Kültür Sanat Edebiyat Şiir

johann wolfgang von goethe sizce ne demek, johann wolfgang von goethe size neyi çağrıştırıyor?

johann wolfgang von goethe terimi Cem Nizamoglu tarafından 08.01.2003 tarihinde eklendi

  • Erdem Ülkün
    Erdem Ülkün 14.06.2009 - 20:53

    Bir şiir anlaşıması ne kadar güç olursa o kadar iyidir.

  • Mustafa Yıldırım
    Mustafa Yıldırım 17.05.2009 - 03:14

    Time dergisi bir zamanlar Batının en büyük dahisi ilan etmişti bu zat-ı muhteremi... Hakketmiştir vesselam...

  • Erdem Ülkün
    Erdem Ülkün 14.05.2009 - 21:14

    Özgür olmadıkları halde, kendilerini özgür sananlar kadar hiç kimse tutsak olamaz

  • Sevgi İle
    Sevgi İle 14.12.2008 - 11:40

    Almanya edbiyatinda en büyük katkisi olan ünlü yazar.
    Okulda herzaman karsilastigin, siirlerini ezbere ögrendigin, kitplarini derste isledigin, zekasi olan üstü bir insan.
    Edebiyat la beraber birsürü baska seylede ilgilenmis. Büyük bir Koleksiyoncuyduda bur arada.
    Insan kemiklerinin birinin oldugunda bizi haberdar etmis.

    Zamaninda cok mesurmus, ve cok capkin
    Birsürü sevgilisi olmus.
    Bide evlenmeden bir sevgilisi hamile kalmis, ve onla evlenmis diye söyleniyor.
    Ama suanda goethe soyundan tek bir yasli kadin almanyada yasiyor...
    O öldükten sonra Goetheler artik bitcek ne yazik ki.


    Ha bu arada okulda edebiyati cok zayif olan bir ögrenciymis.

  • King Predator
    King Predator 24.03.2007 - 23:31

    WOLFGANG VON GOETHE'nin islam ve kuran hakkındaki sözleri:''BU KITABIN YAZARI, BIZZAT MÜSLÜMAN OLDUGU SEKLINDEKI KANAATI REDDETMEZ' 'Kur'an'in, kitaplarin kitabi olduguna Islâmi vecibeden dolayi inaniyorum.' ''Kur'an'ın üslûbu, muhtevasına ve gayesine uygun bir şekilde, kat'i, yüce, haşyet verici ve hakikaten muhteşemdir! ' ''Kur'an'ın içinde pek çok tekrarlar vardır. Onu okuduğumuz zaman, bu tekrarlar bizi usandıracak sanılıyor. Fakat biraz sonra bu kitap bizi kendisine çekiyor. Bizi hayranlığa ve sonunda büyük saygıya götürür. Bu kitap bir millet için gönderilmiş olmakla birlikte son derece pratik olduğundan ebediyyen te'sirini kaybetmiyecek ve diğer milletleri etrafına toplayacaktır.' ''— İslâm, yaşıma uygun düşen bir şiir ilham ediyor bana: Allah'ın sırrına varılmaz iradesine teslimiyet, dünyanın bir karar üzere durmayan yaşayışı karşısında rindane bir tavır, iki dünya arasında yalpalayan bir sevgi, saflaşan ve bir mecazda ifadesini bulan gerçek... Bir ihtiyara yetmez mi bunlar? ..' 'Burada da kendimi Islâmiyette tutmaya çalismaktan baska yapacak bir seyim kalmiyor' 'Sevgili çocugum, bizim Uluhiyyet fikrinden ne haberimiz var ki? Ve bizim dar tasavvurumuz, o yüce varliktan neler anlatabilir ki? Ben de bir Türk gibi Allah'iyüz isimle tâbit etmeye çalissam, yine de o sonsuz kudrete karsi bir sey söylemis olamazdim' ''Görüyorsunuz ki, bu inancın hiç bir eksikliği yoktur. Biz, bugün ne kadar sistemlerimiz varsa, daha ileri gidemedik. Zaten, hiç kimsenin ondan daha ileri gitmesi mümkün de değildir. Müslümanların bu felsefî sistemi, faziletin hangi basamağında durduğumuzu öğrenmek üzere kendimize ve başkalarına tatbik edebileceğimiz yararlı bir ölçüdür.'''Çılgınlıktır, herkesin her hususta
    Kendi özel görüşünü övmesi.
    Madem ki İslâm, Allah'a teslim olmak mânâsınadır:
    Öyle ise hepimiz İslâm'da yaşayıp ölmekteyiz! ' ''İslâm, yaşama uygun düşen bir şiiriyete yer verir....Allah'ın birliği, iradesine teslimiyet, peygamberin aracılığı, — bütün bunlar — inancımıza, tasavvurlarımıza uygun gelir.' ''Bir olan Allah'a iman, daima ruh yükseltici etki gösterir. Zira, bu inanç insana, kendi iç âleminin vahdetini (birliğini) hatırlatır.' ''İsa temiz duygu ile düşünürdü
    Sadece tek Allah'ı sakinlikle;
    Onu (İsa'yı) Tanrı yapanlar
    Mukaddes niyetini rencide etti.

