. Bunun tezahürü öyle şeyki aynur, bütün refleks mekanizmalarımı felç ediyor gardımla birlikte kalemim elim ayağımda düşü düşüveriyor sanki. Ama ne zamanki belki de gitmeyeceğinin ihtimali kalabalık olumsuzluklar içinden minicik başını uzatıyor, düşmüş gardımla birlikte parmaklarım da kendi yerlerinde canlanıyor o zaman. Öyle haylaz oluyorlarki sorma, hani tutki tutasın aynur. Yazıya dökülemeyen söylem, ve söylemi mümkün olamayan yazı ile dolu bir gönül arşivim var ya benim? İşte sanki oradan birşey bir, bir, işte birşeyi tasvir edecekmiş gibi oluyorki bu başarısız başarı bile edebiyatın ilahı gibi hissettiriyor insanı. Söylenmeye muhtaç o kadar kelime var ki dilimin hemen altında, kalemimden ırmaklar klavyeden ehirler akıtsam yinde yetersiz kalır satırlar. Dev gibi bir aşkı aynı büyüklükte coşkuyla ifadeye girişip sayfalarca çaba sonunda minicik söylemler üretmek, en büyük insan beceriksizliği bu olmalı aynur. Eğer ben, Sen demişsem, mümkün olan en üst düzeyde neyi tam kimi hangi duyguyu anlatıp vurgulamışım hangi boyutta bir önemi vurgulamışım içimde sana dair ne var bunu eksiğinden arındırıp ifade etmenin imkanı yok aynur. İnsan için dünyayı anlamak onu insansala indirgeyip küçük damgasını basmakmış, bizim evrenimizle karıncaların evreni bir değilmiş ya hani aynur ? o sebep gönül anlayışı ile sözün anlatımı daha baştan kusurlu kalıyor. Ne yazarsam yazayım duygu ve hislerimdeki mükemmeliyetin insan eli ile bir biçime sığdırılmak zorunda kalınılıyor. Oysa bu durum dünyayı fındık kabuğuna sığdırma beyhudeliğinden başka şey degil. Aşkın gönlümüzde oluşturduğu tezahürleri aşık olduğuna ulaştırabilmek karınca sırtına tonlarca amacı yükleyerek fizana tşımasını ummaya benziyor. Analamının güneşi anlatımın bulutları ile kapatılıyor aynur. Ama sende biliyorsunki senin her halinin kökleri benim varlığımın en derirnindeki toprağa geçmiştir. Bendeki herşeyin kendi öz vatanındadır özdür, ve böylesi iç içe işleyiş aşk kelimesi ile bile kimlik kazanmıyor aynur. Varlığımda hiçlik gibi görünen bir yere hızla yaklaştığım şu noktada dahi, yeni hissel imgelerini ve duygusal karakterlerini oluşturmaya devam edip bunları kara sevda beyaz aşk pembe sevgi biçimine dönüştürmeye devam eden ahmak bir gönüle sahibim aynur. Sana muhtaçlık süremi kısaltması için kime yalvarmalıyım. Ne kadar yazsam tüm satırlar en başa dönecek biliyorum, doldurduğum tüm ard satırlar daha önümdeki boş alan gibi hiç yazılmamış gibi duruyor. Anlatarak bağırp çağırarak can yakarak ulaşmak istenilen amaca susarak daha hızlı ulaşabilir belki de insan. Fakat acı cekmek çırpınma refleksi oluşturuyor insanda, insanın ayrılığa ve onun ayrılık acısına geliştirdiği korku türü ölüme oranla çok daha ürkütücü boyutta ortaya çıkıyor. Çünkü ölüm mutlak olan son, zihnimiz onu en arka odalarında kapalı tutsa da bir şekilde kabullenmiş olmalı kaygı olsada korku duymuyoruz bundan. Lakin ayrılık bizim için netice beklentili bir durum değil ve buna hazır duygusal ruhsal varlıksal anlamda kabülü zor. Belki ondandır şimdi en çaresiz insan zavallılığına düşmemiz. Doğanın fiziki imkanları sayesinde ete kemiğe bulanmışız yaşıyor canlıyız muhakkak, lakin yaşamın yaşamanın bütün hazzına güzelliklerine ancak senden ulaşabiliyor mutluluğa ancak üzerinden bağlanabiliyorum ben. Şimdi duygularından umut kesilip hislerimin gönlün tarafından fişi kesildikten sonra, ilahi kudret ünitesinde yaşatılarak nefes alıp verişim sağlanmış ne hazzı var aynur ? İşte bu yüzden seni benden ayırman mümkün değil, benim benden büyük parçamı sökebilirsin ancak. Ve byle bir koparılış elle tutulur şekilde yüreğimi fiziki şekilde avuçlayıp yerinden sökülüşü kadar canlı ve kanlı olmayacaktır elbet. Dayanabileceğim değil