Refika Doğan' ın Gözünden Âşık Kazanoğlu ...

Refika Doğan
165

ŞİİR


5

TAKİPÇİ

Refika Doğan' ın Gözünden Âşık Kazanoğlu...Gülce Buluşma

Saygıdeğer kardeşim, Âşık Kazanoğlu na sevgiyle, dostlukla...

Bir yanında kuzey batı Erzurum,
Komşu Karadeniz, Çoruh Vadisi…
Etrafı dağlıkken ortası bağlık,
Küçük şirin Pazaryolu.
Vermemiş Mevla bolluğu,
Vermemiş malı davarı,
Nimeti buğdayla darı…
Buna rağmen, umudunu
Yitirmiyor yoksul halkı.
Çalışıp çabalayıp, der; her şeyin başıdır sağlık!

Çalı çırpıyla orman gövermiyor ne var ki!
Tükenir dizde derman, elvermiyor mecali...
Dokuz ay sürer toprak ananın uykusu
Kiraz ayı alıyla moruyla gelir.
Sarar dört bir yanı kekik kokusu,
Kınalı yapıncak, hanımelileri...
Kadifeye döner buzdan dokusu.

Petekte arı,
Süzmedir balı…
O ne muhteşem tablo, görülmeli!

Orak zamanında toplanır uşak,
Harmanda ayrılır sapından başak.
Kimi serttir çecin, kimi yumuşak,
Nimetten sayılır den, Kazanoğlu.

Ağustos denince, hava sımsıcak!
Arada esiyor meltem,
Ilıcak...
Koşan insanlar
Koşturan hayat,
Her şey bir lokmayla bir posta, ancak...
İster otur ister yat,
Aldığın kadardır hayat!

Sarı saçlarını dökünce ilkgüz,
Nemlenir gökyüzü, hüzünlüdür yüz.
Tohumla toprağın karıldığı giz,
Canlanır gözünde dün, Kazanoğlu.

Usulca gelirken songüz el sallar,
Yorgun mu yorgun mahir ortagüz.
Kirpiği ıslak,
Hayatsa kaypak…
Neyi anlatır bakış?
Hangi eşiğin ardında yükselir feryat?
Şimdi
Gelinlik giyinmiş karakış;
Baktırır
Buğulu camlar ardında.

Dal etti dalını Dadaşlar yurdu,
Sinesinde kehribarlar kavurdu.
Al atlar kişnedi davullar vurdu,
Hayat bu; aldırma sen, Kazanoğlu!

Balı şerbeti,
Petek petek arısı...
Gülüşü sanırsın ipek!
Esriyen toprak baharla çiçek çiçek...
Selam durur
Börtü böcek ve kelebek... Dinliyor
Vadinin bir kıyısından, Pazaryolu; mest-i saz...
Çoruh’ u,
O eşsiz ruhu,
Anadolu’ yu
Ve altmış hanesiyle Süleymanbağı...
Göç verdikçe gurbete
Örülür bahtının ağı.

Uzaklardan duyulur Nevder’ in iniltisi.
Tatlı bir telaş
Biraz vesvese...
Dertli mi dertli, fakat
Heybetli... Komutlar yağdırır Yusuf,
Beş yavrunun babası!

Tam da burada başlar, ama
Nerede biter
Kazanoğlu hikayesi! ..

Sene bindokuzyüz ellibeş sonu,
Can içinde yüzer can, Kazanoğlu.
Nefesler tutulmuş bekliyor onu,
Şavkıyla gülümser tan, Kazanoğlu.

Bir yanında acı
Ve sayısız vuruşlarla dinmeyen sancı.
Öte yanda umutla beklenen minik
Yabancı...

Güne gebe ayın yirmi altısı,
Sıfırın altında eksidir ısı.
Sevgi, bir ananın ilk fısıltısı,
Dua’ yla üflenen an, Kazanoğlu.

Beklenen an gelirken nihayet sulu sepken,
Bambaşka duyguların içinde herkes, derken;
Ikınır tiz sesiyle ana can, çığlık atar,
Geliyor der, sevinçli sesiyle köy ebesi!
Görünür Nevder ananın sarı saçlı bebesi,
Duygular katar katar...

Kutsal karanlığın bittiği yerde,
Renkli bir dünyaya açılır perde.
Daha ilk çığlıkla aşk denen derde,
Düşer; çıra gibi yan, Kazanoğlu!

Ne bilsindi, anadan ayıran ince bağın
Bahtının döneceği ilk gurbet olacağı! ..

Kundağa belenen melek
Masum mu masum bebek...
Yarını bilinir mi? Hele bugünü görek,
Belki de gülecektir atide ona felek!
Ana yüreği işte!
Yumulmuş gözleriyle yormamak gerek.

