...Muammer Oytan'ın; 'Gönülden Akan İlah ...

Ali Özen
63

ŞİİR


8

TAKİPÇİ

...Muammer Oytan'ın; 'Gönülden Akan İlahi Aşk Nağmeleri ve Kur'an Ahlakı Kitabının Eleştirisi

MUAMMER OYTAN ‘IN “GÖNÜLDEN AKAN İLÂHİ AŞK NAĞMELERİ ve KUR’AN AHLÂKI” İSİMLİ KİTABININ ELEŞTİRİSİ

.

Önce Muammer OYTAN kimdir, neler yapmıştır, nasıl yaşamıştır bir bakalım; kendisini kısaca tanımaya çalışalım.

Muammer Oytan, kitabındaki özgeçmişinden anladığımız kadarıyla bir bürokrat; Danıştay’da, Anayasa Mahkemesinde tetkik hakimliği; Başbakanlık’ta Genel Müdürlük ve Müsteşar Yardımcılığı; nihayet Danıştay’da üyelik, Daire Başkan Vekilliği, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Üyeliği yapmış emekli bir hakim. Yazmış olduğu “Gönülden Akan İlahi Aşk Nağmeleri ve Kur’an Ahlakı” isimli kitabını okudum. Son derece sade bir dille; duru, içten bir anlatımla, akıcı bir üslupla yazılmış öğretici bir kitap.
Kitabın önsözünde Muammer Oytan, nasıl okuduğunu anlatmakta.:
“ İlkokulu bitirdikten sonra köyde ortaokul olmadığı için babası onu İlçeye veya Şehir’e okumaya göndermez. Onun kalbi okuma aşkıyla yanmakta, her fırsatta babasına ağlayıp yalvarmaktadır. Bu yalvarışlarla 17 yaşına kadar, 5 sene akıp gider! Bir gün ilçede öğretmenlik yapan ağabeyi Mustafa Oytan köye gelir. Onun yalvarması üzerine babasına: “Baba, okul açılalı, 50 günü geçti, zaten 60 gün devam etmeyenler otomatik olarak sınıfta kalıyor. Okula kaydını yapacaklarını bile sanmıyorum. Kaydederlerse mevsim kış, fazla iş-güç yok, siz köyde idare edersiniz. Sınıfta kalınca ne yapalım, okuyamadın deyip tekrar köye getiririm. O zaman, ağlamayı, zırlamayı, umudunu keser, işlere daha sıkı sarılır. Ben bunu götüreyim de birkaç ay yanımızda kalsın” der.
Okul Müdürü Muammer Oytan’ı okula kaydetmek için M.E.Bakanlığından izin almak zorunda kalır. Böylece Muammer Oytan, okul açıldıktan tam 58 gün sonra okula başlayabilir. Sadece bir gün devamsızlık hakkı vardır. Ama okuma aşkıyla yanıp tutuşan Muammer’in okuldan kaçmak niyeti yoktur zaten. Derslerine büyük bir azimle sarılır. İlk dönem haliyle hiçbir sınava girmediğinden tüm notları düşüktür. Ama ikinci dönem gelince diğer öğrencilerin arasından sıyrılır, okulda hemen dikkati çeker. Takdir alarak sınıfı geçer. Öğretmenlerinin parasız yatılı sınavına girmesini salık vermeleri üzerine, girer ve sınavı kazanır. Kütahya Lisesine gönderilir. Ortaokulu ve Liseyi burada okur ve birincilikle bitirir.
Sonra Siyasal Bilgiler Fakültesini, İstanbul Hukuk Fakültesini, Fransa’nın Centre Européen Universitaire de Nancy’i, Sonra Paris’te Uluslar Arası Kamu Yönetim Enstitüsünü bitirir.
Sonra Paris’in Sorbon Üniversitesinde doktora yapar. Sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde İdare Hukuku Doçenti olur.
Bu kadar başarılı ve pırıl pırıl geçen bir tahsil ve çalışma yaşamından sonra 20 Nisan 2002 Tarihinde emekli olur. Emekli olduktan sonra da bir taraftan serbest avukatlık, bir taraftan da Sabancı Holding’e ve Karadeniz Holding’e hukuk danışmanlığı yapar..
Muammer OYTAN’ın meslek hayatı gibi özel hayatı da çok değişik, ilginç ve başarılı geçmiştir. Esasen lise çağlarından beri edebiyata, şiire ilgi duyan OYTAN, emekliliğinde 2 defa umreye, bir defa da Hacca gittikten sonra özel çalışmalarını ve şairliğini bu alana kaydırmaya başlar. Şiirlerini “Gönülden Akan İlahi Aşk Nağmeleri ” adında bir kitapta toplar. Kendi imkânlarıyla bastırdığı bu kitabı ücretsiz olarak halka, Bektaşî derneklerine, cem evlerine dağıtır. Seneler geçtikçe hem ilâhî aşk duygularıyla yazdığı şiirlerini çoğaltır, hem de Kur’anı Kerim ayetlerinin konularına göre istatistikini çıkarır: Amacı; Cenab-ı Allah’ın, kullarına verdiği buyrukların neler olduğunu; iyi-kâmil bir insan, iyi bir vatandaş, iyi bir evlât olabilmek için kısaca “Kur’an Ahlâkına” sahip bir “insan-ı kâmil” olabilmek için insanoğlunun nasıl yaşaması, nasıl davranması gerektiğini, Allah’ın bu husustaki emir ve buyruklarının neler olduğunu tespit etmektir. İşte OYTAN, Kitabının ikinci basımında şiirlerinin yanında “Kur’an Ahlâkı” bölümünü de ilâve eder. Yine kendi imkânlarıyla bastırdığı ikinci kitabı da Türkiye çapında belirli alanlarda ücretsiz olarak dağıtır. Fakat seneler geçtikçe çalışmaları, araştırmaları, şiir üretimi devam eder, nihayet kitabının geliştirilmiş-genişletilmiş 3.cü basımını da yaparak yine ücretsiz olarak dağıtır.
