Saplantı koymuşlar kendinden çok sevdiğin, aşık olduğun sevginin adını ...!
**************************************************************************************************
“Aşk devrimcidir. ...

Saplantı koymuşlar kendinden çok sevdiğin, aşık olduğun sevginin adını ...!
**************************************************************************************************
“Aşk devrimcidir.
Otorite, düzen, nizam tanımaz.
Coşkuyla çarpan iki kalbin yarattığı etkiye hiçbir direnç dayanmaz.
Sınırlar, harp içindir; aşk sınırdan anlamaz.
Yaş, sosyal statü, renk, ırk, cins, dil, mezhep, milliyet farkı, tutkuya mâni olamaz.
İki yürek buluştu mu onları dizginleyen çitler, bariyerler, örf ve âdetler, gelenek ve görenekler, ilkeler, nizamnameler, akrabalar ebeveynler tutuşur.
Seven iki yürek, ayrılmaya zorlandıkça birleşir.
Aşk, yalnızca içeriden yıkılabilen bir kaledir. Sadece âşıkların birbirini yemesiyle yok olur.”

Can Dünda
***********************************************************************************************************
Sabahı-Akşamı kardım-karıştırdım..
Bende her vakit Sana ayarlı..
İster kar yağsın.. isterse güneş açsın..
Buzullar erisin küresel ısınsın ne fark eder ki..
Bende her mevsim Sana ayarlı..
***************************************************************************************************************

İçim buz tutmuş..Kalbim üşüyor Baba..
Bazen Hayat çok Soğuk..Cemresi yok Gönlümün..
Katlanmak istemiyorum..eriyip bitmek yok olmak istiyorum...
***************************************************************************************************************
"Cehennemin dibindeyim" dese,
Yanına gidecek kadar sevdik bazılarını..
***************************************************************************************************************
Seni Çok Özledim... - ister duymazdan Gel, - ister görmezden Gel, - ister bilmezden Gel. Yeter ki Gel...

***************************************************************************************************************
Ey adından başka hiç bir söze dilimin dönmediği tek hecem!...

***************************************************************************************************************
Dün gece yar hanesinde,
Yasdığım bir taş idi.
Üstüm yağmur,altım çamur,
Yine gönlüm hoş idi....

***************************************************************************************************************
Aşka gönül ile düşersen yanarsın. Zekâ ile düşersen kavrulursun.
Akıl ile düşersen çıldırırsın. Duygu ile düşersen gülünç olursun.
Aşka düşmezsen kalabalığa karışırsın, ezilirsin.
Sersem sersem bakınıp durma, bir yol seç.

Özdemir Asaf
**************************************************************************************************************

Aşkı bitiren mesafeler değil bahanelerdir..

**************************************************************************************************************
Öyle bir yerdeyim ki şimdi ,
Ne seni sevebiliyorum..
Ne senden başka birini ..

***************************************************************************************************************
Keşke kendini bırakıp gidebilse insan. Ama olmuyor...

Can YüceL..
***************************************************************************************************************
Ahmet ve Nihat adinda iki arkadas varmis.

Ayni okulda okuyorlarmis. Ahmet Istanbulda yasayan, evi, arabasi yeterince parasi olan biriymis. Nihat memleketten Istanbul'a gelmis zor sartlar altinda yasayarak okuyormus. Bunlar zamanla daha da iyi arkadas olmuslar.

Ahmet Nihat'in durumuna üzülüyor, yardim yollari ariyormus. Nihati evine almis. Yedirmis içirmis. Cebine para koymus. Üstünü giydirmis. Kendine aldigi yeni kiyafetlerini bile ona vermis. Artik beraber gül gibi yasayip gidiyorlarmis. Bir gün Ahmet camdan disari bakiyormus. Karsidan gelen uzun süredir hayran oldugu ve yakinda acilmak istedigi kizi görmüs. Ve sonra arkadan Nihat'in onu takip ettigini. Nihat eve gelmis ve Ahmet'e o kizdan cok hoslandigini aralarini yapip yapamayacagini sormus. Ahmet kendisinin de ondan hoslandigini söyleyememis. Arkadasinin üzülmesini istememis cünkü. Aralarini yapmis. Derken zamanla okul bitmis. Nihat bir süre sonra Kayseriye vali olmus. Evi arabasi, yati, kati, bir sürü parasi olmus. O kizla da evlenmis. Ama Ahmet tam tersi. Evini arabasini kaybetmis. Bütün parasi bitmis. Yatmaya yeri yemeye yemegi kalmamis. Ac sefil gezerken komsulari,

