Ataol Behramoğlu

Kötü şey uzakta olmak
Dostlarından, sevdiğin kadından
Yasaklanmak bütün yaşantılara
Seni tamamlayan, arındıran
Kapatıldığın dört duvar arasında
Sağlıklı, genç bir adam olarak

Neler gelmez ki insanın aklına
Sevinçli, özgür günlere dair
Kalmıştır yüzlerce yıl uzakta
Onunla ilk kez öpüştüğün şehir
Acı, zehir zemberek bir hüzün
Kalbinden gırtlağına doğru yükselir

Görüyorsun işte küçük adamları
Köhne
..........
..........


Kayıt Tarihi : 3.10.2000 19:37:00
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • Ustam, şiirinizden esinlenerek aşağıdaki şiirimi yazdım. Şiirinizden alıntılar yaptım. Bilginize sunarım. Saygılarımla.

    . Yıkılma Sakın Dedi Ya!
    Bir Usta, bir Büyük Usta Ataol Behramoğlu.
    Kaleminden kan damlar kimi,
    Kimi zaman karakışta sıcak çay porselen fincanımıza,
    Ağustosta serin Ege Meltemi, bağrımıza…

    “Görüyorsun işte küçük adamları
    Köhnemiş silahlarıyla saldıran sana
    Kimi tutsak düşmüş kendi dünyasına
    Kimisi düpedüz halk düşmanı
    Diren öyleyse, diren, yılma
    Yürüt daha bir inatla kavganı”

    Dedi ve derdi de daha:
    Çağsal silah, şark kurnazlığı, yalan dolan…
    Bin bir türlü oyunlarla, dinci kılığında!
    Ekmeğini bölen, gözünü kör eden; zamanını çalan, emeğinle…
    Okyanuslar ötesinden aldığı şımarık derslerle seni kandırana.
    Satılmış, dönek, mandacı, haine.
    Gözünü dört aç, fal taşı gibi iri mi iri!
    Yumruğunu sıkılı tut, kaldır havaya bağır, bağır, bağır.
    Tükür suratına, çat kaşlarını da.
    Ana avrat küfür et kalleşe.

    “Dağlar dilsizdir, yalçındır
    Ama gün gelir bir diyeceği olur onların da
    Ve dağlar, ıssız tarlalar başladı mı konuşmaya
    Susmazlar bir daha, söz artık onlarındır”

    Vardır diyeceği elbet vardır,
    Minarelere kuşanmış kara geceye,
    Kara geceye bağdaş kurmuş oturanlara!
    Dereler HES’ lendi, eli kolu bağlı, vadiler kurak, ovalar çorak…
    Utanmadan yağmur duasına çıkanlara, köylümün!

    Tepelerden siyanür yağıyor tarlalara, suya, kimin umurunda?
    Kara yüreklere sarı altın kazandıralım diye!
    Ormanlar çalılık bile kalmadı, beton / villa yığını!
    Ak yüzünü bile göremeyeceğiz kara camız yoğurdunun.
    Koyun kuzu ahırda hapis, olan köylünün.
    Tavuk, kuş gribiyle likite çevirdi yumurtayı Bandırma’ da!


    “Yıkılma sakın geçerken günler
    Yaralayarak gençliğini
    Onurlu, güzel geleceklerin
    Biziz habercileri düşün ki
    Ve halkın bağrında bir inci gibi
    Büyüyüp gelişmektedir zafer.”

    De sana Usta de sana çekinme,
    Bağrına ateş düşmüş,
    Yatağın su üstünde,
    Yayla kuyusunun seranı başladı inlemeye!
    Alıçlarla ahlatlar sızlıyor dağ yamaçlarında!
    Sen hala gaflet uykusundasın!
    Tavuk musun yolundukça koşarsın yolana? ! .
    De sana Ustam de sana,
    Ne sarılırsın yılana? ! .
    Gözünü dört aç, fal taşı gibi iri mi iri!
    Yumruğunu sıkılı tut, kaldır havaya bağır, bağır, bağır.
    Tükür suratına, çat kaşlarını da.
    Ana avrat küfür et kalleşe.
    Başlat büyük bir inatla kavganı.




