Kültür Sanat Edebiyat Şiir

ADANA CEYHAN BURHANLI KÖYÜ sizce ne demek, ADANA CEYHAN BURHANLI KÖYÜ size neyi çağrıştırıyor?

ADANA CEYHAN BURHANLI KÖYÜ terimi tarafından tarihinde eklendi

  • Ahmet ABASIKELEŞ
    Ahmet ABASIKELEŞ

    KÖYÜN ÇOBANI 2

    Bu büyücü dediler. Bu kötü gözlere sahip dediler. Bakın dediler, koyunlarımız bir bir hatta iki ki ölmeye başladı dediler. Ne varmış Üçtepede, üçgül otunda ne varmış, dediler? Bakın kuyunlar çok da tavlanıyor, dediler. Tavlanmak, koyunların iyi beslenmesi, kilo alması, durumudur.Ama koyunlarım ölmesine; bildikleri hiç bir ilaç çare olmuyordu. Bu çobanın gözleri renkli. Bu bize benzemiyor. Zaten şalvarı da beyaz, dediler.

    Şah İsmail, diyorlardı ona. Adını kendisi de bilmiyordu. Bu adı kim koymuştu? Nasıl koymuştu? Şah ne demekti? iyi bir şeye benziyordu ama bu adama yakışmıyordu. Öyle demişlerdi işte. Şah İsmail. Hala koyunlarınız ölür, diyordu. Koyunlar zaten ölüyordu. Bu adamın gözleri renkli dediler. Koyunlara bunun gözü değiyor, dediler. Bu arada koyun ölümleri daha da artmıştı.

    Köyün ileri gelenleri toplandı. Bunu ortadan kaldıralım, dediler. Olur mu dediler?.. Neden olmasın? dediler. Hergün nasıl olsa Leçeye gidiyor. Bunu orada öldürtelim de koyunlarımıza nazar etmesin, dediler. İyi de devletin jandarması, karakolu var, bunu nasıl yapacaklardı? Nasıl kimseni haberi olmadan bu işi başaracaklardı?

    Zaten Şah İsmail, kendilerine hiç benzemiyordu. Şalvarı bile beyazdı. Ama koyunların öleceğini nasıl biliyordu?. Kendileri her şeyi bilirdi oysa. Nasıl oluyor da bu çoban koyunlarınız ölür, Üçtepede yaymayın, diyordu. Ne vardı Üçtepede?

    Eğer böyle giderse, köyde koyun kalmayacaktı. Bunu ortadan kaldıralım, dediler. Ama nasıl ortadan kaldıracaklardı? Kimse bilmemeli, kimde duymamalıydı. Köydeki gençleri bir bir gözden geçirdiler. kimin öldüreceğine bir türlü karar veremediler. Şah İsmaili öldürtürlerse, köyün ineklerini kim güdecekti? Aman dediler, nasıl olsa biri bulunur, hergeleyi güdecek?..

    Hergele, köyün ineklerinin hep bir araya toplanmasına verilen isimdi., Sabahtan ineğinin sütünü sağan, kadınlar; ineklerini İncoğlanın evinin oraya görürür. Burada toplanan inekleri, Şah İsmail toplar ve hepsini beraber, leçeye götürür, akşam da köye geri getirirdi. O da ineklere üçgül yediriyordu. Ama inekler ölmüyordu. Peki neden koyunları ölüyordu? Bu adam koyunlardan ne istiyordu?
    Kendi güttüğü ineklere bir şey olmuyordu da koyunlar neden ölüyordu?

    Bu böyle gitmezdi. Bu adamı imkanı yok, ortadan kaldırmaları gerekiyordu. Koyunların selameti için, Şah İsmail ölmeliydi? Ama kim öldürmeliydi? Ağzı sıkı olan kim vardı köyde?

    Böyle baş başa vermiş sessiz sessiz konuşurlarken; köyün danalarının geldiğini gördüler.

    Köyün danaları da hergele gibi ama danaların oluşturduğu bir guruptu. İneğini sağan kadınlar, inekleri hergeleye kattıktan sonra, danalarını da aynı şekilde İncoğlanın evinin oraya götürürler, danaların toplandığı yere, danalarını bırakırlardı. Danaların çobanı Şah İsmail, değildi. İki kardeş danaları güderdi, yıllar yılı. Bunlar Mustafayla, Memetti.

    Danalar da koyunlar ve inekler gibi Leçeye üçgül yemeye giderlerdi. Onlar da ölmüyordu. Neden Şah İsmailin dediği koyunlar, bir bir, iki iki ölüyordu?

