• Doğum Gününüzü Can-ı Gönülden Kutlar sağlık,sıhhat, huzur ve mutluluk dolu nice nice yıllar dilerim.
    Sevgi, Saygı ve Muhabbetle

  • Sayın 'Delinin Günlüğü', 'Efsane' şiirime göstermiş olduğunuz ilgiye ve güzel yorumunuza sonsuz teşekkür ederim... Saygılarımla.

  • Ben kimim? Yaramaz bir çocuk
    Sessizliğiyle kendine gizlenen
    Bugün bile simyacılar, iyi-kötü
    Bir şeyler bulup çıkarmak isterken
    Ben kimim, zamanın kıyısında direnen?

    Uçaklar uzaklara kanat vururken
    Ben kimim, kırılıp kalmış
    Eski bir tekne gibi?
    Ben kimim, çocuk düşlerinden
    Anlaşılmaz ülkülere uzanmış?

    Ben kimim bilemiyorum
    Açlığıyla olmadık sevgilerin
    Bir küçücük bakışta oyalanan
    Ben kimim olur olmaz zamanlarda
    Kendine ve herşeye ağlayan?

    Afşar Timuçin

  • YENİDEN DOĞUŞ

    Tüm varlığım benim, karanlık bir ayettir
    seni, kendinde tekrarlayarak
    çiçeklenmenin ve yeşermenin sonsuz seherine götürecek.

    Ben bu ayette seni ah çektim, ah
    ben bu ayette seni
    ağaca ve suya ve ateşe aşıladım!

    Yaşam belki
    uzun bir caddedir, her gün filesiyle bir kadının geçtiği,
    yaşam belki
    bir urgandır, bir adamın daldan kendini astığı,
    yaşam belki okuldan dönen bir çocuktur,
    yaşam belki, iki sevişme arası rehavetinde yakılan bir sigaradır,
    ya da birinin şaşkınca yoldan geçişi,
    şapkasını kaldırarak,
    başka bir yoldan geçene anlamsız gülümsemeyle “günaydın” diyen.

    Yaşam belki de o tıkalı andır,
    benim bakışımın senin buğulu gözlerinde kendini paramparça yıktığı
    ve bir duyumsama var bunda
    benim ay ve karanlığın algısıyla birleştireceğim.

    Yalnızlık boyutlarındaki bir odada,
    aşk boyutlarındaki yüreğim,
    kendi mutluluğunun sade bahanelerini seyreder,
    saksıda çiçeklerin güzelim yok oluşunu
    ve senin bahçemize diktiğin fidanı
    ve bir pencere boyutlarında öten
    kanarya ötüşlerini.

    Ah..
    Budur benim payıma düşen,
    budur benim payıma düşen,
    benim payıma düşen,
    bir perde asılmasının benden aldığı gökyüzüdür,
    benim payıma düşen, terk edilmiş merdivenlerden inmektir
    ve ulaşmaktır bir şeylere çürüyüşte ve gurbette,
    benim payıma düşen anılar bahçesinde hüzünlü bir gezintidir.

    Ve 'ellerini
    seviyorum' diyen
    sesin hüznünde ölmektir.

    Ellerimi bahçeye dikiyorum,
    yeşereceğim, biliyorum, biliyorum, biliyorum
    ve kırlangıçlar mürekkepli parmaklarımın çukurunda
    yumurtlayacaklar.

    Küpeler takacağım kulaklarıma
    ikiz iki kirazdan
    ve tırnaklarımı papatya çiçeği yapraklarıyla süsleyeceğim.
    Bir sokak var orada,
    aynı karışık saçları, ince boyunları ve sıska bacaklarıyla
    küçük bir kızın masum gülüşlerini düşünüyorlar
    bir gece rüzgarın bizi alıp götürdüğü.

    Bir sokak var benim yüreğimin
    çocukluk mahallesinden çaldığı,
    zaman çizgisinde bir oylumun yolculuğu
    ve bir oylumla gebe bırakmak bir zamanın kuru çizgisini
    bilinçli bir simgenin oylumu
    aynanın konukluğundan dönen.

    Ve böylecedir,
    birisi ölür
    ve birisi yaşar.
    Hiçbir avcı,
    çukura dökülen hor bir arkta inci avlamayacaktır.

    Ben hüzünlü küçük bir periyi biliyorum
    okyanusta yaşayan
    ve yüreğini tahta bir kavalda
    usul usul çalan
    küçük hüzünlü bir peri
    geceleri bir öpücükle ölen
    ve sabahları bir öpücükle yeniden doğacak olan...

