Hani insanın uzak dostları vardır.

Uzaktırlar.

Uzaktadırlar ama anılarınız, mesela bir dört eylül akşamı gözlerinize o upuzun hüzün ikliminin serin rüzgarını estirecek giriş k ...


Hani insanın uzak dostları vardır.

Uzaktırlar.

Uzaktadırlar ama anılarınız, mesela bir dört eylül akşamı gözlerinize o upuzun hüzün ikliminin serin rüzgarını estirecek giriş kapısını size açıverir bir selam ile.

Bir şey olur birden bire!... Başka söz değil “iyi ki varsınız!...” diye bir şey oluverir birden bire.

O uzak dostlarınızın selamı ile vagonlarına güzel şarkılar yüklediğiniz marşandiz olur anılarınız. Hep birbirine uzak istasyonlarda durup mola verdiğiniz ama aynı ruhu arayıp dinlediğiniz şarkılarınızın solfejli sokaklarında dolaşıyor olsanız bile, yağmur kokmuştur topraklarınız bir selam ile.

Ne çok sevdiğinizi hatırlamışsınızdır ıslanan toprağın kokusunu. Onlarla görüşmeyeli beri aynı şiirle bakıp gizlemişsinizdir sulanan gözlerinizi, aynı buluta bakmışsınızdır belki, hani sana yağmamıştır da ona yağar, ya da ona yağmamıştır da sana yağan bulutlara.

Beklemeden çıkagelmiştir belki bir gün dostlarınız kapınıza. Zilinizi çalmıştır, zilinizi çalan eli kucaklamışsınızdır oysa sadece ekranını titretebilmiş bile olabilirsiniz gerçekte. Ancak yürekler titremiştir bunu hiçbir teknoloji beceremeyecektir…

Ve işte nihayet düşmüştür ansızın bulutlardan damlalar…

İçinize, vakitsizce gelen yağmurlu şarkıların şulesi damlamıştır…

Daha görmeden bile birbirini başlamış ağır ağır yağmur ve çiseleyen tıpırtılardan içinizden yangın külleri uçuşturmuştur dostun sesi.

Uzak dediğiniz dostlarınız, suladığınız solmayan tek çiçeğiniz, salonunuzun en güzel yerine buyur ettiğiniz bir konuk olmuştur.

Susamış çiçeğinize jale.

Sesi içinizi, umudu varlığınızı şenlendirmiş, içinizdeki çizilen çemberlerin kırıldığı anı hep yaşamak isteyip bu yağmur hiç bitmesin dediği dostları vardır insanın hani.

Uzaktırlar.

Ancak uzak demek uçurumdur.

Yakın demek ise gökyüzü.

Dost; içinizde dereleri kurutmaya davranan zamanın, mekanın inadına yakın olan demektir.

Dost yakındır…

Dost, ona “yağmurun hiç bitmesin dostum” diyebildiğin.
"Çok şiddetle olmasını istediğin bir şeyi artık istemiyor olmak, dünyanın en büyük boşluğu.."
"Ve herkesin derdi kendine ağır,
Gerisinin dili lâl, kulağı sağır..."

Mevsimin ne olduğu farketmez
Dostum…
Yalnızları hep üşütür .
Çırılçıplak Ayrılık…

"Hayır unutmadım. Yokmuşsun gibi davranıyorum..."

Sahip oldukların "Vazgeçebildiklerindir". "Vazgeçemiyeceklerin ise , "Ait" olduklarındır....
Sonra düşündüm;
Beni kazanmaktan çok kaybetmeye meyilli bir insanı
varlığımla rahatsız etmemeliydim.
Ben de gittim..

“Geçenlerde,
Özlemenin susamak gibi bir şey olduğunu öğrendim.
Hemen o an koşup yanına gelmek istedim.
Gelemedim.
Bende oturdum çay içtim...”

“ Olana da, olmayana da.
Gidene de, kalana da.
İmtihân'a da, inşirâha da.
Sâbır'a da, selâmete de;
Allah yetiyor. ”

Yeni yapraklar çıkabilsin diye eski yaprakları temizler hüzün.
Üzülme, Sonbahar serttir Ama sonu aydınlıktır..

Hüzünlerin de sonbaharı olmalı. .
Titremeli, dökmeli acılarını ..!
Akışına bıraktım, oluruna bıraktım, zamana bıraktım, baktım olmadı bende komple bıraktım.
...ve Allah'a sığındım!
Beni ifade edemeyen kelimelerin acizliğini,Allah'a havale ediyorum.
Galiba, sana aşık oldum..! dedi adam...
____Merak etme..! dedi kadın...
Sayılı gündür,____çabuk geçer..!!


Yorulmadan sevmişliğim vardı seni
Bir masal tadın da dinlemişliğim
Bir varmış hep yokmuşla başlayan
Aciz bir çocuk gibi aldanışlarım vardı
Bazen de suçlayışlarım
Çok şeyim yoktu sana dair olan
Kıskançlıklarım vardı
Şimdi kimi düşünüyor diye başladıklarım
Niye birini düşünüyor diye sabahladıklarım
Hastalanmalarım vardı
Günün ortasında hasretinden sayıklamalarım birde
Dedim ya çokça değildi sana dair olan bende
Kaçışlarım, kıyıda köşede ağlayışlarım
Bolca gönül kanamalarım vardı
Acıma karşı tüm müdahalelere direnişlerim birde
Yok ya, sana dair bir şey yok işte bende
Hepsi derme çatma birkaç bahane
Koynumda kokunu saklamalarım vardı
Bir gülümsemenle birkaç yüzyıl yaşayışlarım
Sen akarken başka hayatlarda bekleyişim birde
Dokunduğun her yere sevdalanışlarım vardı
Yok ya, sana dair bir şey yok işte bende
Birde derme çatma bir şiirde
Seni anlatışlarım vardı
Olmadığında katlanamayışım,
Olduğunda inanamayışım vardı
Sensizlikten korktuğumdan ölümü erteleyişim birde
Yok dedim ya sana dair bir şey yok bende
Hepsi derme çatma birkaç bahane
"Ömür Deniz"
Bazen ihtiyacınız olan şey bir müzik, deniz kenarı ve bir insandır. Bazen deniz kenarı ve bir insan olur. Bazen ise sadece bir insan.

Ağlamanın felsefesi yapılır, ağlamış olmanın edebiyatı. Susmayı tercih etmiş olan birini cümlelerle anlatamazsın.

"Bir çocuk koşarak geçti yanımdan
Baktım arkasından; gidiyor ömrüm..."

İbrahim Tenekeci
"Bakma sen bana, benim zaten üzülesim vardı. Seni bahane ettim.."
Anlatacak bir şeyler elbet bulunur ama anlayacak birileri her zaman bulunmaz. Bazı insanları öyle bir çırpıda çıkarmayın hayatınızdan.
"Bir özlediği bedene sarılabilenler, bir de istediği zaman özlediği sesi duyabilenler dünyanın en şanslı insanlarıdır.."
“Senin saçlarını okşayabilen rüzgara çok kırgınım.”


Sen bir çay demle sıcacık.
Ben, tüm soğuk yanlarımı;
elimi, yüzümü,
gönlümü alıp geleyim…
bak yaralayan bin kişi oluyor,
kanatan sadece sen oluyorsun..
bu yüzden kalbimde bir yerin varken,
bin yeri neden kanatıyorsun..
Kadının duaları,erkegin masalları vardı.
Bir gün dualardaki erkek, masallardaki kadınla karşılaştı.
Kaderse; dualarda saklıydı..!


"İnsanlar hep yarım,
Kimin yarısı kimde, Allah bilir..."

"Ömür boyu süren hasretler vardır;
Ne yaşarsa yaşasın,
Bir yanı eksik kalır insanın...!"
"Yolumuz, birbirimizi anlamaktan geçmiyorsa, Hiç bir yere varmayacak demektir..."
Yolu sizden geçmeyen birine ‘Nereye?’ diye soramazsınız.


Bazen ‘seni seviyorum’ diyemezsin.
İyi geceler dersin,
Günaydın dersin,
Nasılsın dersin,
Kendine iyi bak dersin,
Dikkat et dersin,
Sıkı giyin dersin,
Ama 'Seni seviyorum’ diyemezsin.


Aşk efsane vü efsun değildir.
Aşk sanatı her dun değildir.
Her aşk davası eden aşık olmaz,
her muhabbetten dem vuran sadık olmaz.
İlahi!Herkes merd-i aşk olmaz ve
değme kalpde derd-i aşk bulunmaz.
Aşk bir kimyadır, anın madeni can olur.
Aşk bir cevherdir,anın mekanı kan olur.
Aşk bir zevktir, anında şeydaları var.
Aşk bir huruşdur, anında deryaları var.
Aşk bir incidir, her denizde bulunmaz.
Aşk bir incidir ki her kulakta salınmaz.
Aşk bir nurdur, her gözde görünmez.
Aşk bir huzurdur, her derunda bulunmaz.
Aşk bir zevktir, onunda başka bir dili var.
Aşk bir şevktir, onunda ayrı ehli var.
Aşk bir dalgalanmadır, onunda deryaları var.
Bülbülleri şakıtan, dolapları inleten aşktır.
Gülleri açtıran, gül yüzleri ortaya çıkaran aşktır.
Her başın bir sevdası var. Her dehanın Allah'tan
bir lezzeti var.

Sinan PAŞA
Bir masa, bir sandalye…
Sırtı dönük bir adam…
Aramızda…
Gözlerin bana bakıyordu…
Bakamadım…

Hissederdi yüreğim, seninle beraber
Tutuşan bir göldü gönlüm, içimde,
Bir su damlası, sana aktı, kalbimde…
Sonsuza dek yitirilmiş birşeyleri
Bulur gibiydi kalbimdeki çöl
Gözlerin bana baktı…
Ben utandım…..
Yüreğim sana aktı…

Kutup yıldızı olsam
Hiç üşümezdim kuzeyde…
Küçük ayı olsam
Büyük ayıdan korkmazdım gökyüzünde….
Gözlerin bana baktı
Utandım…
Misinanım ucuna bir umut bağlandı…

Ben ayakta, sen ayakta
O sırtı dönük adam yine aramızda…
Düşmanımız zaman,
Çıktım gözlerinin bana baktığı dört duvardan
Arkama bile bakmadan
Seni geride bırakan İstanbul
Düşmanım Korukent’e uzayan yollar……

Misinamın ucuna bağlı umudumu alıp yanıma
Çıktım sen olmadan
Bana bakan gözlerini bırakmadan
Yolu sevgiden geçen birileriyle
Birgün buluşmak umuduyla…..


kapalı çarşı dudakların, kalabalık ve renkli
susma. Dilimde kurur kelimeler

biliyorum, olmayacak bir şey sana dirilmem
çocuk aklıma uyup da yürüdüm meydanlarında
kapını çalıp kaçmaktı niyetim
bir satır başında birden karşına çıkmak,
ve düşürmek kolunun altındaki cümleleri

olmadı. Ezberimde kaldın karıştırırken gülüşlerini

yoldan çıktım, sana düşüyorum
kurtarma beni

pelin onay

Her insanın yaşadığı en az iki hayatı vardır.
Biri bildiğimiz vitrinlik
Diğeri bilmediğimiz derinlik...
Oğuz Atay

Susun Gündüz'ün Şair'leri
Şimdi Gece Konuşacak Biz Dinleyeceğiz
Hangi Yar'amızı Kanatacak Bakalım
Hangi Sevdamıza Yaraya Basılan Tuz Misali Ayrılık Basacak
Kaçımızı İnim İnim İnletecek
Kaç Küfür'le Deleceğiz Yağmur Yüklü Bulutları
Kaç Yıldız'da Sevdalarımızın Hayalini Çizeceğiz Gökyüzüne
Kaç Bulut'a Eski Günlerimizi Anıp Ağlayacağız
Kaç Rüzgarda Anıları Koklayacağız
Kimbilir …
Sizler Susun Şimdi
Bekleyin Şu Kusursuz Gece Ne Fısıldayacak Size..?
|Nur Şen

“Bize değer vermeyen insanlardan uzak durmamızı isteyen bir peygamberimiz var. Bunun ne demek olduğunu kalbiniz yorulunca anlıyorsunuz.”
İbrahim Tenekeci.

Yɑlnız biɾ dünyɑdɑ yɑşıyoɾduk.
Heɾkes öyle değilmiş gibi yɑpıyoɾdu,
bɑş edebiliyoɾmuş gibi.

Bukowski


Ve adam usulca fısıldadı
Acılarını al gel
Çayın yanında iyi tüter
Gülüşünü sakın unutma
Acılarımın yanında iyi gider
Ve kadın usulca fısıldadı
Yanın yanımda olsun
Kaderin kaderim olsun
Çayını bana sakla
Yanım seninle huzur bulsun !.