    .

  • ortada boylu boyunca uzatılmış bir şehid yatıyor....

    şehidin de yöresi mi olurmuş?menşei mi?

    kayısı mı bu şeftali mi?adananın karpuzu mu bu?trakyanın keleği mi?sultan ahmed'in topraktan dümbeleği mi?

    insan yüreğini öpüyorum Nurani kardeş..

  • TÜRKİYE; ÜZGÜN YURDUM, GÜZEL YURDUM


    Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum
    Boynu bükük ay çiçeği
    Şiirin ve aşkın geleceği

    Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum
    Dağ rüzgarı, portakal balı
    Alçak gönüllü, hünerli, sevdalı

    Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum
    Yazgısı kara yazılmış gelin
    Kurumuş sütü memelerinin

    Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum
    Harlı bir ateş gibi derinde yanan
    Haramilerin elinde bulunan

    Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum
    Güngörmüş, bilge toprağım
    Yunus, Pir Sultan ve Nazım

    Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum
    Bozlat, ağıt, halay ve zeybek
    Dumanı üstünde ekmek

    Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum
    Yüzü kırış kırış anam
    Ağlayan narım, gülen ayvam

    Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum
    Asmaların üstünde gün ışığı
    En güzel geleceğin yakışığı

    Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum
    Zinciri altında kımıldayan
    Bitecek sanıldığı yerde başlayan

    ATAOL BEHRAMOĞLU

  • BEBEKLERİN ULUSU YOK

    İlk kez yurdumdan uzakta yaşadım bu duyguyu
    Bebeklerin ulusu yok
    Başlarını tutuşları aynı
    Bakarken gözlerinde aynı merak
    Ağlarken aynı seslerinin tonu

    Bebekler çiçeği insanlığımızın
    Güllerin en hası,en goncası
    Sarışın bir ışık parçası kimi
    Kimi kapkara üzüm tanesi
    Babalar,çıkarmayın onları akıldan
    Analar,koruyun bebeklerinizi
    Susturun,susturun söyletmeyin,
    Savaştan,yıkımdan söz ederse biri.

    Bırakalım sevdayla büyüsünler
    Serpilip gelişsinler fidan gibi
    Senin,benim,hiç kimsenin değil
    Bütün bir yer yüzünündür onlar
    Bütün insanlığın gözbebeği

    İlk kez yurdumdan uzakta yaşadım bu duyguyu
    Bebeklerin ulusu yok
    Bebekler çiçeği insanlığımızın
    Ve geleceğimizin biricik umudu.

    ATAOL BEHRAMOĞLU

  • BİR ŞEHİT KIZINA
    -------- -Türküler Ve Alaz İçin-

    Güzelim,sevdiğim,çocuğum,gülüm
    Bir şehit kızısın sen.
    Acılı, buruk bir türkü gibisin
    Bu acımasız günlerin içinden

    Tuhaf bir sıkıntıyla daralır şimdi
    Küçücük,kuş kanadı yüreğin:
    'Babam nerede,niye gelmiyor
    Babama küstüm ben anneciğim...'

    Baban artık hiç olmayacak yavrum
    Sana çocuğum diyemeyecek bir daha
    Güçlü,baba kucağının sıcaklığını
    Duyamayacaksın minik vücudunda

    Baban yiğit bir oğluydu halkının
    Onun için öldürdüler
    Sana halkımızdan armağan olsun
    Getirdiğim kırmızı güller

    Yıllar geçecek,alışacaksın
    Bir ince sızı kalacak ondan,
    Senin gözlerin gibi ışıltılı
    Çiçekler fışkıracak babanın mezarından

    Ve tıpkı serpilen bir çiçek gibi
    Gelişip ışırken bilincin gitgide
    Babanı yeniden kavrayacaksın
    Baban yeniden doğacak seninle

    Güzelim,sevdiğim,çocuğum,gülüm
    Bir şehit kızısın sen
    Acılı,buruk bir türkü gibisin
    Bu acımasız günlerin içinden

    ATAOL BEHRAMOĞLU