Kültür Sanat Edebiyat Şiir

muhiddin ibni arabi sizce ne demek, muhiddin ibni arabi size neyi çağrıştırıyor?

muhiddin ibni arabi terimi Müjgan Koç tarafından 01.06.2004 tarihinde eklendi

  • Anlam Yolcusu
    Anlam Yolcusu 06.07.2010 - 21:32

    ''zannetme ki kolay çekilir keman-ı arabinin.
    üflemesi bile zordur ney-i mesnevinin''
    benim bakış pencerem bu.buradan görünen sadece'sırlı'bir 'kul insan'sıfatıyla kendini adadığı imanda bulduğuyeni tadları aktaran bir 'erbab'ın hayatıdır.
    madde ve mana yolarında rastlanılan'yol hırsızları'na karşı olması gereken'yol dostları'tanımı 'arabi'için rahatlıkla kulanılabilir.islamın olmazsa olmazlarını bilmeyen birinin 'arabiyi'deşifre etmesi yanlışlarla dolu bir açılım olacaktır..kitapları takip edenlerle,kitapların takip ettiklerinin arasındaki farkı farkedenlerin farkının sembolüdür'arabi'.anladım diyenin bile anlamadığı çok uç bir tefekkür erbabıdır o.! yetmiş bin perde meselesine vakıf birinin edebi terbiyesine göre 'arabi'sadece saygı duyulacak bir makamın sahibidir..onu tenkid edeceklerin 'susmaları'daha faydalıdır.sahiplerine olgunluk kazandırır..

  • Mustafa Yıldırım
    Mustafa Yıldırım 28.03.2009 - 16:48

    Nedense batıda da çok rağbet görür.

  • Sedat Karakaya
    Sedat Karakaya 06.09.2008 - 10:09

    İbn Arabi’nin Vahdet-i Vücûd inancının dayanağı olarak ünlü eseri Fûsus el-Hikem dikkate alındığında, söz konusu inancını ifade eden bazı söz ve açıklamaları şunlardır;

    'Bu kitap, nefis ârzularının münezzeh ve içine fesad karışmamış olan en küdsî makamdan indirilmiştir...ben ancak bana ilham olunan şeyi söyledim. (s:5)

    Tanrı, mahlûkuna insan ile nazar kıldı ve onlara rahmet eyledi. Şu halde O ezelî olan insan, şekliyle hadîs, zuhur ve neş'eti bakımından ebedî ve daimdir. (s: 10)

    Bineanaleyh biz O'nu gördüğümüz vakit kendi nefislerimizi görürüz ve O bizi gördüğü vakit kendi nefsini görür, (s: 1 9)

    O (yani Adem) hem Hak, hem de Halk'tır (s:25)

    Hakk'ı tenzih eden kimse ya câhildir, ya edebî noksan kimsedir...Çünkü Hak olan Mahlûk'ların hepsinde zuhur yani belirme vardır. Şu halde bütün mefhumlarda beliren O'dur. (s: 51,52)

    Sen Hakk'ın sureti ve Hakk da senin ruhun olduğu olduğu cihetle sen Hakk için cismanî bir suret gibisin. O da senin cesedinin suretini sevk ve idare eden bir ruh gibidir (s:54) .

    Alemin suretinden Hakk'ın ayrılması asla mümkün değildir (s: 55) .

    Böyle olunca her bir Mâbud'da Allah'tan başkasına ibadet olunmadı (s: 62)

    Sen yere gömüldüğün vakit O'nun içindesin, O senin zarfındır (s: 66)

    Vücûd âleminde ancak O vardır (s: 74) .

    Varlıkta O'nu gören, O'dan başkası değildir (s:75) .

    insan ve eşya isimleriyle anılan hep O'dur (s:76) .

    Demek oluyor ki, tabiat âlemi bir aynada beliren suretlerdir. Hayır! belki de çeşitli aynalarda görülen tek bir surettir (s:81) .