    Danalarla inekler aynı yerde otlamalarına rağmen, dana ve inek çobanları hayvanlarını hiç bir araya getirmezlerdi. Çünkü danalar hemen analarını bulur ve sütlerini emerlerdi. Nadiren de olsa böyle durumları köyün kadınları hemen fark ederlerdi. Çünkü ineğin sütü olmazdı. Ve bunu dana ve inek için kullanılan, emişmiş, tabiriyle dile getirirlerdi.

    Mustafa ve Memet, cesur ve yiğit delikanlılardı. Köyün danalarını yayıyorlardı. Üstelik kendi kanlarından, kendi canlarındandı. Aynı soyadı taşıyorlardı. Hem iki kardeştiler. Bir birlerini ele vermezlerdi. Üstelik, Şah İsmail gibi onlar da hergün Leçeye gidiyordu.

    Zaten Leçeye yabancı kimse uğramazdı. Burada işi bitirmek, kem gözlerden kurtulmak gerekirdi.


  • Alp Aldatmaz
    Alp Aldatmaz

    Oguz'un Avsar Boyunun ana altkolu'dur Burhanli'lar.
    Köyde birkaç tane ayri Yörük oymak mensuplari iskan olmustur, birisi Karaçalı oymagıdır.
    Niye biliyorum bunlari :)
    Birinci cihan harbi gazisi, Dede Aldatmaz'in torunuyum da ondan :)

  • Ahmet Abasıkeleş
    Ahmet Abasıkeleş

    KÖYÜN ÇOBANI

    O çok akıllı bir adamdı..Köyde çobanlık yapardı..

    Zaten bir çok kişi de köyde çobanlık yapardı.. Fakat o farklıydı.. Aslında çobanlık yapacak biri de değildi.. Ama kader mi diyelim, mecburiyet mi diyelim, bilemiyorum. Çobandı ama kimsenin bilmediğini bilirdi, kimsenin görmediğini görürdü.

    Bu çobanlar tek başına yaşayan kişilerdi.Eskiler yumuş uşağı, derlerdi.. Hiç birinin akrabası yoktu.. Köye gelmişlerdi bir türlü... Toros Dağlarından, Çukurovaya inmişlerdi...Ne iş yaparsın, diyince, çobanlık; demişlerdi işte... Kimisi ağaların kapısında hizmetçilik yapardı, karın tokluğuna. Ağanın ineklerini güderler, her türlü ev işlerini ve ihtiyaçlarını da görürlerdi..

    Zaten köylüler de bunları adam yerine koymazlardı. Herkes bunlarla gırgor geçerdi...

    Bunların tipi köy insanlarından farklıydı. Genellikle gözleri renkliydi.. Çukurovanın kızgın güneşi sarı derilerini kavruk bir gön haline getirmişti.. Giydikleri şalvar bile köylülerin kullandığı kara bezden değildi. Giyim tarzları, hep dağdan inen insanları hatırlatırdı.. Çukurova insanlarının karakteristik özellikleri bunlarda görülmezdi.. Hiç de kendi kişiliklerini bozmadılar..

    Hep birilerinin bir kap yemeğine bağımlıydılar. Para bilmezlerdi... Çalışırlar, çalışırlar, sadece karınlarını doyururlardı. Bir de ağaların ahırlarının yanında yatacak yerleri olurdu..

    Bunlar hiç evlenmediler, hiç çoluk, çocuk sahibi olmadılar. Nerden geldiklerini hiç söylemediler, zaten kimse de, nerden geldiniz, diye sormadı onlara...

    Ama o, farklıydı. Şalvarı bile beyazdı... Kimsenin bilmediğini bilirdi. Nereden bildiğini de kimse bilmezdi.. Oysa her şeyin en iyisini köyün ağaları bilirdi... O, bir çobandı.. Çoban ne bilebilirdi ki! ...Köydeki bütün ağaların bildiklerinden çok fazlasını bilirdi

    oysa...Köylüler koyun beslerdi.. Yörükçülükten gelen bir hayvancılık işte... Hep dağlarda, ovalarda otlattılar hayvanlarını... Sonunda Çokurovayı mesken tuttular.. Akrabaların bir kısmı Mersinde, bir kısmı Konyada kaldı... Yerleşik hayata geçilmişti bir kere... Ama yerleşik hayat göçebe düzenle uyuşmuyordu..

    Artık yazın yaylalarda, kışın ovalarda değillerdi... Yerleşik düzende yazın da Çukurova'nın sıcağını, nemli, boğucu havasını çekmek zorundaydılar... Yerleşik hayat yeni ve bilinmedik sorunları da beraberinde getirmişti...