tamam bunu düşünmüyorsun, ama dayanabileceğin ölçü de acı çektir. Ben kendim istesem kendi tırnağımı söktürebilirmisin yanında bana ? hayır değilmi aynur çünkü kıyamazssın. O halde sırf kan göremeyeceksin diye parçalara bölmesenmi beni aynur ? Sayısız kusur sahibi insan olarak kusursuz bir aşığım ben, şu halde bile uzağından yaydığın duygupatik dalgaların kalbime vuruşunu tüm varlığımda hissedebiliyorum. Bu coşkunun sihiri altında dünyamı şu halde bile habersiz büyütüyor varlığını her kademede merkezileştiriyorsun aynur. Tüm bu hallerime rağmen her biri ayrı tezahürünü taşıyarak gönlümde uçuşan kelebeklerin ürkütüyorlar seni artık benden. Zira ben kalbinde sana doğduğum ilk günki gibi çırılçıplak bir aşık olarak utanmadan dimdik duramıyorum duygun karşısında artık. Senden bağımsız senden habersiz utanıyorum onlardan, ve bütün senli benli hislerime sarınıp sarmalanmak bile ayıbımı kapatmıyor. Zihnimdeki fikrin, ruhumdaki hayalin, gönlümdeki saflığından utanıyorum. Yaptığım herşeye hatadır denilemez, elimde olmayan sebepleri de duygu durumumla senkroniZe edip kendime mazeret programı çıkaracak değilim. zira hiçbir mazeret neticeyi etkilemez. Fakat senin bendeki ağırlığın dünyayı tartar, evet seni üzdüm aynur, aşk insana istemediği şeyler de yaptırabiliyor. Bilincini yitiriyor insan bazen, kendinden daha güçlü işleyen bir girdapa kaptırıyorsun kendini. Ahlaksızlıktan insanı ayıran mesafeyi bile koruyamıyorsun. aşkın gözü gerçekten kör, hem iyiye hem kötüye bilmeden gidiyorsun. Herşey için çok üzgünüm çok pişmanım, devletlerin soğuk yasaları duygudan yoksun kurşun gibi ağır maddelerden oluşmasına rağmen etkin pişmanlık hükmüne yer verip etkikisiz bir iyi hal uyguluyor cezadan. Sen sırf duygudan oluşan etten kemikten insan, gönlümün büyük haimi olarak bana bu hakkı tanımazmısın aynur ? Gönlünde kendince bir mantığı var ama aksak işliyor, doğruları biliyordum hep bildi ama uygulamada yanlışlarımla hareket ettim. beni mistik aşkın dergahına sokmuş yaşayan bir evliya varken ben şeytana uydum belki cehennemi hak ediyoum ama sensizliği değil aynur. Gidiş saatinin üzerime doğru yaklaşımının korusuna karşı son kalan cesaretimle sözlerimi kalışının önüne yetiştiremem biliyorum. Tüm yazdıklarımı silmekle en küçük satıra tutunabilmek arasındaki endişeli mektubumu bitirirken, yaşam da ölümün zıddı ama hiç onayımızı almadan bizi köpri yaparak birleşiyor biz neden ayrılıuoruz aynur. Dünyanın en büyük batığından yazıyorum sana bu sözleri,içimde yaşamın yaşamanın en büyük keşfi sen. Elbetteki hiçim aynur, hiçim de bunu en çokta kendimi seninle kıyasladığımda anlıyorum. Sana baktığım ana kadar gözlerim hiç işe yaramamamıştı sanki,sevgin benim olana kadar değerli hiçbir şeyin sahibi olmadım. Bir beşinci mevsimiz biz, baharın tomurcuğunu, yazın sıcağını ve kış soğuğunu aynı anda barındıran. Her günde yirmi beşinci saatimiz, altmış birinci dakikamız var, hayatın içinde fazladan bir yaşamımız var bizim gitmesenmi aynur... Bilmediğin yönlerim de olduğunun en kötülerini gördün öğrendin, fakat ben yine bildiğin kişiyim. O büyük aşkın sahibi küçük insan benim aynur...   </description>
<link>https://www.antoloji.com/aynur-a-mektup-1-bolum-siiri/</link>
<guid>2347771</guid>
<pubDate>2017-05-01T10:27:00+03:00</pubDate>
<author>Abdullah Aydın</author>
</item>
 <item>
<title>Bu Üniversitenin Öğrenci Sayısı Da Ne Kadar Çokmuş</title>
