O Belde Şiiri - Ahmet Haşim

Ahmet Haşim
56

ŞİİR


138

TAKİPÇİ

O Belde

Denizlerden
Esen bu ince havâ saçlarınla eğlensin.
Bilsen
Melâl-i hasret ü gurbetle ufk-i şâma bakan
Bu gözlerinle, bu hüznünle sen ne dilbersin!
Ne sen,
Ne ben,
Ne de hüsnünde toplanan bu mesâ,
Ne de âlâm-i fikre bir mersâ
Olan bu mâi deniz,
Melâli anlamayan nesle âşinâ değiliz.
Sana yalnız bir ince tâze kadın
Bana yalnızca eski bir budala
Diyen bugünkü beşer,
Bu sefîl iştihâ, bu kirli nazar,
Bulamaz sende, bende bir ma'nâ,
Ne bu akşamda bir gam-i nermîn
Ne de durgun denizde bir muğber
Lerze-î istitâr ü istiğnâ.

Sen ve ben
Ve deniz
Ve bu akşamki lerzesiz, sessiz
Topluyor bû-yi rûhunu gûyâ,
Uzak
Ve mâi gölgeli bir beldeden cüdâ kalarak
Bu nefy ü hicre müebbed bu yerde mahkûmuz...

O belde?
Durur menâtık-ı dûşîze-yi tahayyülde;
Mâi bir akşam
Eder üstünde dâimâ ârâm;
Eteklerinde deniz
Döker ervâha bir sükûn-ı menâm.
Kadınlar orda güzel, ince, sâf, leylîdir,
Hepsinin gözlerinde hüznün var
Hepsi hemşiredir veyâhud yâr;
Dilde tenvîm-i ıstırâbı bilir
Dudaklarındaki giryende bûseler, yâhud,
O gözlerindeki nîlî sükût-ı istifhâm
Onların ruhu, şâm-ı muğberden
Mütekâsif menekşelerdir ki
Mütemâdî sükûn u samtı arar;
Şu'le-î bî-ziyâ-yı hüzn-i kamer
Mültecî sanki sâde ellerine
O kadar nâ-tüvân ki, âh, onlar,
Onların hüzn-i lâl ü müştereki,
Sonra dalgın mesâ, o hasta deniz
Hepsi benzer o yerde birbirine...

O belde
Hangi bir kıt'a-yı muhayyelde?
Hangi bir nehr-i dûr ile mahdûd?
Bir yalan yer midir veya mevcûd
Fakat bulunmayacak bir melâz-i hulyâ mı?
Bilmem... Yalnız
Bildiğim, sen ve ben ve mâi deniz
Ve bu akşam ki eyliyor tehzîz
Bende evtâr-ı hüzn ü ilhâmı.

Uzak
Ve mâi gölgeli bir beldeden cüdâ kalarak
Bu nefy ü hicre, müebbed bu yerde mahkûmuz...

Ahmet Haşim
Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • Berke Akçay
    Berke Akçay

    Haşim şiirindeki kapalı ve imgesel anlatımıyla,alışılmamış bağdaştırmalarıyla beni kendine çeken şairlerden birisidir.Dilinin ağır olduğu doğrudur ancak benim görüşüm bu kelimelerin şiirdeki estetik zevki arttırdığı yönündedir.Elbette kişiden kişiye değişir bu,ancak hepsi bizim şairlerimiz hepsine ayrı ayrı saygı duymak lazım sanatta ırkçılık olmaz.

  • Metin Solak
    Metin Solak

    Ahmet Haşim deyince aklıma merdiven, merdiven deyince Ahmet Haşim gelir hep. Ama bu da çok harika bir şiir. Evet ustadın dili biraz agır ve süslüdür ama o kadarda şiire yakışır ve güzeldir. Teşekkürler kurul

  • Mübeccel Zeynep
    Mübeccel Zeynep

    "Melâli anlamayan nesle âşinâ değiliz."

