alıntı kitap cümleleri sizce ne demek, alıntı kitap cümleleri size neyi çağrıştırıyor?

  • "Ne kadar da zor bütünüyle kurtulmak bizden öncesine ait sığ âdet ve inançlardan; hele de bazen hayat boyu başka bir hayat muhafaza ederken."

    Yarın Savaşta Beni Düşün, Javier Marias
  • "" yoklama alıyorum ,
    Sessiz olun !
    Kaygı ? Burda !
    Hüzün ? Burda !
    Yalnızlık ? Burda !
    Mutluluk ? ...... Mutluluk ?
    Cemal süreya.
  • acılar hatıralaşınca güzelleşir..
    c.meriç

    ..

    Beni boş ver. Konu ben değilim ki. Hiçbir zaman da olmadım. Asıl sen kimsin? Senin heyecanların neler, tutkuların neler, hayallerin neler? Şu hayatta başın sıkıştığında ilk kimi ararsın? Seni karşılıksız seven insan kimdir, ne bok yersen ye seni bağrına basacak insan kimdir? Eğer böyle biri varsa bu akşam onu ara, halini hatrını sor bu vesileyle. Yoksa sen de bir gün benim gibi yapayalnız kaldığında ufacık bir şey danışmak için bile arayacak kimseyi bulamazsın. Bu sözlerimi harcanmış yıllarımın manifestosu olarak kabul edebilirsin. Çünkü büyük bir tecrübeyle konuşuyorum, tecrübe ıstıraptır güzelim ve zannettiğinden çok daha fazla ıstırap çektim. İstersen sonra yine araşalım, daha 64 dakika bedava konuşma hakkım var çünkü.

    Emrah Serbes / Erken Kaybedenler
  • ..
    "Hayat hep bir ağlatıp bir güldürdü bizi.Ağlarken önce bekledik gözyaşlarımız silinsin,olmadı.Kendi gözyaşımızı kendimiz silmeye alıştık.Sonra daha çok ağladık,bu sefer gözyaşlarımız silinsin diye değil,biri gelip ağrıyan yanımızı sımsıkı sarsın diye bekledik,yine olmadı.Ya bir şeyler tersti ya da olması gereken buydu .Hayat başka türlü nasıl ögretebilirdi ki güçlü olmayı ?İnsan yara aldığında kanayan yerini temizlesin ,sevsin,sarsın,merhem olsun istiyor.Ama bilmiyor ki insanın en iyi ilacı yine kendisidir.Kimse kimsenin yarasına kendisi kadar merhametli davranamaz.Insanın en güvenli limanı kendisidir."
    ..
    Önce olmaz dediklerin olur. Sonra gitmez dediklerin gider. En son da ölmez demeye korktukların ölür.
    Her biri omuzlarındaki yerini aldığında ne zaman pes edeceğini merak eden bir düşmandan farksızdırlar.
    Bu; hayatın, gücünü sınama şeklidir.

    ..
    Sana mahsun bakan bir çift göz getirdim.
    Acıyı tarif etmeye yeltendigim sözler.
    Ne olursa olsun her zaman yanında hissedecegin cesur bir yürek...
    Hayatının tam bagrına bıraktım onları gör, hisset, sahip çık diye.
    Sana bir avuç gökyüzü hediye ettim kalbimin derinliklerinden.
    Hayatının en degerli anlamı olsun...
    Sevginin varlıgını iliklerinde hisset diye ruhumun bir köşesinden kopup gelen şefkati,karanlıklar aydınlıgını bogmasın diye yüregimden bir parça mutlulugu, getirip vicdanının huzuruna bıraktım.
    Dilersen sevgiye boyun egip iyi insan olmanın onurunu yaşa dilersen de reddet fakat bil istedim iyiler kaybetmez kaybedilir...

    ..
    İnsan bazen çok sevdiklerinin de bir gün gidebileceğini düşünemiyor.
    Sonsuza kadar yanında olacaklarını düşünüp düşebileceği en büyük yanılgıya düşüyor..

    Seda Eroğlu / iyiler kaybetmez, kaybedilir
  • "Bilmediğiniz kelimelerin altını çizin, derdi öğretmenim
    Bunca yıl, bunca yol, bunca hayat ve bunca kitaptan
    sonra bütün kelimelerin altını çiziyorum
    - Öğretmenim artık izin istiyorum."

