MH-02 Bir Sevda Masalı (Manzum Hikaye)

Mustafa Nadi Taşçıoğlu
25

ŞİİR


0

TAKİPÇİ

MH-02 Bir Sevda Masalı (Manzum Hikaye)

..................................ve bizim hikayemiz...

Bir zamanlar bir yerde zengin bir hâkan varmış
Zenginliği halkıyla paylaşarak yaşarmış
Sarayında yok yokmuş, ipek, atlas halılar
Güzel kızlar, köleler, halayıklar, bacılar
Hâkan çok zengin amma gayet sâde giyinir
Gösterişi hiç sevmez halktan biri gibidir
Vezir, nâzır kızları hep hâkanı gözlermiş
Hepsi bir gün hâkanla evlenmeyi düşlermiş
Güçlü, zengin hoş sözlü ama hâkan bekârmış
Halkının ne kızına ne duluna bakarmış
Ülkesinde hâkanın sözünden çıkmadığı
Her önemli işinde görüşünü aldığı
Bir ulu kişi varmış, uzaklarda yaşarmış
Uzakda yaşasa da her olanı duyarmış
Tüm ülkenin saydığı yaşlı ulu kişinin
Adı Kutlu Ata’ymış, rehberiymiş ülkenin
Bazen saraya gelir ve nasîhat edermiş
Doğruları meşeder, yanlışları sayarmış
Askerleri hâkanın pek yaman yiğitlermiş
Gittikleri her yerden zaferle dönerlermiş
Her sefer sonu hâkan ülkeye bayram verir
Zengin fakir herkesi doyasıya yedirir
Hâkanın cömertliği her yerde bilinirmiş
Aç olanı doyurur çıplağı giydirirmiş
Kimi zaman sarayda yemek verir fakire
Bazen de altın verir ihtiyacı gidere

Akşamları sarayda yapılan sohbetlerin
Konuğu âlimlermiş, bu ulu kişilerin
Sözleri yalansız ve bilgileri derinmiş
Hem doğru bilgi verir hem nasîhat edermiş
Haftanın son günleri sanatkâra ayrılmış
Onların da hüneri ve eseri ayrıymış
Kimi sözüyle onun derdine ilâç olur
Kimisi de sazıyla gönlüne yara olur
Vezirler bu yarayı kapatmaya çalışır
Fakat hâkan hüzünle kayıplara karışır
Günler sonra gelirmiş sarayın bahçesine
Toplanırmış vezirler hâkanın gür sesine
“Toplayıp garipleri bir güzelce doyurun
Hâkanın emridir bu, her tarafa duyurun”
Sofralar kurulur ve herkes bayram edermiş
Hâkanın tüm günleri bu ahvalde geçermiş

Günlerden bir gün hâkan, yalnızlıktan sıkılmış
Binip bir küheylana, sarayından ayrılmış
Daha şehri çıkmadan Kutlu Ata’yı görmüş
Kutlu Ata sinirli pek kızgın bakıyormuş
Demiş ki; “Filan yerde senin bir vâlin vardır
Vâli diye bildiğin düpedüz canavardır
Sen ülkenin başına hâkan mısın belâ mı?
Gönderdiğin o vâli yoksa senden âlâ mı? ”
Kutlu Ata dönerek uzaklaşmış oradan
Hâkan şaşkın ve üzgün bakakalmış ardından

Sürmüş hızla atını söylenen şehre varmış
O şehirde hâkanı hiç kimse tanımamış
Şehrin sokaklarında atıyla geziyorken
Bir kız görmüş karşıdan etrafa bakıyorken
Kız hem güzel alımlı, hem de fenâ çalımlı
Çulu beş para etmez, yürüyüşü havalı
Hâkanın aklı uçmuş, gönlünde neler olmuş
Oracıkta gördüğü bu güzele vurulmuş
Demiş “Güzel seninle, az hasbihâl edelim
Gönlüme bir kor düştü, ateşinde pişelim”
Kız bir bakmış hâkana, demiş ki “Behey yolcu
Çekil git sokağımdan, bak şuradaki kolcu
Bu pespâye halinle etrafımı kirletme
Beni böyle burada kötü kötü söyletme
Çağırırsam kolcuyu alıp seni götürür
Ömründe görmediğin eziyetle öldürür”
Hâkan bakmış ki kızın dili bir karış uzun
Gönlüne elem düşmüş, kız bakmış yolcu mahzun
“Yolcu git sen işine, bak payına düşene
Senin payın burada yumruk olur döşüne
Kısmetini ara sen kalma burda çöküpte
Belki bir yıkıntıda, belki de bir çöplükte
Muhakkak bulacaksın kendine yakışanı
Ben sevmem böyle çıkıp yakama yapışanı”
Demiş yolcu sandığı, ülkenin hâkanına
Yürüyüp gitmiş ordan bakmadan arkasına
Hâkan kızı uzaktan izlemiş evine dek
Sonra sürmüş atını şehir merkezine dek