    Fakat O, farklıydı.. Her seferinde derdi ki hayvanlarınızı Üçtepe'de fazla yaymayın, hayvanlarınız ölür, derdi Üçtepe'de diz boyu üçgül diye bilinen üç yapraklı yoncalar vardı... Hayvanlar akşama kadar, büyük bir iştahla üçgül otlarını yerlerdi..
    Onu kimse dinlemezdi.. Bu bir çobandı... Ne bilebilirdi ki? ! ...

    Gerçekten de bir süre sonra hayvanlar birer ikişer ölmeye başladı... Kafalar karışmaya başlamıştı... Çoban hayvanlarınız ölür diyordu, kimse dinlemiyordu... Ama hayvanlar da birer, ikişer ölüyordu...

    Çobanın akıllı olabileceğine ihtimal veremeyecek kadar da sabit fikirliydiler. Onun bilgili olacağı akıllarına bile gelmiyordu. Çünkü o, bir çobandı.

    Çobandı, ama kimdi, nerden gelmişti, nasıl gelmişti, nerden biliyordu? sorularına cevap aramak, kimsenin aklına dahi gelmemişti.. Sabir fikirler ve ön yargılar zaten hep hareket halindeydi. Bu çoban olsa olsa bir büyücü olabilirdi... Başka izahı olamazdı..

    Hiç kimse üçgül'ü neden hayvanlara yedirmeyelim? , diye sormak gereği dahi duymadı...Çünkü o, bir çobandı.. Çoban sadece karın tokluğuna hayvan yayardı.. Başka bir şey bilmezdi, bilemezdi... Hele ağalara akıl vermek, kimin haddine...

    Fısıltı gazeteleri her gün bir kaç baskı yapmaya başlamıştı.. Bu çoban kötü niyetliydi ve kem gözlere sahipti.. Bu çobanın bu köyden gitmesi gerekti...Bu çoban köyün zenginiliğini ve hayvanları kıskanıyordu... Hayvanlara nazar değdiriyordu ve hayvanlar bundan dolayı ölüyordu... Veee bu çoban, bu köyden bir türlü gitmeliydi..

    Oysa üçgül diye bilinen üç yapraklı yoncayı hayvanlar fazla yedikleri zaman; hayvanın karnı yoncayla doluyor ve hayvan geviş getiremediğinden; yani hazmedemediğinden dolayı ölüyordu...

  • Ahmet Abasıkeleş
    Ahmet Abasıkeleş

    Burhanlı Köyü: Benim küçükken tozlerın içinde oynayarak, mikrop kapması sonucu her tarafında çibanlar çıkan, közde soğan pişirilip, sıcak sıcak üzerine sarılan; taş oyunları oynarken kanayan kafasına soğan ezilip tuz ve zeytinyağı karıştırılıp üzerine bağlanan; kışın; yazlık ayakkabılarla okula giderken, ayakları su içinde kalan; göl haline gelen okul bahçesinde öğretmenlerin ayaklarının ıslanmaması için, taştan taşa sıçrayarak yürümelerini hayranlıkla seyreden; pamuk ve buğday başağı toplayan, bozmalardan karpuz toplayan.....İki odalı dam'ın; bir odasında inekler, bir odasında insanların kaldığı.... İşte böyle bir köyden harika insanlar çıkararak, yurdun dört bir yanına aydınlık ve hizmet götüren bir köy hatırlıyorum.

  • Ahmet Abasıkeleş
    Ahmet Abasıkeleş

    Burhanlı Köyü: Benim küçükken tozlerın içinde oynayarak, mikrop kapması sonucu her tarafında çibanlar çıkan, közde soğan pişirilip, sıcak sıcak üzerine sarılan; taş oyunları oynarken kanayan kafasına soğan ezilip tuz ve zeytinyağı karıştırılıp üzerine bağlanan; kışın; yazlık ayakkabılarla okula giderken, ayakları su içinde kalan; göl haline gelen okul bahçesinde öğretmenlerin ayaklarının ıslanmaması için, taştan taşa sıçrayarak yürümelerini hayranlıkla seyreden; pamuk ve buğday başağı toplayan, bozmalardan karpuz toplayan.....İki odalı dam'ın; bir odasında inekler, bir odasında insanların kaldığı....

    İşte böyle bir köyden harika insanlar çıkararak, yurdun dört bir yanına aydınlık ve hizmet götüren bir köy hatırlıyorum.

    Ahmet ABASIKELEŞ
    Edb. Öğretmeni