    Ve böylece hak olduğu görülür
    Muhammed'in başardığı;
    Yalnız vahdet mefhumu ile o
    Bütün âleme galip geldi.''Kur'an'ın ezelden olup olmaması diye
    Bir şüphe beni uğraştırmaz!
    Kitapların kitabı olduğuna iman ederim.
    Müslüman olarak bana farz olduğu gibi! ''Başka bir diyeceğim yok. Bu mes'eledeki dayanağım, yine de İSLÂM'dır.' ''Ne başardımsa Kur'an'a borçluyum.' '...'Bu eserin Yazarı Müslüman olduğunu reddetmez.'

  • Hakan Akbulak
    Hakan Akbulak 01.01.2007 - 18:21

    'Über allen Gipfeln ist Ruh'
    'Bütün tepelerin üstü sessizdir.'

  • Garbi Yeli
    Garbi Yeli 01.12.2006 - 10:21

    Genç Werther'in Acıları... okuduğumda çok etkilenmiştim...

  • Seda Rahmi
    Seda Rahmi 21.09.2006 - 17:39

    BİZ BİRBİRİMİZİN HİÇ BİR ŞEYİ OLMAYACAKTIK, AMA HER ŞEYİ OLDUK...
    demiş alman şiirinin zeusu
    yazarken her şeyi bilen bir yazardı,yaşarken hiç bir şey ona mutluluğun nasıl elde edileceğini öğretemedi... hiç bir şey ve her şey hepimiz gibi GOETHE ninde hayatını alt üst etti...

  • Fatih Yılmaz
    Fatih Yılmaz 04.09.2006 - 19:20

    'Kimse acı çekenlerle kolay kolay ilişki kurmaya yanaşmaz.

    Yardıma çağırdığım şey acılardır; çünkü onlar dosttur ve iyi öğüt verirler.

    Ruhların gerçek uyumu halinde insanlar,birbirlerine durmadan yaklaşırlar; görünürde birbirlerinden uzaklaşsalar bile.

    İnsan,aynı zihniyetteki bir arkadaşı vasıtasıyla öğrendiği şeyi,sanki kendi yaşamış gibi olur.

    Bir dostluk ilişkisi kurmak ve korumak için en emin çare,bence,karşılıklı olarak birbirine ne yaptığını anlatmaktır.

    Dostlar,birbirlerinden gizlemek istedikleri şeyi,aslında birbirlerine pek güzel anlatırlar.

    Yabancı insanların varlıkları,kendi varlığımızı içinde seçebildiğimiz aynalardır.