Hâkan çarşı içinde dolaşmış hayli zaman
Nerde bir kolcu görse bakmış hali pek yaman
Çarşıda bir kahvenin önüne atı koymuş
Kahvede oturarak konuşanlar pek çokmuş
Oturmuş kahvenin bir tahta iskemlesine
Vermiş kulaklarını vatandaşın sesine
Kimi dermiş ki; ”Bu yıl bu memleket çok kurak
Vâli hazretlerine derdimizi duyurak”
Hemen itiraz gelmiş, “Kolcular aşılamaz
Vâli hazretlerinin yanına varılamaz
Kolcuları aşıp da, vâliye varsan bile
İşretini bozmaktan ateş basar diline”
Ordan biri atılıp “Sen ne diyorsun gardaş
Sakın kolcu duymasın ne göz kalır ne de baş”
Konuşanlar bu haklı itirazla durmuşlar
Etrafı gözlemişler seslerini kısmışlar
Kimi dermiş ki; “Yine kolcular dağılmışlar
Esnaf esnaf dolaşıp pek çok haraç almışlar
İsteneni vermeyen esnafı ya dövmüşler
Ya da zincir bağlayıp zindana götürmüşler
Bu ülkenin hâkanı ne yapar sarayında
Böyle vâli gönderen o koca hâkanın da
Başına taşlar yağsın, gönlü huzur bulmasın
Nesline kıran girsin, zürriyeti olmasın”
Hâkan artık sinirden yerinde duramamış
Kalkmış çıkmış dışarı yorgun ata atlamış
Sinirden ve öfkeden al düşmüş yanağına
Hınçla sürmüş atını vâlinin konağına

Konak önünde hâkan uçmuş sanki atından
Nöbetçileri tutup savurmuş kollarından
Konaktakiler hemen tanımışlar hâkanı
Uyandırmışlar hemen konakta uyuyanı
Hâkanı birdenbire görene bir hâl olmuş
Hâkanı o haliyle gören konağa dolmuş

Durup o gür sesiyle konuşmaya başlamış
Konuştukça korkanlar dağılmaya başlamış
“Kolcular cezaları suça göre vermeli
Adaletten şaşanın kellesini kesmeli
Nerede bu şehire tayin ettiğim vâli
Nedir burda yaşayan insanlarımın hâli
Kolcu azrail olmuş vatandaşın başına
Kolcuları azdıran bu vâlinin başına
İçi kanıyla dolu bir heybe asacağım
Açın şu kapıları zindanı basacağım”

Hâkan vâli beylerin zindanlarını gezmiş
Suçundan fazla yatan mahkumu salıvermiş
Dönmüş konağa, yeni bir vâli tayin etmiş
Sonra huzura alıp gözlerini belertmiş
“Eğer ki adaletten kıl kadar ayrılırsan
Halkı candan bezdirir garip âhı alırsan
Gözlerine mil çeker, başını da keserim
Derine saman basar boğazını dikerim
Şimdi bana giyecek temiz bir şeyler verin
Açım bana yiyecek az bir şeyler getirin”