Bir taraftan da, Bektaşî Dernekleri Federasyonuna, Cem Evleri Vakfına ve Türkiye Diyanet Vakfına başvurarak Kitabının resmen basılıp, bütün telif hakları kendilerine ait olmak üzere, kamuoyuna satışa sunulmasını talep eder. İçlerinden sadece Türkiye Diyanet Vakfı ilgilenir; kitabı bir İlahiyatçı Hocalar Ekibine bir yıl sürece inceletir, nihayet resmen basımına karar verir ve basar.
“GÖNÜLDEN AKAN İLAHÎ AŞK NAĞMELERİ VE KUR’AN AHLÂKI” adındaki bu kitap Türkiye Diyanet Vakfının ve İl Müftülüklerinin kitapevlerinde makul bir fiyatla satılmaktadır.
Bu Kitabın tanıtılmasına gelince:
Kitap iki bölüme ayrılmış: Birinci bölümde, gerçekten çok güçlü bir şair olduğunu kanıtlayan Muammer OYTAN’ın, 200 civarında şiirleri, nefesleri, mersiyeleri yer almakta; ikinci bölümde ise insanoğlunu “insan-ı kâmil” yapan, “Kuran Ahlakı’nın ne olduğu açıklanmaktadır.
Kimi insanlar vardır, doğuştan şairdir. Cenab-Allah’ın şairlik yeteneği verdiği bu insanlar, şiirleriyle halkın gözü kulağı olurlar, onların her türlü acısını, kederini, yaşam sevincini saza- söze-şiire dökerler. Yazdıkları bu şiirlerle halkın kalbinde taht kurduklarından ölümsüzleşirler. Halk Edebiyatından Karacaoğlan’ı, Dadaloğlu’nu, Aşık Veysel’i, Mahsuni’yi buna örnek verebiliriz. Bizim halk edebiyatımız gibi, Tasavvuf Edebiyatımız da çok zengindir. Sayısız tasavvuf şairimiz halkın inancını dile getiren, onlara yol gösteren, onları coşturan, ağlatan, hüzünlendiren, sırat-ı müstakim’i (doğru yolu) gösteren-telkin eden şiirler yazmışlardır: Ahmet Yesevi, Yunus Emre, Pir Sultan Abdal, Kaygusuz Abdal bu şairlerden bir kaçıdır. Muammer Oytan’ın şiirleri de, aşağıya alacağımız örneklerde görüleceği üzere, Tasavvuf Edebiyatının en güzel örnekleri içinde yer almaktadır; bunların bu tür edebiyatın klasikleri arasına girip Şairin adını asırlarca yaşatacağı, okul kitaplarında örnek olarak yer alacağı kuşkusuzdur! O, yazmış olduğu “şiir”,“ilahi,” “nefes”, “mersiye” ve “deme”lerle ölümsüzlüğe kavuşmuştur. Aradan binlerce yıl geçse de onun şiirleri okunacak,ezberlenecek, böylece adı anılarak yaşatılacaktır. Kitapları şimdiden geniş bir halk kütlesinde ve Kültür Bakanlığına bağlı 200 halk kütüphanesinde yerini almıştır.
Kuşkusuz Allah’ın ona bahşettiği bu güzel yetenek her kula nasip olmaz. O da bu güzel yeteneğini boşa harcamamış, insanlara yol göstermek, yardımcı olabilmek, insanların imanını-inancını-ibadete yönelmesini pekiştirmek, teşvik etmek, böylece iyi insan, insan-ı kâmil, iyi vatandaş, iyi evlat olmalarını sağlamak amacıyla kullanmıştır.
Muammer Oytan’ın şiirlerini okuduğunuzda bu şiirlerin çoğunun dinsel ağırlıklı oldukları; insan ilişkilerinde sevgi-saygı-hoşgörü-takdir-i şinaslık-dostluk gösterilmesinin açıklandığı; fânî olan bu dünyada namuslu-dürüst-ahlâklı davranışların telkin edildiği; insanların düşünmeye sevk edildiği; böylece insanlığa iyi-doğru-güzel yolun gösterildiği ve yararlı olmaya çalışıldığı görülmektedir..O’nun amacı, Halkımızın sevdiği tür olan bu tarz şiirlerle, nefeslerle, mersiyelerle Allah Aşkını, Peygamber ve Ehli Beyt sevgisini en duygusal ve en lirik şekilde işlemek, böylece insanları Hz. Peygamber ve Hz. Ali’nin yolundan gitmeye, “Kur’an ahlâkına” uygun davranmaya sevk etmektir!
Şiirler genelde hece ölçüsüyle yazılmıştır. Eğitici ve Öğretici şiir oldukları halde kesinlikle kuru şiir değiller, tam tersine tamamına yakını içtenliği, duygusallığı, duyarlılığı çok yüksek olan lirik şiirler! Bu özelliklerinden dolayı kolayca akılda kalıyor, kolayca ezberlenebiliyorlar.
Muammer OYTAN’ın tüm şirinlerinde, bir sadelik, bir içtenlik, bir doğallık var. Şiirleri tıpkı pınardan akan su gibi akıyorlar. Şu söyleyişin sadeliğine, samimiliğine ve akıcılığına bakınız:
“Düştüm Allah aşkına.
Döndüm Mecnun şaşkına.
Geldim gönlüm köşküne.
Ya Muhammed, Yâ Ali! ”
Bilindiği gibi İlahiler, Nefesler ve Demeler belli bir ezgiyle söylenir. Bu bakımdan en büyük özellikleri de yazılan şiirlerin bestelenebilmesidir. Bu bakımdan yazılan şiirler buna uygun olarak yazılmalı, kolay söylenilmesine dikkat edilmelidir. Muammer OYTAN’ın şiirlerinin en büyük özelliğinden biri de yukarıda belirtildiği gibi, akıcı olmaları, şiirsel olmaları, lirik olmaları, kolayca söylenebilmeleridir. Yabancı sözcük bulunmadığı için dilin takıldığı bir pürüz yoktur. Akıcıdır. KOŞAR MEVLÂYA şiirindeki şu anlatımın güzelliğine ve dilin akıcılığına bir bakınız:
“Gönlüm aşık olduğunda, Güz-kış geçer, bahar gelir,
Uçar Mevlâya Mevlâya Güneş sıcak karlar erir,
Ruhum özgür kaldığında Doğaya çiçek serilir,
Uçar Mevlâya Mevlâya Açar Mevlâya Mevlâya! ”