Selahaddin koyar adını Yusuf,
Ne de olsa baba yüreği kesif!
İstedi ki oğul olmasın pasif,
Damarına akan kan, Kazanoğlu.

Zürriyet bağı,
Gözünün yağı…
Derdinin ortağı,
Kıymeti ocağın, otağın oğul!
Öyle derin bir duygu... Ah! Şu yokluk olmasa,
Gözü kor ola!
Bağlar elini kolunu…
Ağlamakla gülmek arasında, gömülür
Anasının ağ göğsüne, pembe dudaklı bala.

Yoksulun mayını karakış, patlar,
Boranı, tipisi bunu ispatlar!
Gamzede, dudağın goncası çatlar,
Nevder in döşüne ban, Kazanoğlu.

Kardeşlerin sevdiceği,
Körpecik…
Biraz daha büyümüştür, incecik!
Varlığını anlayacak
Anlatacak yaşa gelmiş,
Gelmiş gelmesine amma;
Ha deyince çözülmez ki muamma!

Toplanır gardaşlar tamam altıya,
İçinin ayazı muhtaç paltoya.
Üç öğünü iner tek kahvaltıya,
Yavan aşı yağlı san, Kazanoğlu!

Nihayet ilkokul çağına erişir.
Binbir sıkıntı
Binlerce umut...
Hazırlar, elinden tutar babası,
götürür okula.
Yolda öğütler verir,
Hedef çizer balasına;

“Okul zamanı yel gibi güçlü es! ”
Der babası ona, çoğalır heves.
“Kılavuzun olsun içindeki ses,
Dolup boşaldıkça han, Kazanoğlu! ”

Çok sevmiştir okumayı, okulu.
Bir öğretmeni var ki...
Adı da Kazım Turan!
Oğlu gibi sever onu,
Örnektir Kazanoğlu.
Ve başkan seçer…
Yanık türküleriyle, müziktir kolu.
Sesi güzeldi ya! ..
Her sevilen gün gibi
Çabuk geçer ilkokulu.

Beşten ötesine imkânlar yetmez,
Od, odun olmazsa duman da tütmez.
Düş güneş gibidir, ufkunda, batmaz,
Gurbete dönüktür yön, Kazanoğlu.

Sıkça gurbete çıkan baba çaresiz,
Ezik, geçim derdiyle.
Yetmez, yetemez
Oğulun dünyasına!
Kaçınılmaz gurbet yutar
Ufkunda Bin düşüyle...

Sene altmış dokuz, çetin hayatı,
Elde yok avuçta, yaşam çok katı.
Dörtnala koşarken bahtının atı,
Ham kelek misali bön, Kazanoğlu.

Ne bilgi var ne deneyim,
Savrulur yaprak misali, yaralı…
Küçük bir köyden koca şehire.
Oysa o çocuk!
Narin bedenine tezat yüküyle,
Anacığının özlemiyle…

Şehr-i Sultan denen Yeditepeli,
Bir yanıyla deli bir yanı Veli.
İnlemeye başlar sazının teli,
Yetmiş’ te uyanır tin, Kazanoğlu.

Uzun bacakları, ince endamı.
Ağırlığının üstünde çektiği yükü,
Zorlar onu...
Biliyordu kaçınılmaz,
Biliyordu, gerçek şaka kaldırmaz!
Birikti alın teri,
Biriktirdi kederi…
Verdi yevmiyeyi saza,
Beledi dertlerini
Yükledi sözden söze...

Ergen yaşa gelmişti, bağlanmalıydı başı,
Onun da pişmeliydi kendi ocağında aşı.
Köyünden bir genç kızla
Kuruluverir yuvası,
İlmek atar yüreğine
Anasıyla babası.

Yetmiş beş, yuvanın ilk düğünüdür,
Yetmiş altı, çifte bayram günüdür.
Doksan’ da âşıklık onun ünüdür,
Hak için halkına dön, Kazanoğlu!

Nikâhın ardından vatani görev...
Aklı geride kalmıştır velev,
Mahcup, mahzun sevdasında.
Hasret yakar kavurur
Ve orada duyar ilk rüyasını,
Biricik kızı
Selvinaz’ ını!

İlk göz ağrısıdır kızı Selvinaz,
Doğarken ağladı, bilmedi ki naz!
Bekledi sabırla, gelsin bahar yaz,
Kardelen umudu ten, Kazanoğlu!

Gözünde gönlünde sevdicekleri
Tüter de tüter
Ve sayılı günler çabucak biter.
Döner askerden döner amma,
Kader de kötü ağını örer!
Aşk ı, sevdayı
Sevgi saygıyı
Yaşarken öğreten sevgili yok artık!
Yıkık, perişan...
Yanar özü
Yanar gözenekleri...
Kızının karagözleri
Yıkar geçer içinde yıkılmayan kaleleri!
İsyan etse ne gezer,
Yazmışsa kader...