İnsanların en büyük hatası;
Tanıdığın gibi seversin
Sevdiğin kadar tanıdığını zannedersin

Ercan EROĞLU
Yorgun bir kalem,
Dile gelmeyen,
Suskun kelimeler,
Kurulmayan cümleler,
Buruk hayaller,
Dalıp giden hüzünlü gözler,
Kırılmış umutlar,
Uzun uzadıya sessizlikler,
senin için ne ifade ediyor bilmiyorum ama,
İyleşmemiş bir yara
benim için tam bir gönül yorgunluğu.
Unutma ki; sevmekte yorulur..!
Ve ben seni sevmekten çok yorgunum.


Hayat akıp gidiyor.
Değmeyenler için yorulmak,
bizi sevenlerin vaktinden çalmaktır...

Kızma, kırılma, sorgulama.
Olası varsa, olurdu; Nasiple kavga edilmez. .
Halk içre bir âyineyim herkes bakar bir an görür,
Her ne görür kendi yüzün ger yahşi ger yaman görür.

Sevdiğim. .
U n u t...
Diyorlar..
Nede Kolay Söylüyorlar..
Kurşun Kalemin Yazdığını,
Silince Bile İzi Kalıyor Beyaz Kağıtta..
Kalbe "Yâr" Diye Yazılanı
Nasıl Sileyim;
İki S A T I R L A...

Benim beklediğim aşk başka!
O, bütün mantıkların dışında,
tarifi imkansız ve mahiyeti bilinmeyen bir şey.
Sevmek ve hoşlanmak başka,
istemek bütün ruhuyla,
bütün vücuduyla,
her şeyiyle istemek başka…
Aşk bence bu istemektir.
Mukavemet edilemez bir istemek!
Sabahattin Ali
"Bir türlü yetişemem, fecre kadar yürür de,
Heyhat, o bir ince ruh, bense etten bir kalıp..."
"Hayırlısı"
Ne uzun bir kelime Açıp baksan manayı;
Ne sevgiler, ne kanamalar, ne hasretler, ne bekleyişler,ne vazgeçişler, ne yaralar, ne acılar, ne umutlar çıkar..."
O kitaplardan konuşuyordu ben kendimden..
O çok derin okuyordu ben ise çok derin yaşamıştım...
Raif Efendi
"Sadece,
Söylenecek bir şeyi kalmadığı zaman mı
Susar insan..
Yoksa konuştuğunda fırtınaların kopacağını
Bildiği zaman mı..
Bazen susar insan..
Üzülmesini istemediği gözlere susar..
''Yanmasın'' dediği kalbe susar..
Kaybettiği zamana değil,
Pişmanlıklarına susar..
Geçmişe değil, şimdiye değil
Geleceğe susar..
Birşey varsa yüreğinin yüreğinde
Haksızlığa, kıskançlığa, öfkeye susar..
İçine kor düşürse de,
Yarin sözlerine susar..
Tek damla söz çıkmaz dilinden,
Çünkü, kaybetme korkusuna susar..
Bazen susar insan..
Dünyayı kavuracak yangınlara bile..
Hasrete, özleme, riyaya susar,
Atılır ateşe bile bile..
Yarin yerine yanmaya susar..
Umutsuz dualara susar insan,
Kadere susar..
Aşka değil, vuslata değil
Günaha susar..
Yanar içi, erir gıdım gıdım amma
Derde küfretmez, isyana susar..
Bazen insan huzura susar, nur'a susar..
Hem özler,
Anasından ayrı kalmış bir yavru gibi..
Hem acıkır,
Yırtıcı, vahşi bir hayvan gibi..
Hem de susar..
Ama hiç kimseye susmaz,
Yare sustuğu kadar..
Hiç birşeye susamaz,
Yare susadığı kadar..."
haklıydı şair..
kendi kırgınlığını kendin sarıyorsun.
kendi kendinle konuşuyorsun, anlayan yok.
kendi içinde küsüp, barışıyorsun.

Bazı sözler vardır, yürek okur.

Bazı sözler vardır, yüreği okur.

Bazı sözler vardır, dilde derdest olur;
özü okur.
Ve bazı sözler vardır ki,
yürek yetişemez köz olur....

yürekten dökülen sözler
yürek burkan sözler
yürekten yüreğe dokunan sözler
kor olur köz olur kül olur..
zincire vurulur mahkum olur..

Önce hisset
Ve
Gör tek tek harflerimi
Oku yüreğimdeki hisleri
Sonra
Dök kağıda kaleme
Sayfalarını çevir dur...


Uzaklarda bir yerlerde,
Bir özlediğin varsa,
Buruk bir mutluluk yaşarsın,
Kimselerin bilmediği zamanlarda.
Her aklına geldiğinde yada
Aklından hiç çıkmayışında gülümsersin.
Yarım ve hüzünlü bir gülümsemenin sıcaklığı yayılır yüzünün kıvrımlarına.
“Özlediğim…! ”
Diye haykırırsın rüzgarlara verip sesini.
Duyar da belki yüzünü sana çevirir diye.
Nafile olduğunu bilsen de sesini,
Rüzgara emanet edip usanmadan seslenirsin.
“Özlediğim…!”
Özlediğin senin özlediğin kadar seni özlemeyebilir.
Sen gibi zaten hiç özlememiştir,
Sen gibi sevmediği gibi,
Sen gibi sevemeyeceği gibi. Zamanın bir yerine takılmıştır o.
Geçememiştir.
Geçemez de…
Geçse sen gibi özler mi seni..
Sanmıyorum değil, hiçbir zaman!
Özlediğin seni görmez,
Duymaz,
Önemsemez, sen gibi…
Halbuki gözünün önündesindir. Kulağının dibindesindir.
Değerimsin dediği yerdesindir ama
Sen gibi önemsemez seni.
İstemezsin de zaten sen gibi önemsemesini.
Ama sen başka önemsersin özlediğini…
“Ö z l e d i ğ i m…!”


Adı Sevda İşte!
Kolay Olmuyor...
Acıyor...
Acıtıyor...
Yakıyor...
Kanatıyor...
Sızlıyor...
Vazgeçilmiyor...
Diş Ağrısı Gibi,
Zamansız Tutan Bir İnce Sızı...
Adı Sevda...!
Kokusu Tarifsiz,
Henüz Keşfedilmemiş Çiçeklerden,
Usulca Yayılıyor Etrafa...
Ve Farkında Olmadan,
Sarıyor Hücrelerini...
Yerleşiyor En İnce Damarlarına,
Sinsi Bir Virüs Gibi...
Çözümü Zor Bilmece Ama,
Sadece İki Hece...
Renginde Hem Hüzün Var
Hem de Tutku...
Hem Acı Var Hem de Coşku...
Belki Bu Yüzden Rengi
Gül Kurusu...
Yani, Ne Onunla Oluyor,
Ne de Onsuz...
T ı p k ı, S e n i n G i b i...!!!

Allah'ın hiç ayırmadığı kalpler,
Hiç bir zaman birleştirmeyeceği yürekler vardır...
Gerçek aşka nâil ettikleriyse,
Birleştirmediği hâlde hiç ayırmadıklarıdır....

"sonra
her şey geçmedi.
sonra her şey geçmez kolayca.
herkes kalanıyla yaşar
kendinden geriye ne bıraktıysa.."

Bazen, her şeyi akışına bırakmak gerekir.
Su akıp yolunu bulsun diye..
Bazen, ağlamak gerekir.
Güçsüzlük sananlara inat, rahatlamak için..
Bazen, kimseyi dinlemeyip içinden geleni yapmak gerekir.
Mutlu olmak için..
Bazen, susman gerekir.
Büyüklüğün sen de kaldığını anlamaları için..
Bazen, görmezden gelmen gerekir.
Sonradan olanları görmek için..
Bazen, sana değer vermeyenlerin hayatından çekip gitmen gerekir.
Tek başına da mutlu olabileceğini herkese kanıtlamak için..
Ve bazen, yokluğunda seni özleyen birilerinin olduğunu bilmen gerekir.
Çıkarsız, hesapsız, her ne olursan ol seni ''sen'' olduğun için seven birilerinin olduğunu hissetmen için...


Bahsetme şu Uzaklık denen şeyden..
Sen büyük bir deniz dersin
Şu Aramızdaki maviliğe,
Ben bir avuç su...

"O Senin Neyin Oluyor ki
Bukadar Yazdın Çizdin . . ?"
Uzaktan Dedim,
Sadece Uzakdan Yandıgım,
Dokunamadığım Aşk dır "O"..
Biliyordu;
Uzakdan Hasret Kaldıgımı,
Yandıgımı!...
Ama Ses Vermeyenimdi!..
O Benim Can'ımdı..
Can'dı Ama Duymadı..
Hiç Beni Duymadı...
{ H.Şirin }

dostum, göründüğüm gibi değilim. görünüş sadece giydiğim bir elbisedir. senin sorgularından beni, benim kayıtsızlığımdan seni koruyan, özenle örülmüş bir elbise.
benim içimdeki ‘ben’, dostum, sessizlik içinde oturur, sonsuzluğa dek kalacak orada, doyulmaz, erişilmez.
ne söylediklerime inanmanı, ne de yaptıklarıma güvenmeni isterim- çünkü sözlerim senin aklından geçenlerin dile getirilmesinden, yaptıklarımsa umutlarının eylemleştirilmesinden başka bir şey değildir.
‘rüzgar doğuya esiyor’ dediğin zaman ‘evet, doğuya esiyor’ derim: çünkü düşüncelerimin rüzgarda değil, deniz üzerinde dolaştığını bilesin istemem.
denizlerde gezen düşüncelerimi anlayamazsın, zaten anlamanı da istemem. bırak denizimle başbaşa kalayım.
senin için gündüz olduğu zaman dostum, benim için gecedir: böyle olsa da ben yeşil tepelere değerek oynayan öyle vaktini, vadiden süzülen mor gölgeleri anlatırım; çünkü sen ne karanlığımın türkülerini duyabilir, ne de yıldızlara çarpan kanatlarımı görebilirsin-görmemenden, duymamandan hoşnudum ben. bırak gecemle başbaşa kalayım.
sen cennetine yükselirken ben cehennemime inerim- o zaman bile bu ulaşılmaz uçurumu ötesinden bana seslenirsin,’arkadaşım, yoldaşım’ ben de sana seslenirim, ‘yoldaşım, arkadaşım’-çünkü cehennemimi görmeni istemem. alevler görüşünü yakacak, duman burnuna dolacaktı. senin gelmeni istemeyecek kadar çok severim cehennemimi.bırak, cehennemimle başbaşa kalayım.
sen gerçeği, güzeli, doğruluğu seversin; ben de sen hoşnut olasın diye bunları sevmenin yerinde ve iyi olduğunu söylerim ama içimden senin sevgine gülerim. gene de gülüşümü göresin istemem. bırak kahkahalarımla başbaşa kalayım.
dostum, sen iyi, ihtiyatlı, akıllısın; hayır sen eksiksizsin- ben de seninle ölçülü ve düşünerek konuşurum. oysa ben deliyim. ama gizliyorum deliliğimi. bırak deliliğimle başbaşa kalayım.
dostum, sen benim dostum değilsin, ama ben bunu sana nasıl anlatacağım? benim yolum senin yolun değil, gene de birlikte yürüyoruz elele.
h.cibran

Neyle ölçülür aşk?
Altınla gümüşle?
Metreyle tartıyla?
Saatle dakikayla mı?
Hayır, sabırla ölçülür aşk, şefkatle, tahammülle.

