Kültür Sanat Edebiyat Şiir

mevlana sizce ne demek, mevlana size neyi çağrıştırıyor?

mevlana terimi Sezen Ünlü tarafından tarihinde eklendi

  • Ömer Soylu
    Ömer Soylu

    Mevlana Hoşgörünün Adı'dır..
    Mevlana BARIŞ'tır. Mevlana HUZUR'dur. Mevlana Tüm İnsanlığın Düşünen BEYNİ, Duyan GÖNLÜ'dür. O İnsanları Birlik Olmaya, ALLAH’ın Birliğinde Yok Olup, Erimeye Çağırmıştır. Mevlana Hayat Sevgisini ve O Muhteşem AŞK'ı Ölümsüzlük Mayası İle Yoğurup Kendinden Sonraki Nesillere Sunan Yüce Bir Gönül Eridir. İşte O'ndan Birkaç İnci:

    (Köroğlu'nun Babası Seyis Koca Yusuf'un Oğlu'na Ölürkenki Öğüt'ü..)
    'Şefkat ve Merhamet'te GÜNEŞ Gibi Ol,
    Başkalarının Kusurunu Örtmekte GECE Gibi Ol,
    Sahavet ve Cömertlikte AKARSU Gibi Ol,
    Tevazu ve Maluliyette TOPRAK Gibi Ol,
    Hiddet ve Asabiyette ÖLÜ Gibi Ol,
    Ya Olduğun Gibi Görün, Ya DA Göründüğün Gibi Ol...'
    ---oooo----
    'Bir Can Var Canında O Canı Ara..
    Beden Dağındaki Gizli Mücevheri Ara..
    Ey Yürüyüp Giden Dost Bütün Gücünle Ara..
    Ama Dışarıda Değil, Aradığını Kendi İçinde Ara..'
    ---oooo----
    “Yine’de gel… Yine’de Gel. Ne Olursan Ol, Yine de Gel.
    Hristiyan, Mecusi, Putperest Olsan da Yine de Gel..
    Bu Bizim Dergah'ımız Umutsuluk Dergah'ı Değildir..
    Yüz Kere Tövbeni Bozmuş Olsan da Yine Gel...”
    ---oooo----

  • Leyla Gül
    Leyla Gül

    ..Hazretim Efendim..

    ..

  • Leyla Gül
    Leyla Gül

    . .'Mevlânâ türbesinde bir levhâ..'

    'Me'yûs bırakma tut elimden
    Sensiz bulamam mecâl Efendi/m
    Yok südde-i pâk-i dergâhından
    Ayrılmama ihtimâl Efendi/m..' Kemâl Edip Kürkçüoğlu

    Efendi/m..


    ..

  • Egemen Serüven
    Egemen Serüven

    Ben öyle bir zerreyim ki,
    bütün âleme isyan etmişim.
    Havaya, toprağa isyan etmişim,
    Ateşe, suya isyan etmişim.
    Altı yöne isyan etmişim.
    Beş duyuya isyan etmişim.

    Hava, toprak, ateş, su da neymiş ki,
    altı yön de neymiş,
    beş duyu da ne.
    Benim için hiç bir şey umurumda değil.

    Mevlana Celaleddin Rumi

  • Muratkavusmus
    Muratkavusmus

    PİRİM EFENDİM SENİ ÇOK ÖZLEDİM BU AHİR ZAMAN DA ÇOK ZORDAYIZ EFENDİM.ebu cehiller ölmedi ebu lehebler kıtalar dolaşıyor.HERGÜN SİZİ EFENDİM RÜYAMDA GÖRMEK ÜMİDİYLE UYUYORUM HİMMET VE NAZARINIZI RABBİM BİZLERDEN EKSİK ETMESİN. AMİN

  • Fârûk El Furkan
    Fârûk El Furkan

    Mevlana diyor ki,*ey kardeş! sen fikir ve düşünceden ibaretsin...İşte sen busun...Geri kalanlara gelince; onlar sinir ve kemikten ibaretdir ki,hayvanlarda da vardır...*