    Furuğ Ferruhzad

  • ZİYA İLE EYÜP

    Saat 24.00
    Konya yolu
    Ziya
    sürükler düşlerini el arabasında yol boyu
    kim bilir ne düşünür
    Nerden bileceksin
    Yatılmaz ki düşüne düşenin

    Ziya
    zulada gizli sevda
    sofrada ekmek
    gurbetten gelen haber
    herkes için Bir şey

    Ziya
    zayi olmuş yaşam
    Ziya kendinden başka herkes

    Karşı Metropolitan otel
    adını bilir Ziya,
    birde çöpünü
    ambalaj türlü zibil
    aliminyumu
    peti
    plastiği
    hepsi janjanlı Gavurca etiketli

    içindekinin tadını bilmez amma ziya
    bilir ki boşu
    zulada gizli sevdadır
    sofrada ekmek

    Boşu rızk
    boşu Allah kerim

    Aha ziya karşı metropolitan otel
    yürü rızkına
    ekmeğine yürü ziya

    Sürükle el arabanı düşlerin gibi karşıya
    karşı metropolitan otel
    karşı saltanat
    Senin devletinse ekmeğin
    İki devlet arasındaki sınır
    şimdi Konya yoludur
    Nereye gitsek sınırlar
    nereye gitsek kaçak
    nereye gitsek kaçakçı
    Kato'dan, kızılgedikten öte
    kaçağa giderdik
    Çaya cigaraya
    Geldik Ankara'ya
    Bu sefer adımızı koydular
    KAÇAK ÇÖP AVCISI
    Dinine yanam
    vazgeçmiyormuş essahtan huylu huyundan
    Ya bizde var bir arıza
    Ya bu töresi batası dünya....

    DALDI ZİYA!
    Çocukken elma çalardım komşunun bahçesinden
    Kuran kursunda anlatınca hoca
    hırsızlığın cezası
    Bilmem kaç bin yıl yanmak diye diri diri
    gece karabasanlarla uyanır
    öğrendiğim dualarla yarım yamalak
    iki rekat namaz kılar
    af diler ağlardım

    Şimdi karşı saltanatın çöplerini çalarken
    fetva veriyor gene birileri
    onlar hırsız,
    onlar tinerci
    Koca puntolarla yazıyorlar
    Onlar KAÇAK ÇÖP AVCILARI
    Belki itikatım sarsıldı büyüdükçe
    belki açlık pelte etti imanımı
    Ama hırsızlıksa yaptığım
    İnanmıyorum yanacağıma
    Ve deliksiz uyuyorum geceleri
    Korkmuyorum
    Gözyaşlarımda kurudu çoktan
    Gözlerimden aksa aksa
    bu saatten sonra
    bir tek isyan akar
    Ben kaçak çöp avcısıyım
    ve artık
    AF DİLEMİYORUM hiç kimseden

    Saat 24.00
    Karanlık saklar
    Üstünün başının, ellerinin kirini
    Ayak kırar kokunu
    İşte Konya yolu
    Geç sınırı
    Yürü karşıya Ziya
    Senin devletinin sınırları
    O saltanatın çerine çöpüne kadar

    İLK ADIM
    Ekmek kan pahası
    Ekmek aslanın ağzında derler
    Ziya'mın ekmeği
    Aslanın ağzında değil
    Bir kara şahin'in tekerlekleri arasında

    Bir şahin ki
    Avını gözetir
    Daha ilk adımını attığında karşıya
    Şimşek gibi çarpar

    Bir şahin ki
    Ziya'mın düşleri gibi
    Çarptı mı durmaz kaçar.

    Eyüp
    Büyüyor eknomi
    Kalkınıyor ülke
    Yıllık büyüme hızı %8

    Kaat 240a gidiyordu 3 yıl evvel
    Bugün 80
    Yıllık büyüme hızı %8
    Yoksullaşma hızı %300
    Keşanelerde göbekler
    Yılda %8 büyürken
    Barakalarda öfke büyüyor
    Her yıl %300

    Teknoloji gelişiyor,
    büyüyor dünya
    Kameralı cep telefonları
    İnternet
    Bacaklarındaki kılı
    Kaymak gibi alan
    Elektirikli ağdalar
    Ve bilimum zırzavat

    globalleşiyoruz
    Küçük bir köy oldu amma
    Eyüp yol parasına kıyıp ta
    Ankara'ya
    Geldi geleli bir Kızılay'a inemedi hala

    Hiç mi merak etmiyorsun
    Akşam haberlerini

    Kim
    Kiminle
    Nerede
    'Biz sadece arkadaşız birlikte masum bir akşam yemeği yedik'
    Hangi medar-ı iftarımız sanatçı
    Bugün neresinden frikik verecek
    Ve hangi mert Anadolu delikanlısı kardeşimiz
    'Halkım beni bilir reklam için yapıyorsam
    şerefsizim' diyecek

