-***OĞUZ KAĞAN DESTANI (Gülce-BAHÇE)

Harun Yiğit
210

ŞİİR


1

TAKİPÇİ

-***OĞUZ KAĞAN DESTANI (Gülce-BAHÇE)

OĞUZ KAĞAN DESTANI (Gülce-BAHÇE)

Harun YİĞİT

İnsanoğlu, millet kavramını bilmeseydi, devlet denilen köklü ağaç yeşeremezdi.

İnsan eli değmiş her taşın bir sırrı, her sırrın da açılan bir kapısı mutlaka var olmalı. Orhun yazıtları da Türk tarihini öncesine götürebilecek güce sahiptir.
‘’Türk’’ adı da yeryüzünde ilk defa bu taşlara Türkçe olarak yazılmıştır.

(O) Altay’da doğmuş çocuk
A(Ğ) lamadan koşar oldu
Uğ(U) ltuyla kurtlar, kuşlar
Oğu(Z) deyip coşar oldu

Daha (D) oğunca kurtlar
Geldi (E) trafına mertler
Böyle a(S) lanla bu yurtlar
İlelebe (T) yaşar oldu

Bebek ama, (A) ğlamadı
Kay bebeği(N) Oğuz adı
Beşiğin kır(I) p geldi
Küçük yaşta pişer oldu

Ve
Oğuz
Gök gibi
Parlak yüzü
Gözleri ela
Saçı, kaşı kara
Ağzı ateş kızılı
Perilerden daha güzel.
Anasından bir kez süt emdi.
Kısa zamanda dile gelerek
Çiğ et, yemek, bir de şarap istedi.
Kırk gün sonra da büyüyüp yürüdü

Daha doğarken bağırmış
Ayağı öküz ayağı gibiydi
Anası yiğit doğurmuş

Hele görseniz
Beli kurt beli gibi
Omuzları var
Samur omuzu gibi

Bir göğsü var ki
Ayı vücudu gibi
Hem kuvvetli
Hem de kıllı, tüylü.

Gel zaman
Git zaman derken
Yılkı güdüp at bindi
Yiğit bir delikanlı oldu
Dövüşmeyi, sevişmeyi öğrendi
*

O çağda orada
Sonsuz orman içinde
Dereler var ya
Akar zaman içinde

Sayısız nehirler
Çağlar yol bula bula
Hayvanlar var bin bir
Yayılır sağa sola

Orman içinde
Bir canavar varmış
Yaşarmış inde
Herkesi korku sarmış

Hayvan sürüsü
Bir de insan yermiş
Olmaz böylesi
Halk korkup geri durmuş

Dağ başı duman
Neler gizli bağrında
Canavar yaman
Halkın eli böğründe!
………Canavar bu ya
…………Kimsenin gücü yetmez olmuş.
…………...Karnı doymak bilmezmiş
…………….Nerdeyse taşları, toprakları yutacakmış
……………...Herkesi bezdirmiş canından,
……………..…Ezip sindirmiş.

Millet, korku ve telaşlı
Yaman yiğit olmuş Oğuz
Hazırlık yapıp halkına
Hemen haber salmış Oğuz

Yayı, oku, kalkanını
Ulusuna al kanını
Vermek için aldı kılıç
Zaman gelip dolmuş Oğuz

Bir geyiği yakaladı
Sağlam ağaca bağladı
Canavar yedi geyiği
Belasını bulmuş Oğuz

Gelir yine ıssız dağa
Bulur ayı bağlar ağa
Ayıyı da yutmuş mahlûk
Dumanlarda kalmış Oğuz

Son kez yine dağa gelir
Han, aradığını bulur
Kalkanına başın vurur
Orda canın almış Oğuz.
…………..Canavar geyiği yer
……………Yerine ayı bağlar
……………..Bağlar kana boyanmış, başka iz kalmaz
………………Kalmazsa orda, olmaz
……………….Olmazı oldurmak için
…………………İçin için yanar Oğuz
…………………..Oğuz’un canavarda kalır aklı
…………………….Aklına koymuştu beklemeyi
……………………..Beklemeyi bildi
Canavar geldi
Başını vurdu Oğuz’un kalkanına
Kargısıyla öldürüp
Kesti canavarın başını
Bir
Gün sonra
Geldiği zaman
Gördü ki bir sungur var
Cansız bedeninin başında
Canavarı afiyetle yiyordu
Oku takıp yayı gerdi
Sunguru orda vurdu
Onun da başını kesti
Ve dedi:
……….‘’Canavar geyiği yedi, ayıyı yedi.
…………Kargım onu öldürdü.
…….…….Çünkü kargım demirdendi.
…………….Canavarı sungur yedi.
……………..Yay ve okum onu öldürdü.
………….……Çünkü okum bakırdandı.’’