Dilemekse maksat; af dilenir, özür dilenmez.
Dilenen özürlülerdir, özür dilenmez.
Îsmet Özel

Zamanında
Sessizce Gidenler Varmış.
Kalanın Mutluluğu İçin.
Şimdilerde Çaresizce Kalanlar Var.
Sebepsiz Gidenlerin Arkasında...
Enkaz Misali..
{ H.Şirin }

Ya Sen benden koptun
Ya Ben senden
Bu aralar Şiir'lerimi susturmam bu yüzden...
Ne geceler canımı yakıyor
Ne gündüzler canımı acıtıyor
Sensiz Gün Aydınlık mı ?
Ne ağlayabiliyorum
Ne kahkahalarıma bulaşıyor hayalin
Ne rüzgar fısıldıyor artık adını
Ne de Sonbahar Ayrılığı yüzüme vuruyor .
Geç'mişim
Geç'memişligim


Sen Gel/ Sen ..
Özlüyorum...
Bilmediğim Şehirleri..
Islanmadığım yağmurları..
Dinlemediğim ezanları..
Seyretmediğim bulutları.. Kokusunu almadığım toprağı...
Aniden saplanıverse bir ağrı.. Beynimi alt üst ediverse...
Ta ayağımdan başıma kadar
Bir karıncalanma tutsa..
Ellerim tir tir titrese..
Yazamasam..
Kırılsa kalem..
Tükense kelam..
Kapansa defter...
Pencerelerim perdesiz kalsa...
Ürksem.. Üşüsem.. Yansam.. Kavrulsam...
Işığım sönse, mumu eritse aydınlık..
Tutsa nefesini rüzgar..
Kalsam odalarda..
Penceresiz..
Kapısız.. Yastıksız..
Yorgansız...
İçime dökülse alevler..
Çığlıklarıma karışsa gözyaşlarım..
Parmaklarımın arasında saklasam sancıyanlarımı...
Sancılarımı..
Sancılı yanlarımı...
Kafiyeler de tükense artık..
Şiir bitse...
Mürekkep donsa...
Gökyüzü çökse üzerime...
Ayaklarımın hiç gitmemecesine bastığı şu betonlar,
Kurutsa elimi..
Ebu Lehep gibi...
Sonra.. ve sonra...
Ben her şeye bittiler söylerken..
Ve dahi her kelimeye karanlık çökerken..
İnşirahsız şu sadrıma satırlar dizerken...
Sen gelsen...
Kapısız odama gözlerimden girsen...
Önce yüzüme bir nur dokunsa.. Sonra üflese İsrafil o sur'a...
Kopsa kıyametim...
Dünya-ahiret yanılgım son bulsa...
Nihayet işaretleyebilmiş olsam doğru şıkkı...
Hak etmiş olsam ayakta bir alkışı...
Geldin ya;
Öpücük kondursan alnıma..
Bittiğim an olsa,
Yere doğru daha bir yaklaşsam..
Dizlerimin bağı bir çözülüverse...
Âh bir çözülse...
Ayetler gelip yerleşse sonra..
Senin dilinden bildiğim yegâne cümleler tıkanıp kalsa boğazıma...
"MÂ VEDDEAKE" desem...
RABBUKE'Yİ getiremesem...
Sen tamamlasan ayeti..
Mâ veddeake rabbuke ve mâ kalâ.
Rabbin terk de etmedi seni..
Ne küstü ne de darıldı sana...
Bir yazı bitimi gibi ne yapacağını bilemeyenin sözlerini;
Armağanmış gibi sakla...
İnşirah olmuş sadrında..
Yalnızca tasdik bırak bana...
"Amenna ve Saddakna..." HATİCE ŞİRİN....
Benim beklediğim aşk başka! O, bütün mantıkların dışında, tarifi imkansız ve mahiyeti bilinmeyen bir şey.
Sevmek ve hoşlanmak başka, istemek bütün ruhuyla, bütün vücuduyla, her şeyiyle istemek başka…
Aşk bence bu istemektir. Mukavemet edilemez bir istemek!
#SabahattinAli


Özlerken daha iyi tanırsın sevdiğini.
Henüz gerçekleşmemiş bir düş gibi.
Sözü verilmiş bir sevinç,
uzun sürmüş bir ölüm gibi..
Özlem beklemektir.
Çaresi yoktur bunun...

“Seni seven birine ihtiyacın olursa burdayım” diyorum gözlerimi kaçırarak.

Nereye gidersek gidelim hep o his olacak yanımızda. İki kişi arasında olan, söylenemeyen ve adı olmayan o çıkmazımızı yanımızda taşıyacağız

"Vedalar gözle sevenler içindir, gönülden sevenleri ayrılmaz."
Bir yalnızlık şarkısı söyler sesim......

İnsanın acısını,
İnsan alır....
Bak,
Sensiz,
Ne azım......

Her gece gönlümün masalını okuyorsun...
Ertesi gün beni bir masal gibi unutuyorsun...

H.E. SAYE

Bazen bir rüyanın peşinden koşarsın,
O, hep olduğu yerde duruyordur
ancak bir türlü kavuşamazsın.
İşte o vakit,
-N a s i p . . .
Mevzu tam bildiğiniz gibi …
Şehir yağmurlu, insanlar yalnız…
...ben
düşüncelerin,
sözlerin ve seslerin aldırmazlık
dünyasından geliyorum
ve bu dünya
yılan yuvasına
benziyor..

"Hüzünlü bir ruh,
insanı mikroptan daha hızlı öldürür."
(The Walking Dead)

Bazen neden mi yalnız kalmak ister insan?
Az buçuk hayat bilgime göre şunu öğrendim.
Eğer bir insan yalnızsa, birini bulamadığı için değil, insanlara güveni kalmadığı içindir.
Birilerine güvenip, pişman olmaktan yorulduğu içindir.
Çok yorulan insan, dinlenmek ister…
Çok kırılmış insan, güvenmek ister.
Güvenilecek birini göremeyen insan ise, yalnız kalmak ister…

'Çevrendeki insanlar susacağı,
konuşacağı ve duracağı yeri bilmiyorlarsa,
sen fazla adım atmışsındır onlara…
Biraz geri çekil… '
Ts Eliot
Ya.. Ya birgün gelirde karşılaşırsak o ilk buluştuğumuz köprüde?
Ya görmemezlikten gelemezsek birbirimizi?
Ya kaçıramazsak o utangaç gözlerimizi?
Ya iki damlaya mahkûm düşmanlık yerine,
Pişmanlık süzülürse yanaklarımızdan?
Ya burkulursa içimiz,titreyen sesimiz
Bir ''Selam'' bile diyemezse?
Ya yanarsa genzimiz en acı yerinden?
Ya yutkunamazsak çaresizlikten?
Kelimeler diken gibi dizilirse peşi ardına,
Ya yıkılmış hayallerimizin enkazında sağ kurtulmuşsa umutlarımız?
Kaldığı yerden yeşermeye başlar mıydı,
Pembeye döner miydi karalarımız...?
Rüzgar tepelerinde saçları savrulan kadınlar.
Yanlızlıktan üşüyen adamlar
Hep hayallerde kaldı
Hayatın izin vermediği
Kaderin bizi alıp birbirimize götürmediği
İmkansızlık ayaklarımıza taktığı prangalarla
Gitmek istediğimiz yerler oldu
Asla vazgeçmedik
Bi Umut dedik hep
Bi Unut değil
Günaydın bugün de var olan Umuda !


Hep, "Birgün, elbette!"

Hep fırtına esmez ya, durur; bir meltem dokunur geçer yüzümüzden.
Hep bardaktan boşanırcasına yağmaz ya bu yağmur, bir şiirin musikisi hızında çiseler bir gün, yüzlerimiz gülümserken.
Hep ayrılık şarkıları çalmaz ya kaset, gün gelir kavuşmanın huzurunu mırıldanır kulaklarımıza.
Yollar böyle çamurlu, uzun ve engebeli olmaz daima; çamurlar çiçeklere, engebeler düzlüklere dönüşür, kısalır bir gün.
Güzel zamanlar hep böyle kısa; ızdıraplı anlar uzun süre gitmez elbet. Sonsuzluk alır içine bizi de bir vakit.
İyi ve kötü, güzel ve çirkin, temiz ve pis, sıkıntı ve huzur; bu kadar iç içe, bu kadar senli benli mi olacak hep? Ayrılır, ayrı durur, arınır bir gün elbette.
Hep kahraman beklenmez ya! Herkes bir kahramana, her bir şey bir kitaba, her yol bir vuslata dönüşüverir.
Güzellikler arayıp durmakla mı geçecek ömür; çirkinlikler güzelleşiverir.
Biz mumlar aramakla meşgulken; birden güneş doğuverir.
Biz fısıltıyla gerçekleri söylerken; bir gökgürültüsü her şeyi anlatıverir.
Hep dalgalı olmaz ya deniz, durulur bir gün elbet; açık denizlere yol alırız.
Sınırlar olmaz ya, ülkelerde ve yüreklerde; serbest geçiş kartımız olur bir vakit.
Bir adım ileri, iki adım geri yürüyüp yol almaya çalışırken, olur ya kanatlanıp uçuveririz.
Dünün güzelliklerini anlatmaya uğraşacağımıza, dünü bugüne getiriveririz.
Çok çalışıp az yorulur, çok dinleyip az konuşur, çok okuyup az yazarız belki bir gün.
Güzergâhlar böyle dolambaçlı ve dikenli olmaz daima; en kısa yolu buluruz elbet.
Çevremize ve kendimize daha ne kadar yabancı kalacağız, gün gelir tanışır birer bardak da çay içeriz, kimbilir?
Başlarımız düşünmekten ağrımaz; ruhlarımız sevmekten bunalmaz; yüreklerimiz cesaretten kaçmaz bir gün.
Hep böyle kalmaz, bir gün değişir elbette.
Kâinat, zaman ve insan değişiyor; bu asla değişmez görünenler de değişir bir gün.

Murat ÇETİN



“Her insanın içinde sonsuz teller var ve herkeste başka başka. Bazen iki kişide aynı sesi veren bazı teller bulunuyor, o zaman 'Birbirimizi bulduk' diyorlar. Fakat yalnız bu teller çalındığı müddetçe... Diğer tellere geçildiği zaman arada ne dehşetli bir ayrılık olduğu meydana çıkıyor.
"Zaten benim kafam bir dünya gibi, her an içimde bir adam, bir başka adam doğuyor....Ve ben, asıl ben, bu doğup ölen adamların kafalarındaki silik bir hatıra gibiyim, hepsinde aynı olan bir hatıra... Ben hep böyleydim. Yalnız etrafıma kendimi oyalayan bağlarla bağlanırdım. Buradaki yalnızlık mutlak bir dimağ yalnızlığı, beni kendimle bıraktı ve ben içimi seyretmeye alıştım, kendimi artık kandıramıyorum ve hep kendi kendime soruyorum: 'Beni bu dünyaya bağlayan nedir?.."

"Aşk ve muhabbet meselesine gelince, beraber gitmekten sıkılmayacak kadar birbirimizden hoşlandığımızı zannediyorum..."

"Herkese gelmez bela, Erbâb-ı istihkâk arar."...................

"Beraber gülmediğiniz bir insan ile mutlu olamazsınız..." Dostoyevski
Altı üstü insan işte...
Büyütürsün gözünde,
Bir bakmışsın
Altın üstü insan olmuş senin için...
......
O gider kendini küçültür...
Sonra bir bakmışsın,
Olmuş Altı Üstü Çizili insan... *///

Bana surat asma ey hayat;
Misafirim sonuçta kalkar giderim.
/Özdemir Asaf/

"Düşünürseniz, acı çekersiniz,
Şüphe ederseniz, delirirsiniz,
Hissederseniz, yalnız kalırsınız…"
Eduardo Galeano

"Kötü bir insandan iyi bir insana dönüşmek için
binlerce kilometre yol almalısın;
iyi bir insandan kötü bir insana dönüşmek içinse
tek bir adım yeter."

'Öyle bir an gelir ki
bazı yolların dönüşü,
bazı hataların özrü,
bazı insanların anlamı olmaz.'
Turgenyev

'Biri sizi üzüyorsa,
Mutlaka mutlu ettiği
Başkaları vardır.'
Charles Bukowski

Sevgili kalbim!
Neden hala apartman boşluğunun
gün ışığı görmeyen penceresinde
kuş sesleri beklersin..
ALİ LİDAR

'Yalan söylemek büyük bir felaket değildir.
En büyük felaket,
Söylediğin yalandan medet ummaktır...'

Gidecek yeri değil, kalacak yeri olmalı insanın... Bir kalbin ve bir duanın içinde...

Sevgide menfaat varsa asırlık çınar dar gelir,
Sevgi yürekten ise bir dal bile '' Kafi ''dir..

Kadına Sen Güzelsin Dediler Kadın Şanssız...!
Adama Sen iyi Birisin Dediler Adam Yanlız!
Bir Kadın Ne Kadar Güzelse O Kadar Şanssız..
Bir Adam Ne Kadar İyiyse Yaralı Ve Yanlız..

İkiyüzlünün dilinde tat, kalbinde fesat gizlidir...

Tam bu defa oldu diyorum, oluyor.
Ama olan yine bana oluyor.
Unuttum diyorum, özlemeyeceğim diyorum ama bir şarkı yalancıya çeviriyor beni hep.
Unutamadım, özledim diyorum sonra.
Eski günlerden tut benden nefret ettiğin günlere kadar. Keşke elimi tutsaydın da demiyorum, varlığın yetseydi yokluğuma diyorum, ama hiç yanımda olamıyorsun. Yağmur yağıyor, farklı pencerelerden aynı yağmuru izlemiyoruz artık diyorum. Bu yeterince kötü, her şey için çok geç olduğu aklıma geliyor ama çare yok artık..
Yokluğuna varlık katayım derken tükendim.. Bir tepeden beraber yaşadığımız şehri izliyorum saatlerce, ne kadar da yakındın bana, evlerimiz çok yakınmış eskiden.. Ama bir anlamı kalmıyor saatlerce yol varken aramızda. Ve ben daha nerede olduğunu bile bilmiyorum.
Sonra kendime "gitti" diyorum, tam o anda sen aklımda bana "bitti" diyorsun..
Giden sen, biten ben oluyorum bundan kimsenin haberi olmuyor...
Her gün aynı maskeyi takıyorum, mutlu görsünler diye beni, niye moralsizsin, neyin var? sorularına seni anlatmayayım diye susmak istiyorum. Ama içim hep buruk kalıyor, sonra odamda tek kalıyorum. Anlıyorum ki tek kalan bir benmişim. Kimseler için hiçmişim. Yokluğunda sigara bile içmemişim ama, gözlerini bile düşünürken diyorum ki hep ben bitmişim. Kalan hep bendim zaten, hiç anlam aramadım bu dünyada seni aradığım kadar.
Olur da karşılaşırsak, yine terket beni benden habersiz. Bir gidişe daha katlanamam ben.
Dön dedim, dönmedin.
Sev dedim, sevmedin.
Gitme dedim, arkana bakmadan terkettin her şeyi hiç umursamadan... Ve ben öylece ortada kaldım tek başıma. Dünya daha da büyüdü, sokaklar daha da küçüldü. Islanan saçlarımla birlikte hayallerim oldu. Ama anladım ki yetmiyor bir sevgi değişmeye. Dünyayı değiştirebilirsin sevginle ama sevdiğin kişiyi değiştirmeden bir anlamı olmuyor.
Ve sen gidince anladım ki, görmeden de sevebiliyormuş insan..
Sen yokken anladım ki, saçları ağarmadan da yaşlanabiliyormuş insan..