  • Rukiye Ünal
    Rukiye Ünal

    Mevlana'nın kelime anlamı 'Efendimiz' demekmiş. Bunu öğrendiğim andan itibaren bu güzel varlığa sadece Celaleddin Rumi diye hitap ediyorum. Çünkü kendisi de hayatta olsaydı sanmam ki böyle bir hitabı kabul etsin. Lakin bu varlık (üzgünüm insan deyip değerini alçaltamam) benim sevgiye, aşka bakış açımı değiştirmiş en buhranlı zamanımda her sözü beni yerlerden toplayan kollar olmuştur. Haa bir de eserlerine gelince, bir dergide vardı (ismini vermeyeyim) Celaleddin Rumi'nin gerçek el yazmalarının peşine düşüp taa Afganistan'a gitmişti muhabir. Fakat o kadar emeği zayi olmuş ama bir şey bulamamış o gerçek el yazmalarına dahil. Bu araştırmayı okumadan önce Rumi'nin bazı sözlerini okuduğumda 'hayır bu söylemler bu varlığa ait olamaz' diye düşünürdüm. Ağzı temiz olan pis tükürmez çünkü. Hele ki böyle bir varlık, asla! Fakat işte o araştırma sonucuna bakınca Rumi'nin eserlerine de insan eli değdiğini düşünmeden edemiyorum. Nitekim aradan 600 yıl geçmiş ve arada değiştirilmiş bozulmuş ekleme çıkarma yapılmış olan sözler mutlaka vardır gibime geliyor. Ha böyle olduğunu ispatlayamam ama olmadığını da ispatlayamam. Kim bilir belki birgün onlar da açığa çıkar. Neyse canım Celaleddin Rumi'nin hoşuna gideceği üzere SEVGİLER efenim ((:

  • Ercan Deniz
    Ercan Deniz

    Bazılarının büyük dini bir şahsiyet olarak gördüğü, bazılarının evrensel bir hoşgörü ve inanç abidesi olarak tanımladıkları, bazılarının endülüsten ihraç edilen kabalist akımın yerli temsilcisi olarak değerlendirdikleri, fakat akademik ortamda objektif olarak halen tartışılmamış olan edebi ve felsefi değeri çok üst düzeyde bir eserin; Mesnevinin yazarı.

  • Düşünmüyorum Yine De Varım
    Düşünmüyorum Yine De Varım

    Müzenin yakınında ki bir dükkandan nargile almıştım

  • Düşünmüyorum Yine De Varım
    Düşünmüyorum Yine De Varım

    Beni Konyaya çeken nedir acaba

  • Kara Dut
    Kara Dut

    HAMDIM, PİŞTİM, YANDIM......

  • Emel Demir
    Emel Demir

    gene gel gene
    ne olursan ol,ister kafir ol
    ister ateşe tap,ister puta
    ister yüz kere tövbe etmiş ol
    ister yüz kere bozmuş ol tövbeni
    umutsuzluk kapısı değil bu kapı,
    nasılsan
    öyle gel

  • Metin Kuşkon
    Metin Kuşkon

    alabildiğine deniz...

  • Kara Dut
    Kara Dut

    senin hakkında ne yazarsam yazayım sana olan sevdamı saygımı anlatamam....Nur içinde yat sen

  • Nisan Sarp
    Nisan Sarp

    Ne olursan ol gel! Çünkü yaradılanı severiz yaradandan ötürü...Yaradanın sureti,her yaradılanda varsa sevmemek nasıl yaradılanı?

  • Kara Dut
    Kara Dut

    MEVLANA bir HAK aşığıydı ve ona olan sevgisinden dolayıda onun yarattıgı insanlarıda çokca seviyordu...sinesini herkese açmış hümanist bir kişi........
    Onu düşünmek bile çok güzell....
    Mevlana öldümü?
    'Aşıklar ölmez'

  • ´m e R n n`
    ´m e R n n`

    bi kere tasavvuf'çu...
    yani ehli sünnet deil ki, sapkın!
    nie sünniler bu kadar sevip-saydıklarını söyler şuursuzca! ?
    aslında biliyorum cevabı ama hep şaşırıyorum buna.
    özellikle almanlar hayran olurorlar rumi'ye
    sonra türkler avrupa ve dier batılıların ilgisiyle mevlana'yı
    ancak keşfediyor ki, çok hazin!

  • Zaza
    Zaza

    Git (oraya) ,

    eger kalp gozu sana hediye edilmemisse

    herkesin bir hazine sakladigindan

    yola cik..