Hâkan durmuş dinlenmiş, sunulanları yemiş
Sonra yalnız çıkarak şehirde gezelemiş
Bakmış ki tüm haberler pek de çabuk yayılmış
Şehir halkı olana sevinmiş ve canlanmış
Şehirde geziyorken hem neşeli hem dalgın
Bakmış ki geldiği yer sabah gördüğü kızın
Evinin sokağıdır, hâkan şaşmış kendine
Kız orada oturmuş, bakıyor çevresine
Varmış kızın yanına demiş ki; “Kızgın güzel
Anan atan nerdedir? Hadi bir çağır da gel”
Kız bakmış aynı adam amma elbise yeni
Demiş ki; “Yine mi sen? Yine kızdırma beni
Çulunu değişmişsin ama sen yine köylü
Sana git demedim mi? Beni söyletme kötü
Anamı ve atamı söyle ne yapacaksın? ”
Hâkan kırılmış hayli, demiş ki; “Pek koçaksın
Belki atandan seni Allâh’ımın emriyle
İsteyip alacağım sonra güzel seninle
Mutlu, güzel, sevimli bir yuva kuracağım
Atan gelene kadar burada duracağım”
Kız burnu havalarda küçümseyerek kalkmış
Sanki önünde duran horlanacak uşakmış
“Sen belki de iyi hoş bir adamsındır amma
Benim gönlüm alçakta gülüp uçuyor sanma
Delimiyim gidip de Allâh’ın bir köyüne
Ömrümü vereceğim senin gibi birine
Anamdan ve atamdan sana bir hayır gelmez
Onlar garib kişiler sözleri bana geçmez
Beni isteyeceksen ben beni sana vermez
Bana bey, vezir oğlu olmazsa gönlüm gelmez
Şimdi çek git işine beni de meşgul etme
Yine beni burada kötü kötü söyletme”
Hâkan kısa bir süre kızı kırgınca süzmüş
Sonra atlayıp ata saraya doğru sürmüş

Hâkan varmış saraya, ömründe bu ilk defa
Çekilmiş odasına gürlemeden etrâfa
Günler ve aylar geçmiş, hâkan hiç gülememiş
Tüm önemli işleri vezirlerine vermiş
Hâkanın bu elemli kederli hâllerine
Üzülenler pek çokmuş ama hâkan diline
Sanki bir kilit vurmuş sebebi bilinmemiş
Hâkanın üzüntüsü bir türlü gidememiş
Hâkanın âlimleri, vezirleri, beyleri
Sarayın ve sanatın ileri gelenleri

Toplanıp konuşmuşlar, “Hâkan’ın derdi nedir?
Bilebilsek derdini belki bir ilaç verir
Yârasını sararız, lâkin önce bilmeli
Acaba ulu hâkan kime söyler derdini”
Oturup konuşmuşlar bir sonuca varmışlar
Kutlu Ata bulunsun diye karar almışlar

Daha onlar kalkmadan, sarayın kapısında
Kutlu Ata belirmiş heybetli yapısında
Sanki yılların yükü çöküntüler bırakmış
Etrâfa bakınmadan taht odasına çıkmış
Hâkan tahta oturmuş, arkasına yaslanmış
O birkaç ay içinde onlarca yıl yaşlanmış
Kutlu Ata’yı orda görünce doğrularak
Hürmet sunmuş ataya kapıyı kapatarak
Demiş ki; ”Atam medet, bir derdim var ki illet
Bir güzele vuruldum amma vuslatı zillet
Ben bir hâkan olarak istesem alacağım
Lakin ben ben olarak nerede olacağım
Bildim ki sevdiğimin gözü yüksek yerdedir
Amma yükseklik hırsı sevdâlara perdedir
Bilirim ki alırsam gönlüm bir an kanacak
Amma sevdânın sonu bilmem nerye varacak
Bu hal ile ülkeme nasıl fayda sağlarım
Aylar var ki burada kaderime ağlarım
Bıraksam hâkanlığı o bana gelmeyecek
Alsam hâkan olarak bahtımız gülmeyecek
Atam medet sendedir bu derdin ilâcı ne?
Gönlüm geçmiyor yârdan söyle bunu bâcı ne? ”

Kutlu Ata başını öne eğmiş suskundu
Belki ömründe ilk kez böylesine durgundu
Yavaşça kaldırarak yıllar görmüş gözünü
Belki ilk kez tartarak söylüyordu sözünü
Dedi ki; “Ulu hâkan derdin pek yamancadır
Senin sorumluluğun binlerce insanadır
Amma ben de bilirim gönül belâsı kanmaz
Bu belâya tutulan hiç kimse iflâh olmaz
Önünde üç yol var ki, hepsi senin kâtilin
Bir seçim yapacaksın budur senin kaderin”
Kutlu Ata susmuştu, Hâkan dedi ki; “Atam
Bilmem ki kaderin elinden nerye kaçam
Mademki ölümlerden ölüm beğen diyorsun
Söyle bari hangi tür ölümü seçiyorsun
Bilirim ki bu derde çâre bulunmaz ise
Ölüm bile aranır aşktan kaçamaz kimse”
Hâkan ve Kutlu Ata uzun süre sustular
Sessizlikte sevdânın yükünü paylaştılar

