hoşgörü sizce ne demek, hoşgörü size neyi çağrıştırıyor?
  • 'Demokrasilerde yurttaşların, kendi hak ve özgürlüklerine saldırı oluşturmadığı sürece, başkalarının yaşam tarzına hoşgörü göstermenin de ötesinde, hiçbir şekilde, müdahale etmemekle yükümlü olduğunu özümsemeleri zorunludur.
    Vatandaş, bir başka vatandaşın yaşam biçimine ve düşüncelerine hoşgörü göstererek alicenaplık yapmış olmak konumunda değil, karşısındakinin düşünce ve yaşam biçimine karışmamak zorundadır.
    Bunun aksine davranış suçtur, devlet tarafından da cezalandırılması zorunludur.
    Demokrasi, yurttaşın hak ve özgürlüklerinin başkalarının hoşgörüsüne bağlı olmamanın ötesinde, kimsenin çiğneyemeyeceği, yasal güvenceler altında olduğu hallerde vardır. Başka bir deyişle, demokrasilerde bireylerin yaşam biçimleri ve düşünceleri başkalarının hoşgörüsüne, yani ihtiyarına tabi değildir..'
    Ali Sirmen /Cumhuriyet
  • Hoşgörü ve uzlaşma

    Uzun süredir üzeride düşündüğüm bir yazı bu. Türk dili kavramlardan çok zengin bir dil değil, arada ki derin farklar sorunların ana nedeni oluyor. Aslında bir sorunu çözmek için en başta sorunun tanımını iyi yapmak lazım. Eğer tanım ve referansınız yanlışsa doğru konumlanamıyorsun. Doğru yerde olmayınca da bir türlü istediğin noktaya gelemiyor insan. Aslında elindeki harita ve pusula doğru olabilir, akıllı ve mantıklı olabilirsin. Ama “doğuya 50 km git” talimatında asıl başlangıç noktasını tanımlamazsan, kendini uşak’ta değil, afyon’da bulabilirsin. Neymiş; her soruna sorunu oluşturan parçaları ve kavramları tanımlayarak başlıyacağız.

    “hoşgörülü toplumuz, Anadolu hoşgörüsü” kelimelerini yaşam boyu hep duydum. Bununla öğünürüz de, özellikle yabancıların olduğu toplumlarda, “hoşgörülü” davrandığımızı belirtmeyi severiz. Bazen “keşke bu kadar hoşgörülü olmasaydık, 600 yıl egemenlimizde kaldılar, dilimizi öğrenmediler, sonrada bize isyan ettiler” gibi bir serzenişi de duyarım.
    Tam bu noktada artık ana bilgi kaynağımız internete dönüp baktım. Halen ne anlıyor insanlar diyerek. Bulduğum ilginç belgelerden biri, bir yüksek lisans teziydi. “Felsefi açıdan tolerans ve hoşgörü” yasemin ölmez atalay’ a ait bu tez, bu iki kavramı açıklıyordu. Alttaki kısa özet tezin ana temasıdır.
    “Tolerans kelimesi etimolojik açıdan Latince kökenli, kullanılmaya başlanması hristiyan mezheplerinin arasında çatışmaların yaşandığı 16. yüzyıla rastlamaktadır. Kilise kurumunun farklı Hıristiyan mezheplerine karşı tutumunu belirtmek için kullanılan kelime, istenmeyen ancak engel de olunamayan bir şeye veya kişiye, daha kötü sonuçlar doğmasını önlemek
    amacıyla katlanmak anlamını taşıdığı için genellikle olumsuz bir kavram olarak algılanmıştır.
    Hoşgörü kelimesi ise tamamen Türk halk kültürünü yansıtan, diğer dillerde karşılığını vermekte zorlandığımız bir yaklaşımı yansıtmaktadır.
    Eski Anadolu Türkçesinde ‘hoş görmek’ şekliyle ortaya çıkan fiil Türk-İslam
    unsurlarının senteziyle ortaya çıkmış bir anlayışı ifade eder. Bu şekliyle kelime bir
    kurumun tavrını belirtmekten uzaktır. Hoşgörü, farklı yaşam tarzlarına sahip kişilerin
    birbirlerine gösterdiği bireysel bir tutumun ifadesidir.

    Tolerans ve hoşgörü kavramlarının farkı işte bu kurumsal ve bireysel
    yaklaşımlardan kaynaklanmaktadır. Tolerans bir kurumdur ve gücü temsil eder.
    Hoşgörü ise bireysel bir yaklaşımdır ve yaptırım gücü yoktur.”