  • Muvahhid Duranoglu
    Muvahhid Duranoglu

    mevlananin puriten oldugunu sanan,tarih disiplininden bihaber olup anakronizm yapan insanlara kabak tadı vermek istiyorum.
    mesnevide bir kabak hikayesi vardır. bu foruma mevlana hakkında binbir övgüler dizen üyelerden kaçının haberi vardır bilmem.
    Ama ben o hikayeyi okuduktan sonra kabak yiyemez oldum. modern zamanların ruh hastası piskopatlarının bile aklına gelmeyecek bir sahneyi iştahla anlatır. Allah'ın ve Rasulunun muharref olmayan pak dinine soktuğu yüzlerce hurefe, kalıtsal hastalık gibi insanların beynini ve kalbini kirletmeye devam etmektedir. ayrıca; 'kulakları dışarıdan farkedilebilen hayvanların hepsi memelidir' diyebilecek kadar hikmet sahibidir.

  • Oktay Karaca
    Oktay Karaca

    iyi dostu olanın aynaya ihtiyacı yoktur demiş üstat.

  • Busra Korkmaz
    Busra Korkmaz

    Hayran olunası insan...Konya bile bu nedenle sevilebilir...

  • Yeşil Hazretleri ``
    Yeşil Hazretleri ``

    Kör cehalet çirkefleştirir insanları...

    Suskunluğum asaletimdendir...

    Her lafa verecek bir cevabım var...

    Lâkin bir lafa bakarım laf mı diye,

    Bir de söyleyene bakarım adam mı diye...

  • Yeşil Hazretleri ``
    Yeşil Hazretleri ``

    'Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.'

    Mevlana'nın bu sözü pek meşhurdur...

    Bakın Japonlar bu sözü nasıl tercüme etmişler: 'Olan şeyi gibi olmakla ya da olmak için olduğu gibi olan şeyi olunuz.' :)

    Fazla zekâdan kaynaklanıyor herhal.

  • Serap Dal
    Serap Dal

    MEVLANA
    MEVLA-NA
    TANRI-OLMAYAN

  • Adım Oblomov
    Adım Oblomov

    Ne varsa alemde
    Misali var ademde.... :) :) :)) :)
    harkulde..........büyüklük bu olsa gerek...

  • Hüseyin Atalay
    Hüseyin Atalay

    tek kelime ile mevlana demek bence Allah demek...

  • Banu Işık
    Banu Işık

    Akıl,aşk ve can!
    Bu üçü üçgendir.
    Her derde çare,her yaraya merhemdir.

  • Can Akın
    Can Akın

    Can Akın Mevlana Fotograf Sergisi (54 parçadan oluşuyor)
    ------------
    SERGİLENEN SANAT GALERİLERİ
    ------------

    7 - TÜRK - AMERİKAN DERNEĞİ ' Turkish-American Association
    TÜRK-AMERİKAN DOSTLUĞUNDAN YANSIMALAR ' KONULU FOTOĞRAF YARIŞMASINA KATILAN ÖDÜL ALAN ESERLER.

    7 Haziran - 7 Temmuz 2007 günü

    SERGİLENEN FOTOĞRAFIM: 'MEVLANA FOTOĞRAFLARININ GETİRDİĞİ TÜRK - AMERİKAN DOSTLUĞU'

    BİLGİ VE FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYINIZ..

    http://www.turklider.org/TR/EditModule.aspx? tabid=1038&mid=8373&ItemID=6985&ItemIndex=0

    -------------
    6 - NEVA SANAT VE GELİŞİM MERKEZİ - BİLKENT ANKARA

    18 MAYIS - 18 HAZİRAN

    BİLGİ VE FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYINIZ...
    http://www.turklider.org/TR/EditModule.aspx? tabid=1038&mid=8373&ItemID=6613&ItemIndex=5

    ------------
    5 - ANKARA - BEYPAZARI HALK EVİ
    02 - 03 HAZİRAN
    TAHMİNİ ZİYARETÇİ SAYISI: 50.000

    BİLGİ VE FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYINIZ

    http://www.turklider.org/TR/EditModule.aspx? tabid=1038&mid=8373&ItemID=6727&ItemIndex=2
    ------------
    4 - ANKARA TÜRK- AMERİKAN DERNEĞİ M.EMİN HEKİMGİL SANAT GALERİSİ
    15 - 31 MAYIS

    TAHMİNİ ZİYARETÇİ SAYISI: 3.000

    BİLGİ VE FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYINIZ...