- Senin bir arkadasin vardi Nihat diye. O Kayseriye vali olmus, neden ondan yardim istemiyorsun, belki sana bir is verir demisler.

Ahmet reddetmis hemen.

- Bunu kabullenemem demis.

Komsular ne kadar israr ettiyse de bir türlü kabul ettirememisler. Ahmet icin daha zor günler baslamis. Bakmis olacak gibi degil komsularini dinleyip tutmus Kayserinin yolunu. Valilige gelmis.

Ordaki odacilardan birine Nihat beyi görmek istiyorum demis. Odaci Nihat beyin yanina girmis cikmis ve

-Sizi gormek istemiyor demis.

- Nasil olur demis Ahmet. Ona Istanbuldan cok yakin arkadasin Ahmet geldi deyin.

Odaci tekrar gitmis ve,

-Nihat bey sizi tanimadigini eger daha fazla israr ederseniz kovduracagini soyledi demis.

Ahmet duyduklarina inanamamis. Nasil olur da, yemeyip yedirdigi, giymeyip giydirdigi, sevdigi kizi bile verdigi can ciger arkadasi Nihat onu tanimaz. Yikilmis bir sekilde valilikten cikip dogru Nihatin evine eskiden hoslandigi kizin yanina gitmis. Belki yardim eder diye. Kapiyi calmis. Birinin gelip dürbünden kendine baktigini hissetmis. Ama kapiyi acmamis kadin. Bir kez daha yikilmis. Disari cikip kendini toplamaya calisirken yanina yasli bir amca yaklasmis. Ahmetin durumundan cok etkinlenmis adam. Olayi anlatmasini istemis. Ahmet'te oldugu gibi anlatmis. Adam cok uzulmus. Demis ki..

-Bak evladim. Seni cok sevdim. Dürüst bir insana benziyorsun. Bak benim surada bir sarraf dukkanim var. Gel istersen benimle calis. Hem para kazanirsin hem de yatmaya yerin olur.

Ahmet hemen kabul etmis ve calismaya baslamis. Gel zaman git zaman dükkana baska bir yasli amca gelip gitmeye baslamis. Cok iyi arkadas olmus Ahmet'le. Birgün bu yasli amca elinde bir kutuyla gelmis dükkana.

- Bak ben bir yere gidiyorum. Eger 3 ay icerisinde dönmezsem bu kutu senindir, istedigin gibi kullan. demis.

Ahmet kutuyu almis, odasinda bir yere koymus. 3 ay gecmis, 4 ay gecmis, 6 ay gecmis amca hala gelmemis. Sonunda Ahmet kutuyu acmaya karar vermis. Bakmis icinde, elmaslar, mücevherler, altinlar, bir sürü de para varmis. Ne yapacagini sasirmis. Hemen patronuna gidip durumu anlatmis. Patronu da artik o kutunun kendisinin oldugunu istedigi gibi kullanabilecegini soylemis. Bir de öneride bulunmus.

