Yahya Kemal Beyatlı

Bizdik o hücumun bütün aşkıyle kanatlı;
Bizdik o sabah ilk atılan safta yüz atlı.

Uçtuk Mohaç ufkunda görünmek hevesiyle,
Canlandı o meşhur ova at kişnemesiyle!

Fecrin daha bir ülkeyi parlattığı gündü;
Biz uğruna can verdiğ
..........
..........


Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • Hasan Bey,
    Yazdıklarımı okuyup değerli bilgi ve görüşlerinizi (dün bu sayfada) bizimle paylaştığınız için teşekkür ederim.
    Bir edebiyatçı, şiirin tanımını yaparken şiirden uzaklaşıyorum diyerek şiiri tanımlamanın zor olduğunu vurgulamış. Zorluğunun bir nedeni de sizin yazınızdan da anlaşılacağı gibi sınırının çizilmesinden kaynaklanıyor.
    Bana göre mısra düzeni ile oluşmuş bütün eserler manzumdur. Bunların edebî değeri olanlar şiir adını alır. Konusunun olaydan mı beslendiğinin düşünceden mi beslendiğinin bir önemi yoktur. Ancak duygu yoğunluğunun etkileme gücünü arttıracağından önemi çoktur…
    Şimdi müsaade ederseniz sizin dünkü yazınızda yer alan bazı bilgilerinizi burada tartışmak istiyorum.Lütfen bu sizin bilginize, görüşlerinize değer vermediğim anlamında anlaşılmasın.Bilakis sizin fikir ve görüşlerinizin benim tarafımdan değerli görüldüğü için yapıldığı düşünülsün.
    Dünkü yazınızdan bir alıntıyı kullanarak söze başlıyorum :”Bir çok edebiyat kitabında manzume ile şiir arasındaki farklar ele alınır . Bunlar özetle ;anlatılanlar düz yazıyla ifade edilebilirken şiirde anlatılanlar düz yazıyla ifade edilemez….é


    1)Manzumede anlatılanlar düz yazıyla ifade edilebilirken şiirde anlatılanlar düz yazıyla ifade edilemez. Görüşü sağlıklı bir bilgi değildir.

    Şiir dolaylı ya dolaysız olarak düz yazıya çevrilir. Elbette söz dizimi bozulduğu için söz gücünü kaybeder. Ancak eser daha kolay anlaşılır hale gelir.
    Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
    Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
    O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
    O benimdir, o benim milletimindir ancak
    Korkma, yurdumun üstünde tüten en son ocak sönmeden bu şafaklarda yüzen al sancak sönmez. O benim milletimin (daima) parlayacak yıldızıdır. O benimdir, o ancak benim milletimindir
    Görüldüğü gibi şiirin kendi sözcükleriyle anlatılabiliniyor. Şimdi millî marşımız şiir olmaktan çıktı mı?
    Tabii ki şiirin dil ve ses örgüsü önemlidir. Bundan dolayıdır ki ölçü, uyak aliterasyon gibi ritim ve ses zenginleştirici unsurlardan yararlanılır. Günümüz şiirinde ise bunlar tercih edilir, ancak olmazsa olmaz, değildir.


    2 )Manzumelerde bir olay örgüsü varken şiirlerde olay örgüsü yoktur. Bu da benim benimseyeceğim bir görüş değil.

    “İstiklâl Marşımız” a kim şiir değil diyebilir? Veya Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın “Elif’in Kağnısı”na, Yahya Kemal Beyatlı’nın “Sessiz Gemi”sine, Nazım Hikmet’in” Kız Çocuğu” Necip Fazıl’ın “Sakarya Türküsü” Cahit Sıtkı Tarancı’nın “Otuz Beş Yaşı”na… Bunlar bünyelerinde olay barındırmıyor mu?

    Elbette bir öykü değildir bunlar. Ancak bir şiir yaşanmışlıklar üzerine değil sırf hayal üzerine kurgulanmışsa yavanlaşır. Manzum öykü şiirin türlerinden sadece birisidir. Ancak şiirin içinde yer alır. Bir eser öykülemeden yaralandığı için değerini yitirmez..

    Serbest şiirlerin sınıflandırdığımızda konularına bakıldığını görürüz. Lirik şiir, didaktik şiir, dramatik şiir, satirik şiir, pastoral şiir gibi… Mesela Epik şiiri şöyle tanımlanır: Yiğitlik konularını işleyen, öyküleyici ve uzun şiir. “Mohaç Türküsü “bu türe girer olay örgüsü hemen hissedilmektedir Ve günün şiiri olarak seçilmiştir.

    Klasik hikâye ile kesit hikâyesinin bile planı farklıdır. Dolayısıyla planlama şiirin değindiği hususların ve ana duygunun vurgulanışına göre şiirin kendine hastır.
    Ancak “Elif’in Kağnısı”nda klasik hikâye planı vardır.

    3)Manzumelerde sözcükler genelde gerçek anlamda kullanılırken şiirde çok anlamlılık vardır. Şiirler manzumelere göre çağrışım yönünden daha zengindir.

    Bana göre de eğer manzum eser ebedî sanatlarla güçlendirilmediyse etkileme gücü zayıftır. Yani bence de şiirin en temel özelliğidir. Olmazsa olmazıdır.

    Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
    Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
    O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
    O benimdir, o benim milletimindir ancak
    Şiirde hemen görüp hissettiğimiz sanatlar:
    Nida: Korkma // Ad aktarması: Ocak // Mecaz: Ocağın tütmesi // istiare: şafağın denize benzemesi // teşbih: Bayrağın yıldıza benzemesi// tenasüp: sancak, ocak, yurt, millet /şafak, yıldız, parlamak, sönmek… // telmih:Yıldız // tekrir O benim, o benimdir

    Sonuç olarak
    Siz konusuna bakarak, diline bakarak, sanatsal söyleyişine bakarak bir eserin manzum eser mi şiir mi olduğuna karar vermekten yanasınız. Ben sadece etkileme gücüne bakarak manzum eserin şiire erişip erişmediğine karar verilmesinden yanayım. Çünkü diğer özellikler etkileme gücünü ortaya çıkarmak için bir yoldur, yöntemdir.
    Yani size göre şiir olan bir eser, bana göre manzume düzeyinde, kalmış olabilir. Veya tam tersi olabilir.
    Yine bana göre Bedri Rahmi Bilhassa “Kara Dut” ve “Türküler Dolusu” şiirleriyle Cumhuriyet döneminin en büyük on şairlerinden birisi olur. Yani bunu da resim sanatına borçludur. Çünkü tasvir etme yeteneğinin şiire güç katmada önemli bir yeri vardır. Diğer ustaların da şiire yönelmediği için büyük eserleri yoktur diyebiliriz. Saydığınız isimlerden Yılmaz Erdoğan da gözümde farklı bir yerde çünkü bence etkileme gücü kadar olmasa da günümüzde anlaşılırlık da önemli…
    Görüldüğü gibi şiir de diğer sözel bilimler gibi göreceli bir sanat. Şiiri ikimizde farklı görüyor, farklı değerlendiriyoruz. Ancak herkesin birleşmesi gerektiği noktada da birleşebiliyoruz.
    Teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum sayın Hasan Bey… Beni düşündürüp ufkumu açtığınız için…

  • Herkes bir şiirin anladığı, beğendiği, bildiği bir yönü, özelliği hakkında kısa bilgi verse ne güzel olur.
    Sonrasında beğenisini eklemeli.
    Yüz Türk atlısının Mohaç zaferinde doğan fecirle birlikte şehadete ermeleri ve meleklere karışarak Allah'a kavuşmaları, muhteşem anlatılmış.
    Bir yandan savaş meydanının hengâmesi, kılıç sesleri, nal sesleri, at kişnemeleriyle savaş tasviri yapılırken, ölüme gülerek giden Türk askerinin korkusuzluğu ve şehadete eksiksiz inancı vurgulanmış.
    Bu, atlıların belki son seferi olacak. Bunu bile bile visale ermek için, kanlarından lale demetleriyle zaferin kucağında şehadete yol alıyorlar.
    Böylesi muhteşem bir tahayyüle ifadeye “baş tacısın” ve şiirde “zirvesin” demekten başka ne diyebiliriz…
    Türk şiirinin mihenk taşıdır Yahya Kemal.
    Onu okumayan şiir okudum, şairim dememeli bence.

    ‘SEÇİCİ KURUL’a gönülden teşekkürler.
    .
    Osman Akçay Beye de ayrıca teşekkürler.

    Her şiire Cihat Bey farklı açıdan bakıyorlar. Zatları farklı yorumlarıyla farklı bir katkı sunuyor diyebilirim. Eksik olmasınlar.

    Sadece eleştirmek yerine herkes kendi bildiğini ve düşündüğünü yazmalı. Hedef almadan, kırmadan, hakarete meydan vermeden…

    Ayrıca Hasan Bey de daha farklı katkılarla aydınlatıcı, yol gösterici olabilirler.

    Saygı ve selamlarımla…

  • Kur'ana göre Cennete girme olayı kıyamet koptuktan ve mahşer kurulup mizanda sevaplar ve de günahlar tartıldıktan sonra sonra vuku bulacaktır.Hadis-i şeriflerde de bir kişi şehid bile olsa mahşerde üzerinde bulunan hukukullah'ın ve hukuk-u ibadullah'ın hesabını vermeden asla cennete girmesinin söz konusu olamayacağı anlatılmaktadır. Şehidlerle ilgili ayetlerde Şehidlerin Allah'ın indinde-şimdilik kıyamete kadar- özel bir ilgi gördükleri ve Allah tarafından bir kısım nimetlere mazhar kılındıkları fakat bu nimetlerin ne tür bir nimet olduğunu bizim anlamamızın mümkün olmadığı belirtilir. Yani Şehidlerin şu andaki yaşayış tarzları bizim için gaybi bir olaydır. Şairin şiirindeki söylediği şeylerin gerçekle bir ilgisi yoktur ve tamamen bir kurgudur vesselam.

    Şaire rahmet şair dostlara da hayırlı çalışmalar dilerim.

  • şiir OKUMAK OKUYUCUNUN ZİHNİNDE YENİ UFUKLAR AÇTIRIR. Geçmişten günümüze gelen milli duyguları canlandıran çok değerli bir eser.yazara rahmet dilerim. saygılarımla.

  • Yahya Kemal .
    Zevk ile idrak edilen bir lezzetttir şiirleri