    Hakk'ın belirmesi benim vücûdumdadır. Bunun için biz Hakk'a göre kap gibiyiz (s:95) .

    Ey nefsinde varlıkları yaratan! Sen halk ettiğin şeylerin hepsisin(s:105) .

    Bir vakit olur ki, Kul şüphesiz Rabb olur. Başka bir vakitte de iftirasız kulluk derecesine iner (s:109) .

    Herhangi bir mahlûkta Allah'tan şu eser vardır ve diğer mahlûkta bu şey vardır denilemez. Çünkü O ezelî varlık parçalanmayı kabul etmez (s: 111) .

    Sen Kul'sun ve Tanrı'sın; kulluğun kimin kulu olduğunu bildiğin içindir (s:116) .

    O herşeyi kaplamıştır (s: 118) .

    Zaten yolda muhakkak olarak yürüyen Hakk'tır. Bilinen de ancak O'dur. (s: 156) .

    Şu halde sen bir yönden düşünürsen benim sığınmam O'ndan O'nadır(s:164) .

    Göz O'ndan başkasına bakmaz (s:167) ...

    Hakikat ancak bizim bahsettiğimizdir. Buna inan ve bu meselede hâl ile bizim gibi ol (s:307) ...

  • Bora Aslan
    Bora Aslan 07.08.2008 - 23:14

    bizi tanımayan kitaplarımızı okumasın diyen devrinde tüm islam coğrafyasını gezmiş konya'da sadreddin konevi adlı talebesini bırakmış islam mucizesi insanlardan biri.

  • Bora Aslan
    Bora Aslan 07.08.2008 - 23:10

    ben kafiye düşünüyorum oysa sevgilim bana
    'vechimden başka bir şey düşünme' diyor
    diyor ki ey benim kafiye düşünenim rahat ol
    benim yanımda en güzel kafiye sensin
    harf ne oluyor ki sen onu düşünesin
    nedir ki harf? üzüm bağının çitten duvarı
    harfi, sesi, sözü artık birbirine vurup parçalayayım da
    seninle bu üçü olmaksızın konuşayım,ah! ..

  • Muhammed Hakkani
    Muhammed Hakkani 02.08.2008 - 16:53

    İslam tarihinin gördüğü en büyük velilerden biri. Kalbi ilahi hakikatlerle dolu sözleri hikmetamiz bir zatı ferid, çok sade ve mütevazi bir yaşamın sahibi..k.s.

    _Vahdeti vücut ' nazariyesinin kaili. Vahdeti vücud = (Allah için) Varlığı birleme.

    Bunun doğru anlaşıma biçimi (aslında burda anlamak diye bir olayda söz konusu değil, bu yaşanan hissedilen manevi bir haldir) : Allahtan başka varlık görmeme, Allah için kainatı feda etme.

    Saptırılmış ve hatalı anlaşılma biçimi ise kainatı Allah ile eşitleme, (kainat hesabına Allahı feda etme!) bu bakış batıldır, küfürdür. bu görüşte olanlar ehli taklittir ve mazur değiller.

    Muhyiddin ibni Arabinin hatalı keşif ve beyanlarını İmamı Rabbani Hz tashih etmiş ve doğrularını izah etmiştir etmişlerdir. Allah razı olsun cümle ehlullahtan.