-Bak sen bu isi iyice ogrendin. Gel sana bir kuyumcu dükkani acalim. Gül gibi gecinip gidersin. Hemen dükkani acmislar. Ahmet almis basini yürümüs. Ev,araba, yat, kat. Zengin olmus kisacasi. Bir gün dukkana bir anne kiz gelmis. Kizdan hoslanmis Ahmet. Zamanla görüsmeye baslamislar, derken nisanlanmislar. Dügün vakti gelmis. Davetiyeler hazirlanirken kiz valiyi de cagiralim demis. Ahmet kabul etmemis. Nasil olur demis kiz. Biz bu sehrin ileri gelenlerindeniz, valiyi cagirmasak olur mu? Ahmet yine kabul etmemis. Kiz israrla neden boyle davrandigini sordugunda anlatmis Ahmet. Sorunun bu sekilde cözülmeyecegini soylemis kiz. Biz cagiralim, o yaptigindan utansin demis. Ve ona da bir davetiye yazmislar.

Dügün günü gelmis catmis. Davetliler tek tek gelirken heyecan icindeymis Ahmet. Nihat'in gelip gelmeyecegini düsünüyormus. Derken esiyle kapida görünmüs Nihat. Ahmet, ilk baslarda gözgöze gelmemeye calismis. Nihat ne yana gitse öbür tarafa kaciyormus Ahmet. Hic gözgöze gelmemeye calisiyormus. Dayanamamis birden. Piste cikmis, almis mikrofonu eline. Baslamis anlatmaya.

- Zamaninda ben durumum iyiyken sevgili valimiz Nihat beyle ayni okulda okuyorduk. O zamanlar Nihat beyin durumu bu kadar iyi degildi. Nihat'i evime aldim. Yemedim yedirdim, giymedim giydirdim. Sevdigim kizi bile ona verdim. Bir gün benim durumum kötülesti. Elimde avucumda ne varsa kaybettim. O kadar zor durumdaydim ki Nihat'a yardim istemeye gittim. Ama o beni tanimadigini soyledi, kovdurdu. Ordan cikip esinin yanina gittim. Ama o kapida benim oldugumu bildigi halde kapiyi acmadi. Sok olmustum. Disariya cikip kendime gelmeye calistigim anda bir amcayla karsilastim. Sagolsun bana bir is, yatacak bir yer verdi. Orada calisirken cevrem genisledi. Baska bir amcayla tanistim. Gel zaman git zaman o amca elinde bir kutuyla geldi yanima. Bir yere gidecegini 3 ay icerisinde dönmezse kutunun benim olacagini soyledi. Gelmedi. Kutuyu actim. Icinde beni bugünlere getiren yüklü esyalarla ve paralarla karsilastim. Sonra kendime bir kuyumcu dükkani actim. Orada sevgili nisanlimla tanistim. Ve evleniyorum. Anlattiklarim yalansa yalan desin Nihat bey.demis ve birakmis mikrofonu.

Herkes saskinlik icinde Nihat beye dönmüs. Aciyarak bakmislar bir Ahmet'e, bir Nihat'a. Nihat bir cevap vermek zorunda kalmis. Almis mikrofonu. Baslamis anlatmaya.

- Evet Ahmet'in söylediklerinin hepsi dogrudur. Yalan diyemem. Zamaninda bana cok yardim etti, hakkini ödeyemem. Sagolsun benim mutlu bir evlilik yapmama öncülük etti. Ama esimi zamaninda sevdigini bilmiyordum. Durumunun kötüye gittigini, bir gün bana gelecegini biliyordum. Hep o günü bekledim. Ve sonunda geldi. Onu kapidan kovdurdum dogrudur. Ama niye kovdurdum. Eger ben o zaman ona yardim etseydim gururuna yediremeyecekti. Belki de bir süre sonra intihar edecekti. Iyi bir arkadasimi kaybetmek istemem. Burdan çiktiktan sonra direk esime gidecegini biliyordum. Hemen esime telefon actim. Ona Ahmet'in gelecegini, kapiyi acmamasini söyledim. Acmadi. Derken bizim evin karsisinda bir sarraf dükkani isleten arkadasim var. Ona hemen telefon actim. Bizim evden cikan bir adam görürse onu ise almasini yardimci olmasini istedim. Ise aldi, yatacak yer verdi. Bir gün babami gönderdim ona. Canyoldasligi etsin diye. Iyi arkadas oldular. Sonra babama bir kutu verdim Ahmet'e versin diye. O kutu babamin degildi. Benim de degildi. O zaten Ahmet'indi. Ona borcumu hicbir zaman ödeyemem. Ahmet kutuyu aldi. Iyi kullandi ve bugünlere geldi. Bir gün annemle kizkardesimi gönderdim. Durumu nedir bir kontrol edin diye. Orada kizkardesimle birbirlerini görüp asik olmuslar, evleniyorlar.