    Ancak burada belirtilen kurumsal ve bireysel ayrımı beni tatmin etmedi. Çünkü sık sık devlet büyüklerimiz veya karşımda oturan çiftler “kurum” olarak hoşgörülerinden bahsediyordu. “Doktor bey, 20 yıldır annesini hoşgördüm” veya “protestocuları hoşgörmeliyiz” cümlelerinde bireysel bir tutum yoktu, ve buram buram “katlanmak” kokuyordu.
    Sıradan halk nasıl düşünür acaba, hemen bir tarama daha yaptım, işte sonuçlar.

    “kabullenme,göz yumma...
    Hoşgörüden farklıdır. Hoşgörü sindirmeyi de gerektirir.

    Oysa toleransta kabul etmek sindirmek zorunluluğu yoktur. Daha açıktır.
    muhendislikteki en önemli teknik unsurlardan biridir. Herhangi bir yapıda olsun ya da bir makina da toleransa önem verilmezse yüzlerce insanın ölümüne ve daha bir sürü zarara neden olabilir.

    anahtar söz: saygili olmak zorunda degiliz,
    ama saygisizlik etmemek gibi bir yükümlülügümüz var...

    hoşgörü ile karsilanmasi cok büyük yanlislik.
    Hosgörüde kabul etme, güzel görme, en iyi ihtimalle kötü görmeme manalari vardir..
    ama tolerans-katlanma kelimesi, hic begenmedigin, bitin kadar sevmedigin bir seye toplumsal olarak katlanmaktir”

    Almancada tam olarak erdulden kelimesi ile karsilaniyor, ki katlanmak manasina geliyor..
    Karsidaki düsünce ve grubun her türlü fiyakasina, ön plana cikmasina karsin bu durumlara katlanabilmek.”

    İngiltereden venezuellaya kadar değişik ülkelerde yaşayan Türklerin oluşturduğu bir tartışma grubun yazılarından alıntılar.
    Sonuçta yıllardır yaşadığım uygulamalara ve sezgilerime daha uygun yanıtlardı. Ve öne çıkan kavram “katlanmak” tı. Oysa asıl sorunu bu oluşturuyor gibi. On yıl kaynanaya katlanılamıyor, veya 30 yıl teröre, sürekli katlanınca biriktiriyorsun ve sonunda patlıyorsun. Bir adım geri atıp topluma bakıyorum, herkes çok hoşgörülü, aslında herkes nekadar fedakarca “katlanıyor”. İktidar muhalefete, dindarlar ayyaşlara, başı açıklar türbanlılara, yaşlılar gençlere. Günümüz jargonuyla “ne çektin sen be, ne çektin sen türk toplumu”

