Macit Cününoğlu


12 Eylül yılları, baskılar tüm hışmıyla sürüyor.
Kaçaklık dönemim, bol bol kitap okuyorum.
Daha internet icat olmamış, küçük bir defterim var.
Kayda değer satırları not alıyorum.
Dün bir göz attım, aman tanrım, neler yazmamışım ki...
Son sayfadan başlayayım...
Sanki bugünlere gönderme, Oscar Wilde'dan;
"Yaşlılığın trajedesi yaşlanmak değil,
yaşlanmamış olmaktır."
İnanın yüreğime oturdu, hem de nasıl.
Çok doğru, bedenim kocayıp yıprandı.
Her istediğimi yapamıyorum.
Aslında gönlüm çok şey istiyor.
Öncelikle koşmak, ama mümkün değil.
Sonra gece gündüz seyahat etmek...
Hem enerjim hem de param yok.
Kahrolsun!
Geriye de çalışan beynim ile hayâl dünyam kalıyor.
Dört duvar arasında okuyup yazmakla geçiyor ömrüm.
Neyse ki apartmanımın önü yemyeşil.
Kuşlar dostum, ağaçlar sevgilim, ortancalar gençliğim,
kuruyan erik ağacı yaşlılığım.
Bir de kuyumuz var, çeşmesinden şırıl şırıl sular akıyor...
O da umudum.

Hâlbuki hayat bana ölüm meleğini yolladı.
Oysa kıskanıyorum bazılarını.
Öylesine aşkın ki başlarındaki işi.
Yaşlandıklarının farkında bile değiller.
Kim istemez ayaktayken göç etmek...
Yarış atı misâli...
Tökezlersen sütçü beygiri olursun...
Ne acı!

Yine de hayata karşı direnmeye çalışıyorum.
Evlatlarım, torunlarım neşe kaynağım.
Elimde udum, bazen hüzzam bazen nihavent takılıyorum.
Radyoda Müzeyyen abla...
Damardan girmiş, akşamın içinde hüzünlenmiş...
Hasret kalmış yeşil gözlere.
Of ulan offf!
Nerede benim gençliğim...
Hani devrim yapacaktık, eşitlik özgürlük getirecektik memlekete...
Ya şimdi?
Bu son fasıl, nasıl geçersen geç diye haykırıyorum gökyüzüne...
Gözlerim nemli, umutlarım taze.


Kayıt Tarihi : 11.7.2019 21:52:00
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.