Birakmis mikrofonu. Ahmet'le beraber herkes saskinlik icinde kalmis.

************************************************************************************************************
Fuzuliye Sormuşlar : Sevmek Mi Daha Güzeldir, Sevilmek Mi ? -Sevmek Demiş...Çünkü, Sevildiğinden Hiçbir Zaman Emin Olamazsın !..
************************************************************************************************************

Bazen tek ihtiyacımız olan, bir el ve bizi anlayacak bir yürektir...!
Can Yücel
****************************************************************************************************************

Korkuyorum

Yağmuru seviyorum diyorsun,
yağmur yağınca şemsiyeni açıyorsun...
Güneşi seviyorum diyorsun,
güneş açınca gölgeye kaçıyorsun...
Rüzgarı seviyorum diyorsun,
rüzgar çıkınca pencereni kapatıyorsun...
İşte,bunun için korkuyorum;
Beni de sevdiğini söylüyorsun...

William Shakespeare

*****************************************************************************************************************

Aslında insanı en çok acıtan hayal kırıklıkları değil, yaşanması mümkünken yaşayamadığı mutluluklarıdır....
*****************************************************************************************************************

Gönlüm Dilime Dargın , Dilim Gönlüme.....Gönlüm Duygularını Anlatamadığı için Kızarken Dilime.....Dilim anlatamayacağı şeyleri Düşündüğü İçin Kızıyor Gönlüme..... :((

*****************************************************************************************************************
Bir gün bunalırsan ve sıkıntını paylaşmak istersen beni ara...

İki elim kanda olsa da gelirim,sıkıntını yok ederim.

Bir gün ağlayacak gibi olursan da beni ara...

Seni belki güldüremem ama, sözveriyorum seninle birlikte ağlayabilirim...

Bir gün uzaklara kaçmak istersen beni aramaktan çekinme...

Seni belki durduramam ama, seninle birlikte koşabilirim...

Bir gün herhangi bir konuda kararsız kalırsan ara beni...

Seni senden fazla düşünür sana fikirler verebilirim...

Bir gün kimseyi dinlememeye karar verirsen de ara beni...

Ağzımı açmayacağımı, söylemediklerini bile dinleyeceğimi bil...

Bir gün beni üzdüğünü düşünürsen de çekinme,yine ara beni...

Göreceksin,sana kıyamam,kızamam,üzemem seni...

Bir gün beni arasan ve benden karşılık alamazsan...

Söz ver: O zaman sen ulaşmalısın bana

Çünkü o an bir meleğe gereksinim duyduğunu bilmelisin

Dot dediğin senin geçmişinde ,geleceğinde, bugününde yer almalı.
Dost dediğin senin her zaman yanında olduğunu bildiğindir.
Dost dediğin senin göremediklerini açıklamadan çekinmeyendir.
Dost dediğin sadece sevincini değil acını da paylaşdığındır.
Ve hiç bir zaman sırtını yaslamaktan çekinmenmediğidir .