  • Sebahattin Zorlu
    Sebahattin Zorlu 19.07.2008 - 10:10

    Şimdi..
    Kendini ele al.. Çünkü bu misalde sade sen varsın..
    İsmin ve müsemman.. Aslında, bunların ikisi de aynı manaya gelir..
    Ya, sana bir isim verilmiş; ya da, sen bir isim almışsın..
    Mahmud, adını almışsın; ya da sana Mahmud adı konmuş..
    Halbuki sen, kendi adını Muhammed biliyorsun..
    Aradan bir zaman geçiyor..
    İşbu zaman, uzundur, veya kısadır.. İkisi de farksız..
    İşbu aradan geçen zamandan sonra anlıyorsun ve biliyorsun ki: İsmin Muhammed değil de, Mahmud imiş..
    Şimdi n’oldu? .. Vücudunda bir değişiklik oldu mu? .
    Hayır, hiçbir değişiklik olmadı..
    Araya, sadece bir marifet oyunu girdi..
    Ve sen, kendin elde ettiğin marifetinle, Muhammed ismi kalktı..
    Ve sen: Mahmud oldun..
    ” Nasıl oldu bu iş? . “
    Diyerek düşünmeye ne hacet? .. Şöyle oldu: Sen ancak Muhammed sandığın ismini özünden sildikten sonra oldu..
    İşbu manadan, fena halinin de nasıl olduğunu anladın..
    ***
    Şüphesiz fena hali, bir şeyin vücudunu ispattan sonra olur..
    Yani: Zahirde kullanıldığı manadaki fena hali.
    Ama, yukarıda anlatılan misalde fena hali öyle mi? .. Hiç de değil..
    Zahirde alışılan manada bir fena halinin olması için, bir başkasının varlığı olmalı..
    Bu, hiç yakışık alır mı? . Hem, hiç caiz mi? .
    Şüphesiz; her kim yüce Allah’ın zatından gayri birine, bir varlık isbatlarsa.. müşrik olur..
    Yani: Allah’a bir ortak bulmuş olur.
    Halbuki, Allah-ü Taala, yücedir; sübhandır.. Çook çok büyüktür..
    ***
    Yine, yukarıdaki misale dönelim..
    Arada bir isim değişti.. Muhammed Mahmud oldu..
    Ama, ne Mahmud’dan bir şey eksildi; ne de Muhammed’den..
    Mahmud’dan bir kısılma, bir eksilme olmadı..
    Sonra.. Muhammed de, Mahmud içinde bir yok değildi.. Fena bulmadı..
    Sonra.. Onun içine de girmiş değildi.. Bir çıkış da olmadı..
    Bir anlama sonunda, Muhammed eridi.. Silindi. Mahmud’un içine de girmedi..
    Hulasa: Ortada, sadece bir mana değişmesi oldu..
    Sonra.. Önce, Mahmud olan kimse.. kendisinin, Muhammed değil de; Mahmud olduğunu nasıl anladı dersiniz? ..
    Kendi kendine anladı.. Muhammed ismi ile değil..
    Çünkü, Muhammed yoktu..
    Olmayan bir şeyle, olmakta olan bir şey nasıl anlaşılır? ..
    ***
    Dikkatli olursan; yukarıdaki misalle pek çok şey elde edebilirsin..

    Miratül irfan - Muhiddin ibn-i Arabi

  • Sabri Aşıroğlu
    Sabri Aşıroğlu 02.08.2007 - 15:21

    ey kul neyatarsın dediler,sıdk ile allaha dayan dediler,hak gizli değildir ayan dediler,çok ihsan var bu ihsandan içerü....

  • Lanet Herif
    Lanet Herif 15.04.2007 - 14:04

    son dönemlerde sağcı solcu islamcı bir çok insanın yeniden üzerinde düşündüğü şahsiyet...

  • Sebahattin Zorlu
    Sebahattin Zorlu 15.04.2007 - 13:42

    Fütuhatı Mekkiye’nin başında Muhyiddin A’rabî’nin şöyle bir şiiri vardır;


    “Rab Hak”tır, “kul Hak”tır;

    Ah bileydim, kimdir mükellef?

    “Kul”dur dersem, o ölüdür! ..

    “Rab”dır dersem; o halde,

    “Rab” nasıl olur mükellef?

  • Kemal Temur
    Kemal Temur 03.04.2007 - 19:32

    Muhyiddin ARABİ şeriattan islam hukukundandan zerrece ayrılmamıştır..