    Meselenin derinine inildi mi görülüyor ki,şahsiyet ilimlerde de ne kadar hakimdir ve insan kendini ve karakterini öğrenmeye başlamadan ilerleyemez.

    Herkes eşit olduğunu söylerse,disiplin nerede kalır?

    İşe yaramaz adam kimdir? Emretmeyi ve itaat etmeyi bilmeyen!

    Çok soruyorsan,kötü bilgi almışsın demektir.

    Cahiller,bilenler tarafından bin yıl önce cevaplandırılmış olan şeyleri sorarlar.

    Tecrübelerimizin bazılarını tam olarak dile getirmek ve doğrudan doğruya aktarmak mümkün olmadığından ben uzun zamandır kendime bir yol seçtim: Birbirine zıt ve yine de birbirine yansıyan imajlarla,gizli anlamı dikkatli insanın gözleri önüne sermek.

    Silahlandırılmış,savunmaya göre ayarlanmış bir duruma hiçbir devlet sürekli olarak dayanamaz.

    Bir dilin kuvveti,yabancı olanı itmesi değil,onu yutmasıdır.

    Ruh,söz ve yazının Arabça'daki kadar böylesine temelden vücud bulduğu başka bir dil yoktur.

    Düzen,dakiklik ve hız her gün biraz daha kazanmaya çalıştığım özellikerdir.

    Yakın bir tanıdığımla yürürken ve bu sırada çok hararetle bir şeyi düşündüğümde,yanımdakinin benim aklımdan geçen şey hakkında konuşmaya başladığına çok şahid olmuşumdur.

    Mevzuya uygun bir genel tonu eserin bütününe yaymış olma görüntüsü kadar,büyük bir hayal gücü ve şairlik gücü gerektiren hiçbir şey yoktur.

    Müslümanlar hikmet dersine şu prensible başlıyorlar: 'Aksi söylenemeyecek hiçbir şey yoktur.' Ve böylece her iddiaya zıt bir düşünce bulmak ve dile getirmekle görevlendirerek gençliğin aklını çalıştırıyorlar.Bu sayede büyük bir düşünce ve konuşma becerisine ulaşıyor olmalılar.

    Önemli bir yazarın zihniyeti ve düşünceleri öyle pek kolay ifade edilemez.

    Bu tür adamlar ve benzerleri,dahiyane yaratılıştadırlar ve özellikleri başkadır; başkaları yalnız bir kere büluğ olurken,bunlar tekrarlanan bir ergenlik yaşarlar.Fevkalade kabiliyetli insanların yaşlılıklarında da özellikle verimli taze devreler farketmemiz bundandır.Bunlarda da zaman zaman geçici bir gençleşme olmuş gibidir,işte benim tekrarlanmış ergenlik dediğim budur.'

  • Fatih Yılmaz
    Fatih Yılmaz 30.08.2006 - 23:25

    'Şahsiyetinin zenginliğine bir şey katmayanlarla hemen alakanı kes.'

  • Vedat Kocakaya
    Vedat Kocakaya 21.01.2006 - 22:58

    ışık..biraz daha ışık.................:P

  • Sena Fen
    Sena Fen 01.08.2005 - 13:05

    Zavallı şeytan,bana ne verebilirsin ki?
    Yükseklere göz dikmiş insan bilincini,
    Senin gibiler kavrayabilir mi hiç?
    Sendeki gıda doyurmaz insanı,
    Elimde kızıl altın, civa gibi,
    Avucun içinden akıp gider,
    Senin kumar masalarında,
    Kimse kazanamaz,
    Daha sarılırken başkalarına bakar
    Göndereceğin kızlar,

  • Elif Topraksüren
    Elif Topraksüren 08.07.2005 - 13:30

    'Neden sana acı çekiyorum sevgilim? Neden hep,ya sana acı çektirmek ya da kendi kendimi aldatmakla geçiyor günler? Biz birbirimizin hiç bir şeyi olmayacaktık, ama herşeyi olduk...Seni artık görmeyeceğim.Yıldızları nasıl seyrediyorsam, bundan böyle sana da öyle bakacağım demek.'