*****************************************************************************************************************
Evini yeniden dekore ettirmek isteyen Japon bunun icin bir duvari yikar. Japon evlerinde genellikle iki tahta duvar arasinda cukur bir bosluk bulunur. duvari yikarken, orada disardan gelen bir civinin ayagina battigi icin * bir kertenkele gorur. Adam bunu gordugunde kendini kotu hisseder ve ayni zamanda meraklanirda kertenkelenin ayagina cakilmis civiyi gorunce. Muhtemelen bu civi 10 yil once, ev yapilirken cakilmisti. Nasil olmustu da kertenkele bu pozisyonda hic kipirdamadan 10 yil boyunca yasamayi basarmisti ? Karanlik bir duvar boslugunda hic kipirdamadan 10 yil boyunca yasamak cok zor olmaliydi. Sonra bu kertenkelenin 10 yildir hic kipirdamadan nasil 10 yil yasadigini dusundu- ayak civilenmisti!! Boylece calismayi birakir ve kertenkeleyi izlemeye baslar, ne yiyor acaba? Sonra nereden ciktigini fark edemedigi baska bir kertenkele gelir agzinda tasidigi yemekle... Inanilmaz!!! Adami sersemletir gordugu manzara. Bu nasil bir sevgi? Ayagi civilenmis kertenkele, 10 yildir diger kertenkele tarafindan beslenmekteydi... Onlar, "anne ve yavru" mu, "es" mi, "kardes" mi, yoksa yalnizca iki "dost" mudur bilinmez ama hickimseyi zor aninda yalniz birakmayin ve asla terk etmeyin!!!


****************************************************************************************************************
Saate bakmaksızın kapısını çalabileceği bir dostu olmalı insanın... "Nereden çıktın bu vakitte" dememeli, bir gece yarısı telaşla yataktan fırladığında; "Gözünün dilini" bilmeli; dinlemeli sormadan, söylemeden anlamalı... Arka bahçede varlığını sezdirmeden, mütemadiyen dikilen vefalı bir ağaç gibi köklenmeli hayatında; sen, her daim onun orada durduğunu hissetmelisin. ihtiyaç duyduğunda gidip müşfik gövdesine yaslanabilmeli, kovuklarına saklanabilmelisin. Kucaklamalı seni güvenli kolları, ...dalları bitkin başına omuz, yaprakları kanayan ruhuna merhem olmalı... En mahrem sırlarını verebilmeli, en derin yaralarını açıp gösterebilmelisin; gölgesinde serinlemelisin sorgusuz sualsiz... Onca dalkavuk arasında bir tek o, sözünü eğip bükmeden söylemeli, yanlış anlaşılmayacağını bilmeli. Alkışlandığında değil sadece, asıl yuhalandığında yanında durup koluna girebilmeli. Övmeli alem içinde, baş başayken sövmeli ve sen öyle güvenmelisin ki ona, övdüğünde de sövdüğünde de bunun iyilikten olduğunu bilmelisin, "hak ettim" diyebilmelisin. Teklifsiz kefili olmalı hatalarının; günahlarının yegane şahidi... Seni senden iyi bilen, sana senden çok güvenen bir sırdaş... Gözbebekleri bulutlandığında yaklaşan fırtınayı sezebilmelisin. Ve sen ağladığında, onun gözünden gelmeli yaş..