Halk şiirlerinde kafiyelerin tutması, uygun olması, hoşa gitmesi, anlamı bozmaması aksine güçlendirmesi ne kadar önemliyse, hece ölçülerinin tutması da o kadar önemlidir. Çünkü bu tür şiirler hece ölçüsüyle yazılır ve söylenirler. Eğer bir dizede hece sayısı diğerlerine uymazsa o şair başarısız sayılır. Bunun için ünlü Halk ozanımız Aşık Veysel bile şiirlerini yazarken buna dikkat etmiştir. Ölçüye uymayan dizeleri ölçüye uydurmak için hece sayısını azaltma yoluna gitmiştir. Söz gelimi Aşık Veysel:

“Güzelliğin on paretmez
Bu bendeki aşk olmasa
Eğlenecek yer bulaman
Gönlümdeki köşk olmasa “
Şiirinde dizeleri 8’lik hece ölçüsüne uydurmak için parayı “par” olarak söylemiştir. Muammer Oytan da, halk ozanlarının usulüne uymuş, şiirlerini hece ölçüsüne uydurmak için o da yer yer hece sayısını azaltarak denkleştirme yoluna gitmiştir. Örneğin:
“Oytan Muammer n’etsin.?
Bu hasret burda bitsin.
Yoluna kurban gitsin.
Ya Muhammed, Ya Ali! ”
Görüldüğü gibi dizeyi hece ölçüsüne uydurmak için, sözcüğü “ne etsin,” diye değil, “n’etsin” biçiminde yazmıştır. Bunun gibi bazı mısralarda da “için” yerine “çün” kullanmıştır.
OYTAN’ın, tasavvufi halk şiirlerinin hemen hemen her konuya dağılmış olduklarını görüyoruz: Yoğun şekilde yaşadığı ilâhî aşkı ifade eden; Tanrı’ya inancı-imânı-ibadeti yücelten; Hz. Peygamber’i öven ve Onun sevgisini, ona salavatı kutsayan; Hz. Ali ve Ehli Beyti yücelten; ana-baba sevgisini işleyen; gönlüne-canlara-dostlara nasihat eden; ibret almaya çağıran; nefsin azgınlaşmasının önlenmesinin, şükretmenin ve dua etmenin önemini vurgulayan; yaşam-sağlık-huzur-vâde vb konular üzerinde düşünmeye sevk eden; Yunus Emre’yi, Mevlanâ’yı, Mesnevî’yi, Kur’anı Kerim’i, Hünkâr Hacı Bektaşî Velî’yi metheden, anlatan şiirlerden oluşan bir kitap! Her birisi ortalama 5-6 kıtadan oluşan 200 den fazla şiirde toplam 1200 civarında kıta mevcut.
. Örneklerde de görüleceği üzere, Muammer OYTAN, gerçekten de öğretici (didaktik) şiirler yazdığı halde hiçbir şiirinde kuruluğa düşmez. O, içten sevgi dolu sesiyle YUNUS Pınarından yıkandığını gösterir şiirlerinde.

KONULARINA GÖRE ŞİİRLERDEN ÖRNEKLER VERELİM:

BİRLİK OLALIM
Aşk-ı yâr kolay seçilmez. Düşün dört kollu salları,
Aşk yoksa bâde içilmez. Kavrasın Pirim kolları
Gelin dostlar bir olalım. Gelin canlar bir olalım
Yolumuz yalnız geçilmez.! Çetindir Cennet yolları!
Derken insanlara ne kadar içten, sıcak ve doğal seslenmektedir.!

TANRI DERGÂHI adındaki şiirinde Tanrı’ya seslenişinin içtenliğine bakınız:

Yüce Mevlâm hep güle bak yüzüme, İçimde bu aşkın en güzel yanı,
Bakışınla doğru yola gireyim, Ne edeyim aşktan yanmayan canı?
Yüreğime, benliğime, özüme, Gözlerimden sicim gibi mercanı
Akışınla Dergahına gireyim! Döküşümle Dergahına gireyim!

OYTAN’ın şiirlerinde ilâhî aşk geniş bir yer tutar. Allah aşkını över, duyguların en hası, en üstünü olarak görür; insanları bu aşkı tatmaya, yaşamaya teşvik eder, cesaretlendirir. Tanr’ıyı zikretmenin gönüllere verdiği ferahı, huzuru, nefsin azgınlığını önlediğini anlatır, telkin eder!

AŞK-I İLÂHÎ
İlâhî aşk Allah’a hasretten yanıştır! İlâhî aşk Tanrıya imân-inanıştır,
Ruhunda duyulan saadettir saadet! Yanan yüreklerde zemzem içip kanıştır
Öz benliğiyle ol gafletten uyanıştır Güneşin gücü bu ilâhî aşktan gelir,
Ruhunda duyulan saadettir saadet! Bu aşk, Râb’bi zikirle sürekli anıştır!

Allah’a iman etmenin, içten inanmanın en büyük saadet olduğunu, Kur’anı Kerim’in yolunu tutmanın insanın içine huzur verdiğini, bunalımda olanları ruh sağlığına kavuşturduğunu, Ehlibeyt’e derinden sevgi duymanın en önemli hidayet olduğunu; Yüce Tanrıyı zikretmenin en büyük diyanet olduğunu belirtir! Çağımızda ibadetlerini tam yapamayanların yüreğine su serperek onları huzura kavuşturur.!

SAADET
Cenab-ı Allah’a has imân etmek, Yüreklerdeki âhiret kaygısı
En büyük iç saadettir saadet! Muhammed Mustafa’ya çok saygısı,
Kur’anı Kerim’in yolundan gitmek, Ehlibeyt’e derin sevgi duygusu,
En büyük iç saadettir saadet! En büyük hidayettir hidayet!
Tuttuğumuz yol manâ yoludur,
Siyah-beyaz her insan has kuludur.
Müslüman hayatı zikir doludur,
Bu, en güzel diyanettir diyanet!