  • Ahmet Kulu
    Ahmet Kulu 15.06.2005 - 13:50

    Genç Werther'in acilari..

    İşte, azizim, gel şimdi bunu zihne uygulayalım. İnsanı kendi sınırlılığı içinde gör, büyüdükçe büyüyen bir tutkunun onu sonunda bütün sakin akıl gücünden edinceye, onu mahvetmeye varan izlenimlerin etkisine, fikirlerin çöreklenmesine bak.

  • Ahmet Kulu
    Ahmet Kulu 15.06.2005 - 02:02

    Genç Werther'in acilari..

    Ah, bu boşluk, burada göğsümde hissettiğim bu korkunç boşluk! - Sık sık düşünüyorum: onu bir defa olsun, yalnız bir defacık şu bağra basabilsen, bütün bu boşluk dolardı

  • Elif Cevahir
    Elif Cevahir 08.06.2005 - 15:59

    Artık şu yeryüzünde böylece her ikimiz
    Sevinç ve acılarda biriz ve herkese örnek olabiliriz.
    Ve ikinci bir 'Ol! ' emri
    Bir daha ayıramaz bizi.

  • İrem
    İrem 21.04.2005 - 19:58

    geçmişi hiç dert etmeyeceksin
    kendini hep yeni doğmuş sayacaksın
    her yeni gün ne istediğini sana söyleyecektir
    kendi işinden zevk alacaksın
    başklarının yaptıklarına değer vereceksin
    en küçük şey senin canını sıkmak ister
    sense hep gününü gün edeceksin
    en önemlisi hiç kimseden nefret etmeyip
    yarını Tanrıya bırakacaksın....

  • Onur Umut
    Onur Umut 17.04.2005 - 22:11

    eğilimler insanları birleştirir, fikirler ise ayırır. - j. w. von goethe...evet böyle

  • Esma Özer
    Esma Özer 25.03.2005 - 10:20

    ruhunu şeytana satan adam...ın güzel tarihi! ! !

  • Yasın Muco
    Yasın Muco 16.03.2005 - 21:51

    Ortaçağ ve orient edebiyatıle yakından ilgilenen Goethe müslümanlığa olan yakın ilgi duymuştur. Bu eseri olan 'doğu batı divanı' ında açıkca görülmektedir.
    Alman edebiyatının büyük ustası...

  • Sena Fen
    Sena Fen 06.03.2005 - 15:07

    Mesut olan,
    Ancak seven ruhtur.

  • Utku Demir
    Utku Demir 26.02.2005 - 00:15

    Hayatı acısıyla tatlısıyla dolu dolu yaşayan bir adam...Gençliğinde çok büyük acılar çekmiş...Belli bir dönem yalnızlığı tercih etmiş...Bir kaç kere çok ciddi bunalımlar atlatmış..50'sinde sonra büyük bir deha olmuş birisidir...Saymakla bitmeyen eserleri şiirleri ve sözleri vardır.. Yaşadığı olaylar insanı çok iyi çözümlemesini sağlamıştır...'Seni seviyorsam bundan sana ne' diyebilen ender insanlardandır ki böyle olduğunu acı çekmesine rağmen yaşadığı ilişkilerde görmek mümkündür...Faust üzerine en çok emek harcadığı eseridir...Yaşadığı dönemin savaşlarla geçmiş olması onun bakış açısına farklı bir boyutta katmıştır...Goethe anlatmakla bitmez eğer düşünen, hayatı ve insanları anlamak isteyen biriyseniz ve duyguları biliyor ve ifade edebiliyorsanız Goethe'yi çok iyi anlayacaksınız...