  • Kemal Temur
    Kemal Temur 03.04.2007 - 19:21

    M.ARABİ demek okuduğum eserlerine göre tüm varlığın hakla kaim olduğunu gayrı olmadığını herşeyin ondan neşet ettiğini ifade ederek hakkın birliğine birlemeye tekrar güzel bir yönden değişik örneklerle davet etmiştir..tabi bu öyle bir bakış açısı olmuşturki insanların kapasitesi dikkate alınmalıdır...500 yakın risale yazmasına rağmen ne hazindirki türkiyede çok azmı az tercümesi bulunmaktadır..eserlerinden daha çok batı alemi istifa etmektedir..kendisine rahmet diliyor onu daha çok anlayanlardan olmayı allahtan niyaz ediyorum..

  • Sebahattin Zorlu
    Sebahattin Zorlu 01.03.2007 - 11:52

    Şahsin: Elinde tutan, gözünde bakan, dilinde söyleyen, ayaginda yürüyen, kulagindan isiten ve her duygusunda tasarruf eden O´dur.

  • Sebahattin Zorlu
    Sebahattin Zorlu 14.12.2006 - 17:48

    Vücûd âleminde ancak O vardir.

    Varlikta O'nu gören, O'dan baskasi degildir.

  • Şevket Cin
    Şevket Cin 06.05.2006 - 21:31

    muhiddini inbi arabi hzler....o bir insanı kamildir..insanı kamil kainatı allahın izni ile elinde tutandır..o hak ile hak olmuş 7 vadi aşmış ankaya varmıştır anka olmuştur...o yuzden yazdığı kitaplarla ve manevi feyziyle murdilerini özlerine ulaştırmıştır...miratül irfan adlı eserinde (nefsinin bilen rabbını bilir..hadisi şerif) biligiyi açıklamış ve insanın bu dunyada ne sebeble olduğunu bize öğretmiştir.ancak bu zatı gözleri açık olan kulakları duyanlar anladı ki ehline malumdur..kitapın yazarı okuyanla beraberdir bu yuzden onun kitaplarını okuyan onunla beraberdir...ya rabbi seni bilmeyi bize vesilelerinle nasip eyle..sen mekandan deği makamdan bilinirsin...(tevhidi efal)

  • Aydın Aydın
    Aydın Aydın 21.03.2006 - 16:37

    Muhyiddin Arabi:

    'Muhakkak ki, yeryüzü zulüm ve haksızlık ile dolduğu sırada Allah'ın halifesi kıyam edecek, yeryüzünü adalet ve eşitlikle dolduracak... Genel kazancı halka arasında eşit olarak paylaştıracak, halka adaletle hükmedecek ve anlaşmazlıklarda hakemlik edecek... Allah onun işini bir gecede düzene koyacak, zafer hep onun önünde yürüyecek... Ayağını Peygamberin ayağının yerine koyacak (onun izinde yürüyecek) ve hiçbir zaman sapmayacak... Dağınık dinleri (batıl inançları) ortadan kaldırıp, sadece hak dini hakim kılacak...' (18)

  • Msait Yasar
    Msait Yasar 19.03.2006 - 19:36

    hiç bir fikrim yok tanımak için kaydoldum

  • Serdar Suyadal
    Serdar Suyadal 26.01.2005 - 16:51

    Fususu'l Hikem adlı kitabını okumayı düşünüyorum Allah nasib ederse. Edison' un kendinden 338 sene önce yaşamış İbni arabi ye üstadım demesi ilgimi çekti aynı zamanda.

  • Fırat
    Fırat 21.01.2005 - 13:22

    İbni Arabi..Şeyh-ul Ekber.. Ruh dünyamın sultanlarından..hayatını anlatan Gezgin (sadık yalsızuçamlar) isimli roman büyüleyici..
    yoklukta Varlık cilvesi, sağdan kalbe doğru 'Allah' lafzı ile sermest olma, günahkar gözlerle bakamama, Hızır ile yoldaş olma, teslimiyet, itaat-inkıyad,boyun eğme ve yücelme, secdeyle yüz sürme ve yücelme...