Eski sevgili diye bir şey yok arkadaşım. Mesela eski bira,eski sigara diyormuyuz hiç. Hele o eski sevgiliye dönenleri hiç anlamıyorum. Bitmiş bir parfüm şişesine su koyup tekrar tekrar dibini görmek gibi bir şey oluyor. Gittikçe benliğini kaybediyor,kokusunda bile bir değişiklik oluyor,senin benimsediğin koku başka kokulara dönüyor artık. Hiç bir eski şey yeni olamaz artık hayatımızda. Sen eskisin ama ben eskici değilim mesela..
Lütfen huzursuz olmayın

Neden mutluluğun bu kadar çok tanımı varken, sözlüklerden başka yerde tarif bulamaz kendine. Bu, mutluluğun göreceli, huzurun ise herkesin kabul ettiği bir hali anlatmasından mıdır? Yoksa mutlu olmak en büyük idealken, “huzur”un alıcısı daha az olmasından mı?
Çevremiz mutluluk arayışında olan insanlarla doludur:
Mutluluğu parada arayıp, parayı bulduğu halde mutluluğu bulamayanlar…
Lüks bir hayatla mutlu olacağını zannedip, lüks yanılgılar içinde yaşayanlar…
Şöhretin kollarında mesut günler bekleyip, mutsuzluğun güçlü kollarında ezilenler…
Başarıyla mutluluğu paralel görüp, mutluluğu göremeyenler…
Bütün bunları bilip, mutluluğu yine de tecrübelerden istifade etmeden aramaya devam edenler…
Ne çok talibi vardır mutluluğun. O sanki, herkesin peşinde koştuğu, ama kimseye yüz vermeyen alımlı bir sevgilidir. Ona doğru atacağınız her adımla, sizden iki adım uzaklaştığını; siz ona yürüdüğünde, onun koştuğunu; yüzüne gülümsediğinizde, başını çevirdiğini düşünürsünüz.
Bu, mutluluğun şımarıklığından mıdır, yoksa bizim onu yanlış yerde aramamızdan mı?
Halbuki huzur, mahallenin en silik sakinidir. Öyle herkes fark etmez güzelliğini. Alımlı da değildir. Peşinden koşasınız diye hiçbir şey yapmaz. Sizin ayaklarınızı yerden keseceğini vaad etmez. Kalp atış hızınıza, nefes alış veriş sıklığınıza karışmaz. O sadece deliksiz uykular, güzel başlayan günler, her şeyi güzel görmeler ve ruh dinginliği vaad eder. Bir şey daha vaad eder. Ama onu sadece huzura erenler bilir: Mutluluğu…
Mutluluğa sorsanız gerçekte nerede olduğunu, o da “huzurda” diyecektir. Kâinatın, yaptığı yolculuğun, varacağı yerin farkında olup, her an kendini “huzurda” hisseden insan bulacaktır mutluluğu.
Bunları unutan gerçek mutluluğu hatırlayamayacak, kendini bilmeyen saadeti gördüğü halde tanımayacak, onunla tanışmaya “hazır” olmayan, mutlulukla asla karşılaşmayacaktır.
İnsanlık mutluluğu aramaktan hiçbir zaman vazgeçmeyecek. Saadet her zaman alımlı ve peşinden koşulan, huzur ise daima gözden ve ilgiden mahrum olacak. Çevremiz mesut olmak için çabalayan ve bir türlü başaramayan insanlardan geçilmeyecek. Ama…
“Huzur”suz mutluluk mümkün olabilir mi?

M.Çetin



Gönlüm sizin takviminizdi. takvime aldırmazdınız. yıllarda asırları yaşardınız.
siz ömür sürerdiniz ben yaprak yaprak tükenirdim.
siz beni yok sayarak kendinizi yaşardınız.
ben sizde yaşamak için fâsılasız ölürdüm...
sizce yalnız ân vardı, dün yoktu, yarın yoktu...
gurbet türküleri mırıldanırdınız. sılanızı özlerdiniz.
sonsuz bir ân arardınız. mevsimsiz bir mevsim...
siz onun peşindeydiniz, ben sizin. buldunuz mu?
paris gözleriniz vardı. beni sürüklerdiniz.
sizi izlemekten lezzet alırdım.
hâlden hâle hızlı dönüşümler yaşardınız.
ardınızda dizi dizi benlikler bırakırdınız.
ben onları toplar, hayal odamda biriktirirdim.
günleriniz tıpkı mevsimlerdi.
yüzünüzdeki kar çiçekleri birden bire yaz meyvelerine bırakırdı yerini.
hasat zamanını beklemezdiniz.
güz esintileriyle dökülen sarı yapraklar sererdiniz önüme.
basmamaya özen gösterirdim.
siz usulca gülümserdiniz. birden hüzün bulutları kaplardı yüzünüzü.
yağmur damlalarını beklerken karla aklanırdı alnınız.
her türlü güzeldiniz. keskin bakardınız.
bir mermer heykel kadar kımıltısız susardınız...
baharı beklerdim. bilirdim, kar bahardan haber verirdi.
mevsimleri sizinle hissederdim.
ömrümün günleri sizi izlerken eriyen dakikalardı.

konuşmuyordunuz.
hep susardınız.
susmanızda bile bir üslûpvardı.
size "siz " dememi isterdiniz.
paris gözlerinizle gülerdiniz ama.
ama melâliniz istanbuldu...
siz yoksunuz ya, mevsimler aylarla sıralı müselles.
sene mevsimlerle murabba.
ben herkesle birim.
duvarda takvimim var!
"günler gelip geçmekteler, kuşlar gibi uçmaktalar. "sayıyorum!

uyku tutmadı, sen tut beni
en son koynunda unuttum günaydın dilimi
gözlerinde büyüdüm, yüreğim sende çocuk kaldı
hadi kalk gidelim, bizi görüp yazacaklar, az kaldı

en keyifli sabah kahvaltım ! Sen,
göğsünde yürüdüğüm balıkçı kasabası
akşamdan kalsın öpüşlerin, yalpalasın dudaklarımda
susuyorum, özlemin gelincik tarlası
susatma

gözüm tutmadı sensizliği, bir daha yollama ......
''Tahta kapılar vardı eskiden.
Şimdiki kapılar gibi değildi paha biçilemeyen. Ama !
Daha çok tokmağı çalınan, daha çok içine girilen.
İnsanlar vardı eskiden.
Birbirini ziyaret eden, birbirini seven...''
Hüzün ve ayrılıklar mütehassısı

Taşıyabilir
her nev'i hüznü çizgilerim
her ayrılığa dayanabilirim
ölüm dahil

Bana ağır adımlar lâzım
geciktirmek için ulaşmayı
bana çok uzakta bir yâr lâzım
zorlaştırmak için kavuşmayı
yüzüne bakıp heyecanlanmam değil
arkasından kederlenmem lâzım
güzel sözler duymak değil
vedâ cümleleri kurmak için
bana ayrılıklar doğuracak
bir sevgili lâzım
hüzün sokağında beklemem
düşkırıklığı yolundan
onsuz dönmem lâzım
uzaklaştırmak için kavuşmayı
bana çok uzakta bir yâr lâzım
kavuşmayı ayrılmak korkusuyla
yaşamak için

Her ayrılığa dayanabilirim
bu gidişin dahil
gözlerim
her nevi hüznü
taşırmadan taşıyabilir

Murat Çetin
PENCERENİZ NEREYE AÇILIYOR?

Pencereler vardır, dağlara bakar. Dağların yüksekliği kadar yükselir bakışlar. Dağların ardı gibi ulaşılmazlara da sahiptir, dağların bu tarafındakiler gibi, engelleri beraber aşacak dâvâ arkadaşlarına da.
Pencereler vardır, denize bakar. Açınca deniz vurur yüzünüze, kapatınca sessiz bir mavilik dolar evin içine. Deniz kadar derindir bakışlarınız, deniz kadar dalgalı olmasa bile hayatınız.
Pencereler vardır, nehirlere, derelere, şelalelere bakar. Berraklıktır duvarınıza asılı tablo. Huzur veren şırıltıdır, çalıp duran müzik. Aynı nehirde iki kere yıkanamamak gibi, aynı nehri iki kere seyredemezsiniz. Giden su damlacıkları, hayatınızdan da saniyeler götürür; eşsiz bir manzara seyrettirirken.
Pencereler vardır, uçsuz bucaksız ovalara bakar. Yürüseniz saatler sonra ulaşabileceğiniz noktadır, evinizin içinde bakakaldığınız. Gökyüzünün yer yüzüyle birleştiği o müthiş fotoğraf, yer ile gök arasındaki konumunuzu belirler: Ne kadar arzîsiniz ya da ne kadar semavî…
Pencereler vardır, kaldırımlara bakar. Gördüğünüz; insan ayakkabıları, kedi patileri, araba lastikleridir. İşittiğiniz; ayak sesleri, otomobil gürültüleri, sokak kavgalarıdır. “Kaldırım manzaralı eviniz var mı?” diye sormazsınız asla, bir emlakçıya. Tercihiniz değil, mecburiyetinizdir kaldırımlar; ama ufkunuzu geliştirmek, başka dünyalara pencereler açmak elinizdedir.
Pencereler vardır, karşı apartmana bakar. Sokaktan geçen arabalar, oyun oynayan çocuklar ve balkonda çay içen komşulardır; evinizden dış dünyaya açılan. Komşunuzun da sizden farkı yoktur; onun için de siz bir manzarasınızdır, penceresini açtığında. Siz ve komşunuz, karşılıklı iki ayna gibidir; ama bu aynadan sonsuz görüntüler çıkmaz.
Pencereler vardır, hayata bakar. Hayattan ne anlıyorsa insan, o kadar geniş, o kadar ferah, o kadar huzur vericidir; penceresinden evine sızan. Hayatı bir hapishane gibi görüyorsa, ayak seslerinden, ayakkabı görüntülerinden ve araba lastiklerinden başka bir şey görmez, ruhunun penceresi olan gözlerini açtığında.
Pencereler vardır, insanın kendisine bakar. Ne kadar derinse duruşu, ne kadar özgürse ruhu, ne kadar güzel görebiliyorsa; o kadar geniş, o kadar uçsuz bucaksız, o kadar güzeldir manzarası. Yüzeyselse, ancak karşı apartmandaki insanı görüp durur, penceresini her açtığında.
Pencereler vardır, açılmaz; sadece seyredersiniz. Koklayamazsınız, işitemezsiniz, elinizi uzatıp dokunuyor gibi hissedemezsiniz.
Peki sizin pencereniz nereye açıyor? Alıntı/Murat ÇETİN

Eylül Ertesi

Eylül ertesi… Kasım arefesi…
Baharla karışık hüzün denemesi…

Eylül hüznüne daha alışamamışken, Ardı sıra gelen “Ekim” rüzgârlarıda
Pek bir can alıcı esiyor; esrikleştiriyor insanı… Üşütüyor…

Bir farklılık çöküyor üzerimize,
Abıhayat suyuna susamışlığın verdiği bir rehavet.
Kekremsi tatlar bulaşıyor her y/anımıza…

Ah bu suspus gönüllü mevsimler yok mu!.. hüzne meftun!...
Tebessümleri bile bir b/aşka. Bir b/aşka t/adı… ayrılıkların…

Eylül ertesi… Kasım arefesi…
Baharla karışık hüzün denemesi…

Bir yanda yeni başlangıçlara yelken açmanın arefesi,
Diğer yanda hasret türkülerinin yakıldığı “an”lar…

Kıyıya vurmuş umutlar… hüzünlerin dayanılmaz serinliği…
Sükutun en katıksız, en derin hali…

Ben diyeyim “Eylül”, sen de “Ekim”…
Aynı makamın ezgileri… Aynı terennüm…
Alıntı




Ben zaten birinin en sevdiği olamam.
Birinin hayatında dolması gereken bi boşluk olur, orayı doldururum sonra iterler beni, hepsi bu.

Aşk; kanmak değil, yanmaktır....

Anlamı aşktan daha ince bir şey yoktur. O yüzden de açıklanamaz, kontrol edilemez, karşı durulamaz, yön verilemez. Aşığın derisi yüzülmüş gibidir. Tahammül ülkesi yıkılmıştır. Paramparça olmuştur. Halbuki aşk, başka ne olsundu hayatın mazereti? Ama aşık kendi kendinin şahididir. Ve aşık her zaman uzakta ve tek başına kalmaya mahkumdur.
Çünkü vuslat varsa aşk yoktur.