  • Bilhan Erden
    Bilhan Erden 27.01.2005 - 08:53

    'Kendini değerinden üstün, ya da küçük görmek büyük bir yanlışlıktır'
    goethe rif

  • Sabit Dongu
    Sabit Dongu 06.01.2005 - 02:26

    İman mı? Çok güldüm. Goethe, Tapınağın üstatlarındandır. Ezoterizmin doruklarında bir kişiliktir. Kuran'la ilgili yazdıklarını okudum elbette. Ama yeterli delil değil. Bu hikayenin sonu da Kaptan Kusto'ya dönmesin sakın. Bu tipler, bilgiyi olabildiğince objektif harmanlar, sentezler görünürken, kitlelerin gözünden kaçırdıkları bir gizli gündeme göre hareket ederler. Goethe... Tek kelimeyle dahi.

  • İrem
    İrem 05.01.2005 - 21:44

    Goethe,Shakespeare in etkisiyle tiyatro ile de ilgilenmiş,saray tiyatrosunu yönetmiştir.Schiller le tanıştıktan sonra onun etkisinde eserler vermiştir.
    Şiir, roman, tiyatro ve çeşitli türlerde yazdığı eserlerinde 'romantik' bir özellik gösterir.
    En tanınmış eseri Faust ta kendi hayat görüşünü dramatize etmiştir.

  • Nihan Yücel
    Nihan Yücel 18.12.2004 - 14:58

    en bilinen romani: genç werther in acilari

  • Arthas
    Arthas 01.06.2004 - 19:54

    Ulusaldan evrensele
    Goethe, “şairi anlamak isteyen, onun ülkesine gitmelidir” demişti. Onunla aynı zaman diliminde yaşayan ve Fransız Aydınlanmasının mirasçısı olan Madame de Stael (1766- 1817) de “Werther’in Acıları”nı yorumlamasına bu noktadan, o dönem Almanya’sındaki insan yapısından başlıyor; “Almanlar acı duyguların ve melankolik imajların tasvirinde eşsizdirler. Tefekküre dayanan hayatları, onlarda güzele karşı bir çeşit coşkunluk, toplumsal yaşamdaki bozukluklara karşı bir nefret uyandırır. Hiç bir ülke yoktur ki orada yazarlar, tutkulu insan duygularını, ruh acılarını ve bu acılara katlanmayı kolaylaştıran felsefi olanakları Almanlar’dan daha iyi derinleştirsinler. Edebiyatın genel karakteri Kuzey memleketlerinin hepsinde aynıdır; ama Alman tarzının farklı hatları Almanya’nın siyasi ve dini durumundan gelir.

    “Almanların sahip oldukları en nefis eser Werther’dir ve onu diğer dillerdeki şaheserlere karşı çıkarabilirler. Roman olarak tanındığı için, birçok kişi onun bir şaheser olduğunu bilmezler. Halbuki ben, heyecan şaşkınlıklarına ait daha göze çarpan, daha gerçek bir tasvir; tabiatın bir girdabı olan ve bütün gerçeklerin, görmesini bilenin gözleri önünde ayan beyan serildiği felaket içinde, daha keskin bir görüş taşıyan bir kitap tanımıyorum. Werther’in karakteri, insanların büyük çoğunluğunun karakteri olamaz. O, kötü bir toplumsal düzenin sağlam düşüncelere sahip bir insana verebileceği zararları bütün yönleriyle ortaya koyar. Kahramanında aşk acısından başka bir acının varlığını da ortaya koyduğu, ruhunda küçümsenmenin şiddetli acısını ve bu küçümsemenin kaynağı olan sınıf gururuna karşı duyduğu derin nefreti de gösterdiği için eleştirilmiştir yazar. Oysa, Goethe, ince ve mağrur bir ruhun bütün duygularıyla acı çeken bir varlığı, insanı tek başına ümitsizliğin en son derecesine götüren o acılar kabusunu tasvir etmek istiyordu ve aklın bütünüyle bozulması ve ölümün bir zorunluluk olması için, toplumun yara içine zehirlerini dökmesi gerekirdi.”