  • F
    F 17.08.2004 - 14:48

    Doğumu: 1165 - Endülüs/Mürsiye (İspanya)
    Ölümü: 1240 - Şam (Suriye)

  • F
    F 17.08.2004 - 14:46

    560 bölümden oluşan ' Futuhat-ı Mekkiye ' isimli eserinin yanında Hz.Adem ile Hz.Muhammed arasındaki Nebilerin temsil ettikleri görüşlerin anlatıldığı ' Fususu'l Hikem ' isimli eseri en önemli eserleridir.

  • F
    F 17.08.2004 - 14:43

    İbnu’l-Arabi’ye göre varlık bir daire teşkil etmektedir. Bu daire, Allah’ın bir görüntüsü veya O’nun aynıdır. Dairenin merkezi Allah’tır. Başında ilk akıl vardır. Bu, bütün yaratılanların aslıdır. Her şeyin sureti, tasarısı bunda mevcuttur. Bu suretler, şekillere konulmuştur. Nihayet yaratma devam edip insan türüne gelmiş ve en son insan yaratılmıştır. Varklık dairesinin sonunda insan bulunmaktadır.

    İbnu’l-Arabi ve ondan sonrakilerin vahdet-i vücutçu tezlerine göre Allah’ın isim ve sıfatlarının bir tezahürü olan bu cihan, beş mertebede meydana gelmiştir. Allah’ın zatının ve sıfatlarının sonu olmadığı gibi cihanın da sonu yoktur. Çünkü cihan, Allah’ın isim ve sıfatlarının aynasıdır. Demek ki alemler de sonsuzdur. “O, her an başka bir şandadır” ayeti gereğince Allah’ta son yoktur. Allah, kudretinin yüceliğinden, bir kuluna aynı surette iki defa görünmez, iki kuluna da bir surette görünmez. Bütün bu sonsuz alemleri beş mertebe içine almaktadır:

    Birinci mertebe, gayb-ı mutak (mutlak gizlilik) mertebesidir. Bu mertebeye lahut alemi, la teayyün alemi, itlak alemi, mutlak ama, mahz vücud, mutlak vücud, sırf zat, Ümmü’l-Kitab, mutlak beyan, basit nokta, gaybların gaybı gibi isimler de verilir. Bu mertebede ne isim, ne resim, ne sıfat, ne sıfatlanan vardır.
    Bu mertebede asla şehadet alemi yoktur.
    “İnsana hiç anılan bir şey olmadığı bir zaman gelmedi mi? ”: “Allah vardı, kendisiyle beraber bir şey yoktu.”

    İkinci mertebe, Ceberut alemi, ilk teayyün, ilk tecelli, akl-ı evvel, ilk cevher, Hakikat-ı Muhammediyye, izafi ruh, külli ruh, gayb-ı muzaf, kitabu’l-mubin mertebesidir. Bunlar hep aynı mertebeye verilen isimlerdir. Ümmül-Kitab mertebesinde toplu olan varlık, bu makamda açılmış detaylanmıştır.

    Üçüncü mertebe, melekut alemidir. Buna misal alemi, hayal alemi, vahidiyyet, ikinci teayyün, ikinci tecelli, sidretu’l-munteha, emir alemi, küçük berzah ve tafsil alemi de denir. Bu alem, şehadet alemine yakın gayb-ı muzaf elemidir.

    Dördüncü mertebe, mutlak şuhud mertebesidir ki buna şehadet alemi, mülk alemi, nasut alemi, his alemi, unsurlar alemi, felekler alemi, yıldızlar alemi denir. Şehadet aleminden başka alemlere gayb alemi de denir. Böylece başlıca iki alem olmaktadır: 1) Gayb alemi 2) Şehadet alemi.

    Beşinci mertebe, bunların hepsini kendinde toplayan İnsan-ı Kamil mertebesidir. Önceki dört alem, Allah’ın İsm-i A’zamıdır. Bunların tamamı, Allah’ın zatını gösterir. Bu alemlerin tamamı, insanda da vardır. O halde insan-ı kamil bütün alemlerin özetidir. Nasıl İsm-i A’zam, Allah’ın bütün isimlerini kendinde toplamışsa, insan-ı kamil de bütün alemleri kendinde toplamıştır. Onun içindir ki Hz. Ali: “Sen kendini küçük bir cisim sanıyorsun. Oysa sende büyük bir alem toplanmıştır.” demiştir. Onun için Hz. Peygamber: “Allah Adem’i kendi suretinde yarattı” demiştir.