Vakit hazan,
En iyisi susalım,
Kalbimize çekilelim bir süre.
Bakarsın, bahar gelir yüreğimize..

Bazen beklemektir sevmek;
Ne kadar bekleyeceğini bilmeden

Bazen fedakarlıktır sevmek;
Sende olanı bile verebilmek
...

Bazen yalnızlıktır sevmek;
Issız yollarda tek başına yürüyebilmek

Bazen affetmektir sevmek;
Bazen ağlamaktır sevmek;
Kimseye göstermeden gözyaşlarını
Bazen özlemektir sevmek;
Bazen yorulmaktır sevmek,
Hiç vazgecmemek demek Sevmek...
**********************************************

Çok söze gerek duymuyorum bazen.
Yoruyor asılı kalmış cümleleri taşımak.
Sessiz, sözsüz konuşuyorum.
Dilimin döndüğünce değil, kalbimin attığınca ses
veriyorum...
Dua ediyorum..
...ve biliyorum herkes nasibince yaşar hayatı.
Tevekkül boyutu bize düşen..
El eğledi, dil söyledi, kalpte birikti...'''


Bazen ,
Bir insanin tek ihtiyaci olan tutunacak bir el ,
Ve kendisini anlayacak bir yürektir...

''Onlara anlat yağmur karşılıklı yağar
Ruhlarının içindeki müzikle karşılıklı.''
Sezai Karakoç

Yalnızlığımın girdabında, yüreğimin dilinde,
Bana seslenecek bir ses aradım aslında...
Bir bakış milyonlar arasında...
Aşina bir yüz...
Yüreğimin kentinde,
sokaklarıma damlayan gözyaşlarımı görecek,
Belki Sukut'umu dindirecek güven dolu bir yürek....
Yüreğimi avuçlarına alıp merhamet edecek bir gönül...
“Sonra çıkıyorsun dışarı, bakıyorsun güneş hala tepede. Bir cigara yakıyorsun ve yıllardır kurduğun cümleyi bilmem kaçıncı kez kuruyorsun;

"Napalım, kısmet değilmiş…"
Elinden geliyorsa kimseyi üzme.
Bırak, onlar seni üzsün…
Çünkü acının sonu vardır, ama pişmanlık hep kalır.
"İncitme sen kimseyi kimseye incinme hem
Güler yüzlü tatlı dil her ağızın balı ol
Nefsine yan cıkıp da Ka'be'yi yıksan dahi
İncitme gönül yıkma ger uslu ger deli ol"

Sen eksilt beni kendinden
Çoğaldım bittim değil
Seni unutmanın seferine çıkardım
Şimdi vaktim değil
Gözlerini geceyle vururdum
Arkama bakmaz yürürdüm
Uzağın en alasını bilirdim
Şimdi vaktim değil

******
Aşk aranmaz.
Karşına çıkar.
Çıktığında da coşma demek olmaz.
Deniz kenarına git de
"Ey deniz, coşma dalgalanma" de.
Deniz seni dinlermi..?
*****

Bazen!
Yaşadığımız onca şeyi iki kelime özetler ;

Hayırlısı Böyleymiş,

*****
Daha önce bana hiç kimsenin
Söylemediği bir şekilde,
"Beni sevdiğini söyle."
Dedi kadin,

"Dualarımdasın"
Diye cevap verdi adam..
*************

Yetmezmi dualarda olmak

İyi değiliz bayım!
İyi değiliz
Ne havalardan ne de yediğimiz bir şey dokundu
Bizim iyi değilliğimiz "hal"den,
"Hal"den bayım
Hallerimiz iyi değil !

******

Adı Aşk İşte,
Kolay Olmuyor
Acıyor
Acıtıyor
Yakıyor Kanatıyor Sızlıyor,
Vazgeçilmiyor!

********

Söylesem hüzün olur,
Söylemesem de hüzün.
Zaten sözler de
Gozlerden dokulen de

Hüzün!..

************

Sen yağmurları katre katre yağıyor, rabıtamda;
Anla; adın adımın yanına yazılalı; güller küllere bulanıyor.
Ateş-i aşk rücu edeli senli zamanlarımda,
Koca koca çınarlar büyütüyorum.
Saklı bağımda, sır diye
Özlüyorum şehr-i yâr
Özlem hârında sen diye/ nur’a düşeli
Anla işte, lâl bakışlı, dilşah-ı zülal sevgili

***************

Ey Cân...
Başkasının yerine koy kendini.
Ağlayan birine gül.
İnleyen birine sus deme.
Ağlayana omuz ver,
İnleyene çare ol. . .
| Hz. Mevlana
**********

“ Aramızdaki mesâfenin adıdır nâsip.
Herkes birbirine nâsibi kadar uzak,
Nâsibi kadar yakın...”
****
Aşkın yurdu gönüldür.
Gönül hanedir han değil.
Geçiyordum şöylesine uğradım diyene kapı açılmaz...

************

Ömrün beş mevsimi var.
Aşk,
Hasret, yalnızlık, vuslat ve hüzün...

******
”Eğer Bir insan Sizi Sevmiyorsa, iğne Ucu Kadar Sorunları
Bahane Ederek Sizi Kendinden Uzak Tutar.
Eğer Bir insan Sizi Seviyorsa, Dağlar Kadar Sorunları Gözardı
Ederek Sizinle Birlikte Olur.
- Seven insanın Bahaneleri Yoktur.!
Bir kemanın nağmelerinde salınırken hayat,
Çocuk kalbi düşler büyüttük yarınlara.
Susamış ceylanlara pınarlar sunduk, göz pınarlarımızda.
Gülümsedik inatla acıları umut yapıp dudaklarımıza,
İçimizde incinen her gelinciğin taç yapraklarından.
Mutluluklar serptik arka bahçemize,
Ve her şeye rağmen seslendik kaldırıp başımızı gökyüzüne..
Aslında kâinattaki en büyük sır

"AŞK" tır.
Sev der, çok sev ama en çok beni sev..
Sevdirir birleştirmez,
Gösterir yaklaştırmaz,
Özletir hasret bırakır,
Âşık eder kavuşturmaz.
Zaten kavuşsa adı ÂŞK olmaz.

Yan der, çıra gibi yan ...
*********
Rabbim ;
" Ben senin bana indireceğin hayra öylesine muhtacım ki.. "
- Kasas / 24
*****
Uykun gelmiyor diye gözlerini suçlama,
Belki de beklediğin uyku değildir...
******

"Ey hüznü yüzünde gülücük diye taşıyan kız! Hep kendine mi saklarsın çocukluğunu?"

****

Hastalık, sevgisizlik,
Öksüzlük...
Neler geçirdim ben!
Çıkabilseydi bir "Güzel"
Diyecek..
Güzelleşirdim ben!...

****
Önüne bakmasan diyorum,
Çarpışsak artık..

*****

"Platonik sevmek zordur.
Her hareketi üstünüze alınmak istersiniz ama onlar başkasına aittir; kalbi de dahil."

*****

"Hayat ne gideni getirir…
Ne de kaybetiğin zamanı geri çevirir…
Ya yaşaman gerekenleri zamanında yaşayacaksın…
Ya da yaşayamadım diye ağlamayacaksın…"

Tolstoy

*****

Hatırlayanımız var mı, sevgi neydi? İlk sevgi sözcüğünü, ilk kıpırdanışını yüreğinin hatırlayanımız var mı? İlk hüznümüzün adını sevgi koyabiliyor muyuz şimdi geriye dönüp baktığımızda? Derûnî coğrafyamızı kaplayan zifiri bulutların ve üzerimize örtülen maddeci felsefenin ağırlığına ne zaman baş kaldırmıştı sevgilerimiz, hatırlayanınız var mı? Ne zaman sevgilerimiz paralarımızdan önce tartılırdı; ya ne zaman pazar eyledik sevgilerimizi, biliyor musunuz? En son ne zaman bir sevgiyi söylemiştik bir sevgiliyle?!. Her gün bir parçamızı daha tüketen teknoloji çağında sevgiye en son ne zaman yürekten bir merhaba demiştik, hatırlayanınız var mı? Hatırlıyor musunuz, sevgi neydi?
Üzüm henüz yaratılmamışken insanları sarhoş eden o muydu acep?!. O muydu canından ve cihandan geçiren sahipkıranları?.. Bin yıllar ve binlerce yıllar boyunca pervaneyi ateşe düşüren, bülbülü şeydalandıran o muydu? Neydi sevgi?!.
Sevgi bir bakış, bir gülüş müydü bazen; bir akış bir koşuş muydu? Sevgi gönül kumaşında bir nakış mıydı?!..
Hatırlayan var mı sevgi neydi? Leylaların, Şirinlerin, Aslıların nazı mıydı o; yoksa Mecnunların, Ferhatların, Keremlerin niyazı mı? Hangisinde belirmişti ilk kıvılcımı sevginin? Neydi sevgi?!.
Açıkken gözbebeğimize yerleşen de, göz yumduğumuzda gönlümüze sızan da sevgi değil miydi bir vakitler? Bir dudağın kıpırdanışından yanağımıza akseden pembelikler, utanmalar sevgi değil miydi yoksa? En son ne zaman kızarmıştı yanağımız, hatırlayanınız var mı? Uykumuzu en son ne zaman terk etmiştik sevgiyi düşünmek adına? En son sevgi şiirini hangi gecede okumuştuk?
Sahi, neydi sevgi? Bir çuhayı ipek görebilmek miydi; toprağı amber niyetine koklamak mı? Sûretî sîrete, arazı cevhere, bedeni ruha köle eylemek miydi sevgi? Sevgi bir iyilik miydi, şefkatli bir cümlecik mi? Neydi sevgi, dış mıydı, yoksa iç mi; zâhir miydi, yahut bâtın mı; kalıp mıydı; ya ki can mı? Var olmak mı, varlıktan geçmek mi? Dünyaya gülmeye mi gelmiştik; ağlamaya mı; ölüyor muyuz, yoksa doğuyor mu? Sevgi neydi?!.
Unuttuk acep neydi sevgi? Bir yetimin başını okşarken dimağımıza yerleşen tad mıydı o? Bir bebeğin süt kokulu tenindeki suçiçeği miydi? Sabah evden çıkarken özlemeye başladığımız bir ses miydi sevgi? Hatırlayanınız var mı, sevgi neydi?
Sevgi bir sigara dumanında, bir tren düdüğünde, bir dalganın en son hışırtısında ve bir turnanın kanadında mı kalmıştı? Sevgi Medine’de, Semerkand’da, sevgi Bağdat’ta, Endülüs’te, ta caddelerde, sokaklarda, evlerde, kapıların tokmaklarında çınlar durur muydu eskiden? Ya neden şimdi Ayasofya’da pitoresk, Divanyolu’nda kaldırım taşı, Ankara’da bir ittifak, Yeşil Kubbe’de bir Mevlânâ, Erciyes’te kar, Fırat’ta bir içim su olup girmiyor dünyamıza?!. Neden nefesimiz daralıyor hummalı inatlarımız, kallavi benliklerimiz yüzünden? Neden gönül yuvalarımıza kuzgunlar pikeleniyor da nesillerimiz sersefil ve derbeder?!.Sevginin koynunda büyüttüğümüz nazeninlere nazı enîn ile mi unutturdular, semenderlerimiz ateşte niçin yanmaktalar? Soralım ta içimize; neydi sevgi?
Sevgi neydi sahi? Bir mektubun ilk satırı mıydı; bir telefondaki ilk ses mi? İnsanı mutlu eden o ilk satır mıydı defalarca okunan; yoksa ilk satır arayışları mı tekrar be tekrarlanan? Telefondaki bir ses insanın bir ömrünü doldursa mı sevgiydi gerçekten; yoksa yeni sesler duymaya hiç yetmeyecek ömürlerin arayışları mı?
Sevgi bir acıydı herhâlde, bir kederdi; kâh hüzünle, kâh mutlulukla hatırlanan. Belki de sabırdı sevgi, affetmekti, gelecek günler adına. Sevgi sınanmaktı adl-i ilahî’de ve sınavı geçmekti ercesine. Sevgi bir tevbeydi; nâsuh kîsbesinde; bir dirilişti nefsi öldürerek. Sevgi bir iyi ad bırakmaktı fena yurdunda. Ömür geçer de ad kalır.
Sevgi: İki hece.
Sevgi, sevmek kelimesinden türetilen bütün öteki kelimelerin en güzeli. Derin uykulara dalmadan önce bir sorumuz var size:
Sevgilerinizi en son ne zaman hatırlamıştınız ve sevgiyi hak edenleri en son ne zaman?!.
Bir soru daha:
Sevgileriniz yalın mıydı yoksa?!.
Ve son soru:
Çorak vadilere yönelmişse sevgilerimiz, çevremizi kandırmıyorsa sulara, içimizden akan Nil olsa ne?!.