    Hegel de “Estetik”inde Goethe’yi şu sözlerle över; “Böyle hakiki bir bireysel bütünlüğe ve canlı bağımsızlığa duyulan ilgi ve gereksinim, -zamanımızın gelişmiş uygar ve politik yaşamının koşullarını ve evrimi ne kadar arzu edilir bulursak bulalım- hiç bir zaman bizi terk etmeyecektir, edemez de. Bu anlamda, yeni çağın bu var olan koşulları içerisinde, şiirsel figürlerin kaybolmuş bağımsızlıklarını yeniden kazanma çabalarından dolayı Goethe’nin ve Schiller’in genç ruhlarına hayranlık duymalıyız.”

    Goethe’nin gerçekçiliği Shakespeare’e uzanır. Ona göre, Shakespeare’in trajedilerini “kendi benliğimizde ve özgür istemlerimizde yatan ne varsa tümü, bir bütünün amansız yol alışıyla çarpışır ve gizli bir noktanın çevresinde döner”. Suçkov ise, Goethe’yi; insan kişiliğinin ve birey psikolojinin, bu bütünün amansız yol alışını belirleyen karmaşayı ve bileşenleri açığa çıkarmadan çözülemeyeceğini kavradığı için över.

    Goethe’nin Alman edebiyatına etkisi çok önemlidir. İlk dönemlerde, ona karşı çıkan ya da onu izleyenler biçiminde ayrılmalar olmuşsa da, bu duruşların belirlenmesi yine Goethe’yi referans alır. 1900’lerden sonra ise bütün dünya için tartışmasızdır edebiyattaki yeri. Üzerine yapılan akademik çalışmalar bile başlı başına bir kütüphane oluşturan Goethe ve eserleri hakkında, yazılacak kısa bir yazının doyurucu olması; “Tarquatto Tasso”yu, Faust’u, William Meister ve “oluşum romanı”nı, okumadan Goethe’nin tanınması elbette mümkün değil ama okunması da mutlaka gerekiyor...! Sevinelim ki, bu büyük yazarın çok iyi çevirileri var Türkçe’de.

  • Arthas
    Arthas 01.06.2004 - 19:54

    Goethe’nin Üç Dönemi
    Goethe’nin sanat yaşamı üç evrede değerlendirilir. Üniversite yıllarından 1775’e kadar süren gençlik döneminin ilk yıllarında, sanat dünyasında yapmacıklı aşkları ve eğlenceli hayatı işleyen bir akım egemendi. İlk şiirlerini bu akımın etkisiyle yazmıştır. Ancak ne bu hayat, ne de bu sanat anlayışı ona uygun değildi. Zaten, bir süre kendisini kaptırdığı o günlerin eleştirisini, bir kaç yıl sonra yazdığı “Suça Katılanlar” oyununda bulmak mümkündür. Yine de, kendisi hayattayken en çok etki uyandıran roman “Genç Werther’in Acıları”, bir gençlik dönemi ürünüdür.

    1775’de Weimar’a gidişi ile başlayıp Schiller’le arkadaşlığı ile 1805’e kadar uzayan yıllarda ise klasik sanat anlayışına ulaşmıştır Goethe. Özellikle, roman alanında “William Meister’in Çıraklık Yılları” ve şiirde “Baladlar”, en önemli eserleridir. Yazarlığının bu “Klasik” döneminde, daha çok tiyatro oyunları yazdığı söylenebilir.