Muammer OYTAN ‘ın tasavvuf şiirlerinde Peygamber sevgisi ve övgüsü olağanüstü bir güzelliğe ve anlama kavuşmuştur. Hz. Muhammed’in doğma büyüme zaten Peygamberce bir hayat sürdüğü bundan daha güzel nasıl anlatılabilir!
Hz. Peygamberin müminler için bir şefaat pınarı olduğu, bu şefaate mazhar olmanın Cennet’e kavuşmak olduğu daha güzel nasıl anlatılabilir?

YÂ MUHAMMED MUSTAFA
Doğma büyüme yaşantın zaten Peygamberce,
Akla Sen gelirdin “doğru ve emin” deyince,
Rabbani ruh, ölgün nefis, titreyen bir vicdan!
Cenâb-ı Allah yaratmış Seni tam gönlünce!

ŞEFAAT PINARI
Yâ şefaat pınarı Muhammed Mustafa Dünya âlem hep sana hayrandır efendim!
Ol Pınardan bir damla sun Allah aşkına, Hasret gideren ölüm bayramdır efendim,
Ruhum şefaate muhtaç arıyor sefa Senin şefaatına nâil olmak var ya?
Ol pınardan bir damla sun Allah aşkına! Ol Cennet-i Âlâ’da seyrandır efendim!

SEBEP
Bu kalbimden taşan coşku, Kufe’nin yolun gözleten,
Peygamber sevgisindendir, Ol ziyareti özleten,
Ruhumun ol derin aşkı Seherde kalbim sızlatan
Peygamber sevgisindendir! Aliyyel Murtazadandır!

Muammer OYTAN, tasavvuftaki Allah-Muhammed-Ali üçlemesini şiirlerinde belirgin bir şekilde hissettirir! Tıpkı Cenab-ı Allah’a ve Hz. Peygamber’e olduğu gibi bazı şiirlerinde Hz. Ali’ye de eşsiz övgüler düzer:

HARETİ İMAM ALİ
Ali, ilim şehrinin kapısı, güneşi, Veda Haccında verildi ol güzel haber,
Peygamber’in göz nuru Fatıma’nın eşi, Ali’yi Cennetle müjdeledi Peygamber
Dürüstlük,yiğitlik kişilik yapısıdır, Yürekten umud eder OYTAN Muammer
Peygamber ilim şehri, Ali kapısıdır! Muhammed-Ali’den daim şefaat bekler!

Bazı şiirlerinde de, hayatın geçici ve fânî olduğunun bilinci içinde arzu ettiği manevî yaşantıyı sevdiklerinde-canlarında göremeyince karamsarlığa düşer ve Hz. Ali’den imdat bekler! Şu feryadın, şu imdat çağırısının samimiyetine bakınız:

YETİŞ YÂ ALİ!
Bizler gâfil olduk yanlış yöndeyiz, Hatır-gönül saymak geride kaldı,
İmdat! Hızır gibi yetiş yâ Ali! Nefsimiz çok azdı, günaha daldı,
Çıkar için sırada en öndeyiz, Zikrin-şükrün yerini gıybet aldı,
İmdat! Hızır gibi yetiş yâ Ali! İmdât! Hızır gibi yetiş yâ Ali!
Günah yükümüz ağır, gören acır,
Şefaatçimiz ol, Ab-u Kevser içir!
Elimizden tutup Sırat’ı geçir!
İmdât! Hızır gibi yetiş yâ Ali!

Muammer Oytan, Kur’anı Kerim’in Allah kelamı olduğunun bilinci içinde, onun Râb’çe ayet, bir keramet, Tanrı’nın varlığına şahadet, İlâhî bir muhabbet, baştan sona şeriat, Tanrı’dan gelen bir hidayet ve saadet olduğunu açıklar. Kur’an için yazdığı şu şiirin gerçekliğine, son derecede güçlü ve anlamlı nitelemelerine, güzel ifadesine bakınız:.

KUR’ANI KERİM

Ruhlara huzur, gönüllere îmân olup akar, Dünyada tek kitaptır bütünüyle ezberlenen
Derinden okudukça mü’minin kalbini yakar, Mü’mini sınırsız-süresiz daim esirgeyen,
Tüm insanlık âlemine eşit gözlerle bakar, Okudukça doyulmayan, kendine esir eden,
Resul’e gelen ilâhî keramettir Kur’anı Kerim! Vahiyle gelen Râb’çe âyettir Kur’anı Kerim
İnsanlığa ışık ve umut veren bir bakıştır,
Cibril ve Resul’ce işlenen ilâhî bir nakıştır,
OYTAN Muammer’in kalbine nurlu bir akıştır,
Kâinat mimarı Râb’be şahadettir Kur’anı Kerim!

Şiirlerinden açıkça anlaşılmaktadır ki Muammer Oytan’ın tasavvufî inancı Hünkâr Hacı Bektaşî Velî’nin ve Mevlânâ Hazretlerinin yoludur! Esasen O’nun Amcası Büyük Hoca, Molla Mehmet Tevfik OYTAN da, aynı yolda yürümüş, Osmanlı Döneminde Şah İsmail ile yapılacak savaşta bu toplumu halkın gözünden düşürmek için yapılan, çirkin, mantıksız, vicdansız söylentiler yüzünden henüz hiç kimsenin Alevî-Bektaşî olduğunu dahi söyleyemediği 1950’lerde “Bektaşiliğin İçyüzü” adındaki dev eserini yayınlayarak gönüllere taht kurmuş; bu topluma bir şahsiyet kazandırmış ve inancını-kimliğini cesaretle belirtmek yolunu açmış bir şahsiyettir.