    M. Mungan / Mürekkep balığı
  • Ruhunuz için tanımladığınız biçim sizin kendi gözünüzdeki görüntünüzün doğrudan yansımasıdır. Ruhunuzun doğası için yaptığınız tanım sizin kendiniz hakkındaki duygularınızdır.
    Kokoloji - Tadahiko Nagao&Isamu Saito
  • “Canım insan çekiyor.
    Yan çizmeyen.
    Dolaysız.
    Güzel şeylere iştahı kabarık.
    Hevesini, tutkusunu yitirmemiş.
    Dünyayı seninle yeni baştan tasarlamaya aday.
    Boğmayan ama isteyen…
    Dedikodusuz, yalansız, çekiştirmesiz, seni bütünleyen, seninle bütünlenebilen.
    Soruluyor bazen: “Sıkılınca n’aparsın?”
    Ne mi yaparım?
    Güzele odaklanırım.
    Güzel hikayelere… Güzel havalara…
    Güzel tatlara… Güzel seslere…
    Güzel kitaplara… Güzel kelimelere…
    Güzel insanlara… Güzel yollara…
    Bak, ne geldi aklıma?
    Güzel bir eşya alırsın örneğin; belki onu satın almak için epey çalışıp didinmiş de olabilirsin, eyvallah. Ama o eşyayı satın aldıktan bir süre sonra, ona adapte olamıyorsun. Motivasyonun, onu alana kadarmış.
    O zaman daha iyi anlıyorsun:
    Satın alınan şeyler sana iyi deneyim ve anı sunamıyorsa, örneğin bir dostun, bir seyahatin veya sabaha kadar süren bir konuşmanın benzersiz hazzını veremiyorsa…
    Bu anlamsız ortalamada mülkiyetin belirleyici bir hükmü yok.
    En değerli şeyler anıların, deneyimlerin ve insanların.
    Turgut Uyar’ın, adını “anlamsız ortalama” koyduğu bu hayatta, anlamlı ortalar bulmak için yaşıyorum.”

    * Alıntı
  • Hayattan herkesin aynı dersleri almadığını biliriz elbet. Hayat herkese aynı dersi vermez. Hayat karşısında ne kadar iyi bir öğrenci olduğunuz da önemlidir. Hatta daha önemlidir. Zaman herkesin üstünden aynı hız ve derinlikle geçmez, bu yüzden bıraktığı izlerde farklıdır. Zaman yalnızca sizi değil, çevrenizdeki hemen her şeyi az çok değiştirmiştir. Her dönemeçte yaşamla kurulan ilişkinin formüllerini yeniden çatarken, değişkenleri doğru hesaplamak gerekir. Zamanın bizden aldıklarının yerine neleri koyduğumuza bakarız. Yaşama yapılan yatırımın tazelenmesi temelde budur.
    Murathan Mungan/Bir Kutu Daha
  • Bir Eşşeğin Hikayesi

    Bir zamanlar eşşeğin biri, tüm arkadaşları çalışmaya gittiği için ormanda yalnız kaldı. “Ne yapsam da onlar gelinceye kadar eğlensem?” dedi. Kendi kendine bir oyun oynamaya karar verdi. Uzun uzun ne oynayacağını düşündü. Hiç acele etmiyordu. Çünkü zamanı çoktu eşşeğin. Uzun zaman sonra aklına saklambaç oynamak geldi.

    Yalnızdı; ama bu önemli değildi. “Kendim saklanır, kendim bulurum.” dedi. Bir ağaca dayandı ve yüzden geriye doğru saymaya başladı. “100, 99, 98… 3, 2,1,0. Önüm, arkam, sağım, solum ebe ve sobedir…” dedi ve aramaya koyuldu. “Acaba nereye saklanmış olabilirim?” diye derin derin düşündü. Akşama kadar aradı; ama bir türlü bulamadı, nereye saklandığını. Hava karardı. Eşşeğin tüm arkadaşları ormana geri döndü. Yeni oyunlar oynadılar. Aklından bir türlü çıkmıyordu eşşeğin. Hep kendi kendine “Acaba nereye saklandım?” diye soruyordu.

    Onlar sabah işe gider gitmez bizim eşşek aranmaya başlıyordu. Aradan aylar geçti. Bir gün misket oynarken kafası iyice karıştı ve neyi aradığını da unuttu eşşek. Artık sadece arıyordu. Neyi aradığını bilmeden sadece arıyordu. Kafasını karıştırdıkları için arkadaşlarıyla da arası iyice açıldı. Onları sorumlu tuttu: “Ben ne güzel biliyordum. Hep sizin yüzünüzden oldu. Hayatımı mahvettiniz. Benim suçum yok. Bütün suç sizin !” dedi ve hep küfretti. Ömrü aramakla geçti; ama hiçbir zaman bulamadı aradığını.

    Eğer bir yerlerde çözümü kendi dışında arayan ve başarısızlıklarını sürekli dış etkenlere bağlayıp, bir şeylere küfrede ede aranan bir eşşek görürsen, ona yaklaş: “Senin ne aradığını ben biliyorum.” de. Ve küçük bir ayna tut tam suratının ortasına. Eğer anlarsa ne ala, anlamazsa eşşekliğine ver geç.

    İnsan bir şeyi başaramıyorsa, ya da her işini yarım yamalak yapıyorsa, bir türlü istediği sonuca ulaşamıyorsa tüm suç bizzat kendindedir. İnsan başkasına rağmen başarılı olmaz, kendine rağmen başarılı olur. Benim hiç yanımdan ayırmadığım küçük bir aynam var. Onu saçlarımı taramak için taşımıyorum yanımda. Başarılı olamadığımda veya hak etmediğim bir sonuçla karşılaştığımda ilk yaptığım iş, o aynaya bakıp suçluyu incelemektir.

    ***
    İki tip vardır şu hayatta
    Kimi “kendi sorununu” çözer, kimisi “sorunun kendisini” çözer

    ''Adam Dediğin Benim Gibi Olur'' kitabından alınmıştır..
  • ''Fakat her şey geçer. Her şey unutulur. Kendini bir felaketin içinde kaybetmenin manası yoktur. İnsan birazcık da kalender olmalıdır!''

    Sabahattin Ali