*

Günlerden bir gün
Oğuz kağan,
Tanrı’ya yalvarmakta idi.

Güneş battı gece oldu, şafak vakti geldi çattı
Oğuz ormana atıyla gelip, orda hayli kaldı
Ve ormanda gece oldu, hesaplaştı Tanrı’sıyla
O an kendiside şaştı Oğuz, mavi nur inince.

…….…Oğuz kağan yürüdü, gökten gelen ışığa
…….…..Ve dünyalar güzeli bir genç kızı görünce
…….……Işıkta tek başına bekler durur güzele
…………...Aşık oldu bu kıza, birden Oğuz orada.

Kız
Mavi
Işığın
Ortasında
Oturuyordu
Bir başına, yalnız
Öyle çok güzeldi ki
Başı üstünde parlayan
Çobanyıldızı gibi yıldız
Nurlu ışık saçıyor etrafa
Güldüğünde, mavi gök de gülüyor
Ağladığı zaman gök de ağlıyor
…………Oğuz kızı sevdi
…………..Aldı evine götürdü
……………Kırk gün
….………….Kırk gece
….……………Davullar çalındı
….……………..Halaylar tutuldu
……………….…Evlenerek muratlarına erdiler

Günlerden
Gecelerden
Haftalardan
Aylardan sonra
Kız hamile kaldı

……Gel zaman
…….Git zaman
….….Ve bir gün
………Kızın gözleri parladı.
Üç erkek çocuk doğurdu.
Birinci oğla Gün,
İkinci oğla Ay,
Üçüncü oğla Yıldız adını verdiler.

*

Zaman zamanı kovaladı

Ava gitti yine bir gün avlanmaya Oğuz Kağan
Sudaki bir ağacın beklerken o kovuğunda kız

Gözü gökten daha göktür; ‘’Yer kız’’ diye söylenen
Oğuz’un yolları birleşmiştir burada Yer kızın

…….Küçük ağzında inci dişleri var, sormayın
……..Güzel kız, her bakışta gözleri parlar durur.
….…..Nehirden kıvrılan su saçları, ah upuzun
….…….Ve içten bir gülünce, yüzleri parlar durur.
…………Topuklardan tutun da ince bel, selvice boy
…………..Yürürken ardı sıra, izleri parlar durur.

Od
Düştü
Oğuz’un
Ta yüreğine
Aklı başından
Fırlayıp da gitti.
Kızı kolundan tutup
Sarayına getirerek
Yine düğün, dernek kurdurdu.
Ceylan derisinden davullara
Gümbür, gümbür tokmakları vurdurdu

Onunla yattı
Ve dilediği oldu
Gel zaman git zaman
Kız dölboğa (Hamile) kaldı
Günü gelince bu hatunun da
Bir gün gözleri parladı.
Ve üç erkek çocuk doğurdu.
Birinci oğula Gök,
İkinci oğula Dağ,
Üçüncü oğula Deniz adını koydu.
…..Oğuz, çocukların şerefine toy verdi
…….Verdi halkına fermanı
……...Fermanı duyan halk, geldi saraya
………Saraya kırk masa kurdu.
……….Kurdu düğün dernek eğlence
………Eğlence olur da olmaz mı yemek
……Yemekler, şaraplar, tatlılar, kımızlar yiyip içtiler
…İçtiler de kendilerinden geçtiler.

Eğlence sonunda Oğuz,
Beylere ve halka buyruk verdi.
Dedi ki:
‘’Sizlere Kağan oldum, kılıçlar kuşanın
Dört yana haber saldım, bu dağlar aşanın
Gün tuğu, ve gök çadır, bu sal, işte, deniz
Ok, yayı, hemen aldım, bu yollar koşanın’’
Dedi
Ve, bir bir sıraladı
Devam etti sözüne
‘’Ben Uygur’un, dört yanın, cihanın Kağanı
Affetmem tek bir canı, keme baş eğeni
Gün gelince sorarız elbet hesabını
Dökülen damla kanın, ah-ı kalmaz hani
Ben söyledim
Siz dinleyin
Az söyleyeyim
Çok anlayın
Bana karşı gelene öfkem büyük olur
Bizi dostu bilene iyiliğim bulunur
Dostuma pamuk gibi, düşmana kayayım
İkiyüzlü gülene, öfkemden pay kalır’’

……Oğuz Kağan
Bu fermanı
Dört bir yana yolladı

Uydu buyruğa
Sağında Altın Kağan
O da
Elçi yolladı
Hediyeyle Oğuz’a

Altın, gümüş, yakut
Pek çok hediye yolladı.
Hediyeyle saygı sundu
Sundukları kabul oldu
Oldu Oğuz’un dostu
Dostu olarak kaldı.