    Fransız Devrimindeki şiddet ürkütmüştü Goethe’yi ve bu toplumsal patlamaya sırtını dönmüştü. Ancak, “insanı eğitmenin, insan ruhunda yatan bencilliği ve uyumsuzluğu yok etmenin yollarından biri olarak tam klasik modellere dayanan güzel, dolayısıyla ahlaksal sanatı tercih ettiği zaman, aslında, Aydınlanma ideallerine bağlılığını sürdürmekte, insan doğasının ve toplumun kusursuz hale getirilebileceği fikrine olan hümanist inancı ortaya koymaktadır.”

    1805’den sonraki “geç dönemi”nde ise, bir yandan “William Meister”in ikinci bölümünü ve “Gönül Bağlarını” tamamlamış, bir yandan da İranlı şair Hafızi’nin gazellerinin biçiminden etkilenen “Divan-ı Şarki”yi yazmıştır. Ama hepsinden önemlisi, 1770’den beri tasarlayıp geliştirdiği “Faust”a son şeklini vermesidir. Bugün Goethe’nin en tanınan ve sanatının doruğu olarak kabul edilen eseri kuşkusuz “Faust”tur.

    “Genç Werther’in Acıları”
    Bu romanı yazdığında 25 yaşındaydı Goethe. Hani, “bir kitap okudum, hayatım değişti” lafı gibi, “bir kitap yazmış ve hayatı değişmiştir”; üstelik okuyucularının hayatlarını da değiştirerek. Gerçekten de, romanın piyasaya çıkmasının ardından hem pek çok intihar vakası ile karşılaşılmış, hem de Almanya sokakları bir “Werther salgınına” uğrayarak, ortalığı mavi ceket, sarı pantolon giyen duygulu gençler istila etmiştir.

    Hikaye, Werther’in mektuplaştığı arkadaşı Willhelm’in eliyle, mektuplar biçiminde anlatılır, zaman zaman, Willhelm sonradan öğrendiklerini de ekler(bu kısımlar bir sahne canlandırması tarzındadır): Büyük kentin yarattığı ruhsal çöküntüden doğaya kaçarak Wahlheim’e yerleşen aydın bir geçtir Werther. Orada tanıştığı soylu bir ailenin güzel kızı Lotte’ye aşık olur. Lotte de kayıtsız değildir bu aşka ama Albert’le nişanlıdır ve verilen sözler, ahlaki değerler önemlidir. Lotte Albert ile evlenir. Werther ise bir aile dostu olarak yer alır yanlarında. Ne var ki aşk ve dostluk arasındaki sınır çizgisi zayıftır. Sınırı geçmekten korkan Lotte, bir daha görüşmemeleri gerektiğini bildirir genç adama. Werther’in bu acıya dayanması ise imkansızdır. Lotte’ye bir mektup yazar; “Bak Lotte! bana ölümün sarhoşluğunu tarttıracak olan o soğuk ve korkunç kadehi elime alıyorum. Onu bana sen uzatıyorsun, ben de alırken hiç duraklamıyorum. hayatımın bütün istekleri ve ümitleri yerine geldi. Ölümün çelikten kapısını vurmak öylesine titretici ve çetin ki” diyen Werther, “Silahlar dolu. Saat on ikiyi vuruyor. Alınyazısı bu, önüne geçilmez. Lotte! Elveda Lotte! Elveda” sözleriyle son verir mektubuna ve yaşamına...

    Tıpkı şiirleri gibi, Werther’de de kendi yaşamından bir parça vardır Goethe’nin. 1772 yılında hukuk stajını yaparken, bir arkadaşının nişanlısına aşık olduğu için yaşadığı duygu ve ahlak çatışmasından esinlenmiştir bu romanını yazarken. Sondaki intihar vakası ise, o sıralarda gazetelere yansıyan bir haberin verdiği ilhamla olmuştur. Onun başardığı, tekil yaşanmışlıkları, genel toplumsal bir bunalımın eşliğinde anlatabilmesindedir. Ve elbette, Goethe’nin şiirsel, tasvirlerle dolu zengin dili/üslubu, hikayenin büyüsünü benzersiz biçimde derinleştirir.