Hani sevdiceği, nerdedir o yâr?
Yıkılır hanesi, yağar başa kar.
Yavrusu hatrına durmalı vakar,
Tutunur hayata can, Kazanoğlu.

Aradan geçer elem yüklü bir dokuz ay…
Bükülü boynuyla direnmeli,
Olmamalıydı teslim!
Henüz ana kokusuna doymamış körpesi
İçinin acı sesi,
Omuzunda ağır yük…
Kaderden gelen hüküm,
Eli mahkûm…

Yetmiş yedi, yeni yuvaya temel,
Yetmiş dokuz, olur ona gurbet el.
Seksen de sılası Antalya emel,
Yalancı bahara kan, Kazanoğlu!

Kimi dışından yanar, içinden kimi…
Acıyı ve yokluğu,
Yaşadığı gurbeti
Anlayan tek dostuydu sazının teli.

İkinci bahar... Sahi,
Olur muydu ilk bahar?
Yanıtsız sorularla uçar yeni eşiyle
Gurbeti Almanya’ ya.
Kadere bakınız ki
O da altı çocuklu!
Babası kadar...

Sazına üleştirir emeği bileğiyle.
Âşıkların sözünden,
Yüreğinin közünden,
Edep erkân izinden
İlerler adım adım.
Ve son verir gurbete
Dönerken hülyasına,
Yerleşir sılasına.

Yıl, bindokuzyüz doksan…
Âşıkların demlendiği,
Gönüllerin coştuğu,
Sazla sözün konuştuğu Mevlâna Konya’ sına.
Başvurur kabul görmez,
Pes etmeyecek elbet; sınav ister, yol ister…
Büyüklüğü yüreğinde, özünde büyük usta
Öğretmen Fevzi Halıcı,
tutar sınava, tapşır der!
Mevlâ’nın da yardımıyla
Olur ozanım kalıcı.
Hak ederek ödülü,
Görür o nurlu günü.

Derin bir ummandır daldığı dünya,
Anlıyor, bu değil görünen Hanya!
En büyük rüyası, özüdür Konya,
Katrenin içinde yun, Kazanoğlu!

Bu sınavla daha da pişer özünün çiği,
Değişir;
Hayata
Dünyaya
İnsana bakışı.
Olgunluktur mahlası…
Nakış nakış işler sözü
Özünün aynası.

Türkiye’ m rehberi Türkçe’ ydi dili,
Hecenin ustası, Gülce’ nin gülü.
Aşk ile dolduğu Erzurum ili,
Kalmadı üstünde zan, Kazanoğlu.

O ki;
Kanının son damlasıyla,
Hasbelkader ülkesiyle…
O;
Diliyle, diniyle
Gelenekten göreneğe,
Örnek oldu kültürüyle.
Velinimeti el’ e.
Övgülerim az bile...
Son sözüm O’ na, dostça;

Düşürme takkeyi görünmeye kel,
Kişinin kibiri kişiye engel!
Dosdoğru yürü ki bükülmeye bel,
Ata yadigarı şan, Kazanoğlu!

Refika Doğan- Antalya - 2012

(*) - Yüreğinde Erzurum aşkıyla, katkılarını esirgemeyen saygıdeğer ustam, Ekrem Yalbuz hocama sonsuz teşekkürlerimle, saygımla...

Yusuf & Nevder: Ozanımızın muhterem anne ve babası.
Çeç; f. 1. hububat elenen kalbur. (harman savurmakta kullanılan yaba) 2.Tahıl yığını
Den: (yöresel ağız) Tahıl, buğday tanesi. Tane tane.
Tapşırma: Halk şairleri mahlaslarını son dörtlükte kullanır. Âşıklar dilinde bunun adı tapşırmadır; kendini tanıtma, bildirme, arz etme anlamına gelir.
Kiraz ayı: Haziran ayı.
Orak: Temmuz ayı
İlkgüz & Ortagüz & Songüz: Eylül, Ekim ve Kasım aylarının adı.
Karakış: Aralık ayı.

Refika Doğan
Kayıt Tarihi : 12.1.2012 19:08:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Hikayesi:


Ekmeğini sanatıyla kazanan Âşık Kazanoğlu' na nice ömürler, nice sanatla iç içe kutlamalar ve saygılar, dostça...

Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • Osman Öcal
    Osman Öcal

    dostta dosta muhabbet. değerli ve ışıklı bir çalışma. tebrikler refika hanım.

    Cevap Yaz

TÜM YORUMLAR (1)

Refika Doğan