Sol
Yanda
Adına
Urum derler
Bir Kağan vardır
Şehirleri, köyleri
Gani, gani malları
………Vardı da
……….Başına buyruk
…………Ukalâ mı ukalâ
…………..Bayrak açtı.

Urum Kağan denen, asi mi asi
Oğuz Kağan buyruğuna uymuyor
Çok güvenir olmuş zenginliğine
Kulakları sağır olmuş duymuyor
……….Kabul etmez dostluğu
…………Dinlemez buyruğu
…………..Bilmez başına gelecekleri

‘’Ben onun sözünü tutmam’’ diyerek
Buyruğu yırtıyor yokmuş sayarak
‘’Hele kim yiğitmiş, yürüsün görek’’
Dese de mangalda kül koymadı

……….Oğuz duydu çok gücendi
………….Gücenmekle kalmadı
…………..Kızdı
……………Hiddetlendi
……………..Askeri ile at bindi
………………Açtı tuğlarını
……………….Yürüdü ordusuyla

Urum’un üstüne orduyu saldı.
Kırk gün sonra bir dağ önüne geldi
Çadırlar kuruldu sessizlik oldu
Urum Kağan inadından caymadı.
………..Ordusuyla Oğuz
…………Kurulan çadırlarda
………….Dinlenmeye çekildi.
…………..Destan bu ya; gün doğarken
……………Oğuz’un çadırına
…………….Güneşten de parlak bir ışık girdi.
……………..Oğuz, ışığa yöneldi.
İki elleriyle gözlerini ovuşturdu.
Ömründe böylesini görmemişti.
Birden bu ışıkta gök tüylü, gök yeleli
Kocaman bir erkek kurt canlandı
……..Canlandı
………Dillendi
……….Söylendi:

‘’Oğuz, Oğuz ey Oğuz,Urum’a mı yürürsün
Ben de senin yolunda geleceğim oraya.’’
Dedi; ‘’Bu yolda Tanrı benim de canım alsın’’
Gök tüylü, gök yeleli yürüdü saya saya
……….Silkinip baktı Oğuz, yoramadı bir şeye
……….Çadırları toplattı, yol görünmüştü beye
……….Kimileri at bindi, kimi de düştü yaya

Askerin en önünde Oğuz neyi görsün?
Gök tüylü gök yeleli erkek bir kurt vardı
Dedi Kağan; ‘’Ordumuz kurt izini sürsün
Kendiniz dağa vurup, takip edin bu kurdu’’
……….Az gittiler, uz gittiler, kurt durdu bir gün
………Oğuz durdu, ordu durdu, bütün herkes gergin
……….Önlerinde koca dağ, çoluk çocuk yorgun.

O gün orda, Kara dağın eteğinde
Nice cenk yapıldı, yiğitler vuruşur
Ok, cıda, kılıçla kol kalmadı yende
Müren ırmağında kan suya karıştı
……….Cenkte nice kılıç dans eder havada
……….Kuşlar bile öldürüldü çok yuvada
……….Dağ başında duman, sis vardı ovada

‘’Çerilerin aralarında
Pek çok vuruşma oldu.
Milletin gönlünde
Pek çok kaygılar oldu’’

Savaşmalar ve vuruşmalar
Öylesine kızıştı ki
Sonunda İtil Müren suyu
Kıpkırmızı zencefil gibi aktı.
……Vuruşanlar
……..Ölen arkadaşlarının
……….Cesetleri üzerinde kılıç sallıyorlardı.
…………Ölmekle yaşamak arası
……………Kılıcın ucundaydı.
Sür ünün, yiğit isen yürü ata izinden
Kılıcınız dans etsin yüzlere kan sürünün
Meydanlara girince yücelerden Bakardın
Bak ardına neler var, dönme sakin sözünden

Çağır sam yelinde, koştur deli tayları
Yarışın yeller ile sizi cenge çağırsam
Fırsat vermen düşmana, meydanlarda döndür
Dön-Dür hesabı orda, kanı akıt çaylara

…..Bu yaman savaşın
….…Galibiydi Oğuz
……...Urum Kağan kaçıp kurtuldu
………..Kağanı oldu o ilin
…………..Pek çok ganimet kazandı.
……………Her yanı zenginlik doldu.