    Yaşamak güzel Eyüp
    daha ne günler var önünde
    Çıkacak mısın eyüp yola
    Tutup çekecek misin ziya'yı kolundan
    Canın pahası

    Sana dokunmayan yılan bin yaşasın
    Babana bile güvenmeyeceksin
    Böyle emrediyor efendilerin
    Allah aşkına Eyüp
    Sen ne zaman söz dinleyeceksin

    Var mı kitabında
    Ortada bırakıp kaçmak arkadaşını
    senin yüreğin
    zaten hiç bomba süsü verilmiş pankart olmadı
    hep patladı
    zamanlı zamansız
    kurtardı ziyayı
    itin dölü gece
    Belki Eyüp'ün gözlerini kör etmese...
    Ayırt edecekti o vurup kaçan jipi
    Eyüp'ün Şahin gözleri

    Demin sofrana ekmek diye götüreceğin gazete
    Üstüne kefen oldu.
    Birde kefenin cebi yok derler.

    Günler geçiyor Eyüp
    Şimdi
    Hangi atık kağıt işçisi
    Biz ne yapabiliriz ki diye
    Başını önüne eğip, gözlerini kaçırsa
    Başımız dimdik
    senin gözlerinle, gözlerinin içine baka baka
    seni anlatıyoruz ona Eyüp
    bire bin katarak

    Ve kızıyorsan bire bin kattığımız için
    Bize mütevazılığı öğütlüyorsan
    Buna hakkın yok
    Sen niye mütevazı olmadın
    Düştüğün isyan toprağında
    Bire onbin verirken Bedrettin başağım.




    Ali Mendillioglu

  • bayramınızı erben ailesi olarak kutlarız nice bayramlar dileriz

  • Sana;



    Deniz
    Bu saatler senin saatlerindir
    (Bilirim)
    Bir çift martı olmuştur, köpüklenir
    Son duandır bu
    Son çırpınışın
    Ellerimin arasından kayıp gidişin
    son;

    Gerisi fenerlere emanet
    Bir yanar
    Bir söner

    Aydın Gülcür

  • Bu siiri okuyup anlayana kadar bir yil gecer :-))

  • Uzun siir,birkac ay seni idare eder :-))