Kutlu Ata yavaşça başladı konuşmaya
Dedi ki; “Ulu hâkan, ilaç yoktur sevdâya
Üç yol var dedim size ilk yol yârin içindir
Hâkan olarak evlen o güzeli sevindir
Amma bu yolun sonu seni halktan koparır
Canından çok sevdiğin halkına zarar verir
Çünkü sevdiğin kızın hırsına derman yetmez
Ülkeni ona versen bu kadar yeter demez
Sen yârinin elinde olursun bir oyuncak
Halkın sizden kaçacak yer arar köşe bucak

Diğer yol halk içindir, bu da seni yitirir
Sevdâ denen bu illet, derman komaz bitirir
Sevdânı gönlüne göm, o güzeli unut sen
İlk fırsatta bir güzel bulup onunla evlen
Onunla oyalanıp, kendini halkına ver
Halka hizmet elbette her türlü kahra değer
Böyle bir yara ile halka hizmet de zordur
Hem dermânın azalır, yarârın da az olur
Hem de aşk unutulmaz, evleneceğin kızın
Hayatını karartır, senin bu derin sızın
Kime böyle bir zulüm reva görülebilir
Erken vakitte kızı kahır öldürebilir

Üçüncü yol uzundur tahammül eder isen
Bu yol seni pişirir eğer beni dinlersen
Hem hâkanlığı terket hem o güzeli unut
Bu yorgun bedenini yüce dağlarda uyut
Elbet yâr unutulmaz ama aşkın hedefi
Bir güzel olur ise çok fazladır telefi
Amma sen bu sevdânı en güzele verirsen
Yaradanın aşkını gönlünde büyütürsen
Hem sevdâlar kazanır, hem insanlar kazanır
Amma en önemlisi cennet seni kazanır
Erenler arasında işte böyle diz dize
Otururuz cennette sevgiliyle biz bize
Bu karşında gördüğün adama iyice bak
Yakında tanrısına doğru yola çıkacak
Bu dağlara yeni bir Kutlu Ata lazımdır
Rabbim seni seçmiştir, senin harcın rızâdır
Eskiden senin gibi ben de bir hâkan idim
Bir güzele sevdânın ateşinde pişmiştim
Baban daha bir gençti, annesi de ölmüştü
Babası o çağlarda bir sevdâya düşmüştü
Babanın babası ben, işte senin dedenim
Senin gibi, bir aşka fedâ oldu bedenim
Ey sevgili torunum eğer beni dinlersen
Bu üçüncü yolu seç eğer nefsi yenersen”

Hâkan şaşkın perişan Kutlu Ata’ya baktı
Kutlu Ata yavaşça olduğu yerden kalktı
Hâkan şaşkın bakarken çıkıp gitti kapıdan
Ertesi gün yanına aldı onu yaradan
Bir ağacın dibine diz çöküp de kalmıştı
Belli ki tanrı onu niyazdayken almıştı

................................Mehmet Yetim'e beyan-ı özür

Kırkbir gün sonrasıydı, vezir vâli yanyana
Filan şehrin içinde bir evin kapısına
Edep ile vurdular, çıkan yaşlı babadan
Allâh’ın emri ile peygamberin kavlinden
Bahsederek kızını istediler hâkana
Birden içerden çıkan kız gelip yanlarına
Dedi ki; “Bu iş tamam, söyleyiniz hâkana
Hemen gelip buraya alıp da arkasına
Kendi götürsün beni muhteşem sarayıma
Muhatab olamam ben siz ayak takımına”

Mustafa Nadi Taşçıoğlu
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • Zühal Demiröz
    Zühal Demiröz

    Son çok şaşırttı beni doğrusunu isterseniz. Masal tadında benimde bir şiirim vardı. Mürdüm rengi koltuk diye... Böyle şiirleri seviyorum. Tebrikler...

TÜM YORUMLAR (1)