    http://www.turklider.org/TR/EditModule.aspx? tabid=1038&mid=8373&ItemID=6622&ItemIndex=2
    ------------
    3- ZONGULDAK VALİLİGİ İL KÜLTÜR VE TURİZM MÜDÜRLÜĞÜ ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ
    21 NİSAN 2007 - 30 NİSAN 2007

    TAHMİNİ ZİYARETÇİ SAYISI: 4.000

    BİLGİ VE FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYINIZ..

    http://www.turklider.org/TR/EditModule.aspx? tabid=1038&mid=8373&ItemID=6533&ItemIndex=3
    ------------

    2 - GİRESUN VALİLİĞİ İL KÜLTÜR VE TURİZM MÜDÜRLÜĞÜ 'CAN AKENGİN SANAT GALERİSİ'
    09 - 11 NİSAN 2007

    TAHMİNİ ZİYARETÇİ SAYISI: 3000

    BİLGİ VE FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYINIZ...
    http://www.turklider.org/TR/EditModule.aspx? tabid=1038&mid=8373&ItemID=6503&ItemIndex=0
    ------------

    1 - İSTANBUL VALİLİĞİ YEMİNLİ MALİ MÜŞAVİRLER ODASI SANAT PLATFORMU 'SANATÇI POLİSLER SERGİSİ'
    İstiklal Caddesi No: 302 34430 Beyoğlu / İSTANBUL
    03 - 10 NİSAN 2007

    TAHMİNİ ZİYARETÇİ SAYISI: 5.800

    BİLGİ VE FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYINIZ...
    http://www.turklider.org/TR/EditModule.aspx? tabid=1038&mid=8373&ItemID=6396&ItemIndex=0

  • Fatih Mehmet Karaca
    Fatih Mehmet Karaca

    Mevlânâ ve Evrensel Çağrısı Gel!

    Mevlânâ, İslâm medeniyeti içinde yetişip, hem bu medeniyet içinde hem de bu medeniyetin dışındaki neredeyse bütün uygarlıklar ve kültürlerde tanınan, sevilen, sayılan, hayran olunan, çok okunan ve rehber edinilen mümtaz İslâm büyüklerindendir. Bazı İslâm bilginleri ve düşünürleri vardır ki Müslümanlar arasında çok tanınıp sevilmelerine, sayılmalarına rağmen, İslâm âleminin dışında tanınmazlar. Bunların, özel bir isim vermeyi gerektirmeyecek kadar çok örneği vardır. Başka bazı İslâm bilgin ve düşünürleri de vardır ki, onlar İslâm âleminde tanındıkları ve takip edildiklerinden çok daha fazla İslâm dışı âlemde takip edilmiş ve taraftar bulmuşlardır. Örneğin büyük İslâm filozoflarından İbn Rüşd ve eserlerinin İslâm dünyasında pek tanınmadığı ve teşvik edilmediği dönemlerde, Batı dünyasında İbn Rüşdçülük (Averroizm) denilen ve birçok takipçisi olan bir felsefe akımı ortaya çıkmıştır. Mevlânâ ise bu iki grubun başarısını da aşan ve hem İslâm dünyasında hem de öteki dinler ve kültürlerin egemen olduğu dünyada tanınmış ve sevilmiş; böylece evrensel bir başarıya imza atmış ender değerlerimizden ve gurur kaynaklarımızdan biridir.

    Mevlânâ bu başarıyı -bugün ile kıyaslanabilecek ölçekte olmasa da- daha ölmeden önce görmüş, insanlığa karşı bir büyük sorumluluğu yerine getirmiş olmanın huzurunu tatmış ve buna şükretmiştir:

    Girdik susanlar arasına yattık uyuduk!

    Çığlığımız sınırları aşmıştı nasıl olsa!

    Mevlânâ’nın, çığlığının aştığını söylediği sınırlar o günlerde belki Anadolu Selçuklu Devleti’nin sınırlarıydı, belki Orta Doğu’nun ve Balkanlar’ın, belki de en fazla Hind’in ve Çin’in sınırlarıydı. Bugünse Mevlânâ’nın çığlığı kıtalar ötesine ulaşmış, Endonezya’dan Amerika’ya, Güney Afrika’dan Rusya’ya kadar pek çok ülkede tanınmakta ve hatta bu ülkelerin diline yeni çevrilen kitapları en çok satan kitaplar arasında aylarca liste başı olarak kalmaktadır. Kısacası Mevlânâ kelimenin tam anlamıyla evrenseldir. Bunun başlıca sebeplerinden biri de, ana çağrısının ve ikincil düzeyde çağrılarının da evrensel olmasıdır.