    piramit tepesine evvela köleler çıkar
    şaşı bir peygambere hiç bir mürit in…anırdır
    bir körün peruk takması kadar feci
    kıyamet de herkese kendi gibi kopacak
    usta terziler mezurasız anlarlar
    gidip gelen trenlerle akarak
    en güzel gar lokantaları’nda içilir
    -bir şey var.. bir şey hep var-
    musalla taşı’na serçeler konar
    hurma ağaçları sögüt gölgesi arar
    pabuçlarım su çekiyor saçım sıfır numara
    ben bu hayatın yalancısıyım
    ayran içmedik lakin yine de ayrı düştük
    ömrümden bir daha geç yoksa cüce kalırım
    hayatmetre iki din açılıyor
    tevatür boz duru ziyade kirli
    tekerlek üzeri cam kenarı aşk
    çıldırmak da uzun zaman alıyor
    sesi insana benziyor diye
    konuşan kuş sayılır ya papağan
    hüzünlerin de patenti oluyor
    renkler bile yan yana
    gelmeye ürküyor
    gökkuşağı geceleri çıkıyor
    ya kalbim acıkır da çekerse seni
    meyvanın ekşimesi: küsmesi mi
    yoksa can çekişmesi mi
    yaraları saya soya seviniyorlar
    yara görününce yara’dır
    göründü kara yara
    -dağlar uçurumlarını dışarı asar-
    sevin antepliler sevin
    sevgililer günüdür
    çocuklar her yeni yüzyıl’a pandik
    -evler balkonlarını içeri kısar-
    devlet televizyonu’nda oynayan
    bbc dizileri gibi soğuk ve silinik
    kirlendiysek bu ülke’yle kirlendik
    hasılı: bu durmuş bu beklemiş
    bu ekmiş bu biçmiş bu sevmiş
    bu da ta orta asya’dan gelmiş
    ‘ya sev ya terket’ demiş
    malazgirt ovası’nda
    görünmez sarı levha:
    “ayağınızı anadolu’ya silin
    kılıcınızı bizans’a asın”
    durmayı mezarlıkta
    folklörü at üstünde
    staj etmiş bir zilyet
    yol üstündeler diye yol’dur
    yoksa gerili ip kuru toprak
    bir atı övdüğü kadar
    sevmiş mi tebaasını
    son hareketi yapamıyoruz
    tarih patinaj talih sürmenaj
    ankara ankara jüri ankara
    biz buradan gidelim
    canım bol sıkılıyor
    gidelim biz buradan
    sıkılıyor canım bol
    buradan gidelim biz
    bol sıkılıyor canım
    çıkış yok yok çıkış
    yok çıkış çıkış yok
    canım sıkılıyor bol
    gidelim buradan biz
    sıkılıyor bol canım
    buradan biz gidelim
    bol canım sıkılıyor
    biz gidelim buradan
    herkes kod ruhu’yla “burada” ve “şimdi”
    aşkta da türkan şoray kanunları geçerli
    eskiden ambalajsız sarılıyorduk
    yılkı insanları’yız alo burası hephiçyer
    öpüşme öncesi gargara yapıyorlar
    anla beni ve öldür sana bir şey olmasın
    ya da bizi sorup sual eden olursa
    kum saati içinde güneşleniyoruz işte
    ve kar taneleri gibi yaşıyoruz şu sıra
    birbirimize değmeden ayrı ayrı eriyerek
    ileride bu olanlara gülüp geçeceğiz mesela
    fakat şimdi bir hayatı doldurmak zorundayız
    insan insanda bitiyor arkadaş başka sözüm yok
    gitgide diğerimiz üşüyor
    zartrilyon süren şu hayat çarşı’nda
    ömrümüz kışla-camii-bakırköy avlularında
    “yaşayacak halimiz mecalimiz yok
    artık size emanetiz” yazıyor ilişikteki not’ta
    dün dün’den biraz daha normaldi sanki
    bugün’nün kafası bulanık zonk zonk zonkluyor
    pek çok alamet belirdi
    hakikatli sevgililer bir bir delirdi
    kimse tertemiz değil
    artık ter bile temiz değil çünkü
    esmiş gürlemişiz yağamamışız
    baki kalan bu kubbede
    hoş bir bırt sesiymiş
    bu şimdiki açık kalmış zaman’dan
    eksik gedik bir çocukluk çıkar mı
    hakkımızda konuşurlar da car car
    ne telif öderler ne bir nescafe ısmarlarlar
    sivas’ı unutmayalım -unutmayalım sivas’ı
    erzincan ve dinar hatırlatır kendini
    - bekleyeli çok oldu mu hayatım
    - yook bir iki haiku kadar işte
    ismim bond met üst bond gizli şair’im
    damardan yaşarım altın vuruş sevişirim
    varlığım lojistik destik’tir hayata
    schindler’in listesine giremesem de daha
    midas’ın kulakları estetikli kalbi teflonlu
    midas’ın yarrock’ı at yarrock’ı
    “burdan kaçınız” köşesi’ndeyiz dünyanın
    dünya bu bekleme salonu cortlak yuvarlak
    altımızdan ters ırmaklar mı geçiyor ne tıss
    -nuh’un gemisi’ne de bre damsız girilmez-
    karşının herifi’yim buralarda anti’yim
    bahçe insanı’yım kaldırım şairi’yim
    düsturum: “herkesi memnun edemezsin
    kızamadığın birini hakikatli sevemezsin”
    el kadar light hayat’la düşmüşüz de dara
    insan amca insan teyze uymayın ben’a
    -tashih büyüyü bozuyor yazı mı tura mı yara-
    fakirler inanır zenginler satın alır tıss
    zenginlik değil komşu fakirlik gerçeküstü
    sevgim huylu sevgi metin üstündağ öldü
    şarkılarla türkülerle kendimizden geçeriz
    filmlerle öykülerle kendimize geliriz
    böyle de bir yanımız var işte teneke tıngır
    “her şey alnımıza yazılı” der din baba
    “her şey olacağına varır” der bilim baba
    ikisi de aynı kapıya mı erer hidayet
    ya da aynı kapısızlığa mı teneke tıngır
    sonsuzluk ülkesi kainat mahallesi
    dünya caddesi hayat sokağı ömür apartmanı
    otuz bir numarada oturuyorum
    kimseye yoktur mahsurum
    ve istanbul’un aç horozları aç martılar adına
    burada ve şimdi meydana gelen
    tüm iyilikleri ve kötülükleri üstleniyorum
    neyi nereye yaşayacağımız unuta damıta
    her şey birçok şey oldu kaossenfoni
    lojmana benziyor gide kala şu ömür
    kan kardeşi olmuşuz lösemili zamanla
    dün gibi uyandığımız bugün nekahet dönemi
    hiçistan’da düşünce suçu yok artık
    hiçistan’da düşünen kimse yok artık çünkü
    fraksiyon olarak gelişiyor her sevgi
    aynı lafları etmekten ağzımız kokuyor
    şiir açıklamıyor dünyayı ancak gargara yapıyor
    sarışın mizah dergileri gibi eskiyoruz
    meğer kavuştukça çoğalan bir ayrılık varmış
    yalnızlık psikolojikmiş öpülünce geçermiş
    çocuktunuz şimdikinden ortaya daha duble çocuk
    yeni bir kıta keşfeden serüvenci hevesiyle
    o orasını gösteriyordu sense yaralarını
    o gün bugün bir giz gelişti aranızda 3. şahıs gibi
    ilk göreni ilk dokunanı oldunuz birbirinizin
    konuşsanız kan çıkardı kelimelerden sussanız yazık
    öldüğünü duydunuz ağustostan önceki son hazirandı
    bir dize geldi düğümlendi boğazınıza:
    “bıçak saplanmadığı yeri de yaralar” gibi
    evcilik doktorculuk oynuyordunuz hani
    ama hep çıplak yatakta bitiyordu oyun sonları
    ebeveynleriniz mızıkçılık yapıyordu
    hep cızz oluyordu bir yanınız hep uf
    o orasını öptürüyordu sense yaralarını
    yüz çizgileri derin kuru birer ur ark
    aramıza biz engeliz ten nasıl soluyor zinhar
    bir tek biz mi fazla kaldık bu aşka
    ses oktava sığmıyor hakikatle inleyince
    herkesin açığı var kapanmıyor yaralar
    tedavi sözlere rağmen kaos hükümdar
    ölüm doğuruyor istemese de her kadın
    ve cellat oluyor nihayet istemese de her erkek
    bu devletin uluslararası bir mutfağı var
    gene de halkın açlıktan nefesi kokar
    macar topçu urban’a yeni top mu döktürsek
    bir yeşilin içinde nasıl sarı ve mavi dursak
    gözleri yüzlerinde iki hileli zar
    bir öpüşmede tanrım ne çok insan dudağı var
    bütün eserleri yaşına geldin mi
    tam antolojilik oldun mu
    ara sıra alıntı yapıyorlar mı senden
    çın çın çınlatıyorlar mı kulaklarını
    gitsen özlenir misin kalsan bırakırlar mı
    uzaktan nasıl görünüyorsun acaba
    karşılığın rengin dengin nedir sahi hayatta
    aştın mı yoksa tekrar mı ediyorsun kendini
    uzasan mı artık kıssan mı kessen mi sesini
    yanlış mı kokluyorsun gülleri
    annesi babası mı sanıyor herkes seni
    siyasete mi girsen artık intihar mı etsen
    diyeceğin her şeyi dedin mi dediğine değdi mi
    bütün eserleri yaşına geldin mi
    Metin Üstündağ