*****************************************************************************************************************
Dostları olmalı insanın aynen gemilerin limanları gibi,
Zamam zaman uğradığın, yükünü boşalttığın...
Dalgalar dininceye dek, koynunda beklediğin...
Sonra;
Açık denizlere o uğurlamalı seni, geri döneceğin günü beklemek umuduyla...
Bazen rüzgara o açmalı yelkenini, yanağına konan bir busenin coşkusuyla...
Halatları çözmeli, seni çok ama çok özlemeli...
Dostları olmalı insanın ermiş, bilge, hayatı ezbere okuyabilen; düşünmediklerini düşündürebilen...
Seni bir cambaz ipinde güvende tutabilen
gerektiğinde senin için ateşi tutabilen
yoluna ışık tutan
Şekillendirmeyi öğretmeli sana,
hayatın çömleğini...
****************************************************************************************************************
En güçlü kişilerin genellikle en hassas olanlar olduğunu biliyor muydunuz? En fazla nezaket gösterenlerin, aslında kaba davranışlara maruz kaldığını? Sürekli başkalarıyla ilgilenenlerin aslında ilgiye en çok ihtiyaç duyanlar olduklarını? Söylemesi en zor üç sözün “Seni seviyorum!” “Özür dilerim!” ve “Bana yardım et!” olduğunu? Biliyor muydunuz? Bazen birinin mutlu görünmesi mutlu olduğu anlamına gelmez; yüzündeki o gülümsemenin ardına bakarsanız, belki aslında ne kadar acı çektiğini görebilirsiniz.
Şu anda sorunlar yaşayan bütün dostlara… Bir iyi niyet çığı başlatalım. Hepimizin şu anda olumlu duygulara ve iyi niyetlere ihtiyacımız var. Adınızı görmezsem anlarım, ancak dostlarımdan, nerede olursanız olun, bu yazıyı kopyalayıp duvarınıza yapıştırmanızı istiyorum; sadece aile sorunları, sağlık sıkıntıları, iş dertleri, o ya da bu konuda endişeleri olan ve sadece birinin umursadığını bilmeye ihtiyaç duyanlara bir anlık moral desteği vermek için. Bunu hepimiz için yapalım, çünkü kimse sorunlardan bağımsız değildir. Umarım bu yazıyı bütün dostlarımın duvarında görürüm. Bazılarının duvarlarında göreceğimi biliyorum!!! Ben bir dostum için yaptım ve siz de yapabilirsiniz. Ama paylaşmak yok; kopyalayıp yapıştıracaksınız, çünkü nezaket kalpten gelen bir çabadır, bir düğmeye basmak değil.
****************************************************************************************************************

***SARIMSAK TARLASI ***

Genç adamın biri dermiş babasına her gün;
'Benim de dostlarım var, sendeki dost gibi'

Baba, itiraz eder:

'Olmaz öyle çok dost, hakikisi belki bir, belki iki. Fazlasını bulamazsın gerçek, hakiki...'

Devam eder durur konuşma...
Aralarında başlar bir tartışma. Karar verirler bir sınava. Dostun hakikisini anlamaya...

Bir akşam bir koyun keserler ve koyarlar çuvala. Baba der ki oğluna, 'Hadi al bu çuvalı, şimdi götür dostuna'. Çuvaldan kanlar damlamakta, Sanki öldürmüşler de bir adamı koymuşlar çuvala. Dıştan böyle sanılmakta.

Delikanlı sırtlar çuvalı, gider en iyi bildiği dostuna, çalar kapıyı. O dost, bakar ki bir çuval, hem de kanlı, Kapar hızla kapıyı delikanlının suratına, almaz içeri arkadaşını. Böylece tek tek dolaşır delikanlı kendince tanıdığı sevdiği dostlarını. Ne çare, hepsinde de sonuç aynıdır.

Evlat geriye döner.
Ama içten yıkılır...
Babasına dönerek; 'Haklıymışsın baba' der. 'Dost yokmuş bu dünyada ne sana, ne de bana...

Baba 'Hayır evlat!' der, benim bir dostum var bildiğim. Hadi, çuvalı al da bir kere de git ona...

Genç adam, çuvalı sırtlar tekrar.
Alnından ter, çuvaldan kanlar damlar...
Gider, baba dostuna. Kabul görür, sevinir.

O dost, delikanlıyı alır hemen içeri.
Geçerler arka bahçeye. Bir çukur kazarlar birlikte, çuvaldaki koyunu gömerler adam diye, üzerine de serpiştirirler toprak.

Belli olmasın diye dikerler sarımsak...

Genç adam gelir babasına; 'Baba, iste dost buymuş' diye konuşunca, babası; 'Daha erken, o belli olmaz daha. Sen yarın git ona, çıkart bir kavga, atacaksın iki tokat, hiç çekinmeden ona, işte o zaman anlaşılacak, dostun hakikisi. Sonra gel olanları anlat bana...'

Genç adam, aynen yapar babasının dediğini, maksadı anlamaktır dostun hakikisini, babasının dostuna istemeden basar iki tokadı!

Der ki tokadı yiyen DOST;
'Git de söyle babana, biz satmayız sarımsak tarlasını böyle iki tokada!'
*****************************************************************************************************************

Tamamını Oku