  • Hüseyin Celep
    Hüseyin Celep

    Kendi geçmişini beğenmeyenler

    Başkalarının geleceğini yaşar


    Bir şiirin orijini canlı bir insan,çevirisi aynı insanın cesedidir.

    Buna rağmen aşağıdaki çeviride şiir yine de capcanlı...

    Dilimizde halkın da kullandığı
    özellikle yeryüzündeki Türk topluluklarının bildiği binlerce kelimeyi
    çöpe atarsınız, ama cahilliğinize yanmazsınız
    Öğrenmek emek ister,güçlüklere katlanmak gerektirir,
    ama beğenmedim deyip ,anında kurtulmak ne kadar kolay.
    Kolayı seçen uluslar
    çalışanların pazarı olmuş hep,bundan sonra da böyle olacak...

    Buyurun itirazcılar,zahmetsizce okuyun,anlayın

    Ama dokunduğunuz bir ceset,

    soğuk bulursanız öldürdüğüm içindir...

    Saygıyla


    O DİYAR

    Denizlerden
    Esen bu meltem saçlarında eğlensin.
    Bilsen
    Hasret ve gurbetin burukluğu ile, akşamın ufkuna bakan
    Bu gözlerinle, bu hüznünle sen ne dilbersin!
    Ne sen,
    Ne ben,
    Ne de güzelliğinde toplanan bu akşam,
    Ne de efkarımın elemlerine bir liman
    Olan bu mavi deniz.

    Yürekteki derdi anlamayan nesile aşina değiliz.

    Sana yalnız bir ince taze kadın,
    Bana yalnızca eski bir budala
    Diyen bugünkü insanlık,
    Bu doymazlık, bu kirli bakış,
    Bulamaz sende bende bir anlam,
    Ne bu akşamda ince bir kaygı,
    Ne de durgun denizde bir kırgınlık
    İçe kapanmışlık ve arzusuz titreyiş.

    Sen ve ben
    Ve deniz
    Ve bu akşam ki, durgun, sessiz,
    Topluyor ruhunun kokusunu sanki,
    Uzak
    Ve mavi gölgeli bir diyardan ayrı kalarak
    Bu ayrılık ve sürgüne ,sonsuza kadar, bu yerde mahkûmuz...

    O belde?
    Durur hayalin bakir mıntıkalarında;
    Mavi bir akşam
    Dinlenir üstünde daim;
    Eteklerinde deniz
    Döker ruhlara bir uykulu sükunet.
    Kadınlar orada güzel, ince, saf, gecemsidir,
    Hepsinin gözlerinde hüznün var,
    Hepsi kızkardeştir veya sevgili;
    Gönül acısını dindirmeyi bilirler
    Dudaklarındaki ağlayan öpücükler, yahut,
    O gözlerindeki çivit rengi sessiz endişe.
    Onların ruhu, kırgın akşamdan,
    Yoğunlaşmış menekşelerdir ki
    Hep sessizliği ve sükuneti arar;
    Ayın hüznünün ışıksız alevi
    Sığınmış sanki sade ellerine.
    O kadar narin ki, ah, onlar
    Onların müşterek ve sessiz hüznü
    Sonra dalgın akşam, hasta deniz
    Hepsi benzer o yerde birbirine...

    O belde
    Hangi bir hayali kıtada?
    Hangi bir uzaklardaki ırmak ile çevrili?
    Bir yalan yer midir, veya var olan,
    Ya da bulunmayacak bir hayali sığınak mı?
    Bilmem... Yalnız
    Bildiğim sen ve ben ve mavi deniz
    Ve bu akşam ki titretiyor
    Bende hüzün ve ilham tellerini,
    Uzak
    Ve mavi gölgeli bir diyardan ayrı kalarak
    Bu ayrılık ve sürgüne,sonsuza kadar,bu yerde mahkûmuz...

