Öğretmenin Hafakanı Şiiri - Ömer Tolgay

Ömer Tolgay
157

ŞİİR


9

TAKİPÇİ

Öğretmenin Hafakanı

(Başındaki o deli kız ve sonundaki köpek benim) .
Öğretmenler Günü… Kime?
Bana ne?
Benim yok öyle bir günüm.
Veya deli kızın hesabı,
bana her gün öğretmenler günü.
30 yılınızı aşıyor,
yetişmesine katkıda bulunduğunuzu düşündüğünüz
öğrencilerinizle meslekdaş olup
aynı okulda çalışma lutfuna eriyor,
sonra bir öğretmenler haftası
gününüzü kutlamaya gelen misafirlere
hoşâmedî etmeye odanıza girdiğinizde
ordan çıkarılıyorsunuz…
Olsun, ne güzel, size o yetiştirdiğiniz öğrencileriniz,
zaten oraya gitmeye fırsat bırakmamışlardı ki.
Otuz yılda otuz kez girmiş miydiniz acaba o odaya?
O gün de, öğle arası etkinlik salonunda yapacağınız
İstiklal Marşı Şairi’ne Vefa Programı hazırlıkları için
etkinlik salonuna inmek üzere,
elinizdeki ders materyallerini bırakmaya
erkek öğretmenler odasına giderken
Okul Aile Birliği Yönetimince önünüz kesiliyor,
“Hocam, odanıza geçmeden 1 dakika
Bu öğretmenler odasına
uğrasanız da
sizi kutlamaya
gelenlerle görüşseniz”
deniliyor,
giriyorsunuz,
sonra içerden
“Siz kendi odanızda bekleyin,
oraya da gelecekler”
sesleri uğuldayınca
çıkmak zorunda kalıyorsunuz.
Çıkarken de mırıldanıyorsunuz,
beklemek mi?
Buna vaktim var mı?
Aşağıda öğrencilerim beni bekliyor,
ben kimi ve niye bekleyeyim ki?
Boğazınızda harfler düğümleniyor,
konuşamıyorsunuz,
hakkınız yok,
âlemin bal şerbeti,
sizi ilgilendirmez,
ayran tasınızdan bile
yudumlayacak vaktiniz de yok.
Hayat çok kısa.
Günler, saatleri kovalıyor,
saniyelere yetişemiyorsunuz…
Ama sonra
kendi başınıza
kaldığınızda,
mezara da öyle
yapayalnız gireceğinize
kani
buluyorsunuz bir teselli:
“Toprak post, Allah dost…”
Düşünüyor, düşünüyorsunuz…
Düşünce mi vesvese mi,
onu da bilmeyerek.
Emeğinize teşekkür etmeye gelmişler,
size mani olunuyor,
ulaşmıyor bu teşekkür.
titriyor elleriniz
karmaşık hisleriniz
dolaştığınız klavyenin üzerinde.
Eskiden olsa ürperirdi, kaleminiz
üşüyor kelimeler, buz kesiyor.
Gözyaşlarınız kağıdınızı ıslatırdı,
ondan da kalmamış artık.
Duygularım mı köreldi?
Ben bu muyum?
“Ben neyim de bu hal neyin nesi?
Yetiş, yetiş, ey sonsuz varlık muhasebesi… “*
Neyin hesabı benimki si?
Ama insan işte!
Belki size yetişseydi o teşekkür,
daha candan, daha içten,
hiç bir hesap ve pazarlık düşünmeden
canınızı sermeye devam edecektiniz
çocuklarınızın ayakları altına.
Yoluna saçınızı ağarttığınız,
belki bazen yolduğunuz ve döktüğünüz,
çocuklarınızın; o göz nurlarınızın...
Bedeninizde hissetmediğiniz açlığı
ruhunuz yaşıyor,
söz dinletemiyorsunuz…
Bu muameleyi (mi) hak ettim?
diyorsunuz.
Belki yarından da yakın
mezarıma da yetişmeyecek mi dualar,
acaba cenazeme
o binlercesinden
kaç kişi gelecek?
Siz kaçına yetişebildiniz ki?
Soruyor, soruyorsunuz…
Yeditepe gezilerinde
yürürken, 1. Tepeden 2. Tepeye
öğrencilerinize
“burada da emektar bir öğretmenimiz var,
adı Ahmet Kabaklı,
şimdi vaktimiz olsaydı
Türk Edebiyatı Vakfı’nı
atlamazdık, uğrar, öperdik elini,
kulak verirdik tatlı sohbetine,
inşallah bir dahakine,
deyip yanı başından geçerek
Edirnekapı Şehitliğini de aşıp
tepeleri bitirince
Eyüp Sultan’a ve
Üstad’ın kabrinde yaptığınız program sonrası
Piyerloti’ye doğru seğirtme ardından,
sonraki yılın Sultanahmet faslında
Ona ziyaret hayali kurarken,
bir kış günü
bir vefat haberi;
Ahmet Kabaklı Hoca! ..
Çocuğunuzun elinden tutup
gidiyorsunuz cenazeye;
Fatih Camii’nden
nereye götürülse beğenirsiniz,
sizin o gezileri bitirdiğiniz son noktada:
Artık istersen ziyaret etme!
İşte gerçek hoca!
Belki öğrencilerinize
elini öptüremediniz
o toprağı öpülesinin.
O, taşında
“Şol kâinat secd’eyleyüb, can Çalab’a verilende /
Bu mesel içre halimiz, bir yüceden görülende”
dizelerini okuyup duygulandığınız,
o duyguları paylaşmaya çalıştığınız
çocuklarınız acaba
“Bir garip ölmüş diyeler
Soğuk su ile yuyalar
Üç günden sonra duyalar
Şöyle garip bencileyin” misali
bulabilecekler mi yolunuzu?
Yoksa bir Fatiha olsun
ulaşmayacak mı ruhunuza?
İçlerinde
evladınız yerine
koyduğunuz
öz evladınız kendi okulundayken okuttuğunuz,
evde yolunuzu gözlerken gezdirdiğiniz
öğrencilerinizin de bulunduğu
öğretmenler odasındaki
teşekkürün size ulaşmaması misali…
Demek buna layık değildiniz,
boşuna heveslenmeyin,
et yüzü göremeyen köpek
koklarmış kemikleri …
24 Kasım 2013

Ömer Tolgay
Kayıt Tarihi : 6.10.2015 13:09:00
Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!

Ömer Tolgay