Bu
Urum
Kağan’ın
Kardeşi var
Adına derler
Uzer Beg denen bey
Üzer kendi oğlunu
İki ırmak ortasında
Yüksekçe bir dağ başında
Sağlam yapılmış bir şehri vardı
Uzer oğlunu oraya yolladı

Çetin savaştan
Galip gelen Oğuz
Bu şehre de saldırdı
Bunu gören Uzer Beg’in oğlu
…….Oğuz’a
………Ganimetleri
………..Yollayıp haber saldı.
‘’Sen, hem halkımın hem de benim
Kağanımsın bunu böyle bilirim.
Babam bana bu şehri verip koru dedi.
Vuruşmalardan sonra bana gel diye uyardı.
Babamın sana başkaldırması benim suçum mu söyle? !
Senin buyruğunu yerine getireceğim, bil böyle.
Bizim mutluluğumuz senin mutluluğun elbet.
Tanrı sana yeryüzünde güçler vermiştir.
Tanrı’nın gücü karşısında başım
Yollarına feda ey Oğuz!
Sana vergi veririm
Dostluğunu ver
Sen bana.’’

……..Bu yiğidin sözlerini güzel bulan Oğuz,
………‘’Bana çok altın yolladın
…………Şehrini saklamış oldu’’
…………...Diyerek ona Saklap, adını verdi.

*

Oğuz, aldı ordusunu düştü yollara.
Oldukça büyük bir ırmak olan İtil ırmağına geldi.
‘‘Bu İtil’i nasıl geçeriz’’ diye sordu.
.Orduda
...Akıllı mı akıllı
…Uluğ Ordu Beğ adında
….Ormandan ağaç kesip
…..Üzerine binerek geçti nehri.
……Oğuz buna sevindi ve;
…….‘’Sen burada bey ol.
………Kıpçak (Oyulmuş Ağaç) olsun adın’’ dedi.
……….Orada kalmadılar
………..Yol aldılar yeniden

*

Gök tüylü gök yeleli, ordunun önündeydi
Alaca aygırına hemen atladı Oğuz
Yol aldılar günlerce, dağlar, dere, tepe, düz
Konaklayıp bir yerde, adamlarını saydı.

Alaca aygır orda gözden kayboldu gitti
Orda bir dağ vardı, tepesinden eksilmez
Ne kar, ne de buz; bu dağa giden gelmez.
Buz dağı kaçıp giden koca aygırı yuttu.

Oğuz’un acısını gören yiğit askeri
Buz dağına yürüdü, tam dokuz gün aradan
Geçmişti ki ne görsün? Beygir çıktı karşıdan

Kağan buna sevindi, ve dedi ki ‘’Bu yeri
Sana verdim. Çevrede bütün beylere baş ol.
Ve bundan böyle adın Karluk oldu iyi bil’’

Yollara
Düştüler yine
Yol üstünde ev vardı.
Yaklaştılar bu büyük eve
Evin bütün duvarları altındandı
Pencereleri ise gümüşten yapılmış
Çatısı demirden, kapısı kapalıymış
Kapıyı açamadı Oğuz Kağan.
Tömürlü Kağul denen eri
Çağırarak yanına

‘’Sen burada kal
Kapıyı
Aç’’
Dedi.
Bu yüzden
Tömürlü Kağan’a
‘’Kalaç’’ dendi.

*
Gök tüylü gök yeleli kocamam kurt
Yürümedi orda kaldı
Burası otsuz ve çorak bir yerdi
Çadırları orda kurdu

Çürcüt derlermiş adına bu yurdun
Acep neresinde keramet kurdun
Çürcüt Kağan Oğuz’a karşı gelince
Gitti ganimet ve yurdu.

Oklarla
Kılıçlarla vuruştular
Vuruştular gündüz gece
Gecede kim kimi öldürdü?
Öldürdü birbirini insanlar
İnsanlar ölmek için doğmuştu
Doğmuştu yüzlerinde kan izleriyle güneş
Güneş kızıla boyanmış.
Cürcüt Kağan’ını
Yakalayıp öldürdü
Koparıp başını göğe kaldırdı.
Aldı Çürcüt halkını buyruğuna
Edindikleri ganimeti,
Ne at, nede katır
Yetmedi taşımaya.

Gücü ne deme sakın, söz söyleme üstüne
Gücüne İnan aklın, düşün, aklı üstü ne?