Muammer OYTAN’ın, hiçbir tarikata bağlı olmadığı açıktır. Ancak “insan-ı kâmil” olabilmek için iyi bir mürşid bulmaya ihtiyaç hissettiği de açıktır! Tasavvufta, mürşidin önemli olduğunun, “El ele, el Hak’ka! ” ilkesi gereği olarak elinden tutacak ve Hak’ka ulaştıracak bir mürşid bulmanın zorunlu olduğunun idraki içindedir. Ne var ki, cahil mürşidin ne kadar tehlikeli olduğunun da farkındadır! OYTAN, en büyük üzüntüyü mürşid diye ortalıkta dolaşanların kendilerini geliştirmediklerini, birkaç tekerleme ile işi idare ettiklerini, halkı aydınlatamayıp irşâd edemediklerini, aksine maalesef tutum ve davranışlarıyla halkın din ve ibadet hayatında yozlaşmaya sebep olduklarını belirtirken çekmektedir ve iyi bir mürşid bulamadığından yakınmaktadır.
GİDERİM
Şeriatın makamı Kur’anda âyet,
Râb kula bunun için verdi inâyet,
İyi bir mürşid bulabilirsem şayet,
Hak’kın ince yoluna girip giderim!

ZORUNDASIN
El ele, el Hak’ka ilkesi gereği, Kötü hekim cihanda candan eder,
Tanrı aşkıyla yanacak yüreği, Cahil mürşid dinden-imândan eder,
Hünkâr Hacı Bektaşî Velî örneği, Aptal mürid cahil ardından gider,
Mürşid bulmak zorundasın bilesin! Tanımadan kanmak olmaz bilesin!

“Dede” denilen alevî kanaat önderleri, kendilerine “seyyid” demektedirler, yani Hz. Peygamberin soyundan geldiklerini iddia etmektedirler. Ancak hiç birisi soy ağacına göre bu soydan geldiklerini kanıtlayamadıkları gibi, dinsel yaşantılarında Hz. Peygamber’e ve Hz. Fatıma’ya- Hz. Ali’ye yakışır bir hayat sürmemektedirler. Tam bir çelişki içinde yuvarlanmaktadırlar: Bir taraftan bunların yolunda olduklarını, bunlar için canlarını feda edeceklerini iddia ederken diğer taraftan yaşantılarında dine-ibadete karşı soğuk davranmakta ve halkı da yozlaştırmaktadırlar. İşte bu durumu görmesi sebebiyle olsa gerektir, Hacı Bektaş Velî örneği bir mürşid bulmaktan ümidini kesen Şairimiz, mürşid olarak kendisine Kur’anı Kerimi ve Resûlü seçer:

YERİDİR ŞAHA GİDELİM
Gönül istediği mürşidi seçer, Has Mürşidimiz Kur’anı Kerim’dir.!
Dünyada ektiğini ahrette biçer, Bana yol gösteren benim Pirimdir,
İnsan-ı kâmiller Sıratı geçer, Hak erenler yanı benim yerimdir,
Mürşidimiz Resûl olsa yeridir! Hep beraber bu ummana dalalım!

EY GÖNÜL BUL!
Ey gönül mürşidin Hazreti Kur’anı bul,
Yüce Râb’den gelen ilâhî fermanı bul,
Aynı yolun yolcusu dostu- yarânı bul,
Bu dünya sınav yeri insan-ı kâmil ol!

Gerçekten de Muammer OYTAN, Kur’anı Kerim’i Mürşid seçmiştir.Baş tâcı yapmıştır; Ona içten bağlıdır; Kur’an’ı bir kafese benzeterek gönlüne o kafesin dışına çıkmayı yasaklamaktadır. En büyük iç saadetin Kur’an’ın yolundan gitmek olduğunu haykırmaktadır. Kur’an’a uymadan, uygun davranmadan ahlâkın da korunamayacağını belirtmektedir. Çünkü iyi bir ahlâk sahibi olmak için Kur’an emri olan eline-beline-diline sahip olmanın, bunları temiz tutmanın şart olduğunu ifade etmektedir.

EY GÖNÜL SANA SIĞINDIM YÂ RÂB !
Kur’an âyetleri olsun kafesin, Emrettiğin gibi uyguladım İslâmı,
Sınırdan dışarı çıkma ey gönül, Baş tâcım oldu Kur’anı Kerim kelâmı,
Söz dinlemezsen kesilir nefesin, Her zaman üzerime farz olan selâmı,
Zikir ve duadan bıkma ey gönül! Söyledim zikirle, Sana sığındım Yâ Râb!

DOĞRU YOL SAADET
Orda yalan-yanlış-gıybet barınmaz, Cenab-ı Allah’a has imân etmek,
Kur’ana uymadan ahlâk korunmaz, En büyük iç saadettir saadet!
Ahlâk kiri su-sabunla arınmaz! Kur’anı Kerimin yolundan gitmek,
Temiz tut dil, bel ve elleri canım! En büyük iç saadettir saadet!

Ancak hem Bektaşîliğe hem de Mevlevîliğe yatkın olduğu, iki yolu da beğendiği açık şekilde anlaşılmaktadır. Esasen bu bir inanç, iç duygu, gönül işi olduğundan kişinin özünü ilgilendiren bir husustur. Ne var ki herhangi bir bağı olmasa da, iki yolu da sevdiğini gösteren şu şiirlerin güzelliğine bakınız:

HÜNKÂR HACI BEKTAŞÎ VELÎ
Hünkâr’ı sevmek, gönül gözüyle görmek, İnsan üzerine hoşgörüyle gider,
Kalbini din-ibadet-ol aşka vermek, Doğruluk-dürüstlüğü-aşkı emreder,
Cennet gülzarından has güller dermek, “Eline-beline-diline sahip ol” der,
Kalbini yakan, Allah-Muhammed-Ali! Kalbe aşk eken, Allah-Muhammed-Ali!

HÜNKÂR YOLU
Mevlâm yaratmış; bakmam ol rengine-ırka, Sevginin nuru, er-geç karanlığı boğar,
Dünyalık tek bir varlığım:Eski bir hırka, Aydınlık fikirleri güneş gibi doğar,
Yoksullarla bölerim hep lokmamı kırka, Kin-kibir-yalan ve gıybeti cemden kovar,
Budur Hünkâr Hacı Bektaşî Velî yolu! Budur Hünkâr Hacı Bektaşî Velî yolu!