    Mevlânâ’nın ana evrensel çağrısı: “Gel! ”

    Mevlânâ’nın ana evrensel çağrısı herhalde şu meşhur dizelerde yer alan çağrıdır:

    “Gel, ne olursan ol, gel!

    İster putperest, ister ateşe tapar,

    İster bin kere tövbeni bozmuş ol.

    Bizim dergâhımız umutsuzluk dergahı değil,

    Gel, ne olursan ol, gel! ”

    Burada Mevlânâ’nın, çağrı ihtiyacı içinde olduğunu hissettiği üç grup insana hitap ettiği anlaşılmaktadır. Bunlar, tüm insanlar dört grup; olarak düşünüldüğünde, birinin dışında kalan üç grubun tamamı gibi gözükmektedir. Birinci grup; tanrıtanımazlar, ateistler ya da herhangi bir dine veya kutsala inanmayanlardır. İkinci grup; biraz genelleştirilmiş bir ifadeyle belirtmek mümkünse, İslâm dışındaki dinlere inananlardır. Üçüncü grup da; Müslüman olmakla birlikte, Müslümanlığının gereklerini yerine getirmeyen ya da getiremeyen, günahkârlık sarmalından bir türlü tam olarak kurtulamayan Müslümanlardır. Dördüncü grup ise; çağrıya muhatap olmak yerine çağrıya icabet edenleri kucaklamakla, kabullenmekle ve onları ümide yönlendirmekle görevli ve bu görevi yerine getirmekte liyakatli olanlardır.

    Burada zikredilen insan grupları bir anlamda Asr suresinde zikredilmeyenler ve hüsrana uğramakla yahut ziyan içinde olmakla uyarılanlardır.

    Asra yemin ederim ki insan gerçekten ziyan içindedir. Bundan ancak iman edip iyi ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır. (Asr, 1-3)

    Bu ayetlerde belirtildiği gibi, zararda, ziyanda, hüsranda olmak hiçbir insan için sürekli değildir; her insan için, son nefesine kadar umudun, kurtuluşun ve kâra geçisin kapısı açıktır. İşte Mevlânâ onlara, ömürleri olduğu sürece hüsranın kaçınılmaz olmadığını, umudun, kurtuluşun, erdemli ve ebedî mutluluğun mümkün olduğunu söylemekte ve bu yönde çağrısını büyük bir içtenlikle ve hoşgörü ile yapmaktadır. “Bu zaten çok doğal bir çağrı, bunda ne var ki? ” diye düşünülmemelidir. Umuda çağrı, her düşünürün de her din adamının da bu kadar açık yüreklilikle, bu kadar içtenlikle ve bu kadar evrensel bir dille yapabildiği bir şey değildir. Nitekim 20. yüzyılın en önemli felsefe akımlarından bir olan Varoluşçuluğun (Egzistansiyalizm) önde gelen filozoflarından birçoğu, çok yerinde bir kararla insan sorunlarıyla ilgilenmeyi felsefenin ana sorunsalı olarak görmüş, insanın yalnızlık, yabancılaşma, umutsuzluk, özgürlük çabası, ölüm kaygısı ve benzeri sorunlarıyla uğraşmış; ama sonuçta hiçbiri insana büyük bir umut vaat etmemiş ve en sonunda söyleyebildikleri, aslında en doğru gözüken intiharı seçmektense her şeye isyan ve başkaldırı ile yetinilmesi gibi tavsiyeler olmuştur. Özellikle günahkar Müslümanlar ve hele hele öteki dinlere mensup insanlar konusunda hiç de ümitvar konuşmayan, “korku ve ümit” dengesini korkudan yana bozanların olduğu da herhalde inkâr edilemez. Dolayısıyla, Mevlânâ’nın umuda yönelik “gel” çağrısı, kültürel kapsamı itibarıyla da, günümüz dünyası başta olmak üzere her zaman ihtiyaç duyulması itibarıyla da evrensel bir çağrıdır.

    Mevlânâ’nın evrensel çağrısı bir tek “Gel” çağrısından ibaret olmadığı gibi, birkaç sayfada özetlenebilecek üç-beş çağrıdan ibaret de değildir. Bununla birlikte, burada örnek kabilinden Mevlânâ’nın birkaç evrensel çağrısını daha hatırlayabiliriz.