<description>Bizim üniversiteye başladığımız 1982 Yılında sanıyorum yurdumuzda yirmidokuz ya da otuz üniversite vardı. Vakıf üniversiteleri yeni yeni hayatımıza girmeye başlıyordu. Şimdilerde ise özel üniversiteler ile birlikte üç yüze yaklaşıyor bu rakam bildiğim kadarı ile... Tabi bunların içinde dünya standartlarını yakalayıp da ileri düzey de eğitim ve öğretim verenlerin sayısı çok da fazla değil...   Sahip olduğu öğrenci sayısı bakımından üç büyük il Ankara, İstanbul ve İzmir'de ki üniversitelerin öğrenci sayıları hayli fazla. Bir de Açık Öğretim Fakültesi var, sanırım o uzaktan eğitim olduğu için en yüksek öğrenci sayısı da onda... Aslında ondaydı, şimdilerde onun tahtı kuvvetli bir şekilde sallanıyor, nasıl mı? Nasılı var mı arkadaş, bir de Hayat Üniversitesi varmış. Onu da yeni öğrendim ben. Face de bir sürü arkadaşım, profiline yazmış, mezun olduğu okulun bölümüne ''Hayat Üniversitesi'' diye... Eee boşa yazmıyor ya bunlar.   Bu Hayat Üniversitesi de öğrendiğime göre çok ilginç bir üniversite. Hatta dünyanın en ilginç üniversitesi de diyebilirsiniz. Herkes çok memnun halinden burada yazılı ve sözlüden not almak yok. Burada geçen notlar hep kanaat notu... Ama o kanaat notu o kadar önemli ki notunuz zayıf oldu mu, notunuz düştü mü, yandığınızın resmidir. İnsanlar sizin üzerinizde iyi kanaate varmadılar mı, işinizde iyi gitmiyor, aşınız da doğru dürüst pişmiyor, başınızda çok ağrıyor, karınız, çoluğunuz çocuğunuzda size bağırıyor... </description>
<link>https://www.antoloji.com/bu-universitenin-ogrenci-sayisi-da-ne-kadar-cokmus-siiri/</link>
<guid>2346341</guid>
<pubDate>2017-04-26T22:26:00+03:00</pubDate>
<author>Ahmet Zeytinci</author>
</item>
 <item>
<title>Sinan Şamil San'a Ağıt</title>
<description>Herkes gelip geçer fani Dünya'dan, Geçemedim adını size anmadan, Bize guru duydurdu, heyecan yaşattı, Minnettarım Sinan Şamil San'dan.  Hakkını helal etsin. Türk'ün temsilcisi, Bir ulusun başarı duasını aldı kendisi, </description>
<link>https://www.antoloji.com/sinan-samil-san-a-agit-siiri/</link>
<guid>2341369</guid>
<pubDate>2017-04-10T04:15:00+03:00</pubDate>
<author>Turan Yükseloğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Muzur Dost</title>
<description>Öyle dert vardır ki, taşar dışarı, Taşırmamak elbet büyük başarı.... Derdine çare olacak sanırsın, Sözlerin geri dönünce tanırsın, Dost mudur. yoksa düşman mı anlarsın.  Mahlukatta olmayan iyi niyet, </description>
<link>https://www.antoloji.com/muzur-dost-siiri/</link>
<guid>2341147</guid>
<pubDate>2017-04-09T20:20:00+03:00</pubDate>
<author>Turan Yükseloğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Ülke De Can Taşır</title>
<description>1) Çiçek gibidir Gelin-damat gibi idi, hayata bakış, Atalarımız giydirmişti nakış, nakış... Bize düşen, dayanışma, başarı, alkış, Ülkemiz de bir çiçek kıymet bilelim. 2)Çöle dönmesin Ağaç yerde, kurumuş dalları ile, </description>
<link>https://www.antoloji.com/ulke-de-can-tasir-siiri/</link>
<guid>2341127</guid>
<pubDate>2017-04-09T19:59:00+03:00</pubDate>
<author>Turan Yükseloğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Evet Hayir Basitlemeli Toplumsal Dekor</title>
<description>Neymis demek ki…dogdugu dünyasina günaydin oldugu hayati ayni hosgelmislikle karsilayip büyütüp besleyip barindiran degerlilikle akil fikir düsünce tutum davranis sorumluluk aidiyet onur ar namus sevgi saygi amac  gaye kalp ve gönül birlikteligi olmayan rastlanti saplanmisligina tek gecelik veya tek gündüzlükmis gibi icinde her türlü iliski bozuklugunun villa saray kösk hane kondu siginak derme catmaligini yapip donatsa da insan, saglik dirlik birlik huzur buldugu evcillesmeye asla bir türlü erisip kavusamamakta. Bütün azgin amansiz gayret hirs ve cabalari sonucu sadece basari grafigine veyahut beklenti saplanmisligina göre hayati varligini sekillenip konuslandiran sabit soyutluluk, ulastigi kasilip kibirlenen muhtesem görünümlü erk güc donanim cepecvrelenmisligi olsa bile, cogu zaman insanligi elden avuctan gitmis makina düzenekliligin zora