  • Ne güzel seneler sonra gene seni bulmak, senle paylaşmak Deli Kız...

  • Bu güne iyi bak!
    Çünkü o, hayattır,
    Bu kısa yolda varlığın bütün çeşitleri ve
    deneyimleri yatar;
    Büyümenin sevinci,
    Eylemin şanı,
    Güzelliğin nuru.
    Dün bir anı olsa da,
    Yarın sadece bir hayaldir;
    Ama bugün iyi yaşamak
    Her geçen günü mutlu bir anı yapar,
    Ve her yarını umudun görüntüsü
    Bu yüzden bu güne iyi bak!

    Kadim Sanskrit

  • Ölümüne Muamma

    Demek suskun
    Demek küskün
    Demek sürgün artık sözlerin
    Yani veda
    Yani heba
    Yani şimdi silinecek izlerin

    Yine hicran
    Yine mihman
    Yine aynı yerden, ağu gibi damlayan
    Say ki sıyırdı kurşunun,
    De ki kahpeydi zaman

    Biraz vurgun
    Biraz kırgın
    Gelgitlerden çok yoruldu yüreğim
    Ne ben galip,
    Ne sen mutlu
    Altı üstü bir sevdaydı dileğim...

    Demek hıyanet
    Demek melanet
    Gitmez gayrı gözlerimden bu cinnet
    Belki ben bilemedim değerini
    Ki kaç gurbet vardı içimde
    Sana kaç hasret...

    Yine yalan
    Yine talan
    Bir bıçak ki hiç durmadan kanırtan
    Say ki devrilmedin ömrüme şiir şiir
    Ve hiç saklamadı varoşlarında bizi bu şehir

    Demek firar
    Demek karar,
    Demek ölümüne muamma
    Ki hiç inanmadı yüreğin,
    Seni kabir kabir sustuğuma
    Oysa anlatmak vardı bizi
    Memleketimin gül yüzlü çocuklarına

    Şimdi matem
    Şimdi zindan
    Şimdi gece, başı sonu olmayan
    Birkaç mısra
    Birkaç isyan
    Hepsi bu bizden kalan...