    Ahmet Haşim
    Düzenleme: Hüseyin Celep

  • Nadir Sayin
    Nadir Sayin


    Sevgili dostum Sinyali..teşekkür ederim…Ve hemen vurgulayayım, farklı görüşler, zıt görüşlere karşın bu düzeyde tartışma herkesin faydasına. Ve şaşılası tartışmanın içeriği esasında belki size edilen bin ithamdan daha etkileyici… Ama önemli olan işte tartışma düzeyi bu..yani görüşlere gerekçe sunuluyor ve kimse kalkıpta digerine sen bana nasıl bunu dersin, sen nasıl öyle düşünüyorsun diye.. digerine kurşunlamıyor!
    Güzel bu tarzda devam diyerek…ve nicelerine de nasip olsunu ekleyelim...-)

    Evet şimdi sadete gelelim..(bakın yine bir arapça sözcük SADET oysa ki ASIL konu da diyebilirdim)..Bu neyi gösteriyor terçih ve beğeniyi..belki de estetiği ya da o sözcüğü içselleştirmeyi..
    Kimi sıralar, öğrenciliğim dönemlerimde, mutlaka öz türkçe sözcüklerin kullanımı ve seçiminde daha da katıydık.. Bakın işte o katılığı da bir türlü benimseyemedim.

    Sayın dostum tarihten gelen sosyal-kültürel ilişki ve iletişim, ticaret ya da savaş ve istila gibi nedenlerle halklar olarak iç içe yaşama boyutuyla tabii ki dil ve sanat, edebiyat hele ki şiir odaklarında da karşılıklı etkilinme kaçınılmaz… Bu bir olgu..Olgu olanın kabul edilip edilmemesi söz konusu olamaz ki!
    Bu bakımdan kendime yöneltilen kabul etmiyorsunuz gibi bir hava yartmanız mantık dışı..Ve o algı olsa olsa size ait..

    Örnek çocukluğumuzda ‘jilet’ bir marka değil tıraş bıçağının kendisi bilirdik..Burada varmak istediğim nokta vurguladığım nedenlerle artık dilimize yerleşmiş ve halkın günlük yaşamda kullandığı ve konuşmanın-yazım dilinin bir iletişim aracı noktalarında kabul görmüş boyutlara her hanği bir itirazım yok.

    Ve dikkatini çekerim..”YOK SAYMAK” diyorsun ki bu bana ait değil, size ait ya da sizin algınız tekarar öyleleşti!..
    Ben ne kendi isimimi ne de Ali’yi Hüseyin’i nasıl yok sayarım… Severimde.. Evet umarım yaptığınız biraz ironi ve o ironiyi vurgulamak için şu yok sayma meselesini yaratıcısı da yine sizin kendisi..-) bu da bir ironi oldu herhalde!..Neyse.. Ancak: “menatık-ı duşize-yi tahayyülde Lerze-i istitar ü istiğna” ve sair ve sair evet bunların günlük konuşma, şiir okuma sanatsal işlevi ile sosyal iletişim yaratma da ne gibi etkisi var.. ve şimdi bu sözcükleri burda okuyan kaç kişi anladı! Yani şimdi ben her bu sözcük için TDK´ yamı gideceğim..Yani öğrencinin, annemin, kardeşim ya da otobüste (ki bizde otobüste oturan 40 kişiden ancak belki biri kitap okuyordur ..o da herhalde Sinyali dostumuz..-) işi gücü yokta TDK ya mı gidecek..ya da bunların çevirisi için devamlı SİNYALİ lerin onların yanında yolculuk etmeleri gerekiyor! Yani kendi yurdumuz da her birimizin bir çevirmeni yanı başında..şaka ve ironi ama ..Kusura bakmayın bu durum biraz saçmalık bence!

    Degerli Sinyali konu sizin işaret ettiğinizden daha da karışık ve derin.. Ama esasında çok basit! Basit yönü ve sadece sizden istenen önce ana diline ve özüne sadık kalacaksın ve çünkü üretim, yürek ve beyin üçgeni ordan doğuyor!