dara endiseye  baskiya korkuya sehvete dehsete salginakavgayagürültüye hasede fesada yalnizliga yabancilasmaya sevgisiz saygisiz hukuksuz onursuz  temel dayanikliliklarla akilsizligi bilgisizligi bagnazligi karanligi bunalimi övüp kutsayan yollardan kamcilanip kiskirtilarak kendini örüp bina etmis canavarlasmanin bizzat kendisidir…. Böyle bir dibi delik temeltavansizligin kisiyi kusatip kontrolüne aldigi beklenti ve basari bagimisi güdümlülük esaretinde,  insani bütün degerleriyle birlikte hiclige hortumlayip götüren basibozuklugun yersiz yurtsuz ilgisiz iletisimsiz ucsuz bucaksizligina yorulup üzülen bütün akil bilgi samimiyet sorumluluk özgürlük ilgi sevgi emek caba yakinlik fedakarlik sahipliligi yine cogu zaman her türlü cöküs cürüyüs bozuklklarini göze alip hayati varligina yedirmis savruluslar karsisinda tipki kimi kolon kiris yön ayaklari yikik köprüler gibi yasamsal deger dengesini bulamayacagindan zayifa ve yorguna sarsilip sekteye ugrayacaktir. Insandan insana ugragi iliskisi ulasimi iletisimi olmayan silik soyut kasilip kalmisligin icine düstügü yalnizliga yabancilasmis kör karanlik kusatma  kuyulanisinin, kedini hic yerine koyup akil fikir paylasim sevgi saygi sorumluluk güven özgüven  yokluguyla cevrilmis donatilmisliga azat eden dengesiz durumsuz savrukus sarsintilarinaysa asla yasamin hakki hukuku huzuru sagligi dirligi birligi fedakarligi samimiyet  sakinligi ve kaynagi tükenmez güvencesi yerlesip oturmasi mümkün ve müsait olmayacaktir. Bu tür körlük darlik zorluk zorbalik zorunlulklarina serpilmis savrulmus insan piyasa dolasimi, soran sorgulayan anlayan bilen gören farkeden gelisip büyümesini temeli tümden ucuk göcük soygun vurgun kacak korku baski siddet nefret yilginlik bikkinlik yorgunluk kültürsüzlük akilsizlik düsüncesizlik hukuksuzluk  haram hurda harabesiyle düse kalka sivriltip kabuklastigi sebebiyle, timsahlarin köpeklerin yilanlarin sansarlarin insanla hicbir ayirdimi omadiginin sürekli heran herseyin DEGiSIME ugradigini ve her degisen seyin en az insanla yerdegistiren dengede hatta insandan daha yükseklikte üstün degerde oldugunun algisini bulanip bunayarak, git gide iliskisi bozuk karakter tapinmisligini evine odasina minderine sofrasina yatagina yerlestirip yayip tasiyacak kadar (hizla bütün insani iliskilerinden kacarak kendi saplantisina uyar ahlak inanc iliski iletisim bozuklugunu her canli cansiz varliga kendine dahi ilgisi yakinligi omayan soyut sahte yapilmis uydurulmus insanlik giydirip donatmaya kalkisarak)  hastalikli illetli sapkin asosyallesme dürtülerine egilir ve bükülür. Kabaca bilinen seydir ki hic kimse dogustan ne seytandir ne melek. Onu bu tanimlara yaklastiran yahut uzak tutan sey, dogustan insanligiyla birlikte özelliklestigi ve yasami boyunca hicbir zaman tümüyle kökten kazinip varligindan siyrilamayacagi duygu his duyum algi ve duyarliliklarini nerde ne zaman hangi amac niyet güdüm egilim yöneim ve maksatlara yogunluklu kullandiginin yaklasim sonucudur. Yine kabaca ayan beyan  bilinen seydir ki, siddet nefret hirs  bencillik hasetlik keder tasa özlem sadakat sevgi saygi ilgi merak nispet zorbalik tiksinti dislama horlama kayirma fedakarlik gibi tüm olumlu olumsuz egilimler hickimseyi temelden kutsayacak veya lanetleyecek sekilde kacinilmaz kesinligi olan kisiye has zimmetli belirginlikler degildir. Her kiside zaten dogustan varolan bütün bu insani özellikleri her  kim ne kadar azaltip kontrol altinda tutarak veya cogaltip hayatinin tüm cogunuguna yayip yogunlastirarak git gide gelisip olgunlasan aliskanliklara karakterlestigi iyi kötü; yahut melek seytanliga cagristirir kendini. Gerek edinip kazanirken veya umursamayip kaybederken takindigi tutum tavir durus fiil ve