*******************

DOSTLUKLAR
1- Yüzyüze dostluklar vardır.
Güneşle ayçiçeğinin dostluğu böyle bir dostluktur mesela. Ayçiçeği sabahtan
akşama kadar hiç ayıramaz yüzünü güneşten...
2- Uzak dostluklar vardır.
Denizlerin ortasındaki bir adayla, dağların arasındaki bir göl,
birbirlerinin uzak dostlarıdır. Dostluklarını gündüz kuşlarla, gece
yıldızlarla iletirler birbirlerine...
3- Sessiz dostluklar vardır.
Dilsiz bir adamla, duymayan bir başka adamın elleri arasında sessiz bir
dostluk oluşur. Her şeyden konuşur sessizce bu eller...
4- Zorunlu dostluklar vardır.
Pazarla pazartesinin dostluğu gibi. Pazar ağır bir gündür, Pazartesi hızlı
bir gün... Ayak uyduramazlar birbirlerine. Ama dost olmak, yanyana durmak
zorundadırlar...
5- Uzun dostluklar vardır.
İkindi güneşinin altında uzayan gölgeler birbirlerine kavuşurlar ve uzun
boylu bir dostluk oluşur aralarında...
6- Günün birinde ölen dostluklar vardır.
Bir bahçe içindeki ahşap ev ile yanıbaşında duran ceviz ağacının dostluğu
gibi... Birgün kocaman elli adamlar ve kocaman gövdeli makinalar o bahçeye
girip de, bir süre sonra evin ve ceviz ağacının yerinde asık suratlı binalar
yükseldiği zaman ölen dostluklar...
7- Vakitsiz dostluklar vardır.
Bir peçete, bir kağıt mendil vakitsizce dostu oluverir gözlerimizin.... Ya da
ayrılırken verilen bir dal karanfil ellerimize o anda gelen dostluktur...
8- Bakımsız dostluklar vardır bir de...
Zaten var, zaten dostuz deyip yıllarca bir telefonun, bir kaç cümlelik
Mektubun, bir mailin bile çok görüldüğü dostluklar...
HİÇ BİR DOSTLUĞUN BAKIMSIZ KALMAMASI DİLEĞİYLE
Büyük söz erbabı olmanın, büyük şair olmanın, büyük yazar olmanın ne önemi var; o kimsenin hiçbir şey söyleyemediği, herkesin birşeyler söyleyip de hiçbir önemi olmadığı, herkesin kendi söyleyip kendi dinlediği o anlarda, tam o ana ve oraya uygun bir söz söylemedikten sonra…

En güzel değilse de en vurucu, en derin değilse de en özlü, en hüzünlü değilse de başka hiçbir söze gerek bırakmayan o sözü söyleyemedikten sonra… Ne önemi var, iyi bir yazar olmanın…

Bir otobüs dolusu çocuğun ölümü hakkında, birkaç otobüs dolusu acılı aile hakkında, bir otobüs seyahati uzunluğunda anlamlı, bir kaza anı kısalığında özlü bir söz söyleyemedikten sonra, en güzel makaleleri yazmanın ne önemi var…

Bir çocuk kadar sade, bir ölüm kadar yıkıcı, bir hayat kadar teselli edici bir cümle kuramadıktan sonra… Ne önemi var, ödüllü kalem erbabı olmanın…

Bir çocuğun çığlığı kadar gür, bir babanın evlât acısı kadar sessiz, bir annenin feryadı kadar derin bir kelime yazamadıktan sonra… Ne önemi var, her gün memleket kurtarmanın…

Uyuyan şoförün uykusu kadar zalim, uyuyan çocukların rüyaları kadar masum, uyku girmeyen anne gözleri kadar açık bir söz söylemedikten sonra… Ne önemi var, edebî yazılar kaleme almanın…

Ne işe yarar kelimeler, bu acıyı anlatamadıktan sonra…

Ne işe yarar cümleler, bu çaresizliği özetleyemedikten sonra…

Ne işe yarar yarına dair umutlar, bu ümitsizliğe derman olamadıktan sonra…

Ne işe yarar teselli, evlâdının tabutuna sarılan annenin yüreğine su serpemedikten sonra…

O çocuğun oturacağı koltuk, önünde resmi- geçit yapacağı protokol, her sabah okuduğu ant ne işe yarar…

Ne işe yarar meydanlar dolusu slogan, metrelerce süren pankartlar, kilometrelerce devam eden yürüyüşler…

Hangi söz, hangi duruş, hangi dokunuş, hangi yemin…

Ölümsüzlük kadar, cennet kadar, yeniden diriliş kadar, inanmak kadar çabuk iyileştirir yaraları, dindirir gözyaşlarını…

Hangi beşerî söz, bitmez burada…

Yazıyordum yazıyordum, yazdığım bitiyordu da;
içimdeki bitmiyordu.
Cümlenin yeri neresiydi ki içim kaynıyordu da;
cümle defterlerde kala kalıyordu...
Öyle bekledik işte,

...geleceğinden mi sanki,

sevdamızdan...
Yine yola revan olan yüreğimde bir yetimin çaresizliğini taşıyorum…
Öksüz ömrümün kıyısına vuruyor yalnızlık.
Sen gidince yüreğimden ,
Zaman duruyor,
Sözlerinin büyüsü ruhumda ,
içim burkuluyor,

Yüreğin fazla geliyor taşıyamıyorsun,
gözlerinden damlaması bundan...

Yüreğini vermeli insan,
sıktığı ele, kucakladığı dosta,
dokunduğu omuza, gülümsediği yüze,
baktığı göze,
dinlediği söze…
Çünkü verdiğimiz kadar alacağız bu dünyadan;
yani, ektiğimiz kadar biçebileceğiz,
sonra ‘hepsi benim’ diyebileceğimiz…
Ama sadece yürekten verdiğimiz kadar…
Bir umut ışığı olduğumuz kadar,
bir gönül dolusu insanlık paylaştığımız kadar…
Ne eksik,
ne fazla;
sadece hakettiğimiz kadar..

Bazen sıģınmak istersin
bir yüreģe...
Anlık mı , ömürlük mü
ne istediģini bilemezsin.
Geçmişte yaşananlar ,
Gelecekte olacaklar önemsizdir.
O an için sığınmak istersin sadece.
Belki;
Yaģmur dinene kadar...
Belkide;
Sonsuzluğa kadar.....

**************************

Ne kelimeler ne duygular var öğretemiyoruz da sıra merhamete geldi mi herkes bülbül kesiliyor.

Etmeyin Reis bey! Siz ağlayamazsınız! Ağlayabilseydiniz, anlayabilirdiniz...
Siz merhametten, acıma duygusundan, yalnız kötülük doğacağına inanmışsınız. Yerine göre haklısınız.. Fakat ondan ne büyük iyilik doğacağını unuttuğunuz için en büyük hakkı kaybediyorsunuz. Rahmet kaldırılmış sizin kalbinizden.. Reis Bey! Mühürlü kalbinizin açılmasını dilerim, Allah sizi de arındırsın..." (idamlık genç)
.......................................

Reis Bey: İnsandaki kötülük iktidarını döve döve pekiştirmek yerine, hohlaya hohlaya yumuşatmak.Merhamet! Hava gibi, su gibi muhtaç olduğumuz iksir... Baş aşağı bir cemiyeti,baş yukarı edecek bir kudret. Acımasızca idama götürdüğüm çocuk; bana "Buz çölünde yol alıyorsunuz." demişti. Hepimiz, bütün insanlık buz çölünde yol alıyoruz! Aldığımız nefesler bile, sipsivri kayalar şeklinde donuyor. Bakarken gözle bıçaklıyor, dinlerken kulakla zehirliyoruz! Damak kirletiyor, el donduruyor! Bütün bunların kanunlarını bilmiyoruz da, kanun çıkarmaya kalkıyoruz! Olur mu hiç? Sen kaplanı yetiştir, besle, sonra pençe atıyor diye kement at, ipe çek! Yazıktır kaplana, günahtır kaplana, merhamet!

Hakim: O hâlde ceza ölçüleri, hak, adalet ve kanunlar lüzumsuz öyle mi?

Reis Bey: Öyle değil! Bunlar, doktorun çare bulamayınca bütün bir uzvu budamaya mecbur kalması gibi, iç tedavi üstünde tedbirler...

Savcı: Efendim. Merhamet ekmek olsa da bütün insanlığa dilim dilim dağıtılsa payına hiçbir şey düşmeyecek lanetli budur! Üstelik yüce reislik makamından bitirimhanelere düşüp ipten, kazıktan kurtulma insanlar arasında eroin çetesi kuran bir bedbahtın karşınızda kurtarıcı edâsıyla adalet dersi vermeye kalkışması; tam bir şenaattir! Kendisine yine reislik makamındayken söylediği bir sözü hatırlatırım. "Bizi daima işlenen suçun cüzzamlı suratına bakmaktan kaçıran bu edebiyat esnaflığını bir yana bıraksınlar!" ve bu görünen suçun görünmeyen bir yanı varsa onu ortaya döksünler!

****************************

Duruşun bir ayrılık resmi çiziyor
Akşamın incelen sularına
Susuşun yıkıyor beni en zayıf yerimden
Bilmez miyim içindeki kederi
Yüzü yağmura gömülü düşüm..

Öylesine derin öylesine sessizdir ki bazı insanların acısı ;
Gece kadar zifiri,
Bir dilsiz kadar sessiz ve suskun !
İnsanlar birer harf gibidir. Güzel insanlar bir araya geldiklerinde güzel bir cümle kurulur.

Ah, bu ince sızı!
Ah, “bu sebepsiz hüzün”!
Ah, tüm ayrılıkların acısını yüreğime taşıyan,
Adını bir türlü koyamadığım kara sevda…
Ağlamak, kelimelerin ardına sığınmak, çözüm değil.

Sevgili,

Demişsin ki:
“Ne yere ne de göğe sığmadım, mü’min kulumun kalbine sığdım”.

Kalbime baktım minicik bir fincan,


Senin aşkın sonu olmayan engin bir deniz, uçsuz bucaksız umman.
Fincan denize müştak, ummana sevdalı…
Aşkın, yaralı kalbime şifa…
Aşkın çok ağır…

Kalbim şu haliyle bu yükü kaldıracak kalp değil…
Bana senin yükünü, hakkıyla taşıyacak kalp ihsan eyle…
(Âmin)


Öldüğün yerde değil, dirildiğin yerde sev!
Sana mânâ katanı sev!
İki iken bir olabileceğini sev!..
Ona sahip çıkamam diye korkma;
İkinize de sahip çıkan var nasıl olsa…
Hz. Mevlana k.s.
İki kelime yetiyor seni seven kalbi kırmaya ,
Sonra roman yazsan ne fayda ..
İki adımda geçiyorsun yalnızlık denen tarafa ,
Sonra dağlar aşsan ne fayda ..
HALİL SEZAİ
"Aklına gelirsem yaz bana olur mu Yaz işte, ne yazdığının bir önemi yok, Bekliyorum sırf belki yazarsın diye, Olur da şans ya aklına gelirim belki diye… ”Nasılsın” yaz mesela, ”Şimdi daha iyiyim” diyebileyim sana, ”Neden” dersen de ”çünkü sen geldin” derim muhtemelen..."

Aşk bilmektir, Ey Sevgili...
Bir tek yâri bilmek, onu candan daha aziz bilmektir...
Ondan gayrı bildiklerinin hiçbir şey olduğunu, dünyanın onunla mana bulduğunu bilmektir...
Onun selamı ile gelen bela olsa, Eyvallah diyebilmektir...
Kızmana, gülmene, gelmene, gitmene hepsine Eyvallah...
Bilesin...
Hz.Mevlana

''İnsan yüreği kaç yaşında olursa olsun;
-Ancak ona açılan yüreğe karşılık verir…''

Maria Edgeworth

Sen acıyı ; yenilir, yutulur, unutulur bir şey mi sandın ?
Acı ; yaşanır, yaşatır, hatırlatır içindeki tüm zamanı . .

' Her şeyi dile getirecek kelimeler olduğu doğru değil. İnsanın sürekli kelimelerle düşündüğü de doğru değil. İçimizde yaşadıklarımız her zaman dille örtüşmüyor, kelimelerin tutunamayacağı yerlere sürükleniyoruz…'' Herta MULLER

Seni tanıdığımda kuşlar,
Kanatları boş geliyordu,
Türküsüz selamsız…
Bİr şükür düşürdün dilinden,
Geceye yayılan bir senfoni,
Yüreğe sarılan bir selam ışıdı,
Kınalı saçlarından…
Gamze gamze petek ördün
Yavru ağzı heyecanınla,
Yarım kalmış şiirlere…
Yokluğun kıyamet değildi ama,
Varlığın/la Kıyam/etti Beşinci Mevsim…
Haşr’olduk…. Ölmemeye…

Bazı insanlar özledim diyemez, oturur bir çay daha içer...
Bazı insanlar güldükçe, yalnızlaşır, içindeki serencam ile;
Bazı insanlar gönl-i tesbihi çekerde hüzünle, parçasını bütün gösterir,
Bazı insanlar kendi hikayeleri ile başedemezde, bu günün kişisine ermekden kaçar
Bazı erkekler ve kadınlar; Sessizce sever..
Kimse bilmez..
Gönül defterlerinden...
"Üç beş martı çığlığına satacağım diye
ruhumun sızısını
beyhude soluyorum bu denizin
yosun kokusunu
şimdi bir feryat edeyim desem
avazım çıktığınca
Ne fayda...
Bir tek su kuşlarını ürkütür sesim
Hayatsa devam eder pervasızca
sırf bu yüzden..
Ağız dolusu susarım
yüreğim bulandıkça..."