Esasen Bektaşî tarikatını sevdiği açık olan Muammer Oytan, Mevlâna Hazretleri’ne ve Mesnevî’ye de hayrandır. Mesnevî’nin ne olduğunu daha güçlü anlatan bir övgüye rastlanabileceğini düşünmüyorum. OYTAN için Mesnevî, bir aşk senfonisidir, bir ilâhî aşk serenadıdır, nefsin terbiye teknesidir, âlemlere önder-klavuzdur, zamana sığmayan bir san’at gücüdür, bir ilâhî aşk ürünüdür! Dünyaca tanınan Mesnevî, 8 dörtlük ile nasıl bu kadar güçlü anlatılabilirmiş insan gerçekten şaşırıyor:

MESNEVÎ
Yirmi beş bin beyit, ruhumuzu yur-yıkar, Gerçek aşkla dolu, şiir kesilen haldir,
Tanrı’ya münâcâtı Arş-ı Âlâ’ya çıkar, Hitap ettiği doğrudan Celle Celâl’dir,
Aşkı insan kalbine ılım ılım akar, Gönül diliyle söylenen nur arzuhaldir,
Sonsuzluğa aşk senfonisidir Mesnevî! İçten-derin aşk serenadıdır Mesnevî!
OYTAN Muammer’in kalbine ol akıştır,
Ölgün gönlünde aşk ateşiyle nakıştır,
Yaşam sevgisi veren tatlı bir bakıştır,
Mevlanâ’dan, has aşk ürünüdür Mesnevî!

HAZRETİ MEVLÂNÂ
Mevlânâ çağa gelir, çağları aşarak, Tasavvuf yolunda hiç yorulmaz bir erdi,
Ney sesi-semâhla Semaya ulaşarak, Aşkıyla tüm insanlığın gönlüne girdi,
Hoşgörü-kardeşlik-sevgi-ışık saçarak, Birlik-dirlik-sevgi-hoşgörü-umut verdi,
Allah aşığıydı, Resûl’ü çok severdi! Allah aşığıydı, Resûl’ü çok severdi !

Muammer OYTAN’ın en has duygusunun ne olduğu sorulsa tereddüt etmeden “sevgi” olduğu söylenebilir! Onun hayatında sevgi büyük bir yer tutar. Ona göre sevginin gücü olağanüstüdür. Sevgi, kalbe ekilir, kalpten biçilir; sevgi tahtla-taçla değişilmez; sevgi, dostları-canları birbirine bağlayan, acılı gönüllerin ilâcı olan duygudur, sırattan geçiren bir yoldur, her kapıyı açan bir anahtardır, Cennete koyup âb-u Kevser içiren bir güçtür! Şu anlatışın sadeliğine, güzelliğine, samimiyetine bakınız!
SEVGİNİN GÜCÜ
Hoşgörüyle kusurlardan geçeriz, Sevgidir gönül derdinin ilâcı,
Kalbe sevgi eker sevgi biçeriz, N’ideyim sevgisiz taht ile tâcı?
Kötülükten kimseye yarar gelmez! Sevgi-saygı ile çekilmez acı!
Kalbe sevgi eker sevgi biçeriz! Sevgi yoluyla sıratı geçeriz!
Oytan Muammer, hep sevgi saçardı,
Bu uğurda tüm saçları ağardı,
Ehlibeyt sevgisi sevgi doğurdu,
Muhabbetle her kapıyı açarız!
SEVGİ PINARI
Tüm müminlere durmadan taşırız, Erenler birbirine sıcaktır sıcak!
Yükümüz sevgidir, özümden sevgi, Asırlardır açarız aşk ile kucak,
Kırklar meclisinde lokma bölüşürüz, Aşk, ol şefkatli bakışlara sığacak,
Gönlümden sevgi akar, sözümden sevgi! Gönlümden sevgi akar, gözümden sevgi!
Gönül ibremle daim Tanrı’ya döndüm,
Gece-gündüz huşûyla-zikirle andım,
Yoğun ilâhî aşkla kavrulup yandım,
Gönlümden sevgi akar, yüzümden sevgi!

Muammer OYTAN, bu dünyanın fânî olduğunun gerçekliğini, ince-nazik-düşündürücü bir ifade ile, çok güzel deyimlerle, benzetmelerle anlatıyor, bu gerçeği yüzümüze bir şamar gibi de çarpıyor ve kara kara düşünceye sevk ediyor. Gerçekten de her insan hayatını, geriye doğru düşünürse, yılların hızla akıp gittiğini, ömrün göz kırpar gibi geçtiğini anlayacaktır.

HAYAT BOŞ!
Fâni hayat sür’atle akıp geçiyor, Hani nerde evliyalar ermişler! ?
Bu dünyaya bir göz kırpıp açmış gibi Bunca dünya malıyla gün görmüşler! ?
İnsan bu yaşama bir bakıp göçüyor, Kâbe’ye yüz sürüp ihrama girmişler! ?
Gül dalına bir kuş konup uçmuş gibi! Solup göçtüler bir çiçek açmış gibi!

ASIRLAR ÇAĞLAR GEÇTİ
İbret almadan geçti biz kulun ömrü Sevemedi bir türlü oruç- namazı,
Rahîm-Gaffâr Allah’ına hep bel bağlar, Tefekkürü-zekâtı-Haccı-niyazı,
Dinlemedi hiç, ne öğüt ne de emri! Bahane etti hep sıcağı-ayazı,
Rahîm-Gaffâr Allah’ına hep bel bağlar! Şefaat çün hep Resûl önünde ağlar!

BİLESİN
Bu Dünya fanidir gelip geçilir, Aşık olup derviş gibi gezilir,
Günah-sevap derilecek bilesin, Seher rüzgârından sırlar sezilir,
Yaşam şekli iradeyle seçilir, Ruh, havanda döve döve ezilir,
Yaşarken not verilecek bilesin! Kötü amel yerilecek bilesin!
Kalp pasını sil, ol Kâinat sığar,
İyilik yaparsan gökten nur yağar,
Kötülük içinde meleği boğar,
Ol Mahşere varılacak bilesin!