eylemlerinde elbetteki her durumda yönetip yönlenduren akil ve vicdan otoritesi etkin ve belirleyici olacaktir. En az anne baba ve cevrenin egitip ögrettigi kadar, eger saglikli bir bünyenin bütün birbirini önemseyen ve birbiriyle kacinilmaz surette ilgili dengeli dayanakli sorumlu bagli doku ve organlari gibi insanin icinde ve insana hakim SiSTEM devir daimliligi beyin-kalp (akil-vicdan)  otoritesinin denetim ve yönetimine sorumlu-yükümlü kilindigi gibi, saglikli duyarli huzurlu birlik beraberligi olan toplumlarin da bütün hayati güvenini sorumlulugunu yükümlülügünü üstüne emanet alan DEVLLET`de ayni düsünsel ve bedensel bütünlügü olan sistemin akla vicdana dayali OTORiTE sahibidir. </description>
<link>https://www.antoloji.com/evet-hayir-basitlemeli-toplumsal-dekor-siiri/</link>
<guid>2326154</guid>
<pubDate>2017-02-24T19:27:00+03:00</pubDate>
<author>Seyfi Karaca</author>
</item>
 <item>
<title>Başarısız Oldum..</title>
<description>Ne olabilirdi ki benim başarım, ben o koşullara boyun eğip, toplum içinde bana gösterilen yeri alsaydım? Bir ikiyüzlülük, bir sahtelik, bir aldatmaca olurdu bu ‘başarı’—-ben’im, ben olmadan, hatta benliğimi bir kenara atarak, kişiliğimi çiğneyerek elde ettiğim bir şey. Karşılığında kim olduğumu verdiğim bir ‘kimlik’… Bunu kabul etmedim—Şunu bilmeni istiyorum: Pişman değilim; hiç de pişman olmadım. Ama şunu da bil ki, öyle gururlu falan da değilim-olmadım. Kendimden hiç nefret etmedim; ama bir türlü beğenemedim de kendimi. Çok acı çektim ama başkalarına da çok acı çektirdim. Kendimi haklı görüyor değilim; ama kendimi savunuyor da değilim-hele yargılamayı hiç beceremiyorum, kendimi de dünyayı da…  Dünya ne ise oydu, ben de ne isem o oldum-uyuşamadık. Hepsi bu… </description>
<link>https://www.antoloji.com/basarisiz-oldum-siiri/</link>
<guid>2319489</guid>
<pubDate>2017-02-02T16:10:00+03:00</pubDate>
<author>Oruç Aruoba</author>
</item>
 <item>
<title>Şikayetler</title>
<description>Şikayetler Başarı ve  becerilerin Ezdiği zayıflıkların İşaretidir ispatıdır  2017.Turhal </description>
<link>https://www.antoloji.com/sikayetler-siiri/</link>
<guid>2314206</guid>
<pubDate>2017-01-15T22:09:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa İleri</author>
</item>
 <item>
<title>18--Kardeşim</title>
<description>Günlerce anlatsam bitiremem ki İnan ki derdimiz çok be kardeşim Tek başıma gücüm yetiremem ki Bozuldu adalet yok be kardeşim  Birlik ile olur mutlak başarı Bu bozuk düzeni yık be kardeşim </description>
<link>https://www.antoloji.com/kardesim-119-siiri/</link>
<guid>2312643</guid>
<pubDate>2017-01-10T01:05:00+03:00</pubDate>
<author>Yusuf Değirmenci 3</author>
</item>
 <item>
<title>Başarı</title>
<description>Başarı zeki insanların işidir Çünkü: Azim gayret sabır ve çalışma Onların ekmeğidir emeğidir   2017.Turhal </description>
<link>https://www.antoloji.com/basari-35-siiri/</link>
<guid>2311794</guid>
<pubDate>2017-01-06T23:00:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa İleri</author>
</item>
 <item>
<title>Bana</title>
<description>Uzak durma cana sende gel beri  Yaşadın mı Arzu ile Kamber’i? Cennet  köşesidir yurdun her yeri Ben sana sevdalıyım sende bana.  Akıt sen İçerden kaynayan teri Unutulmaz gerçeklerin eseri </description>
<link>https://www.antoloji.com/bana-100-siiri/</link>
<guid>2307509</guid>
<pubDate>2016-12-21T21:37:00+03:00</pubDate>
<author>Recep Marangoz</author>
</item>
 <item>
<title>Gülmek...</title>