"Sen, içimde hergün beni uyutmayan bir ağrısın
Çok acı veriyor; ama boşver bırak ağrısın..."

"Sözlerdeki incelik güven yaratır. Düşüncedeki incelik derinlik yaratır, duygulardaki incelik ise sevgi yaratır. Bunlara sahip olan insan ise her zaman kendini aratır."
Ey dostluğu klavyede arayanlar !
Hangi tuş daha etkilidir sıcacık bir gülüşten ?

"bir güle boyun eğdiren nedir
o aşk değilse
nedir kalbe çıkartılan
tutuklama emri,
aşk değilse.
ah o sığınaklardan
yitikleri toplayan
ve düşlere vuran gemi
nedir aşk değilse”

sonra,
“de ki bulunur elbet iyi bir hal üzere kaybolan kişi”

Ruhlar arasındaki uyum,
Aşkın en kuvvetli sebeplerindendir.
“Her kişi münasip olduğuna meyleder.”

AŞKI ANLATMAK HAKSIZLIKTIR

"Bana özlemini anlat, düşlerini anlat" demek haksızlık. Susmakla sözün gümüşü yerine, sükutun altını olayım istedim. Geceyi örttüm üstüme, rüzgarı bağladım sabrıma.. Dizginlerinden boşanmış terli atlar gibi gelirim sana. Sözcüklerimden sen anlarsın, gizlendikleri sur oyuklarını, kuytu köşeleri sen bilirsin. Ya hep suskun kalayım, yada git konuş onlarla...
Her aşk akıl ötesi, gerçek üstü, yaşamla rüya arasında bir yerde yaşanır. Sabırla dağlar delinir, kırk ayrı gözeden sular taşınır kalburla... Dünyanın en güzel kızı sevgilinizdir . Bakışları, gülüşleri paha biçilemez servettir. Esen yelden, uçan kuştan, yerdeki karıncadan sakınırsınız. Bütün korkularınız, sevinçleriniz, rüyalarınız çivisinden çıkmıştır. Koşa koşa gecelerinize gelirler. Sokaklar başkadır, insanlar başka, ağaçlar başkadır, denizler başka...
Her şeyin rengi birbirine karışmıştır. Bütün güzellikler sevgilinize benzer. Karanfil kokulu çay tadı, ağlardaki gümüş pırıltılı lüferler, bütün çocukların gülüşleri, sonbahardan kırmızlar toplayan gürgen yaprakları, bütün güzellikler... Her şey birbirine karışmıştır. Ayıramazsınız...
"Bana düşlerini anlat, sevgini anlat bana" demek haksızlıktır. Aklınız karışır, anlatmak istediklerinizi bir sıraya sokamazsınız. Hem öpmeyi istersiniz, hem kokusunu ciğerlerinize dolu dolu çekmeyi. Yeşili ipten, kazıktan kurtulmuş deli ve ıssız ormanın ortasında bir göl olmalıdır. Kımıltısız sulara güneşin, bulutların ve ağaçların gölgesi düşmelidir. Bütün güzel fotoğraflardaki küçük iskeleye gidersiniz. Eli, avucumun içinde kırmızı başlı saka kuşu, yüreği bedenini terk edecek kadar kıpırtılı... Sarılıp incecik beline, sarılıp tülden tenine teknenin en güzel yerine bırakırsınız usulcacık. Halatı iskeleye attıktan sonra dünya bitmiştir, Zaman durmuştur... Yaşadığınız ülke kaf dağının ardı, başka bir gezegen olmuştur. Güneş, göl, orman, bulutlar gerçekliğini; tepeden tırnağa, yaşamın sadece size bir kez sunduğu, ömrünüzün en tatlı sarhoşluğu içinde yitirmiştir. Yüreğinizdekiler dışında hiç bir şeyi duyamazsınız, göremezsiniz ve dokunamazsınız...
" Bana düşlerini anlat, aşkını anlat" demek haksızlıktır. Sözcüklerle aşkı anlatamazsınız. Aklınızdan milyonlarca yıldız kayıp geçer. En yavaş akanlardan üç beşini yakalayıp kelimelere yapıştırabilirsiniz. Bütün çabanız boşunadır. Daha sevgilinizin kulağına fısıldamadan solacaklardır. Siz en iyisi O'na gidin. Bakışlarından akan şiirleri toplayın. Sesinden dökülen yağmurlarda ıslanın. Saçlarından süzülen rüzgarları dinleyin. Aklınızda biriktirdiğiniz bütün sözcükleri sokaklara savurun, kentin en yüksek binasından...
"Bana sevdanı anlat, aşkını anlat" demek haksızlıktır. Öksüz çocuklara annesini sormak kadar acımasızca... Zemherinin en acımasız ayazına uyandırmaktır sabahı. Kuşları dallara bağlamak, saatleri baharlara kurmak... Israr etmeyin, anlatamam...
(Alıntı)

"İnsanın en büyük hatası sevmek değil, sevmeye layık olmayan birinden sevilmeyi beklemektir." » » Paul Auster

Gizli Gizli
Seyrediyorum Seni . . .
Kapımın
Arkasından Sessizce Usulca . . .
Gel (de) mek İstiyorum
Ama
Korkuyorum
Gelip
Gidenlerden
Anlıyormusun
Çok ` Y a r a l a n d ı m ` Ben . . .

“Gönül, kimi severse sultan odur!” sözüne
Önceleri “Adam sen de!” der, güler geçerdim…
Nice sonraları karşıma çıkan her dilber-i ranâ
Ürpertse de kalbimi, hayat şunu öğretti bana
Lâyık olanı oturtmak gerek gönül tahtına...
Kadir Yatağan

adı, ibrahimdi…

ergenlik yıllarımızı yaşıyoruz… giyimimize daha ziyade dikkat eder olduk…kızların en küçük hareketlerinden büyük anlamlar çıkarma mevsimi…hayallerimiz kız yüzleriyle, hafızamız kız izleriyle dolu…dalıp gidiyoruz dersin orta yerinde…o zamanlar cep telefonu yok, mesaj gönderemezsin…bilgisayarın adını bile bilmiyoruz, mail de ne demek…? Radyo sayılı evlerde var… televizyon tanınmıyor… varsa yoksa sinema… aşka dair filmler. Kovboy filmlerinden daha fazla ilgimizi çekmeye başlayınca anladık ki büyümüşüz…

adı, ibrahimdi…sanırım çocuk felci geçirmişti bebekken…sormak aklıma geldi de incinir belki diye soramadım… düz yolda bile yürüyemezdi…sakat bacakları çarpık bedenini taşıyamıyordu…sınıfa biz çıkartırdık kollarına girerek…üç tekerlekli bir büyük motosiklete binerdi İbrahim…bacak yerini tutsun diye almışlardı, okula onunla gelir giderdi…

ona bindimi aslan kesilirdi İbrahim…iki yanındaki tekerleklerin çamurlukları genişti, okul çıkışlarında biz de oraya otururduk…iki samimi arkadaşıydık…keyfimize diyecek olmazdı o zaman…hele de mevsim baharsa… ak kavaklar yapraklanmış, güller tomurcuklanmışsa…etraf çimenlerle kaplanmışsa…gerisini sen hayal et artık...!

işte bu İbrahim delice aşıktı nihale… “Nihal” deyince biraz durmak gerekiyor…lisenin en güzel kızıydı…büyük bir bahçeli evde otururdu…uzun boyu, hayallerde iz bırakan endamıyla su akar gibi yürürdü…onu bir yaz rüyası gibi hatırlıyorum…başak sarısı saçları, yosun yeşili gözleri…hele o mağrur yürüyüşü… tarife ne hacet, ibrahimi tersine çevir, anlarsın nihali.! Ama gönül bu, haline bakmadan seviyordu işte… şiirler yazıyordu onun için, şarkılar düzüyordu…

kapılarının önünden motorla pat! pat! pat! geçerken bir de şarkı tuttururdu, İbrahim… “gezdiğim dikenli aşk yollarında… elimden bir kırık saz geldi geçti…” biz de var gücümüzle eşlik ederdik ona… gözlerimiz pencere de olurdu oradan geçerken, bir gölge, bir kıpırtı, perdelerde bir dalgalanma görmek ümidiyle…sonra yorum faslı başlardı…penceredeydi…yok değildi…perde kıpırdar gibi oldu… ordaydı, ama kendini belli etmek istemedi…annesi yanındadır da ondan…ne tuhaf, İbrahim, bu kızın da kendisine aşık olduğuna iyice inandırmıştı kendini!

Ömer SEVİNÇGÜL ......
Eski zaman sevdaları…

Tarih olarak pek eski sayılmaz… kuytu bir kasabadan söz ediyorum da ondan antika geliyor sana… bir Anadolu kasabası nasıldır nereden bileceksin…yıllar öncesini hayal edemezsin ki… bu hayat eski filmlerdekilerden de farklıydı, evet… eski filmler İstanbulluların aşkını anlatır bize… ya da büyük şehir insanlarının Anadolu insanları hakkında kurdukları hayallerini…ben sana kendi kasabamı anlatmaya çalışıyorum… yanı başımda olup bitenleri… “içeriden” konuşuyorum yani…

Konuşmak deyince aklıma ne geldi bak… o zamanlar bir kızla okul dışında konuşmak zordu… okul çıkışlarında takip edilebilirdi elbet… ama aradaki mesafe beş metreden yakın olmamalıydı…kıza laf gelir, hoşlanmaz…hem tehlikelidir, yakınlarıyla ya da rakiplerinle kavga etmeyi göze almalısın… sana ilgisi varsa döner bakar şöyle göz ucuyla… arkasına bakarken kızaran yüzünde hafif bir tebessüm ışıldıyorsa keyfine diyecek olmazdı o zaman delikanlının… minnacık kıpırtıların bile büyük anlamları vardı çünkü…

Sonra, fotoroman alıp vermek…bir kızla bir erkek birbirlerinden fotoroman alıp veriyorlarsa artık sevgili kabul edilirlerdi… en azından birbirine ilgili… o zamanlar vardı böyle kitaplar…ders kitaplarının arasında okunur, okulda hocalar, evde anneler, babalar görmesin diye kamuflaj taktikleri uygulanırdı… ders kitabı dışında kitap okuyanlara iyi gözle bakılmazdı çünkü…konusu her zaman aşk olurdu bu resimli romanların… kız da, erkek de sevgilerini engellemek isteyenlere şiddetle karşı çıkarlar, bunun için her tehlikeyi göze alırlardı… “aşk”ın yanına “isyan” gelip yerleşirdi yani… on altısındaki bir kız ya da erkek için çıldırtıcı iki duygu…

Bazen de birden fazla erkek aynı kızı severlerdi… birbiriyle ölümüne kavga ederlerdi o zaman… kavga için uygun yerler bile vardı…rekabetin sonu ya hastane olurdu ya da hapishane…ne hazindir ki, kendisi için ölümü bile göze alan delikanlıların kavgasından kızın haberi bile olmazdı çoğu zaman…

o zamanlarda kız olmak! kaf dağında bir elmastı kız… simurg kuşunun sırtına binip, yedi derya geçip, yedi dağı aşmak gerekiyordu ona ulaşmak için…neredeyse kutsal sayılıyordu…sohbet konusu olursa adı saygıyla anılırdı… bir kızdan saygısızca söz etmek kendini bilmezlikti…mesela ben öyle bir yer vermiştim ki hayalimde, bir kızın yemek yemesi bile tuhaf gelirdi bana… iştahla sofraya saldıran bir kadın gözümdeki konumundan bir iki basamak iniveriyordu…

kendisi de farkındaydı değerinin…haysiyetini gözetir, şerefini titizlikle korur, attığı adıma, baktığı yere dikkat ederdi…”namusuna leke gelmesin” diye aşkını “kalbine gömerdi” çoğu zaman… sevince ölesiye severdi ama… küçük yerlerde herkes birbirini az çok tanır…dile düşmemek çok önemliydi…alnına leke sürülen kız, bir ömür taşımak zorunda kalırdı onu…en büyük korkusu “ucuz” olmaktı… şimdi nasıldır, bilmiyorum… sen daha iyi bilirsin….

Ömer SEVİNÇGÜL...

Hayat, ağır bir yük değildir... Zaten yol uzun sürmeyecektir....

Bazı arkadaşlarınız zaaflarınızı öğrenmeye çalışır, bulur ve
kullanır..
Bazı arkadaşlarınız da zevklerinizi tespit eder, onlara hitap etmeye
uğraşır.

Bazı arkadaşlarınız zayıflıklarınızı görür başınıza kakınç eder..
Bazı arkadaşlarınız da zayıflıklarınızı bilir, örtmeye çalışır..

Bazı arkadaşlarınız hazlarınızı kullanarak, sizden menfaat bekler..
Bazı arkadaşlarınız da hazlarınızı öğrenerek sizi memnun etmeye
kalkışır.