    Beş gündür tüm toplum ayakta, ençok duyduğum cümlelerden biri yine “hoşgörü”. tüm bu yorumlara, lisans tezine ve toplumumuzun “hoşgörü” kavramına derin bir itirazım var. Ben böyle bir hoşgörü istemiyorum. Çocuğumun, eşimin, komşumun beni “hoşgörmesi” ni istemiyorum. Bana katlanmasınlar, sorun neyse konuşalım, çözelim ve uzlaşalım, biriktirmeyelim.
    Anahtar sözcük bence şimdi ortaya çıktı. Bu “UZLAŞMA” dır. Uzlaşan insanlar istiyorum, bana tahamül eden değil, “birbirimizi enaz nasıl rahatsız ederiz” üstüne kafa yoran insanlar istiyorum. Bunun farkını netleştirmek ve uzlaşma kavramını da tanımlamak lazım.
    Psikiyatride uzlaşma; “hiç kimsenin masadan memnun ayrılmadığı” anlaşmadır. Herkes ödünler verir, alt ve üst sınırlarını belirler, amaç “ençok almak” değildir, “enaz vermek” üzerine uzlaşılır. Tek kişinin vermesinin “teslimiyet” veya “katlanmak” olduğunu biliriz ve bu mutlaka kısa süre içinde daha ağır sorun olarak dönecektir.
    Evlilikler, işyeri veya politika gibi yakın ilişkilerin olduğu her yerde hoşgörü değil uzlaşma işlemeli. Bu üretim veya karar vermek için bir yöntem veya disipline bağlı olan ameliyathane, orkestra veya orduda farklı olabilir, veya denenmiş ve defalarca uzlaşılmış ortak nokta tekrar tartışılmayabilir. Ancak her yeni durum, her “karşı olanlarla” görüşmede amaç uzlaşmak olmalıdır.
    Kültürümüzde yok bu, nedense hep konuşarak kaybettiğimize inanmışız. Dilimizde bu haşgörüsüzlüğü görebiliz. “Müslüman mahellesinde salyangoz satmak” mesela. Alma sen, sen yeme ondan, ben hiç yemedim, kızmadım da, salyongoz satmasına değil, bağırıp gürültü yapmasına itiraz edebilirim. Bu uzlaşmanın uygulamasını batının kentlerinde görüyorum. Sık gittiğim Basel’e en yakın Fransız kasabası Mullhoese bir türk kasabası gibi. Heryerde “helal” şarküteri var, aynı uygulama neredeyse tüm batı kentlerinde yaygın. Yahudi isen “koşer” müslümansan “helal” yerlerden inancına uygun herşeyş alabilirsin. Adımı öğrenen garsonlar genellikle yaklaşır ve menüde beni rahatsız edebileceğini düşündükleri domuz etli yemekler hakkında uyarırlar. Bu uzlaşmadır. Bana, yaşama hakkıma, gündelik yaşamdaki basit konforuma bile saygılıdırlar. Bende bunu algılarım, saygı gördüğümü analr ve kendimi değerli hissederim. Kıskançlık uyanır içimde her zaman “neden kendi ülkemde kendimi böyle değerli hissedemiyorum” diye.
    Uzlaşma, salyongoz satanı dövmemek değil; markette kuzu etini, domuz etini, salyongozu, vejeteryan yemeğini bir arada satabilmek ve bunu kafaya takmamaktır.
    Sahi, bizim bir marketimiz bunu yapabilirmi? hoşgörümüz buna yetermi?
    Yöneticileri televizyondan izlerken, bazen kendimi böcek gibi hissettiriyorlar. Onlara oy vermemem, onlar gibi düşünmemem, onlar gibi yaşamamam ne kadar zor katlandıkları bir şeymiş ya rab, ne çektirdim ben bu masum yöneticilere be …
  • Aslında sen benden aşağısın,bir işe yaramazsın ama madem gelmişsin dünyaya,hadi seni olduğun gibi kabul edeyim'in,uzun uzun aşağılamaların tek kelimeye sıkıştırılmış halidir hoşgörü....
  • 'Bilgelik kartviziti olarak gösterilen hoşgörü rahatsız edici...'
  • Toplum içinde ötekinin konuştuğu dile, inandığı dine, desteklediği futbol takımına, savunduğu siyasi görüşe tahammül edebilmek, yaşama hakkı vermek, birliği, birlikteliği onaylamak, bütün güzellikleri paylaşmak, barışık olmak, barışık kalmak için ona kesinlikle çok ihtiyacımız olan olgudur..
  • Hoşgörü her şey hahhkında bilgi sahibi olmaktır. Başkalarının hatalarını görüp sabırla onlara doğrularını öğretmektir.
  • Maslow;
    ' Sahip olduğunuz tek araç bir çekiçse, her şeyi çivi olarak görmeye başlarsınız.'
    demiş.
    Benim insanım yıllardır kaosla yaşadığı için, yıllardır terörle, baskıyla, dayakla haşir neşir olduğu için,
    özünde olan o kutsal hoşgörü özelliğinden uzaklaştı.
  • İnsanların samimiyetsizliğini çok güzel gösteren bir durum..
    Zira çevreme baktığımda maşallah herkes kendini hoşgörülü olarak lanse ediyor ama söylem ve davranışları onlara kıçımla gülmemi sağlıyor..
  • Mevlana'nın, Yunus'un yetiştiği bu topraklarda,
    çok uzun zaman hüküm süren güzellikti, hoşgörü.
    Sonra ne olduda kardeşler, kalleş kesildi.

    Mevlana, ateşe tapana, putpereste bile kucak açarken,
    bize ne oluyorda başkalarına cehennem bileti kesiyoruz,
    bu yetkiyi bize kim verdi?

    Mevlana'yı herkes sevdiğin söyler de, onun felsefesini neden sevdiğini söyleyenler uygulamaz.
    Mevlana, bir gönül eğitimcisiydi, huzuru, sevgiyi, hoşgörüyü tesis etti, bu değerlerin semdolü oldu, yüzyıllardır bütün dünyada tanınıp sevilmesinin temelinde bu değerlere bakışı yatıyor.