    Diger tarafı ise, derim ki size nedense Afrika ülkelerinde, Kuzey Amarika ülkelerinde ya da kısaca koloni olan ülkelerde hep İngilizce, Fransızca, Almanca..Hollandaca sözcük ve dil kalıntıları o ülkelerinin kendi öz lisan ve iletişim diline girmiş, azaltmış ya da kimini yok dâhi etmiştir.

    Bakın şimdi geldik..burada bir.., ama askeri güç, ama inanç gücü, ama ticaret gücü… güçsüz olanın ya da kendi öz kültürüne asalak/hain ve illüzyon içinde olan halkın kültürünü boğmuş, tüyünü yolup kızartmış ve afiyetlemiş..
    Ama şöyle ya da böyle dünyada ki dönğü ve konun odak noktası orda dönüyor!

    Basit olan noktaya dönersek.., o önemli odak noktamız ise bir halk bireyinin yaratıcılığı ve düşünme işlevi ancak kendi ana diliyle oluyorsa üretkendir. Bu aynen kendi üreten bir toplumum nasıl temel BAĞIMSIZLIK unsuru ise..dil de de bağımsızlıkta onunla AYNIDIR.

    Eger siz başkasının üretiklerini tekarar keşf eder, işlerseniz, yerseniz, yutar ve şiirleştirir sanatı öyle götürürseniz özü itibariyle kendi üretiminizden yoksun kalır ve bağımlı olmaktan asırlarca kurtulmazsınız!
    Bu bağımlılık öyle lanet bir bağımlılik ki asırla sürer..
    Ve işte böylelikle de geldik Atatür dil devrimine..devrim dostum gök zimbile gökten yere düşüp ve hayatta hemen yaşam bulmaz..devrim yerleşmesinde ve yaşanmasında bir süreçtir..Bu bakımdan Atatürk dil devrimi bir sonuç degil ..o sürece bir başlamdır..Ve şimdi biz halen – kimi tökezleme ve bunu alaşağı etme iffetsizliklerine karşın – bu süreci yaşıyoruz..!
    Ve dönelim karışık boyuta.., kimi Afrika ülkesinde olduğu gibi ‘bağımsızlık’ sözcüğü dahi kullanım-yazım dilinizde bulunmaz,, telaffuz edilmez. Ne kadar içler acısı ve karışık bir durum..insanın beyini zonkluyor!

    Estetik, güzel sanat, şiir ve begeni iyi tamam..tamam da siz şu yukarda vergulanan özeler de bilinçli iseniz..Özünüze bağlıysanız,,üretim ve bağımsızlık diyorsanız..gelin biz Yunus Emre’ yi al aşağı edelim ve evrende Ahmet Haşim’i ozan edelim! Ben ce hiş sorun olmaz..hatta bir ozanımiz daha dünya standartı olması gurur verir bize!

    Yok hayır, edindiğim intiba gereği siz samimi açık ve ne dediğini bilensiniz, ama kimileri inanın bana fitnelik ediyor..Beni kültürümde, özümde, bağmsızlığımda yurt sevgimde çeşitli makarnalar çeviriyor..danya ya hakim olmak için ılımlı yüzünü gösterip ve benim halkımı değil kendi dünyalık cennetliğini kurmaya kültürümü kaltletme pahasına yalan-dolan işler çeviriyor..
    Halkımdan az açta-açıkta, baskıda ve özgürlükten yoksun insan yok..pek çok! Ve nerdeyse Amarika’nın tamamen hükmü ve istilası ve dayatması karşısında üretimden, özgürlük ve gerçek halk demokrasi yolundan saptırılıp, dalkuavukluk, sadaka ve biat kültürüne kurtuluş onda diyor. İşte bu zihniyette olan Ahmet Haşim gibilerin evet biline karşısındayım..sanata..şiirde ve edebiyatta karşısındayım!

    Onun için diyorum ki öncelikle ana dilinde düşünmek, konuşmak, yazmak iletişim ve şiir de buluşmak yürek ile beyin ilşlevinin dengesidir..Gerçek üretim ordan doğar.. Dengeleyelim kendimizi ve devrim sürecimizi tam dil bağımsızlığı bilinciyle yolumuza devam!