Bazı arkadaşlarınız ayağınız taşa değdiğinde sizi terk eder..
Bazı arkadaşlarınız da ayağınıza diken batsa yüreğinden kan damlar..

Bazı arkadaşlarınız cebinize yakındır..
Bazı arkadaşlarınız da yüreğinize..

Bazı arkadaşlarınız sizi ortak olduğunuz her amaçta ikinci görmek
ister..
Bazı arkadaşlarınız ise omuzlarına çıkarır, ikinciniz olmaktan şeref
duyar..

Bazı arkadaşlarınız sıkıntınız sorununuz olmadığında yanınızdadır..
Bazı arkadaşlarınız sıkıntılarınızı paylaşmaya koşar.

Bazı arkadaşlarınızla sofrayı paylaşırsınız..
Bazı arkadaşlarınızla kavgayı..

Birinciler arkadaştır, ikinciler ise dost..

Ve bilir misiniz, her zaman birincileri tercih eder, ikincileri
aşağılarız..

Ve bu yüzden hakiki dostluk yok denecek kadar az olur.
Gönül susuzluğu, su damlasıyla giderilmez... (SADİ)

Sözün, gözsüzlere göz olsun..(Yusuf Has Hacip)
Gönül, kendine benzeyen gönüle akarmış...
"Yalnızca içteki yakındır; başka her şey uzak. "
Âh bu nezaketim !
Buyur sen önden sev lütfen;
Ben ardından şiir yazarım..

"Ne güzel! Derin bir “âh” ile yâd etmek seni,
Her dem düşünmek, her dem hayal etmek seni,
Ne güzel! Visâlinle gülmek, firâkinle ağlamak,
Yanmaktan usanmamak, yanarken susamak seni.."

****************

Ey yürek! !
İyileşemezsin...

A-c-ı-k-t-ı-k-c-a ilaç verdiler
acı-d-ı-k-ç-a aş! !

hiç lal olan şarkı söyler mi?

oysa hiç bilemediler
Anlatamadım boğuştuğum her aşka
...AcıYan yerim başka...
...AcıKan yanım başka... // AYŞENUR YAZICI

///////////////////////////////////////////////////

“Her insanın içinde sonsuz teller var ve herkeste başka başka. Bazen iki kişide aynı sesi veren bazı teller bulunuyor, o zaman 'Birbirimizi bulduk' diyorlar. Fakat yalnız bu teller çalındığı müddetçe... Diğer tellere geçildiği zaman arada ne dehşetli bir ayrılık olduğu meydana çıkıyor. Sabahattin ALİ (Ayşe'ye Mektuplar) “

////////////////////////////////////////////////

"Şu iflas etmiş dünyada, en geçerli para birimi; kendin gibi bir insanla paylaştığın duygulardır."

***************
Her seferinde canımın acımasının biraz daha azalacagını düsünürdüm hep.
Ama azalmıyor ; yıllar geçtikçe daha da çogalıyor can acısı.
Gençlik yıllarında böyle durumlarda baska seyler düsünmeye calışırdım.
Hatta hatırlıyorum, ilk sevdigimden ayrıldıgımda daha dogrusu terk
edildigimde çok canım yanıyordu. Kendimi avutmak için bir yol bulmuştum;
takvim yapraklarıyla oynuyordum.Her gün büyük bir özenle koparıyordum
sayfaları, " ooh bir gün daha eksildi " diye.
Her gün " bugün bir dakika daha uzadı, daha geç karanlık olacak " diye.
Ve her geçen gün canımın acısı daha çok azalacak diye !
Ama bugün fark ettim ki herkesin çok şaşırdıgı bir sürü gereksiz bilgiyi
o zamanlar ögrenmişim.
Takvim yaprakları ne kadar çok sey ögretirmiş megerse bana !
isterseniz size Kırlangıç Fırtınası'nın ne zaman olduğunu söyleyebilirim
ya da cemrelerin ne zaman düştüğünü...
Hatta zeytinyaglı biber dolması tarif edebilirim.
Öyle hafifletmiştim canımın acısını o zamanlar. Ne iyi etmişim de aşık
olmuştum.

Sonra ikinci sevgilimden ayrılmıştım.Daha dogrusu yine terk edilmiştim...
Başka vücutlar istemişti canı. Çok canım yanıyordu.
Kendimi avutmak için yine bir oyun bulmuştum, yazarların kronolojik
sırayla kitaplarını okuyordum.
Artık onu telefonla aramamam için kendimle mücadele etmem gerekmiyordu.
O zamanlar anlamıştım insanın kendisiyle mücadelesinin ne kadar yorucu
olduğunu !
Mesela onunla nasıl bir yerde karşılaşırım diye planlar yapmam
gerekmiyordu.
O zamanlar anlamıştım insanın kendisiyle oynadığı oyunların ne kadar
yorucu olduğunu.
Ya da telefon 10 dakika içinde çalarsa beni arayan O 'dur diye bitmek
tükenmek bilmeyen on dakikalar beklemem gerekmiyordu. Aslında o zamanlar
anlamıştım on dakikanın bazen bir asır oldugunu.
Yoldan geçen 3. araba kırmızı olursa tekrar barışacağız diye dilekler
tutmam gerekmiyordu...
O zamanlar fark etmiştim trafikte ne kadar az kırmızı araba olduğunu !
Ama bugün fark ettim ki, bugün çok az kişinin bildiği ve okuduğu yerli
roman ve hikaye yazarlarıyla o zamanlarda tanışmıştım. Nihat Sırrı Örik, Kerime
Nadir, Muazzez Tahsin Berkand, Ethem ızzet Benice,
Kemal Tahir, Vedat Türkali, Orhan Pamuk ve diğerleriyle...
Ve şimdi fark ediyorum ki , ne kadar çok şey öğrenmişim o romanlardan,
hikayelerden, yazarlardan...
Ne iyi etmişim de aşık olmuşum...

Sonra üçüncü sevgilimden ayrılmıştım, dogrusu bu kez de terk edilmiştim.
Başkasına aşık olmuştu.
Yine canım çok yanıyordu.Kendimi avutmak için bir oyun bulmuştum, Aşk
şiirleri okuyordum, terk edilmek üzerine.
Başkalarının da terk edildiğini çok canlarının yandığını görmek ve anlamak
acımı hafifletiyordu sanki.
ilk ben değilim terk edilen diye düşünüyordum.
O zaman ezberlemiştimAtilla ilhan'dan " ben sana mecburum bilemezsin,
adını mıh gibi aklımda tutuyorum "
dizelerini, o zaman ezberlemiştim
Murathan Mungan'ın " ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda, kirli ve
umutsuz geçmişim " mısralarını ve
Ahmed Arif 'ten ve Kavafis 'ten aşk dizelerini.şimdi fark ediyorum ki ne
çok şey öğrenmişim oşiirlerden.
Ve ne iyi etmişim de AŞIK olmuŞum...

Sonra uzunca bir dönem yeni bir aşkı yeni bir sevgiliyi beklemeye
başladım.Çok bekledim. Sabırla.
Biliyordum gelecekti bir gün. Bu bekleme döneminde de bir oyun bulmuştum
kendime.
Ne kadar tiyatro oyunu varsa gidiyordum kudurmuş gibi !
Ne kadar film varsa onları seyrediyordum hiç kaçırmadan.
ışte o zamanlar öğrendim benden başka bir sürü aşk bekleyen insan
olduğunu.
Ve o zaman öğrendim beklemenin de bazen bir keyif olduğunu ve insana çok
şey öğrettiğini...
Ne iyi etmişim de beklemişim aşkı...

Hep bana soruyorlar nereden biliyorsun bu kadar çok şeyi diye, dilimin
ucuna kadar geliyor, söylemek istiyorum "AŞK YÜZÜNDEN" diye ama gülerler
anlamazlar diye söylemiyorum, vazgeçiyorum.
Yıllar geçtikçe azalacak sanırdım canımın acısı ama azalmıyor. Ne kadar
çokşey öğretmiş aşk bana.
Hayat okulu dedikleri bu olsa gerek.
Ya da hani derler ya; okumuş ama adam olamamış diye, sanırım okuyup da adam
olamayanlar; aşktan canları yanmamış olanlar, aşkı tanımayanlar,
bilmeyenler...

ŞİMDİ.....
yine canım yanıyor.Ama biliyorum bu duyguyu.
Geçecek !
Fakat şimdi, hemen yeni bir oyun bulmalıyım kendime.
Ey aşk hadi öğret bana bilmediklerimi, eksik kalanları...

Armağan Çağlayan
***********************

" İyi ki bilmiyor kalabalıklar
Yağmura bakmayı cam arkasından
İnsandan insana şükür ki fark var
Birine cennetse birine zindan
İyi ki bilmiyor kalabalıklar "

********************

Olur ya bir gün, “Dertliyim!” diyerek kapını çalar,
kimselere açamadığım bir derdimi, seninle paylaşmaya muhtaç kalırsam, o vakit:

“–Kendi derdim yetiyor zaten!..” deyip de, yığma beni eşiğe…
Elbet o hâlim geçip,
benim sana liman olacağım gün de olur.
Fakat gözümde iki damla yaş,
yüzümde hüzünle gelirsem,
unut da tüm dertlerini, o an için bana ada tüm dinleme kabiliyetini!..

Derdimi dinle anlatırsam…
Dinle ve unut…
Zira bana bu şekilde yardımcı olmanın edebi,
sırrımı başkalarına dağıtmaman ve muhafaza etmendir.
Bir şey söylemez de sadece ağlarsam, sus, öylece seyret, ya da ağla benimle…

Hani bazen, söylenemeyecek dertleri olur insanın...
Ya utanır, yahut çekinir de, kimselere anlatamayız.
O vakit, kurcalama çok, duânla yardıma devam et…

“–Sana nasıl yardım edebilirim ki?” deme.
Bazen içli bir bakışınla, bazen bir tebessümünle, bazen duânla yardımcım ol. Senden, gücünü aşacak şeyler istemiyorum.
Biliyorum ki, her insanın güç yetirebileceği bir iyilik vardır.
Senin payına düşen hangisiyse, bana ondan ikram et.

Yardım et bana ey Allâh’ın kulu!
Bunu yaparken, aslında bana değil,
kendine yardım etmekte olduğunu unutma!..
En küçük iyiliği de, en küçük kötülüğü de kişi, kendine eder.

(Alıntı)

******

Ah, ah...
Yokluğun zaten
yeterince kötü...
Bir de
Varlığının yerine
çörekleniyor ya...
Ahh.. Ahh...
**********
"Samimi olmayı vaad edebilirim, tarafsız olmayı asla.."
**************

DERİN denizleri; her RÜZGAR dalgalandıramaz!...

***************

Avuçlarımdan yere inci inci zâr düşer
Kudretle alnıma bir uzun intizar düşer

Hüsnünün karşısında bülbül olamadım da
Yine de gül lütfundan şu sineme hâr düşer

Ben hâlâ yanıyorum, gönül unutmadı ki
Nitekim nisyanın kalktığı yere nar düşer

Pay etmiş adaletle güya canan zamanı
Bilmem neden hep bana uzun sonbahar düşer

Vuslat ümidi bile gençleşmeme yeterken,
Bir lahzalık firakla gönlüm ihtiyar düşer

Kelime yarla başlar,hece müdamdır yarla
Ve cümlenin sonuna nokta gibi,yar düşer

Bir baktın ki sevgili parçaladın kalbimi
Sanırsın sinem üstüne şak-ı Zülfikar düşer

Ey kalkanı hâr, ölme ne olur başka yerde,
Sinem kabristanında sana da mezar düşer

Çarhı almış figanım, ay utanıp saklanır
derdime sema ağlar,tek tek yıldızlar düşer

Çözdüğün zaman hani zülfün dudak büker ya
Kalbimin en sıcak noktasına kar düşer

Sual ederler benden ;seviyor musun hâlâ ”
Dudağımdan cevaben sükûtla ikrar düşer

Mustafa Tanrıkulu

********************

"Hiçbir kâlbe, kapısı kırılarak girilmez. Ahlâk ve zerâfet bütün gönül gümrüklerinde geçerli pasaporttur...'
'Verecek ışığı olmayan, karanlık sever...'
'Müşkül bu ki, muhabbet iki başdan olmadı,
Sevdirmedi, sana beni, illâ bana seni..'

Necati...
'Ey kâlbi olmayan boş davullar!
Can bayramından nasibiniz tokmaktan ibarettir....'

Hz. Mevlânâ...

Kapı içinde kapı, derunidir dehlizim. En dipte bâbı esrâr, ardında sırrım gizli. Gönül gözün gördü mü? Yanarım içim duman, kıvranırım hâlim yaman. Dil suskun, gözlerimse dil. Konuşur sessiz bir lisan... Ruhumda sezilmez korkuların izi, bilinmez gölgelerin yüzü var. Özümde sorgulama ezası. Tırmalar, ısırır, sinsi mi sinsi. Keder belli. Nedir kader, nerde bekler? Ondan gayrı bilen var mı?....

Tamamını Oku