<description>Gülmezsen nasıl anlarım,                                                                                                         Senin insan olduğunu,                                                                                                       Nasıl yansır dışarıya,                                                                                                       Ruhunun güzellikleri, Canın her şeyi gülmektir,                                                                                                      Gülmektir geriye kalan,                                                                                                         Yüzünü asmak gurbettir,                                                                                                     Gülebilmek gerçek sılan, Yüzün gülsün ki her zaman,                                                                                                         Cesaret versin sözlerin,                                                                                                     Bedenin güler o zaman,                                                                                                          Güler gözün, özün, tenin, Gülmek ki sonsuz saadet,                                                                                                      Gülmeliyiz gün aşırı,                                                                                                            Gülmek ki gerçek adalet,                                                                                                      Gülmektir asıl başarı… Gülelim sular durulsun,                                                                                                  Gülelim sırlar bilinsin,                                                                                                        Gülelim canlar sevinsin,                                                                                                   Gülmek kurtarsın dünyayı…  Samsun-1978 </description>
<link>https://www.antoloji.com/gulmek-46-siiri/</link>
<guid>2303454</guid>
<pubDate>2016-12-09T15:18:00+03:00</pubDate>
<author>Mehmet Arslan 3</author>
</item>
 <item>
<title>Yaşam Bir Tecrübe Sanatıdır</title>
<description>Yaşam bir tecrübe sanatıdır. İyisi kötüsü, doğrusu yanlışı, bunlardan çıkarttığımız sonuçların toplamıdır. İnsanız; kimse dört dörtlük değil, istenmeyen olaylar bizi uçuruma sürükleyebilir. İşte tam o an, durup arkana bakmadan manzarayı izleyip, iyi sonuçlar verecek başarı adına sürükleyici hedefler belirlenmelidir. Sonuç: yanlışı yenen doğrular olmalıdır. Bedelini ödemekten korkmadığımız hataları kabullenmeli, yaptığımız iyilikleri sır gibi saklamalı, yargılamamalı, doğruyu teneffüs etmeliyiz... İnsanız, insanı sevmeliyiz, umut ediyorum biz gibi düşünenler aynı felsefe ile yaşamda var olurlar.  Sessiz Bekleyiş </description>
<link>https://www.antoloji.com/yasam-bir-tecrube-sanatidir-siiri/</link>
<guid>2302620</guid>
<pubDate>2016-12-06T22:03:00+03:00</pubDate>
<author>Burak Ballı</author>
</item>
 <item>
<title>Sen Anlat</title>
<description>Sen anlattın ben dinledim Sen söyledin ben inandım Rolleri başarı ile oynadın Beni ikna ettin bu sahneler için  Büyük hatan dünyanı açamadın Perdeler hep kapalı kaldı yüzüme </description>
<link>https://www.antoloji.com/sen-anlat-8-siiri/</link>
<guid>2299419</guid>
<pubDate>2016-11-26T21:48:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa İleri</author>
</item>
 <item>
<title>Başarının Sırları.</title>
<description>BAŞARININ SIRLARI   Akıl, gönül antenin öğretmene ayarla Başarı sağlamanın olmazsa olmazları. Bir araya gelmeli söylenen şu unsurlar Başarı sağlamanın olmazsa olmazları.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/basarinin-sirlari-2-siiri/</link>
<guid>2298794</guid>
<pubDate>2016-11-24T10:35:00+03:00</pubDate>
<author>Hanifi Kara</author>
</item>
 </channel>
</rss>