    Şimdi siz bunlara hayır mı diyorsunuz? Peki bu boyutta düşüneler şiir ve sanatta, neden sizin o dediğiniz yolun yolcuları ..estetik ve sevenleri bu olgu ya kem gözle bakıyor ve kabul etmiyorlar ki? Nedir yani konunun özü? Bizim yakamızdan, arapça-farsçaya açık net ve samimi ne düşünüyorsak o yalınlıkla açıklıyor, gerekçe sunuyoruz..İyi de sizin bizim bu yakamıza olan itirazınız ne? Ne istiyorsunuz varmak istediğiniz boyut nedir?

    Evet bu soruları da size ve ilgililere yöneltmiş olarak burda noktaladım…Saygıyla..

  • Mehmet Binboğa
    Mehmet Binboğa

    Sayın Nadir Bey
    esasında şiirin dışına çıkmak,özel muhabbetlere tutuşmak bu site okuruna saygısızlık oluyor; ama mecbur bırakılıyorum.
    Tabii ki Türkçe yazmak,okumak,üretmek en ideali
    ; lakin bizim sol aydınların anlamadığı da şu:Dilimize girmiş Arapça, Farsça sözcükler artık galat olmuş,yani neredeyse orijinal menşeinden uzaklaşmış,bin yıllardır o sözcüklere Türk zevki başka bir anlam katmış.Örneğin: 'mahrem' sözcüğü haram dan türemiş,yasak anlamında bir sözcük öyle mi? Yıllar içinde mahrem sözcüğü yasaktan ziyade birilerine helal olan anlamına gelmiş.Akif,İstiklal Marşında 'Değmesin mabedimin üstüne namahrem eli' derken ne demek istiyordu? 'Na' farsça olumsuzluk eki,dolayısıyla 'namahrem'haram olmayan, helal anlamına gelmesi gerekirken,Akif bunu:'Değmesin mabedime haram eli' kastıyla kullanmıştır.Bunun gibi yüzlerce örnek bulunabilir:Arapçada 'Thank you' anlamına gelen sözcük 'şükran'dır; oysa türk zevki 'şükran' sözcüğünü beğenmemiş 'teşekkür ederim' şeklinde bir söz öbeği oluşturmuştur.Şimdi size uzun uzun örnekler sıralamayayım,zaten amacım da 'Arapça kuvvetli,Türkçe zayıf bir dil' mantığını ispat etmek değil.Mesel şu:Evet bendeniz edebiyat öğretmeniyim ve sözcüklere çok da ırkçı yaklaşmıyorum her ne kadar sol düşünceye inansam da bu böyle.Benim anlamadığım; düşündüğünü,okuduğunu söyleyen arkadaşların -bu sağda da solda da aynı-kültür adına da olsa karşı düşünceyle ilişkilendirilecek bir argümana koşulsuz saldırmaları.Bir sakin olalım kardeşim,madem biz bu milletin evlatlarıyız,madem üretilen bütün değerlerimiz ortak el insaf bir durup düşünelim.O zaman cami kültürü Araplardan geliyor diye camileri yok mu sayalım,İngiliz kültürüdür diye bilgisayarı ve terimlerini kabul etmeyelim mi? Bu nasıl bir mantıktır Allah aşkınıza yahu!
    Belki de kafanızdaki sol tipine uymuyoruz diye saldırıyorsunuz; ama ben buyum kardeşim,hem dinimi seviyorum,hem divan şiirini seviyorum,hem Nazım'ı...Halk şiirini de okurum; hatta bağlamamla çalar söylerim,hem de en uç komünist bir şairin şiirinden tad almasını bilirim.Madımak'ı yakanları nasıl lanetliyorsam,Terörist hainleri de öyle lanetlerim.Gözüm bir tarafa kapalı değildir.Bu yüzden de hep yalnızım,doğru bildiğimi söyler grup tesirinde kalmam.Bence gerçek özgürlük de bu olsa gerek.Saygılar.