    Şafak Yolcu

  • deli 'her unsuru yapmaya muktedir olup, hiçbir öğeyi yapmaya değer bulmayandır' demiş üstat, ne hoş söylemiş...birkaç dakika tanıdım aslında...lakin mutluluk, yalnızlık ve aşkı algılayıp anlamış olması; aklını kontrol etmekten vazgeçmesi, normları umursamayışı, sağlıksız bir topluma verdiği sağlıklı tepkisi de mükemmel...

    ne demiş halil cibran ' görüntü kuşanılan libastır ancak'

  • saçını tarıyorsun, saçların uzun
    omzuna onlarla taşınmış Nil nehri Afrika'dan
    yolunu şaşırmamış, tıngır mıngır taşınmış
    görenler var
    görenler var koca nehri omuzunda uyurken
    ben bile gördüm daha ne
    ama ben her yerini gördüm az buz değil
    eh olsun artık o kadarcık fark
    cumartesi çarşını pazarını, dolmuş durağını
    pazar günü yumuşak G'ni
    pazartesi çantanın bulutlandığını gördüm
    deli oldum
    bana koştuğun tren istasyonları hiç eksik olmazdı
    çantandan
    güzelliğinden emin herkes gibi içinde ayna yoktu
    eskiydi meskiydi ama her an bir dilim şiir bulunurdu
    kıyı köşesinde
    içim sıkılırsa kalkar o şiire yanaşırdım, okurdu beni
    kuyrukluyıldız mevsimine girdi miydi sevdamız
    yanına varılmazdı beyazlığından
    ama sen esmersin ekşi sarışın ekşi kumral
    bir de saçların sevişirken Nil

    saçını tarıyorsun, saçların uzun
    omzuna onlarla taşınmış Nil nehri Afrika'dan
    aklını oynatmamış, bile bile taşınmış
    duyanlar var
    duyanlar var koca nehri omuzunda ağlarken
    ben bile ağladım omuzunda kime ne
    ağlamanın da bir zamanı vardır sevgilim
    örneğin haritalarda ağlanmaz Nil'e yağmur inerken
    benimkisi, gülüşüm ıslak olmasın diyedir
    ağlamadan sayılmaz
    kedi mırıltısı desek daha doğru
    sahi, salı günü kedilerin olsun mu
    çarşambayı enayilere verelim, perşembeyi sevişmelere
    haftanın yedi günü yedi perşembe demek senin hesabına göre
    gülersin di mi
    gül bakalım gül
    ben ne zaman şiir yazacağım peki
    ne zaman şarkı söyleyeceksin pencerelerde
    üzüm lekeleri neyle çıkacak, çiçekler kuruyor susuzluktan
    çamaşır derdi olmayacak, ya insanlar, ya gün ışığı
    ya salyangozlar
    yat kalkla yürür mü sanıyorsun bu hikaye
    ama sen şiirsin ekşi roman ekşi öykü
    bir de saçların sevişirken Nil



    Akgün Akova

  • Dar Zaman

    Daha katı günler yolda,yakın
    Dönekliğe ayarlanmış zamanlar
    Görünür gitgide çevren çizgisinde.
    Çekip bağlarsın yakında ayakkabılarını,
    Köpekleri avlularına geri kovarsın
    Balıkların içi
    Çoktan buza kesmiştir.Çünki yelde.
    Yoksulca yanar ışığı kandillerin
    Sisi tarar bakışların.
    Dönekliğe ayarlanmış zamanlar
    Görünür gitgide çevren çizgisinde

    Ingeborg Bachmann

  • Gözlerin gözlerime değince
    Su katılıyor rakıya
    Denizler açılıyor önümde.

    Üç çeşit deniz var bildiğim:
    Birincisi süt liman deniz.
    İlkgünün özenle okşadığı,
    Gökyüzüyle kaynaşan deniz.

    İkincisi dalgalı oynak,
    Bir kedi gibi önce sokularak
    Sonra tozu dumana katan deniz.
    Balıklara beşik sallayan deniz.

    Üçüncüsü volkansı dağlar...
    Tüfek namlusundan menevişli,
    Baştan başa gövdesi köpek dişli,Kaynakwh: Kaynakwh:
    Kendi kendine savaşan deniz.
    Anadolu dağları gibi kıraç,
    Kış ortasında kurtlar gibi aç
    Karanlığa uluyan deniz.