Muammer OYTAN’ın içten gelen dilekleri de vardır:

KOPARMASINLAR
İhtimamla büyüttüğüm ol gülümü, Tüm kâfirler kesmek ister yolumu,
Resûl’e vereceğim koparmasınlar, Cümle rakipler kırmak ister dalımı,
Dualarla ıslâh ettiğim dilimi, Daim Tanrıma açık iki elimi,
Rabbimi öveceğim koparmasınlar! Garibe gereceğim koparmasınlar!
Düşmanlarım hiç bırakmadı peşimi
Her tehlikeye siper ettim döşümü,
Kerbelâ’da Hüseyin misali başımı,
Vademle öleceğim, koparmasınlar!
OLASIM GELİR

Kâbe duvarında bir taş, Seherde zikreden bülbül,
Olasım gelir ey gönül, Miraç’a çıkaran Düldül,
Semalarda özgür bir kuş, Resûl’ün sevdiği ol gül,
Uçasım gelir ey gönül! Kokasım gelir ey gönül!
Cennete giden zarfta pul,
Kâbe’de serili bir çul,
Muteberce sâlih bir kul,
Olasım gelir ey gönül!

Muammer OYTAN’ın tasavvuf hayatında ve şiirlerinde Allah’ı zikir de geniş bir yer tutmaktadır. Bu sebeple Kitabının “Kur’an Ahlâkı” bölümünde “Allah’ı Zikir ve Tesbih” başlığı altında konuyu ayrıntısıyla incelemiş; zikir ibadetinin ne olduğunu, yararlarını, nasıl yapılacağını, Cenab-ı Allah’ın hangi sıfatlarıyla-isimleriyle zikredileceğini açıklamıştır. Yüce Tanrı’yı zikretmek, bir kısmını aşağıya aldığımız şiirdekinden daha sade, daha güzel, daha etkili nasıl anlatılabilir?

ZİKİRLE HEP ZİKİRLE

Yalandan, riyadan kaçılmalı, Açalım daim ol beyaz gülde,
Tanrı’yı zikirle, hep zikirle. Mevlâ’ya akalım coşkun selde,
Semavî kapılar açılmalı, Kabe’ye koşalım esen yelde
Tanrı’yı zikirle, hep zikirle! Tanrı’yı zikirle hep zikirle!
OYTAN Muammer yanar kavrulur,
Yedi iklim dört köşe savrulur,
“Nefis” ıslâh olup muma çevrilir,
Tanrı’yı zikirle, hep zikirle !
DALDIM AŞKA
Mekke derin mânâ yolu,
Günüm-gecem zikir dolu,
Resûl’ün sevdiği gülü,
Vermek için açar oldum!

Muammer Oytan’ın amacının Halkı aydınlatmak,doğru yolu göstermek olduğunu belirtmiştik. Ortada kanaat önderi olduğunu ileri sürerek dolaşanların çoğunluğunun kendilerini geliştirmediğinden, halka yararlı olamadıklarından dolayı ne kadar üzüldüğünü ifade etmiştik. Bu sebeple şiirlerinde daima dine-inanca-ibadete-doğru yola sevk ve teşvik etmektedir. En önemlisi de buluşları ile insanı sarsmakta, sallamakta, kendisine getirmeye çalışmakta, son derecede etkili bir şekilde ikaz etmektedir! İnsanın yüzüne bir şamar gibi inen şu ifadenin güçlülüğüne bakınız:

CANIM
Çok geç kalmadan haddini bilmelisin, Sâlih amellerinizi artırmadıkça,
Râb’be tapmak hiç ihmal götürmez canım, Kâbe’ye karşı diz çöküp oturmadıkça,
Gönül paslarını derhal silmelisin, Peygamber’e çok salâvât getirmedikçe,
Râb’be şirk koşmak hayır getirmez canım! Kabrin seni huzurlu yatırmaz canım!

Muammer OYTAN’ın, bütün zorluklara rağmen, 17 yaşından sonra da olsa kendisini okutan anasını-babasını asla kırmamış, onları hep hoş tutmuş, daima takdir şinas davranmış olduğu kendileri için çok güzel şiirler yazmış olmasından anlaşılmaktadır.Hepimizin anamız, gençliğimizde bizleri gece yarılarına kadar pencere önünde beklemiş; endişelenmiş; dua etmiş, Kur’an okuyup üflemiştir.Anaların evlatları için hissettiği bu has duygusu daha samimi, daha gerçekçi şekilde nasıl anlatılabilir! ?

ANACIĞIM
Saçlarına kar yağdı peşimden koşarken, Titreyen kalbinle pencerede beklerdin.
Haklarını nasıl öderim anacığım! ? Endişelerini birbirine eklerdin!
Tek siyah tel kalmadı, dağları aşarken, Tanrı’ya sığınıp Kur’an okur üflerdin,
Haklarını nasıl öderim anacığım! ? Sen üzülürsen ben biterim anacığım!

BABACIĞIM
Allah’ı, Peygamber’i daim sevmeyi, Yardımlar ederek hayır dua almayı,
İlk senden öğrendim Aziz Babacığım! Huşû içinde namazları kılmayı,
Oniki İmamları tek tek saymayı, Her zaman iyi-doğru-dürüst kalmayı,
İlk senden öğrendim Aziz Babacığım! İlk senden öğrendim Aziz Babacığım!
Yüce Mevlâm ruhuna vermesin yası,
Şefaat etsin Muhammed Mustafası,
Ehlibeyt ile olmak işin esası,
İlk Senden öğrendim Aziz Babacığım!

