Muhabbet Adası Şiiri - Sedat Büyük

Sedat Büyük
79

ŞİİR


0

TAKİPÇİ

Muhabbet Adası

- Marmara Üniv. İng. İktisat 2003 yılı mezunlarına ithaf edilmiştir

Hayata virgül koyup biraz dinlenmek için,
Şarkılar eşliğinde gülüp eğlenmek için,
Bir günlük unutarak dersleri ve dertleri,
Toplandı Marmara’nın iktisatçı fertleri.

Bostancı sahilinde bir Cuma günü erken,
Ilık bahar rüzgârı başımızda eserken
Dostluğa kanmak için Heybeli’nin kalbinde
Buluştuk tüm dostlarla iskelenin dibinde.
Güneş gümüş ufukta bizi selamlıyordu,
Dalgalar “Hadi gel! ” der gibi el sallıyordu.
Bir davetti uçuşan martıların şarkısı,
Heybeli’den duyuldu bu çağrının yankısı.
Sabahın bu vaktinde şehrin dört bir yanından
Bu çağrıyı duyarak yatağından doğrulan
Herkes bir aceleyle bu sahile koşuştu;
Efkârını terk edip hülyasıyla buluştu.
Zihinlerde ne tasa ne de bir elem kaldı,
Sıkıntının yerini renkli umutlar aldı.

Kalan dakikaları sayarken her birimiz
Piknik hazırlığıyla doluydu ellerimiz.
Görev taksimi yine her zamanki gibiydi,
Pastalar ve börekler kızların göreviydi.
İçecekleri almak biz erkeklere düştü,
Büyük işbirliğimiz paylaşıma dönüştü.
Yanımıza sadece aşkı, sevgiyi aldık,
Felekten biraz keyif, biraz heyecan çaldık.
Muhabbetle yüklüydü artık ada vapuru,
Sohbetimiz kor gibi sıcak, su gibi duru...
Mürettebat tamamdı, ayrıldık iskeleden,
Mavi sular köpürdü ve başladı serüven.
Sevda türküleriyle tuttuk ada yolunu,
Şarkıları süsledi yunusların oyunu.
Kıyıda kaldı artık ne varsa hüzne dair,
Bu duyguyu yaşayan nasıl olmaz ki şair!

Yol boyunca vapurda devam etti bu şölen,
Neşeydi ardımıza köpük köpük dökülen.
Masmavi bir âlemdi karşımızda Marmara,
Canlı bir tabloyu andırıyordu manzara.
Rotamız dostlukların sonsuz olduğu yerdi,
Yunuslar eşlik etti, martılar yol gösterdi.
Kimimiz koltuğuna kurulan bir yolcuydu,
Kimini mutlu eden huzur denen duyguydu.
Kimimiz hüzne daldı ufuklara baktıkça,
Kiminin rengi soldu vapur inip çıktıkça!
Kimimiz yolculuğu unutup tayfa oldu.
Kiminin yolculuğu uyumakla son buldu.
Kimini mest etmeye eşsiz manzara yetti,
Kimine keyif veren güvertede sohbetti.
Büyük bir coşku vardı genç yüreklerimizde,
Yırtarak dalgaları ilerledik denizde.
Heybeli’ye yönelip Büyük Ada’yı aştık,
Ağır ağır giderek iskeleye yanaştık.
Bütün mürettebatın vapura vedasıyla
Ayak bastık adaya bir kâşif edasıyla...