    Senin gözlerin de öyle uzak,
    Üç türlü denizde balkıyarak
    Bütün yaşamımı alıp gitti.
    Türküler yitirdim dağlarda.
    Çiğdemleri rüzgar okşar ya,
    Sarkar ya söğütler ırmağa
    Rakıya su katılır gibi
    Gözlerin başlar yansımaya

    Gözlerin gözlerime değince su katılıyor rakıya,
    Ülkeler de kadınlara benziyor,
    Başlıyor yansımaya.

    İşte güvercin kemikli kız!
    Koca Fransa, Akdeniz...
    Ve Almanya ki lahana, tütün,
    Sokakları kan kokarken bir gün
    Gençliğimi orada bırakıp geldim.
    Oysa balık gibiydi Urzula Rayh
    Bir sarı çiğdem gibi severdim.

    Cahit Külebi

  • Bir siir,bir siir daha :-)) Degilmi ki o zamanki asklari özlemisiz?


    Birlikte …
    Birlikte geçen günleri özlüyorum
    Hele sabah çıkıp gidişimizi
    Seninle dağlara çıkar dolaşırdık
    Birlikte söylerdik şarkılarımız
    Ben o dağların ruhundan öğrenmiştim
    Ta yürekten candan söylemeyi
    Hem dağlarda hem kırlarda hem sahralarda
    Ey aman medet aşkın elinden yani
    İkimiz tek bir gönül olmuşken
    Sonbahar gelip böyle ayırdı bizi
    Ancak birlikte olunca küflenmez aşk
    Ya bağır bir ses ver ya da uyu hadi.

    Boraboz(süryani papaz)

    M.Ö 3-4 yüzyil

  • Bir Edip Cansever siiri;



    Mendilimde Kan Sesleri


    Her yere yetişir
    Hiçbir şeye geç kalınmaz
    Çocuğum beni bağışla
    Ahmet Abi sen de bağışla.

    Boynu bükük duruyorsam eğer
    içimden böyle geldiği için değil
    Ama hiç değil
    Ah güzel Ahmet Abim benim
    insan yasadığı yere benzer
    O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer
    Suyunda yüzen balığa
    Toprağını iten çiçeğe
    Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine
    Konyanın beyaz
    Antebin kırmızı düzlüğüne benzer
    Göğüne benzer ki gözyaşları mavidir
    Denizine benzer ki dalgalıdır bakışları
    Evlerine, sokaklarına, köşebaşlarına
    Öylesine benzer ki
    Ve avlularına
    (Bir kuyu halkasıyla sıkıştırılmıştır kalbi)
    Ve sözlerine
    (Yani bir cep aynası alım-satımına belki)
    Ve birgün birinin bir adres sormasına benzer
    Sorarken sorarken üzünçlü bir ev görüntüsüne
    Camcının cam kesmesine, dülgerin rende tutmasına
    Öyle bir cigara yakımına, birinin gazoz açmasına
    Minibüslerine, gecekondularına
    Hasretine, yalanına benzer
    Anisi işsizliktir
    Acısı bilincidir
    Bıçağı gözyaşlarıdır kurumakta olan
    Gülemiyorsun ya, gülmek
    Bir halk gülüyorsa gülmektir
    Ne kadar benziyoruz Türkiye`ye Ahmet Abi.
    Bir güzel kadeh tutuşun vardı eskiden
    Dirseğin iskemleye dayalı
    - Bir vakitler gökyüzüne dayalı, derdim ben -
    Cigara paketinde yazılar resimler
    Resimler: cezaevleri
    Resimler: özlem
    Resimler: eskidenberi
    Ve bir kaşın yukarı kalkık
    Sevmen acele
    Dostluğun cabuk
    Bakıyorum da şimdi
    O kadeh bir küfür gibi duruyor elinde.
    Ve zaman dediğimiz nedir ki Ahmet Abi
    Biz eskiden seninle
    istasyonları dolaşırdık bir bir
    O zamanlar Malatya kokardı istasyonlar
    Nazilli kokardı
    Ve yağmurdan ıslandıkça Edirne postası
    Kıl gibi ince İstanbul yağmurunun altında
    Esmer bir kadın sevmiş gibi olurdun sen
    Kadının ütülü patiskalardan bir teni
    Upuzun boynu
    Kirpikleri
    Ve sana Ahmet Abi
    uzaktan uzaktan domates peynir keserdi sanki
    Sofranı kurardı
    Elini bir suya koyar gibi kalbinden akana koyardı
    Cezaevlerine düşsen cigaranı getirirdi
    Çocuklar doğururdu
    Ve o çocukların dünyayı düzeltecek ellerini işlerdi bir dantel gibi
    O çocuklar büyüyecek
    O çocuklar büyüyecek
    O çocuklar...
    Bilmezlikten gelme Ahmet Abi
    Umudu dürt
    Umutsuzluğu yatıştır
    Diyeceğim şu ki
    Yok olan bir şeylere benzerdi o zaman trenler
    Oysa o kadar kullanışlı ki şimdi
    Hayalsiz yaşıyoruz nerdeyse
    Çocuklar, kadınlar, erkekler
    Trenler tıklım tıklım
    Trenler cepheye giden trenler gibi
    İşçiler
    Almanya yolcusu işçiler
    Kadınlar
    Kimi yolcu, kimi gurbet bekçisi
    Ellerinde bavullar, fileler
    Kolonyalar, su şişeleri, paketler
    Onlar ki, hepsi
    Bir tutsak ağaç gibi yanlış yerlere büyüyenler
    Ah güzel Ahmet Abim benim
    Gördün mü bak
    Dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar
    Ve dağılmış pazar yerlerine memleket
    Gelmiyor içimden hüzünlenmek bile
    Gelse de
    Öyle sürekli degil
    Bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün
    O kadar çabuk
    O kadar kısa
    işte o kadar.