    İbnu’l-Arabi, bu noktaya geldikten sonra Tanrı ile kulu bir görmektedir. “Attığın zaman sen atmadın Allah attı.” Ayetinde: “Kulum, faili olmadığın şeyi yap. Yaptığın işin faili benim. Ben de ancak seninle yaparım. Çünkü onu kendi kendime yapamam, onu yapmak için sen lazımsın. Senin yapman için de ben lazımım”. “Böylece işler bana ve Ona bağlı oldu. Ben de hayret ettim, hayret de şaştı. Hayret içinde hayret oldu.” Diyen İbnu’l-Arabi şöyle devam ediyor:

    “Nice zamanlar olmuş ki şöyle demişimdir:

    “Rab Haktır, kul Haktır, ah bilseydim,mükellef kimdir? Kuldur dersen o yoktur, Rabdır dersen o nasıl mükellef olur? ”

    Nice zaman da şöyle demişimdir:

    “Kendisinin yaptığı bir şeyi bana teklif etmesinde hayret ettim. Benim yaptığım bir iş yok (bende o iş hep) O’(nun yaptığı) nı görüyorum. Ah bilseydim mükellef kim oluyor? Her yerde ancak Allah var, Ondan başkası yok.”

    “Böyle söylemekle beraber bana denildi ki yap”.

    İbnu’l-Arabi, “Doğu ve batı Allah’ındır. Nereye dönerseniz Allah’ın zatı oradadır.” Ayetinin gereği Allah’ın her şeyde tecelli ettiğini ileri sürüyor ve dolayısıyla her şeyde bir parça tanrılık görüyor. “Sakın bir düşünceye bağlanıp kalmayasın, o zaman çok şey kaybedersin. Sen bütün inançların heyulası ol. Zira Allah, yalnız bir inancın çevreliyeceği bir varlık olmaktan daha geniş ve daha büyüktür. Çünkü O, “Nereye dönerseniz Allah’ın vechi oradadır” diyor. Bir şeyin vechi, hakikatıdır. Anladın ki Allah, her vechin inniyyetindedir. Her inanç sahibi, inancında isabet etmiştir ve her isabet eden de sevab alır, her sevab alan da said dir ve her said ise kendisinden razı olunmuştur.”

    İbnu’l-Arabi şöyle diyor: “Varlığın tamamı gerçekten birdir. Allah ile beraber başka bir şey yoktur. Bunun için “Kalbi olup kulak veren ve görene işaret edip

  • Boran
    Boran 05.06.2004 - 00:09

    'Fütuhat-ı mekkiyye' adlı eserini Konya'da yazıp, 'Konya alimlerine hediyemdir' diyerek güzel bir anı bırakmıştır. Kitabın pek çok orjinal yanları var; ama en orjinal tarafı:Kuranda geçen 'nur' kavramını izah ederken 'ampulü' tanımlaması...Ve kitabın orjinali bu gün bıraktığı 'Yusuf Ağa' kütüphanesinde bulunmamakta...Kimler aldı dersiniz?

  • Müjgan Koç
    Müjgan Koç 02.06.2004 - 11:31

    Evet İbni Arabi üzerinde çok tartışılan biri.Kimilerince Şeyh-ul Ekber(en büyük şeyh) , kimilerince felsefeye dalıp sapkınlığa uğramış biri. Kimilerince ise eserlerinde kullandığı dil avamca anlaşılamayacak,eserlerinden uzak durulması gereken ama doğru yoldan ayrılmamış biri. O bir Sufi. O bir Deha O belki de yanlış anlaşılmış değeri anlaşılamamış bir Allah dostu.