Tek er vardı orduda, üretken, zeki us-ta
Teker, kağnı yaptı, maharetli bu usta

Ve
Koştu
Kağnıya
At ve öküz
Ganimetleri
Yükleyip sürdü.
Hayvanlar yürüdükçe
Tekerlek yuvarlanıyor
Bunu gören Oğuz çok güldü
Orada birçok kağnılar yapıldı
Yüklediler ganimeti kağnılara
Cansızı canlı yürütürken Oğuz Kağan,
Kangaluğ adını verdi becerikli ere
‘’Cansızın adı da Kağnı olsun’’ deyip gitti.

…….…..Oğuz ordusunu yollara vurdu
………….Yine az gitti, uz gitti
……………Sind, Tangut, Şam tarafına at sürdü
……………..Karşı koyanlara çattı
Gittiği yerlerde yaptı savaşlar
Bazen gerçek gördü, bazen de düşler
Kolayına yapılmıyor bu işler
Servetine servet kattı

Oğuz Kağan dinmek nedir bilmiyor
Varıp zalime çatmasa olmuyor
Yurduna yurtlar katmasa olmuyor
Nice, nice fetih tattı.

Ve
Oğuz
Bunlarla
Yetinmedi
Şam’dan aşağı
Yürüdü orduyla
Orada Barkan denen
Çok zengin bir ülke vardı
Havası sıcak, avı çoktu
Altın, gümüş, mücevherleri boldu.
Kapkara yüzü vardı o halkın
…....Bu ülkenin
…..…Kağanının adı Masar’dı
…..….Oğuz üzerine yürüdü
……….Yaman bir savaş oldu!
Dövüşen insanlardan oluk, oluk aktı kan
Yorulanlar olsa da, ya ölmek, öldürmek var
Can telaşesin sardı, yaşayan her canlıyı
Ya şehit oluyorlar, ya gazi vuruşanlar

Masar Kağanı da yenince Oğuz Kağan
At sürüsü, ganimet, alıp yurduna döndü
Ordusuyla bu ile vermişti büyük hasar
Kandı, toprağa akan, candı bedenden çıkan.
………………Dedik ya
……………….O zamanda
………………...Bütün insanlar
…………………Savaşmak için doğmuş
…………………..Çoğalmamışlar hiçbir zaman.
……………………Ölmek, öldürmek için yaşamışlar.

***
………..O
…………Dönem
………….Kağanlar
…………..Yanlarında
……………Bilge bir kişi
Bulundururlarmış.
Adını anmadan olmaz.
Bilinsin ki Oğuz’un
Her daim yanında bulunan
Ak sakallı, ak saçlı, çok akıllı,
Güngörmüş, yaşlı bir bilge varmış.

Uluğ Türük bir gece uykusunda düş gördü
Uyanınca bu hoca düşünü hayra yordu
Anlattı hece hece, gördüğünü Oğuz’a

Düşünde, bir altın yay, üç tane gümüşten ok
Doğudan batıya yay gerilmiş benzeri yok
Söyler rüyayı hayra yorduğunu Oğuz’a

Bu üç gümüşten oklar kuzeye uçuyordu
Bilge sözünü ekler; ‘’Tanrı yeryüzü yurdu
Nesline bağışlasın, Verdiğini Oğuz’a’’
Der.
……….Kağan dinler bilgeyi.
…………Hoşuna gider anlattığı rüya.
…………...Parmaklarını ak saçlarında dolaştırır.
……………..Dudaklarını yay gibi büker
……………….Gözleri, sonsuz semada kaybolur.

…..Düşünür,
……Taşınır.
Ertesi gün buyruk salıp
Büyük küçük
Bütün oğullarını yanına çağırtır
Çocukları,
…..El pençe
…….Sıra, sıra dizilirler
……...Babaları, ulu Kağan’ın karşısına
………..Onlara der ki:
‘’Benim gönlüm av diliyor.
Kocadığım için ava gidemiyorum.
Şimdi siz,
Büyük oğullarım. Gün, Ay, Yıldız!
Gün doğusuna doğru varıp gidin.
Siz küçük oğullarım;
Gök, Dağ, Deniz,
Siz de gün batısına doğru gidin’’
Der.
Bu buyruk üzerine, üç oğul gün doğuya
Atlarına binerek doludizgin sürdüler
Öteki üç oğul da at sürdü gün batıya
Gün, Ay,, Yıldız avlanıp, ve birçok kuş vurdular
Sonunda yol üstünde, altından yay buldular
Alıp getirdiler, onu Oğuz’a verdiler
Eline alıp güldü, Kağan buna sevindi
Gururlanıp gerindi, üç oğluyla övündü
O yayı üçe böldü; ‘’Ey büyük oğullarım’’
Diyen baba, verdi üç oğluna nasihatler.
Verip dedi:
…………‘’Ey büyük oğullarım
…………..Yay sizin olsun
……………Yay gibi olun
……………..Okunuz göğe varsın’’