Muammer OYTAN’ın babası Sabit OYTAN bir hocadır ve şiir de yazdığı; çok güzel şiirlerinin de mevcut olduğu anlaşılmaktadır. Muammer OYTAN, bir vefa örneği göstererek babasının bir mersiyesini kitabına almıştır. Bu Mersiye’den anlaşılacağı gibi SABİT HOCA da çok iyi bir şairdir. İşte onun kitaptaki 5 kıtalık Mersiyesinden bir alıntı:
MERSİYE
Gönlümce isteğim, dileğim Sensin. Mevlâm kanat verse pervaz eylesem,
Tut elimden aman İmam Hüseyin. Kerbela toprağın seyran eylesem,
Mümin olanların umudu sensin. Bu kuşca canımı kurban eylesem,
Tut elimden aman İmam Hüseyin! . Tut elimden aman İmam Hüseyin!

Yunus Emre’nin yaşamını hepimiz çok iyi biliriz. Muammer Oytan, Yunus EMRE’nin yaşamını o kadar içten, doğal ve güzel şiirleştirmiştir ki hayran olmamak mümkün değil. Milli Eğitim Bakanlığının bu şiiri ders kitaplarına alıp okutması gerekir. İşte şiirden birkaç dörtlük:
Garip, fakir bir çoban, imkânları çok dardı. Yolda pişman oldu, kalbini hüzün sardı
Kıtlıkta buğday için Hacı Bektaş’a vardı. Pir’e geri varıp “Nefes! ” diye yalvardı,
Pir, “buğday mı, nefes mi istersin,”diye sordu. Hünkâr, fırsat kaçıranı Taptuk’a yollardı
Buğdayda ısrar etti, ah canım Yunus Emre. Taptuk Dergâhına koştu Yunus Emre!

Coşkun dereler gibi daim taşıp çağladı, İlâhî aşk bahçesinin solmaz gülüdür!
Tanrı aşkı çekti hep yüreğini dağladı, Gül bahçelerinin şakıyan bülbülüdür,
Hayatının tümünde “Allah! ” diye ağladı, Yüce Tanrı’nın saygın, aziz bir kuludur,
Ol Taptuk’tan ilâhî nefes aldı Yunus Emre! Gönül Dergâhında Pir oldu Yunus Emre!

1200 kıtadan,hemen hemen her konuda yazılmış 200’ ün üzerindeki şiirden oluşan bir kitabı tanıtmak kolay değil. Özellikle kişisel kanaatimin belirtildiği methiyeler düzmek yerine okurun bizzat kanaat edinmesi arzu edilince şiirlerden mümkün olduğunca çok örnek, hiç olmazsa önemli konulardaki şiirlerden bir-iki örnek vermek gerekiyor. Daha bir çok örnekle Muammer OYTAN’ ın şiirlerini, üslubunu, samimi ve akıcı ifadesini anlatmak mümkün. Ancak sizleri daha fazla sıkmamak için örnekleri burada kesiyorum. Tüm şiir severleri, özellikle ilâhî aşk tutkunu olanları, onun bu güzel kitabını almaya davet ediyorum. Onun şiirlerini okudukça gönlünüzde bahar çiçeklerinin açtığını; yüreğinizdeki sevginin daha da büyüdüğünü; içinizin umut ve huzur dolduğunu; her satırı ile sizleri düşünmeye, ibret almaya, geleceğe umutla bakmaya sevk ettiğini göreceksiniz!

KUR’AN AHLÂKI

Kitabın ikinci bölümünde Muammer OYTAN, “ Kur’an Ahlâkı “ hakkında bilgi veriyor. Çünkü ona göre:Kur’an-ı Kerim, bir gül bahçesidir. Bu bahçede her türlü mis kokulu güller boy boy, renk renk açmıştır. Bu nedenle dostlarına bu rengarenk ve mis kokulu güllerden bir demet sunmaya karar verir. Böylece dostları istediği gülü alıp koklayarak kendilerinden geçeceklerdir. Amcası Merhum Öğretmen Tevfik OYTAN, nasıl “Bektaşiliğin İçyüzü” kitabını yazarak gerçeklerin ortaya çıkmasını sağladıysa, Muammer Oytan’da Cenab-ı Alah’ın kulları için evrensel düzeyde getirdiği buyrukların neler olduğunu göstermektedir. Dostlarının, Allah’tan korkan, kuldan utanan, dürüst, güzel ahlak sahibi bencillikten kurtulmuş, iyi bir vatandaş; ana ve babasına hayırlı bir evlat; hiçbir canlıya ve çevreye zarar vermeyen, dostluğu aranan bir insan olmaları için; kısacası Cenab-ı Allah’ın huzuruna insan-ı kamil olarak çıkabilmeleri için bu bölümü yazdığını söylemektedir.
Muammer OYTAN, yine belirtmektedir ki, bu bölümü yazabilmek için Kur’anı Kerim’i senelerce incelemiş, Kur’an’da geçtikleri için “55 farz” diye bilinen konulardaki ayetlerin dökümünü yapmış; istatistiğini çıkarmıştır. Yani, Hz. Peygamber (s.a.s.) gibi Kur’an ahlâkına sahip olabilmek için Cenab-ı Allah’ın biz kullarına Kur’anı Kerim’de buyurduğu tutum ve davranışların neler olduğunu açıklamıştır: Örneğin, İslâm şartlarının yanında, Allah’a şirk koşmamak, din, ibadet, zikir, tövbe, şükür, dua, sabır, merhamet, hoşgörü, adalet, haram-helal, kibir, gurur, gıybet, munafıklık, bozgunculuk, cömertlik, dürüstlük, mütevâzîlik, kamu malını korumak, emanete hıyanetlik etmemek, doğru ve dürüst davranmak, ana-babaya ve herkese iyi davranmak, iyiliği teşvik-kötülüğü men etmek v.b. 55 kavram, önce bilimsel olarak açıklanmış ve her konunun sonunda ilgili Kur’an ayetleri topluca ve aynen yazılmışlardır.
Çocuklarımızın ve gençlerimizin bu konuları doğru ve doyurucu şekilde öğrenmeleri için bu kitabın her evde bulunmasının yararlı olacağı açıktır.

Ali ÖZEN.

10 Temmuz 2012

Ali Özen
Kayıt Tarihi : 10.7.2012 10:14:00
Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!