Abdullah Artaç Arslan

“Ağlarsında sen şimdi”
diyordu içeri giren adam,
kapıda duran genç ve güzel kıza…
“Ağlarsında sen şimdi”
neden söylenmişti bu laf…?
Ağlamak neden kötüydü bu kadar?
Kötüyse kendi neden ağlamak istiyordu?
Yaralanmış bakışlarıyla,
Ölmüş bedeni,yorgun kalbiyle nasıl bir inattı bu?
Neden sorusu neden bu kadar beyninde yer buluyordu
Sebebini bilmediği oluşumlarda neden kürek çekmekteydi
O denizlere aşık olmasına karşın neden bu kadar mavi bakamıyordu?
Kız,adam ve ağlamak….
Güzel olan ne varsa alıp başını gidiyordu
Giden şeyler zamanla yarışıyordu..
Bir zaman galip geliyordu,
Bir de gidenler…
O gidenlerden olmak istemediği için ağlıyordu
Bunu artık kendiside biliyordu.
Yaralıydı,güçsüzdü,biçareydi
Bunu artık oda hissediyordu…
Hissetmek,hissedemediğin hisleri
Ve bu his neydi?
Namazsız bir ezanla merhaba diyen
Ezansız bir namazla elveda denecek bu oluşum
Nasıl yaşanmalıydı_?
Buda bir soruydu ve sıkıyordu adamı..
Türlü insanlarda türlü şeyleri görüyor,
Ne varsa bildikleri yarım kalıyordu hikayelerde,
Ama o hiç yarım bırakmamıştı anlatacağı hikayeleri.
Yarımlık onun eşi olmamalı derken…
Hep olamayan yarımlarda bıraktı umutlarını.
Umuttu,mucizeydi o.
Sevgiydi,aşktı o.
Kitaptı o,okunurdu her idede.
Defterdi,karalanırdı her gönülde..
Dost ağızlarda ıslanmış bir nağmeydi o…
Nihavent,uşşak hicaz oldu hep o…
“Ağlarsında sen şimdi”
demesine karşın,
yüzüne hasret atasına;
“Palyaçolarda ağlıyormuş öğrendim artık”
diyendi o…
acı itirafları yüzüne vurandı o.
Kabul göremediği dünyaların
Sadece DAVETSİZ bir MİSAFİRiydi o..
O,genç kız ve ağlamak..
Ve bir cümle daha kurdu adam,
Nesin sen? Kimsin?
Kimeydi bu soru?
Nelere imza attığını bilmeden
İlk defa fütursuzca haykırmak isteyendi o…
Nedensiz,sebepsiz bir bakışla baktı pencereden
Kanıyordu,
Kanatılıyordu…
“Yinede tebessüm benim kardeşim”
deyip…salakça gülendi o.
Sorguluyordu kendini en sert hakimin huzurunda.
Neden?
Cevap veremiyordu bu kendi hakim olan içindeki adama..
Savcıda hakimde müşteki de oydu …
Suçlu da o….
Bunun adına ne denir diye mırıldanıyordu,
Kitaplar geldi geçti önünden
Yazılar okudu tarihi atılmayan sayfalarda
Cevap dedi içindeki hakime cevap vermek istiyorum…
HAYAT bu HAYAT
Sorgu sual kabul etmeyen,
Cevaplarını vermeyen bir testti bu.
Şimdi yalnızdı adam…
“ağlıyorsun işte” dedi kendine.
“Ağlıyorsun”
sen gidiyorsun ve ben kanıyorum diyemeden
nedensiz sebepsiz değildi yaşadıkları.
Hayat bu dedi kendine
HAYAT bu….
Aslolanın değer vermek olmadığını savundu hep
“Değerlendirmelerin nasıl yapıldığı önemli olan”
diyendi o.
Değerlendirilmeleri hiç yapılmayandı ne yazık ki:O
Ve son bir cümleyle yaşadıklarını savundu;
“Yaşanmış gerçekler yaşanmamış hayallerden daha güzeldir”
ve Talat’ı hatırladı Menderes’inde
bağışla beni;
Güneş batarken gölgeler büyük olur…
O,genç kız ve ağlamak…
Bu hayattı…
Onun hiç bilmediği…
Çünkü; Gölgeler büyümüştü…

Abdullah Artaç ARSLAN - 04 Aralık 2003/Perşembe


Kayıt Tarihi : 14.3.2004 13:59:00
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • Güzel olan ne varsa alıp başını gidiyordu.

    Namazsız bir ezanla merhaba diyen
    Ezansız bir namazla elveda denecek bu oluşum
    Nasıl yaşanmalıydı_?

    Bu şiiri ilk dinlediğim de bu sözler çok dikkat çekmişti okurken yine bu sözler dikkatimi çekti. Hayaller yaşanmasa da güzeldir. Güzel bir çalışma olmuş,dinlerken de okurken de keyif aldım. Saygılarımla.

  • çooook güzellllll.

  • nedensiz sebepsiz değildi yaşadıkları.
    Hayat bu dedi kendine
    HAYAT bu….

    gölgeler büyük olur gün batımlarında ..
    yeni gün ışıklarında doğ gene
    gölgen gene büyük olsun gelecek batımlarda... günler hep doğsun ama..bırakma..

    sevgiyle kal Artaç

  • 'Güneş batarken gölgeler büyük olur…
    O,genç kız ve ağlamak…
    Bu hayattı…
    Onun hiç bilmediği…
    Çünkü; Gölgeler büyümüştü… '

    Tebrikler...

    Sadık Softa