  • Hasan Büyükkara
    Hasan Büyükkara

    sevgili nadir sayın acaba şu halk sözcüğünü hiç ağzımıza almasak mı..arapça çünkü...veya sizi yok mu saysak..isminiz arapça diye..ayrıca sadece nadir değil ondan türeme tüm isim sahiplerini de mi yok saysak..nadirden türeme örneğin ender ve nedret gibi isimleri..

    bu yaptığım nedir bilmiyorum..belki ironi belki daha kötüsü iğrenç bir polemik başlatma isteği..

    hayır söylemek istediğim daha başka bir şey..

    inanın bu dil konusu gerçekten o kadar basit bir konu değil..örneğin karamanoğlu mehmet rest çekmiş yüzyıllar önce

    ama rest çekerken bile kullandığı sözcüklere bakar mısınız..

    'bundan böyle divanda dergahta bargahta'' diye başlıyor...

    ben az önce ne dedim..rest çekmek dedim..bakın bu sözcükte ingilizce..

    filhakika bu görüşünüzün inanın ben de yıllarca müdafii oldum..maamafih el'an da müdaafaa etmekteyim..Binaenaleyh siz bu hususa iştirak etmemekte serbestsiniz..hürsünüz...

    ben 57 doğumluyum..bizim çocukluğumuzda saylavlar böyle konuşurdu..maal esef

    her neyse..

    şamata değil inanın amacım

    içtenlikle ele alındığında kolay bir konu değil bu ..güneş dil teorisi bizzat en arzulu isimler tarafından bile zaman içinde savunulamaz oldu..TDK sitesinde bu olayın serencamı mevcut..Sevgili dostumuzun söylediği gibi dilde aşırılığa varan özleştirme ve arılaştırma sürecinden mustafa kemal de uzaklaşmıştı zaman içinde..

    bence dile çok kısıt koymamak ve bununla birlikte kökeni türkçe olan sözcükleri özendirmek gerekir...Diyorum bir türk olarak..

    ahmet haşime gelince şair olan herkes bu ülkede onun şairliğini onaylar..

    bir şiirin geniş kitleler tarafından benimsenmesi iyi bir şeydir..ama zıddı doğru değildir..geniş kitleler tarafından benimsenmeyen sanat eserleri için kötüdür yargısı çıkmaz bu önermeden..

    mozart inanın batı istatistikleri verilerine göre çok dinlenmiyor geniş kitlelerce... bugün popülist müzik tüm dünyada çok daha fazla rağbet görüyor... ..elbette var olduğundan beri seçkinlerin müziğiydi mozart ın müziği..

    ama her zaman seçkin demek saraylı iktidara yakın komprador v.s demek değil..beğeni düzeyi sarayda da gelişebilir bir insanda..dağ başında da ..beğeni düzeyindeki seviye de elitizmin bir göstergesidir..elitizm....sanırım bizdeki tabiri erbablık idi eskiden bu sözcüğün..

    saygılar...

  • Nadir Sayin
    Nadir Sayin



    Düzeyli olan farklı görüşe ve etiksel tartışmaya her zaman varız… Özü itibariyle burada Haşim’in şairliğine birşey dediğimiz yok..Ne diyoruz..bu şiiri günümüz diliyle anlaşılmıyor..İlkokul öğrencimiz anlamıyor..halk anlamıyor.. Şairse kendine şair onun şairliğini ve sevenlerine şair.. olabilir ve saygı da duyduk…
    Bu olguyu inkarda etmiyoruz.
    Ama bu şiir ve şair çağımızın kendi var olan öz kültürümüz ve dilimizin şiiri ve halk şairi değil diyoruz… Bunu siz anlamakta zorlanıyorsunuz ve adeta inkar eder ima veriyorsunuz… Kalkıyorsunuz Atatürkçüyüm diyorsunuz…
    Olabilir ama bilin ki ve etrafınıza bakın ki düzen iktidarı arap kültürüne özenti, sorgulamayan, araştırmayan, üretmeyen ve özünden kopan bir gidişat içinde..Adam üretemiyorsa ne yapacak kopyalayacak..gel keyfim gel!
    Daha geçenlerde Ardal Atabek´in yazısına yer verdik.. Atatürkçü olarak, edebiyatta da, gerçekci olmak gerekiyor..Ahmet Haşim´in şiirini hiç anlamadan sevmek şiirsel dop dolu duyguya ermek Erdal Atabek çıkışıyla olsa olsa ancak bir tehlikesiz cehalettir (dikkat edin ANLAMADAN diyorum), ama edebiyatta arapçayı kendi öz diline terçhi ve sistematik işleme özentisi ise tehlikeli cehallettir.
    Bakın nereden nerelere geldik..elinizi uzatıyorsunuz..kolunuzu..omuz veriyorsunuz bedeninizi ve dilinizi nerdeyse yutacaklar..

