Masalsı Ninem Şiiri - Uslu Zen

Uslu Zen
91

ŞİİR


29

TAKİPÇİ

Masalsı Ninem

"Fesleğenci kız, fesleğenci kız! Fesleğenin yaprağı kaç? Sen okumuş yazmışsın beyim, gökte yıldız kaç? "
En sevdiğim masallarından biriydi ananemin. Ve en sevdiğim insanlardan biriydi anneannem. Benim "Balım", Arkadaşlarımın "Masalcı Teyze"si, komşularının "Kemal Tete"siydi.

Anneannem çok özel bir kadındı. Kitaplara konu olacak epeyce çileli bir hayatı oldu. Ve o hayat içinde takdir edilesi bir duruşu. O, uzun siyah saçlı, kemikli yüzü ve güldüğünde yaşlı yüzünde oluşan gamzeleri olan görünüşü silik ama aklı ve sözleri pırıl pırıl bir kadındı. Girit göçmeniydi anneannem. Mübadele ile Girit'ten Bursa'ya yerleştirilmiş bir ailenin kızıydı. Savaş, acımasız insanlara dönüştürmüştü yan komşularını bile. Birer ikişer öldürülürken eşleri dostları, Mustafa Kemal Atatürk kurtarmıştı onları. Bu yüzden anneannemin adı Kemal'di. Adı yüzünden iki çocuğunun ardından askere bile çağrılmıştı. Ama çok severdi adını. Bende onu. O benim idolümdü. Yaşlanınca onun gibi bir yaşlı olmayı diledim hep. O, çizgi filmlerdeki gibi tombul, kocaman yanaklı, burnunun üstünde gözlük taşıyan bir kadın değildi. Aksine kalp yetmezliği ve müzmün astım yüzünden neredeyse bir deri bir kemik geçirdi ömrünün uzunca bir bölümünü. Klasik büyükannelere benzerliği elinden düşürmediği örgüsüydü. Öldüğünde bile torunlarına gizliden örmeye çalıştığı kazak çıkmıştı yastığının altından. İnsanlar yaşlandıkça çocuklaşırmış derler ya. Çok doğru. Ama bir farkla. Anneannem bir çocuk gibi düşünüp, ne hissettiğimi anlayabilen insanlardan biriydi. Annemle tartıştığımızda yada babamın bana çıkıştığı zamanlarda nasıl beceriyorsa benim aklımdan geçenleri cümlelere döker, aslında ne istediğimi şıp diye anlar, anlatırdı. Hele yeni yeni ergenliğe girdiğim zamanlarda tek dostum o gibiydi. Hayat kitabı okumak gibiydi onunla konuşmak. Domates çorbası yapmayı, tığ kullanmayı, Ayet_el kürsü'yü, gülümsemenin açtığı kapıları öğrendim ben ondan. Belki bildiklerinin daha nicesini yerleştirdi şimdi "Ben" dediğim bu varlığın dağarcığına. Anneannemden bana miras kalmış bir şey daha vardı ki eşi benzeri yok. Hayal gücü... Muhteşem bir hayal gücü vardı anneannemin. Ve hayallerini cümleleştirebilecek müthiş bir zekası. Kendimi bildim bileli anneannem masal anlatırdı bize. Masalları nasılsa hiç bitmezdi. Her gün başka bir masal anlatırdı. Kimi bilindik, kimi tamamen aklından uydurma. İyice rahatsızlanıp benim odama yerleştiğinde kendimi ödüllendirilmiş gibi hissetmiştim. Sık sık vanasını fazla açıp kırmızı bir ateş topuna dönüştürdüğüm teneke gaz sobasının arkasında oturur, onun bir elinde tespihi öbür elinde daimi öksürmelerinde kullandığı kenarı oyalı mendiliyle, üst üste konmuş üç yastığına dayanıp oturuşunu bekler ve bilinen tüm yalakalıkları yapmaya başlardım. Çok sürmeden pes eder başlardı masal anlatmaya. Başlarken sesini yükseltirdi ki ev ahalisinden gelecek varsa gelsin. Çoğu kez kardeşlerimle beraber arkadaşlarım da dizilmiş olurdu divanın yada odanın bir köşesine. Annem çok acil bir şey yapmıyorsa muhakkak dahil olurdu bu ziyafete. Tüm çocukluğu bu masallarla geçse de bıkmadan dinlerdi. Pek çoğu için de " Bunu hatırlamıyorum. Ya unuttum. Yada yeni uydurdu" derdi. O yaşlarda en büyük hayalim anneannemin masallarını kitap haline getirmekti. Hatta bunun için ses kaydeden bir cihaz aradım uzun zaman. Vardı böyle ses kaydediciler ama hem pahalıydı hem de kolay bulunan şeyler değildi o zaman için. Ben o cihazı alabilecek hale geldiğimde ise anneannem hastalığına iyice yenik düşmüş halde idi. Anneannemin masallarında çok güzel kızlar yoktu pek. Lapiska saçlı bir gelin anlatmışlığı vardı. Ama onda da kocasına askere giderken giydirdiği iffet fanilasını kirletmeme çabası anlatılırdı. Elbet aşk vardı masalların çoğunda. Krallar, prensler, yakışıklı askerler... Ama öyle uzun uzadıya güzelliği anlatılmazdı kızların. Anneannemin masallarında kızlar hep çok akıllı,çalışkan, zeki ve hazır cevap kızlardı. Sakinlikleri ve bulundukları kötü durumdan kurtulma başarıları takdire şayandı. Benim en sevdiğim, herkesçe bilinen bir masal vardı fesleğen satan bir kız ile ilgili. Yıllar geçse de ben ne masalın içindeki geçen o repliği unuttum, ne o masalı. Ah daha neler vardı anneannemin masallarında. Limon ağacına kemikleri gömülünce canlanan yamyam kız, tek gözlü dev,kötü damat ve baldızlar, sütün içine düşen böcek... Şimdilerde bir kısmını eski masal kitaplarında okuyabildiğimiz, kimisiyse hiç duyulmamış bir sürü hayaller sunumu. Anneannem belki de benden bir fesleğenci kız çıkarmak istemişti. Yada aklını kullanan bir birey olmamın planlarını yapmıştı içten içe. Her masalın içinde benim için şifrelenmiş bir cümle vardı sanki. Öğretmenin, eğitmeninen tatlı yoluydu bu masallar. Ve en iyi hayat öğretmeniydi anneannem. Çocukları hep sevmişti. Biliyorum beni de çok severdi. Bense onu öldükten sonra çok daha fazla sevdim. Çocukken ruhume ektiklerini,büyüdüm hasat ettim. Toplayınca baktım ki heybeme; tohumlar ışık ışık anneannem gibi parlıyor, kokuları tıpkı anneannem gibi mis kokuyor. Anneannem onu andıkça içimde büyüyor, büyüdükçe masallaşıyor. Ninem hala benimle yaşıyor.

Ninem...Masalsı ninem, masalcı ninem.

SERPİL ŞEN

Uslu Zen
Kayıt Tarihi : 5.10.2012 11:22:00
Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!