    Kardeşlik duyguları, akıl ve ruh sağlığı bozulmuş toplumlar için mevlana tam bir panzehirdir, bu penzehiri kullanmayı bilmekte yatıyor. Vitrindeki, kavanozda saklı duran panzehirin kiimseye faydası olmaz.
  • Dinlerarası diyalog ve hoşgörü.. İslami diğer dinler mertebesinde kabul edip,Allaha inananlarada peygamberimizi kabul etmesede merhamet edilir düşüncesinin ana teması.. Allah katında hakk din ancak İslâm'dır..
  • Hoşgörü, kişideki olgunluğun dışa vurmasıdır.
  • Hoşgörü çok kutsi bir düygudur.Höş görülü olmak insanlara taviz vermek anlamına gelmez bu bambaşka bir düygüdür şimdi tam karşılığını kelimelere dökemiyorum.Yalnız bana göre höşgörü sonradan öğrenilenden ibaret değildir insanın doğasında olur insanla beraber dünyaya gelir ve insanla beraber mezara girer.
    Benim tecrübelerim bana bunu öğretti.
  • 'Hoşgörülü ol ki, hoş görülesin! '
    Hadis
    ... Kutlu ölçü...
  • sınırsız sabır tabi başarabilirsek.....
  • hoşgörürüm hoşgörenden ötürü
  • tanrım.. yüce mevlam.. sen kadirsin.. sen büyüksün
    sen ekmeği olmayanlara ekmek
    suyu olmayanlara su..
    darda kalanlara çare ver
    bu sitede gezinenleride gör...)))
    sana sığınan insanlara yüz çevirmessin
    garipleride gör.. sen büyüksün yarabbin... amin.......
  • şimdilerde kullanılmayan bir terim bu
  • hoş görüyü ayırt etmek gerekir yüz vermekten fırsat vermekten hoş görü kişiye saygıyla başlar.anesi babası hoş görüyü öğretmediyse yada kişinin veya şahsın tabiatında yoksa.artı her insan her zaman hoşgörülü olamaz....yüz ver astar istesin adamına göre muameliyi tercih ederim....
  • Işın Karaca'nın çok sevdiğim, güzel bir şarkısı...
  • Hosgörü ne Cagdasliktir, nede Laiklik! Hosgörü insanin kendi icindedir...Karsi tarafin fikirleri hosuna gitmesede kabul etmektir, ukalalik yapmamaktir! ! Nasilki herkesin yüzü ayri, huyu ayri... varmi bir DNA aynisi? Alem kuruldu kurulali bir cok insan gelmis gecmis, hanginin parmak izi birbirine benziyor? Her insan kücük bir dünyadir! ! Hal böyle olunca, kisiliklerde farkli olacak elbette... Hata yapilsa bile yargilamadan dinlemektir hosgörü...

    Hosgörü bazen.......cocuk olmaktir, bazen olgun düsünmektir, bazende deliyle, deli olmaktir! abartmadan tabii :))

    Uzun lafin kisasi; karsi kisilige onun gözüyle bakmaktir, anlamaktir!

    Hosgörünün oldugu yerde saygida vardir, sevgide....

    Becerebilene ne mutlu :))
  • bu günlerde en çok sahip olmamız gereken
  • hoşgörü anlamaktırr uzun kısyı kısa uzunu olduğu gibi kabul etmesi özgürlüktür bence çağdaşlık tır
  • Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel. ;)
  • Hoşgörü hakkında o kadar güzel açıklamalar yapılmışki diyecek birşey bulamıyorum. Hoşgörü insanın yüreğindedir onu dışarı çıkarmak zor değildir önemli olan insanlığımızı kaybetmemektir işte o zaman kendini gösterir...
  • Zamanımızın aranıp da bulunamayan meziyeti. Bulan olursa haber versin lütfen.
  • PAYLAŞIM İÇİN ALINTIDIR...
    ...........................
    Hoşgörü, sağlıklı insan davranışıdır. Hoşgörü sağlıklı insan hayatının, özüdür. Beşeri münasebetlerin temelidir.

    Bugün her zamankinden daha fazla hoşgörüye ihtiyacımız olduğu aşikardır. Olumsuz birçok davranışın sebebi, yeterince hoşgörülü olamamaktır. Evde, trafikte, sokakta, okulda, işyerinde, kısaca insanın olduğu her yerde eğer hoşgörü yoksa orada bencillik, anlaşmazlık, güvensizlik, tartışma, kavga olumsuzluk adına her şeyi görebilmek mümkündür.

    Eğitimli ya da eğitimsiz her insanda görülebilen bir eksikliktir, hoşgörüsüzlük. Peki bunun sebebi nedir? Neden tarih boyunca Yüce Milletimizin hasletlerinden olmuş bir davranışı, bugün yeterince gösteremiyoruz. Bunun bir çok sebebi olabilir. Bunlardan kanaatimizce en önemlisi: insanın kendisi ile barışık olamamasıdır. İnsanımız, kendisine güvenmiyor, inanmıyor. Kendisini yeterince tanımıyor. En önemlisi kendisini sevmiyor, saygı duymuyor. Eğer insanın kendisine saygı ve sevgisi kalmamışsa, kendisi ile barışık olması da mümkün değildir.