Ve küçük oğulları

Gök, Dağ, Deniz ise batıda avlandılar
Avlarıyla üç tane gümüş okla döndüler
Kağan üçe bölüp dedi; ‘’Bunları alın
Yay oku atar, siz de bu oklar gibi olun’’

Der
Oğuz.
Toparlar
Kurultayı
Bütün herkesi
Çağırır oraya
Çağrılanlar orada
Uzun, uzun konuşurlar.
Ülke hakkında söyleşirler.

……..Oğuz Kağan
………Büyük çadırın sağına
……….Kırk kulaç uzunluğunda direk,
………..Direğin tepesine altından tavuk
…………Dibine ak koyun bağladı
………….Çadırın sol tarafına,
…………..Kırkar kulaç uzunluğunda birer direk,
……………Direğin tepesine gümüşten tavuk
…………….Dibine de kara koyun bağladı.
……….Sağ yanında Boz Oklar
……...Sol yanında Üç Oklar
…….Yerlerini aldılar.

Kırk gün, kırk gece
Yenildi içildi
En güzel şekilde
Eğlenilip gülündü
Kırk gün,
Kırk geceden sonra
Oğuz Kağan,
Çağırdı oğullarını
Dedi ki:
‘’Meydan, meydan nice savaşlar gördüm
Ey oğullar duyun, ben çok yaşlandım’’

‘’Sıkı yay gerip, ok attım cıdayla
Mızrak atıp kılıç çektim dor tayla
Zamanla karnımı doyurdum suyla
Meydan, meydan nice savaşlar gördüm’’

‘’Zalimi ağlatıp, güldürdüm dostu
Düşmanımın vardı canıma kastı
Savaşlarda deldirmedim bu postu
Ey oğullar duyun, ben çok yaşlandım’’
..Oğuz,
…Böyle söyledi oğullarına
…..Altıya böldü ülkesini
…….Her oğluna birer kağanlık verdi
……….Verdiği kağanlıklara şu öğütte bulundu;
‘’Bundan sonra oğullarının oğulları da
Aynı unvanı taşımaları
Ve Boz Ok, Üç Ok adlarla
Herkesin hangi koldan geldiklerini bilmeli’’

………Diye ferman buyurdu.
………..Halkına ve oğullarına dönüp:
‘’Sağ kol daha büyüktür.
Bu yay da hükümdarlığın yerini tutar.
Bu nedenle
Bu yayı büyük oğullarıma verdim
Okları verdiğim küçük oğullarım ise
Birer elçi gibidirler.
Çünkü yay oku hangi yöne gönderirse
Ok da o yöne gider.
Benden sonra Hakanlık tahtı
Han olarak geçme hakkı
BOZ OK Ulusunundur.
Soyu da, elçiler,
ÜÇ OK‘lar korusun’’
………….Diyen Oğuz Kağan
…………...Bugünü görmüş sanki
…………….Üç altın öğütle
……………...Bütün herkesi
……………….Sıkı, sıkı uyarmış!
‘’ELİNİZE…. (Vatana)
..DİLİNİZE… (Türkçeye)
..BELİNİZE.. (Soyunuza)
..SAHİP OLUN’’
………...Olmuştur.

Harun YİĞİT

NOT:
Yukarıda okumuş olduğunuz destan, GÜLCE'nin NAZIM Türler olan;
Akrostik, Üçgen, Gülce, Triyolemsi, Özge, Tekil,Yediveren, Tuğra, Gülistan,
Yunusca, Dönence, Serbest Zincir, Sonem, Yiğitce, Buluşma Tokmak, Çaprazlama,
Gülce Aruz olarak toplam 18 Nazım türünden oluşan BAHÇE ile yazılmıştır.

Harun Yiğit
Kayıt Tarihi : 1.6.2010 18:43:00
Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • Refika Doğan
    Refika Doğan

    “ OĞUZ KAĞAN DESTANI (Gülce-BAHÇE)
    İnsanoğlu, millet kavramını bilmeseydi, devlet denilen köklü ağaç yeşeremezdi.