    Werther, “Sturm und Drang” (coşumculuk) akımının bütün izlerini taşıyan bir metin. Güçlü duygularla hareket etme, doğaya, çocuklara, pastoral bir hayata duyulan özlem, toplumsal kurumlara yönelik eleştiri hemen fark ediliyor. ancak bütün bunlar yalnızca estetik bir tercihten kaynaklanmıyor; o yıllar Almanya’sının -Avrupa olarak genelleyebiliriz de- bireyi köşeye sıkıştıran koşullarını yansıtıyor! Dikkat edilirse, “doğa tercihi” romantizmin ve İngiliz Gotiğinin de çok önemli bir motifi olmuştur. İnsanda derin izler bırakan şey, bir edebi metinde yazarın hayal ürünü olarak anlattıkları değil, o metinde -somut gerçekliği- yansıtan duygu ve düşüncelerdir. Werther’in yarattığı coşkunluk da, özellikle Almanya’da, anlatılanların Alman ulusal kimliği ile çakışmasından kaynaklanmıştır. Onu yaratan değil, varolanı tasvir edendir Goethe! Goethe, kişisel olanla toplumsal olan arasındaki kopmanın kaçınılmazlığını ve bunun toplumsal nedenlerini, insanın manevi yaşamı ile coşku dünyasını benzersiz bir lirizm ve çözümsel bir sezgiyle ortaya koymuştur bu romanında. Goethe’nin Werther’i, bireysel tutku, toplumsal zorunluluk ve bu tür bireysel tutkuların genel temsili anlamı arasındaki doğrudan ilişkiyi çok açık biçimde gösterir.

  • Arthas
    Arthas 01.06.2004 - 19:52

    Alman edebiyatının ve klasizmin en büyük yazarlarından olan Goethe, 28 ağustos 1749’da Frankfurt’da doğdu. Varlıklı bir aileden gelen babası tarafından Aydınlanma düşüncesinin ideallerine göre yetiştirildi. Küçük yaşta Fransızca, Latince ve Eski Yunanca öğrendi, güzel sanatlar ve tiyatroyu tanıdı. 1765’de hukuk eğitimine başladı ancak hastalanıp evine döndü. Din ve mistisizmle tanışması bu dönemdedir. İyileşince, hukuk eğitimini Strasbourg’da tamamladı. Dil üzerine araştırmalar yapan Herder’le dostluk kurdu. Parlak bir gençti Goethe. 1775’de Weimar Dükü tarafından elçilik danışmanlığına atandı ve 1782’de “von” unvanını aldı.

    1786’da Roma’ya giderek güzel sanatlar alanında incelemeler yaptı. Sicilya’da ise -ilginçtir- botanikle ilgilendi. Almanya’ya dönüşünden sonra evlendi Goethe. Doğan beş çocuğundan sadece birisini yaşatabildiler. Bu sıralarda Jena kentinde ikamet ediyordu ve Schiller’le de burada tanıştı. Yaklaşık on yıl süren dostlukları sırasında, iki yazar olumlu anlamda birbirini her yönden etkilediler. Siyasi karışıklar ve toplumsal patlamalara, 1805’de Schiller’in ölümü de eklenince çok sarsılan Goethe, Jena’dan ayrıldı. Yaşı da hayli ilerlemişti, köşesine çekildi; yazdı, durmadan yazdı ve hayatının en üretken dönemini geçirdi. 22 Mart 1832’de Weimar’da öldü.

  • Okan Okyanus
    Okan Okyanus 25.12.2003 - 03:03

    ...OLUM YATAGINDA
    GOGSUNE PARMAGIYLA SUREKLI
    ARAPCA ALLAH YAZAN
    AVRUPANIN EN BUYUK EDEBIYATCISI

  • Mor Yel
    Mor Yel 17.07.2003 - 19:21

    Faust