    Düşünün, en son ne zaman aynaya bakıp, kendinize gülümsediniz. Bu sabah kaç kişiye merhaba, günaydın ya da hayırlı sabahlar dediniz. Yoksa her gördüğünüz, tanıdığınız kişi için bu işte öyle biridir diye olumsuz mu düşündünüz? Ayıbını mı aradınız? Bu sabah trafikte içinizden kaç kişiye bir şeyler mırıldandınız. Kaç defa yardıma ihtiyacı olan insanları gördüğünüzde başınızı çevirdiniz. Okulda, sınıfta, sırada kaç kişiye kötü davrandınız. Arkadaşlarınızı, bencilliğinizden dolayı üzdünüz. Yönetici iseniz, idarenizdeki kaç insanı yeterince dinlemediğiniz için kırdınız. Yoksa siz sadece kendinizi mi düşünüyorsunuz?

    Hoşgörü bir vurdumduymazlık değildir. Hoşgörü görmezlikten gelmek hiç değildir. Hoşgörü kendini bilmektir. Hoşgörü haddini bilmektir. Hoşgörü haddini bilerek sürdürülen hayat biçimidir. Hoşgörü bir anlayıştır, anlayışlı olmanın adıdır, sevginin yoludur. Hataları düzeltebilmedir. Yoksa bana ne lazımcılık değildir. Anlayışın kendisidir. Hoşgörü, çağın getirdiği sorunların, aç gözlülüğün, doyumsuzluluğun, sevgi yoksunluğunun, güvensizliğin çaresi olabilecek bir anlayış tarzıdır, insanın özüdür.

    Görülen odur ki bugün insanımız kendisi ile barışık değil. Her gün, haberlere baktığınızda olayların bir çoğunun sebebinin hoşgörüsüzlükten kaynaklanıp kaynaklanmadığını bir düşünün... İnsan kendisi ile barışık olamadığı zaman, toplumda kendisi barışık olamıyor. Sonra da herkes bir başkasını suçluyor. Çünkü en kolayı bu.

    Hz. Mevlana: “ Ben insanların ayıplarını gören gözlerimi kör ettim. Sen de onlara benim gibi iyi gözle bak.” Diyor ve ekliyor.

    “Bakın! Toplumsal bunalımların, kavga ve dövüş ortamının tek ve en güçlü doğuş sebebi sevgi eksikliğidir. Bunun en doğru tedavi yolu ise sevgiyi aramak, yaşamak, uygulamaktır. Hoşgörülü olursanız seversiniz. Sevilirsiniz. Karar verirseniz ve de bu yolda çalışırsanız her şeye ulaşırsınız! ”

    Hoşgörü ustası Hz.Mevlana, gibi Yunus Emre, Bektaş Veli, Karaca Sultan da insanları hoşgörüye davet etmişler ve yaşadıkları dönemde Anadolu’yu bir hoşgörü cennetine çevirmişlerdi. Ama bugün aynı Anadolu’da hoşgörü yerine daha çok hoşgörüsüzlük almış başını gidiyor.

    Toplumda hoşgörüye dönüşün, hoşgörüyü davranışa dönüştürmenin yolu, hoşgörünün yayılması, insanın sevgiyi yaşamasına, kendisine saygı duymasına, kendisi ile barışık olmasına bağlıdır. Hoşgörünün bir hayat biçimine dönüştürülmesi gereklidir. Bunun için de, Hz. Mevlana ve diğer hoşgörü ustalarının peşinden daha fazla gitmek, onları daha fazla anlamaya çalışmak gereklidir.

    Yazımızı hoşgörü ustalarının öğüdü ile bitirelim:

    - “ Yıktığın varsa yapacaksın.
    Ağlattığın varsa güldüreceksin.
    Döktüğün varsa dolduracaksın.
    Çıplakları giydirecek, açları doyuracak. Az halkı çok edeceksin. Ve en önemlisi:
    Eline,diline, beline sahip olacaksın! ”

    Hoşgörülü olacaksın.

    H. Fikri Ulusoy (21.05.2007 08:14)
  • herşeyi anlamak insanı höşgörülü yapar
  • osmanlinin bi mirasidir!
  • Yüreğin ve aklın gıdalarındandır....
  • hoşgörünün ne demek olduğunu ne denli önemli olduğunu ancak onu yaşayanlar anlar boşverin tanımı falan şimdi bir karar alın ve artık ' onlar yapıyor bende yapsam ne olacak' demeden hoşgörülü olun.