    İnsan eli değmiş her taşın bir sırrı, her sırrın da açılan bir kapısı mutlaka var olmalı. Orhun yazıtları da Türk tarihini öncesine götürebilecek güce sahiptir.
    ‘’Türk’’ adı da yeryüzünde ilk defa bu taşlara Türkçe olarak yazılmıştır.


    (O) Altay’da doğmuş çocuk
    A(Ğ) lamadan koşar oldu
    Uğ(U) ltuyla kurtlar, kuşlar
    Oğu(Z) deyip coşar oldu

    Daha (D) oğunca kurtlar
    Geldi (E) trafına mertler
    Böyle a(S) lanla bu yurtlar
    İlelebe (T) yaşar oldu

    Bebek ama, (A) ğlamadı
    Kay bebeği(N) Oğuz adı
    Beşiğin kır(I) p geldi
    Küçük yaşta pişer oldu

    ………..
    ………..

    ………….Diyen Oğuz Kağan
    …………...Bugünü görmüş sanki
    …………….Üç altın öğütle
    ……………...Bütün herkesi
    ……………….Sıkı, sıkı uyarmış!
    ‘’ELİNİZE…. (Vatana)
    ..DİLİNİZE… (Türkçeye)
    ..BELİNİZE.. (Soyunuza)
    ..SAHİP OLUN’’
    ………...Olmuştur.

    Harun YİĞİT “




    “ Ergenekon DESTANI (Gülce-BAHÇE)
    İnsan, ayağını bastığı toprağın kendi vatan toprağı, avuçlayıp içtiği suyun kendi toprağının kaynağı olduğunu, hoyratça teneffüs ettiği havanın kendi vatanının havası olduğunu bilmelidir. Bu üç kutsallığı bilmeyen ya da inkâr eden kişinin mayasında bir terslik vardır.


    (E) fsaneler, destanlar,
    Ö(R) üle, örüle
    Ta (G) ünümüze kadar
    Sür(E) gelmiş.
    Dili(N) de ozanların bir başka güzelleşerek
    Evre g(E) çirmiş, değişip gelişmiş.
    İşte Gök(K) Türk ulusunun
    Destanı (O) lan Ergenekon
    Bir Ulusu(N) Yıkılışı,
    Kurtuluşu
    Sığınak bulup üremesinin
    Yeniden dirilip
    Eski topraklarına kavuşmasının
    Destanıdır bu…
    *
    ………….
    ………….
    …………
    ‘’ER, GENE KON’’ dediler, erdiler de KONDULAR
    Yıllar geçti aradan, dar geldi ERGENEKON
    Kuruldu düğün dernek, oldular damat, GELİN
    ‘’GELİN’’ diye çağıran Oğuzları ANDILAR

    TARİHSEL bu kararda, mevsim henüz YAZDI
    TARİH SEL gibi akan demiri görüp YAZDI

    ULUSAL’lık bilinci binlerce ERİ YORDU
    ULUS AL ateş gördü, koca dağ ERİYORDU
    ……………….
    ……………..
    Gerçeğin aynasına
    Bak, çekinme, durma bak!
    Ergenekon yaylasında
    Birlik, töre, dirlik, Hak...
    ....................Gel be ey yalancı tarih!
    ........................Duy be ey kiralık masa
    ...........................Ve gör yürekleri taa içinden gör
    .................................Gör can hukuk, gör can yasa
    Çık ey mavi gözlü sarışın kurt
    Feryâd - figân içinde bu yurt
    Yeniden ışık ol, aşk ol, aşık ol bize
    Silkinsin ulus, gülsün ülke
    Sağlansın birlik içinde dirlik
    Ve kaybolsun, uçsun, gitsin
    Kahrolası fakirlik...
    ..............................Açılsın kapılar, erisin demir dağ
    .................................Sevgi girsin içeriye
    ....................................Barış tebessüm etsin gönüllerde
    .......................................Yırtılsın karanlıklar son kez,
    ..........................................El ele, yürek yüreğe versin herkes...

    HARUN YİĞİT “

    “ BOZKURT DESTANI (Gülce-BAHÇE)


    Her ağaç köklerine sarılarak yeşerir, gelişir, dallanıp budaklanarak yaprak daha sonrada meyve verir.
    Ağacın yaprağından daha önemlidir kökü.
    Türk ulusunun yaprağı biz isek Destanlar da Türk ulusunun köküdür.

    Gerçeğe esir olmak delilikse, tutsaklığın en güzeli ve deliliğin de en onulmaz olanıdır.