İlk adımla beraber adanın sihri sardı,
Havada gül kokusu, bülbülün sesi vardı.
Bu yollar, bu bahçeler, hepsi aşina bize,
Sıla oldu bu diyar vatan hasretimize.
Dalarak Heybeli’nin o doyumsuz seyrine
Rüzgârı takip edip girdik yolun birine.
Mesire alanına çok geçmeden ulaştık,
Bir masaya kurulup ne var ise paylaştık.
Var mı ki bundan güzel, daha büyük ziyafet,
Hangi nimette vardır paylaşmadaki lezzet?
Gösterişli masamız bir doldu bir boşaldı,
Lezzetin her türlüsü paylaştıkça çoğaldı.
Birbirinden lezizdi pastalar ve börekler,
Dolma bir harikaydı, şahaneydi çörekler.
Kabul etmek lazım, pek hamarat kızlarımız,
İçecekler de bizden, unutmayalım yalnız(!)
Herkesin bir payı var bu sevgi sofrasında,
Her ekmek diliminde, suyun her damlasında...

Masadan ayrılanlar dört bir yana dağıldı,
Kimi oyun oynadı, kimi sohbete daldı.
Bir oyundan sıkılan bir diğerine geçti,
Bütün dostlar neşeli, bütün yüzler güleçti.
Kimi kendini buldu yalnızlık vadisinde,
Çamların yeşilinde, denizin mavisinde...
Yaslayıp sırtını bir ağacın gövdesine,
Kulak verdi adanın huzur veren sesine.
Muhabbeti seçenler bir masayı kuşatıp,
Kimi sohbet ederek, kimi bir tavla atıp,
Hızla çarpan kalbinde yer vermeden telaşa
Hoşça vakit geçirdi dostlarıyla baş başa.
Bazen bütün oyunlar birbirine karıştı,
Dostluğu paylaşanlar eğlencede yarıştı.
Sürerken deli dolu yaşanan bu macera,
Her anı kaydediyor gezinen bir kamera.
Her sahnede heyecan, her sahnede gülüş var,
Futbol, voleybol derken tükeniyor oyunlar.
Kimimiz bisikletle kısa bir tur atıyor,
Kimimiz yorgun düşmüş bir köşede yatıyor.
Kimimiz ip atlıyor küçük çocuklar gibi,
On kişinin birlikte atlaması zor tabi(!)
Kiminin elinde bir fotoğraf makinesi,
Susmak nedir bilmiyor 'kımıldamayın! ' sesi.
En az yedi fotoğraf çekildi aynı pozda,
Ne de zormuş sırıtmak durmadan aynı dozda(!)
Suskun hislerimizi besteliyor bir gitar,
Hiçbir koro uyumlu olamaz bizim kadar(!)
Müzikle beraber bir ağızdan haykırarak
Söylenen şarkıların makamları şen şakrak.
Sanki bir köy düğünü... Bu ne halay sevdası?
Sarsıyor yeri göğü erkeklerin nidası.
Büyülüyor kızların zarif, kıvrak dansları,
Ritim tutan alkışlar coşturuyor gitarı.
Masallardan bir sahneyi andırıyor bu hâl,
Bunca gül arasında bülbül olmamak muhal!

Biz böyle eğlenirken saatler akıp gitti,
Sıradan bir gün değil, sanki bir rüya bitti.
Artık güneş batıyor, hava kararıyordu,
Tenhalaşan adayı sessizlik sarıyordu.
Etrafı toparlayıp yavaş yavaş yol aldık,
Biten günün ardından Heybeli’den ayrıldık.

Marmara bu saatte mavi, durgun bir havuz...
Gecenin mehtabıyla ışıyorken yolumuz,
Anılarla yüklüydü vapurumuz bu defa,
Kelimelere sığmaz bu muhabbet, bu sefa...
Bostancı sahilinde başlayan bu serüven
Artık son buluyordu karanlık çöküyorken.
Hepimiz birer birer yolcu olduk evlere,
Hepimiz güzel birer anı yazdık deftere.

Heybeli’de çilesiz, tasasız bir gün geçti.
Heybeli’de tarifi imkânsız bir gün geçti.
Bugün veda etsek de tutkunuz Heybeli’ye,
Buluşuruz seneye böyle bir günde yine...

Mayıs 2002
İstanbul

Sedat Büyük
Kayıt Tarihi : 15.12.2002 15:21:00
Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!