    Atatürk´e dahi nerdeyse islam cumhuriyeti için devrimleri yaptı diyecekler..Şair ve edebiyat yazar dediğiniz insan biraz da geleceği gören ve halkı uyaran bir fonksiyonu vardır.. Yürürlükte ki gidişat demokrasi değil, kendi görüş ve inacının özgürlüğü (digerlerine tak kança ya da zorunlu din dersi) ve demokrasi hukuk üstünlüğü değil, kendi yasasını ve üstünlüğünü yartmadır..
    Bunu çağımız güzüyle özgür ve bağımsız beyin ve şair görebilmelidir...

    Burada ki meselemiz ise edebiyatın çağdaş ve halk sanatını, şairini oluşturmak için vurgudur, sorumluluktur.. Siz den en azından buna saygı beklenir.

    Evet saygı bize nerde!.. Bizim çağdaş, halk sanatı ve yazım diline vurgu yapılırken yok işte kompleks arapçya, farsçaya demek, var olan gerçekleri görmeyen, savsaklamadır. İşte bizim bu yanımızı bilakis kendileri ötekileştiren o zihniyet ne demeketedir…yok işte halkın şimdi yüzde 60/ 70 i arapça .farsça şiir ve şair ..ve şu anki düzenden yana halkı oluşturuyormuş.. Buna bir Atatürk devrimine inanın kişinin kanması onların reklamını yapmaktan, kanmışlıktan başka bir şey değdir..
    Kendinizi ve görüşlerinize yolunuza siz dönüp iyi bir bakmalısınız!
    Lütfen konuyu özünden saptırıp ne bizi Ahmet Haşim ve onun şiirini, şairliğine karşıtlarmış gibi gösterelim ne de özümüzü kendi dilimizi arapça..farsçaya terçih ediyoruz aymazlığına girelim…

    Saygıyla…

  • Mehmet Binboğa
    Mehmet Binboğa

    :))))
    Haydi hayırlısı bakalım,
    'BİR YÜRÜYÜŞ EYLEDİLER SABAHTAN'
    diyorsun yani...

  • Mehmet Binboğa
    Mehmet Binboğa

    Sayın yoldaş,
    sosyal demokratlık bu milletin değerlerini toptan reddetmek değildir.İşimize gelince kızıl bayrak,işimize gelince yeşil bayrağa hiç sarılmadık.Biz bir tek bayrak biliriz dedelerimizin kanıyla boyanmış al bayrak.Yüzde doksanı farsça olan bir dilin dil sayılıp konuşulması için birileri bu kadar çırpınırken sesini çıkarmayan; hatta onları destekleyenlerin de ne kadar öztürkçeci olduğu tartışılır.Bizim derdimiz değerlerimizi küçümsemeyelim,şu şiir bütün Türk edebiyatının en önde gelen on şiirinden biridir.Bunu ben söylemiyorum,kendisini sosyalist addeden onlarca edebiyat profösörü söylüyor.Hoş bizde herkes doktordan çok sağlıktan,mühendisten çok makineden,pilottan çok uçak kullanmaktan anladığı için bu görüşlerin de bir önemi yok tabi.Saygılar.

TÜM YORUMLAR (85)