    Ahmet Abi, güzelim, bir mendil niye kanar
    Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar
    Mendilimde kan sesleri.

  • Ayıcılar geçti, affedilmemiş insanlar geçti
    Şehirler taş yürekliydi şarkısı-beyaz
    İnsanların büyük rüyaları vardı
    İnsanlar bir ölümle öldüler ki
    Sevgiler arasında şaşırıp
    Bir unuttular ki deme gitsin

    Ben olanca kuvvetimle halatlara asılıyorum nafile
    Ben ayrı düşmüşüm bir kere
    Ayrı düşmüşüm insanlardan
    Bu yıldız tutmaz mavilikte
    Ne deniz ne köpük kar eder bana
    Arada bir ağlamak için

    Onu kocaman ellerimle sevdim
    Ölüm daha saçlarına gelmemişti saçları-beyaz
    Saçlarını kestim, şarapla ıslattım
    Saçlarını koynumda saklıyorum
    Arada bir ağlamak için
    Ve suların altında mavileyin

    Küstah bir çalparaydı ayağını uzatmış
    Mesut hatırasına balıkların
    Ve kocaman küfürleriyle sarhoş
    Yatardı yavaşlamış tüyleriyle
    Gemicilerin öldürdüğü kuş
    Siraküzaya uğrayamadık

    Torbadaki çakıllara baktım
    Sonra dalgalar geldi
    Sonra bir mavilik aldı her yerimizi
    Nasıl hatırlıyorsan dünyayı
    Öyle

    Cemal Süreya

  • Din,dil,irk,renk kavramlarini asmis,insan gibi bir insan.Ciddi olduguna bakmayin ara sira yaptigi 'geyik sohbetlerinin'de keyfi bir baska.

  • yüreği güzel insan..eğitim gönüllüsü...sıcak yürekli dost..verdiğin destek için sana bütün eğitime muhtaç çocuklar adına sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum...herşey gönlünce olsun..sevgiler

  • Paris
    Yol boyu sensizlik var,
    Sevda duraklarında...
    Cam kenarında oturmuştu yalnızlık,
    Kendi suskun karanlığında...
    Ben gibi...
    Camda yansıyor gözleri,
    Sen gibi...
    İzliyorum şu an seni
    Bir film gibi...
    Başrolde sen,figuran ben...
    Kaybettiğim durakta,
    Arıyorum seni...
    Paris'te,Aşk şehrinde...
    Ne acı değil mi?
    Aşk şehrinde,kaybetmek aşkı...
    Ama biliyorum ki,
    Hala aynı şehirdeyiz...
    Belki karşılaşırız ne dersin?
    Aslında paris benim güzelim,
    Yüreğimdeki aşk sensin...
    Nefesimdeki heyecan,
    Dudağımdaki titreyiş,
    Yazı beklerken,
    Kıştan kalma soğuklarda,
    Üşüten sensin içimi...
    Parise kar yağıyor şimdi,
    Beyaza büründü Paris,
    Ben üşüyorum...


    Gökhan Aynacı

  • Toprağın ve ateşin tenine yürümek,gözgöze gelmediğimiz yürekleri özlemek,dost gülüşler etrafında hayatı binlerce kez maviye boyamak adına selam var...

  • Çok sevimli bir arkadaş, tatlı bir insan...
    Azıcık deli.. bende bu yüzden seviyorum zaten,
    deliliğin en güzel yanı bu deli deliyi çekiyor:p

    Ciddi olacak ama hayatının hep dilediğin gibi
    ve mutlu geçmesini dilerim.