    (B) ir
    Ç(O) cuk düşünün.
    Ya(Z) gısı kara
    Her(K) es kılçtan geçirilmiş
    Bir b(U) çocuk
    Sağ bı(R) akılmış
    Soyunu (T) üketmişler
    Çocuğun, (D) erisinden kemikleri görünürmüş
    Zayıf ve ç(E) limsiz
    Bin şahit i(S) ter çocuk demeğe
    Kimileri; ‘’Ka(T) ledelim’’ demişler.
    Kimileri de; ‘’B(A) caklarını kollarını kesip
    Bırakalım ala(N) a yada sazlığa
    Ölsün bu bir baş(I) na
    ……………….
    ……………….
    Sübyanı dumanlı dağlarda bozkurt büyüttü
    Üstüne zaman zaman oldu yorgan, uyuttu.

    Mertliğin yüzde doksanı kaçmakmış
    Cellat işi başlar kesip biçmekmiş
    Oluk, oluk akan kanlar içmekmiş
    O çağlarda bütün işler.
    …..……İşler nakış, nakış öfkeyi, kini
    …..…….Kini aklına düşerse
    …..……..Düşerse öfkesi yüreğine
    …..………Yüreğine sığmaz sevgi
    …..……….Sevgi tatmadık yürek
    …..……………….Işık vermez göze
    …..……………….Karanlıklar diyarında
    …..……………….Kör ve sağır gezer.

    KURT’u sembol seçmiş, özgürlüğüne DÜŞKÜN
    BIÇKIN, gözü karadır, tanımaz ESARETİ
    CESARET timsal diye, korumuşuz bu YURT’u.

    NE DENSE az, el yıktı Türkler yeniden KURDU
    NEDENSE canlıların içinde olur KURDU

    Biz içerden uğraştık, el dışarıdan VURDU
    YURDU ele emanet edip yorganı ÇEKTİK
    ÇIKTIK baktık ardından, “Uyan! ” diye BUYURDU.

    …………………
    ………………..
    ………………..
    *
    Her karanlık gecede,
    Ulusun ey ulusun
    Rengine bakıp da aldanma sakın bulutlara
    Çıkar bu sinesinden koca ulusun
    Bir sarışın kurt çıkar…
    Eritir demir dağları balım hey! ! !
    Açar bayrağı
    Kara bulutları siler, süpürür,
    Samsun ufuklarına çıkar yeniden
    Yeni çağa hür ve aydınlık
    Zamanlara
    Hepimizi götürür…


    HARUN YİĞİT “



    Bugünkü ULUS-DEVLET olmamızda elbette dünün imzası vardır. Dünü olmayanın bugünü ve yarını da olmaz! Bugün dünün devamı ise, yarın da bugünün umudu.. O kurt çocuk, dün olduğu kadar bugün de oldu, yarın da olacak..Çünkü “KÖK-DAL ve YAPRAK” birbirinin devamı, birbirini besleyen, büyüten, taşıyan velhasıl bütünleyen..

    Bu bağlamda inanılmaz derinlikte, güzellikte anlamlı, düşündürücü, sarsıcı, sürükleyici sözcük köprüleri kurulmuş mısralar arasında; tarihi, edebi, sosyolojik, psikolojik…

    Anlatım ve dil zenginliği ise ifade edilemeyecek kadar muhteşem!
    .
    Her üç destanda da, başlangıçtaki -felsefi derinliği olan- söylemler, ilk dizelerde yapılan AKROSTİK çalışması, ara örgülere serpiştirilmiş altın sözler, Gülce nazım türleri içinde çok özel bir çaba ve özen isteyen(zincirbent, dönence, çapraz gibi) nazım örnekleri ile finaller destanı daha da olağanüstü kılmış!

    İçinin örgüsüyle, kurgusuyla, anlatım dili, aktarmalar ve tertemiz Türkçesiyle muhteşem bir çalışma!

    Ben bu destanları eğitim hayatımda hiç bu kadar istekle, bu kadar heyecanla ve hazmederek okumadım!

    Sizlerin hızına, kalitesine yetişemesem de önemli değil! Ben sizlerle gurur duydum canlarım! Gelecekte TARİH ve EDEBİYAT, Gülce edebi topluluğunun baş mimarları olarak sizleri konuk edecek, anlatacak ve ölümsüz kılacak yaptıklarınızla!

    Saygım güçlü kalemlerinize, dostluk dolu, derinlik dolu özünüze ve Gülce için atan yüreklerinize...

  • Cevap Yaz

TÜM YORUMLAR (1)