    Mevlânâ’nın kişisel gelişime yönelik evrensel çağrısı: “Bağı çöz, hür ol! ”

    Bağı çöz, hür ol ey oğul, niceye bir gümüşe, altına bağlanacaksın?

    Denizi bir testiye döksen ne kadar alır? Bir günlük su ancak.

    Harislerin göz testileri dolmadı gitti; sedef, elde ettiğini yeter bulmadıkça inciyle dolmadı.

    Kimin elbisesi bir aşk yüzünden yırtıldıysa, hırstan, ayıptan tamamıyla arındı o. (Mesnevi, 19-21)

    Bütün büyük bilgeler gibi Mevlânâ’nın tüm insanlara yaptığı çağrıların en önemlilerinden biri de, bağımsız bir birey, hürriyetine kavuşmuş bir ben, kendini gerçekleştirmiş bir benlik ve ahlâkî gelişimini tamamlamış bir yetkin insan (insan-ı kâmil) olabilmektir. İnsanın kişisel gelişiminin önündeki en büyük engel, sürekli başka şeylere ve başka kimselere karşı bağımlı olarak kalmaktır. Bunu söylemek, başka şeyler ve başka insanlara karşı hiçbir bağımız olmasın demek değildir; zira bu, ne mümkündür ne de arzu edilebilecek bir şeydir. Burada kastedilen, bizim kişisel gelişimimizi ve özgürlüğümüzü engelleyecek derecede başkalarına bağlı ve hatta bağımlı, tutuklu olmak halidir. Bu bağımlılık, bazen mal-mülk ve para gibi maddî şeylere, bazen yeme-içme, zevk-sefa gibi bedenî şeylere, bazen de şan-şöhret ve itibar gibi toplumsal içerikli şeylere yönelik aşırı hırslar ve tutkular olabilmektedir. Burada kötü görülen şey, bunların varlığı değil, insanı esir alan ve hürriyetini engelleyen bir hırsa dönüşmüş halleridir. Bu hale dönüşen hırs, ruhsal gelişim ve ahlâkî erdemlilik açısından büyük bir tehlike, bir ayıp, bir hastalıktır. Mevlânâ bu olumsuz halin ana tedavi yolunu da göstermektedir: Aşk yahut sevgi, “bütün illetlerimizin hekimi”dir. (Mesnevi, 23) Bir cümleyle özetlemek gerekirse, Mevlânâ’ya göre, yetkin insan ya da kendini gerçekleştirmiş insan olmanın yolu, hürriyetten, hür olmaktan geçer; hür olabilmenin en büyük engeli, hırslarımız ve aşırı tutkularımızdır; hırslar ve bağımlılık gibi illetlerden kurtulabilmemizin en kestirme ve kesin yolu da, aşktır yahut sevgidir.

    Mevlânâ’nın toplumsal barışa yönelik evrensel çağrısı:

    “Buluştur, birleştir, ayrılık yoluna ayak basma! ”

    Mevlânâ, insanların toplum halinde yaşamak zorunda olduklarının farkında olduğu gibi, böyle yaşamanın bireysel bir inziva içinde yaşamaktan, hatta şehirde yaşamanın köyde yaşamaktan daha üstün olduğu kanaatindedir. Toplum halinde yaşamak farlılıkların bir arada yaşaması demek olduğuna göre ve barış içinde yaşamak da insan toplumları için ideal bir hedef olduğuna göre, farklılıklara karşı saygılı ve hoşgörülü olmak ve farklı özellikleri olanları ötekileştirerek ayırmak değil, benzer yönlerini dikkate alarak birleştirmek ve buluşturmak, daha doğru ve daha bilgece bir tutum olsa gerektir. Günümüzün her geçen gün daha fazla çok kültürlü, çok dilli ve çok dinli hale gelen toplumlarında, tolere edilebilir farklılıklara saygı ve hoşgörü ile yaklaşabilme özelliğini kazanmak, bu zamana kadar olduğundan çok daha büyük bir önem arzetmektedir.


    Prof. Dr. Cafer Sadık Yaran

  • Bedri Tiğtepe
    Bedri Tiğtepe

    Birisi aşıklık nedir dedi.Ona dedimki.Benim gibi olursan bilirsin.Mevlana
    Mevlana olmaktır.Olabilirseniz! ! ! ! !