Deniz Ekrem

Yanılsamalı günleri ayıklıyorum
Oturmuş yüreğimin kıyısına
Biraz sen, biraz ben, birazda biz
Parmak hesabı sayıyorum olmamışlığımızı
Kaç parmağımız var ki

Sonra hasretin adını değişiyorum beynimin alfabesinden
Seninde ıslanamayacağın Denizin var artık
İçinde ne yakamozun kaldı, nede bir dalga
Vurgun yemiş bir sünger avcısı gibi
Vurgun olan yüreğinde bir Deniz olmayacak

Hangi ölüm büyütür bize dair olanı
Hangi kefene sığar ki bu yalnızlık
Ve hangi tabut taşır bu sessizliği

-Bizi bırakıp gitmek varsa serde
Sende yiğitsin en az benim kadar, unutma-

Mavi olmayan nereye yürürsün tek başına söyle
Nerede duracak kalbin?
Baş ucumuza bırakmadık bir uçurum kaldı mı?
Artık düşecek bir uçurumumuz bile yok,
Dipsiz, karanlık kuyular kaldı geriye.
Düşmeye her zaman korktuğumuz.

Şimdi ikimizde tek başımıza düşecek uçurum arıyoruz
Sen boğulamayacağın Deniz'e
Ben hasretimi vurup yüreğime
Uzak diyarların en uzak yalnızlığını taşıyarak.

Artık kendi korkularını tek başına yaşayacaksın karanlıklara sığınmadan
Kendi kentinin kaldırımlarını bir sen adımlayacaksın benim gölgem bile olmadan!

-Şimdi bana korkmak mı kalıyor dersin
Korkuyorum !
Korku neyin adıysa-

Ölememek mi delicesine isterken korku
Korku yoksa yalnızlık mı bir başına çırılçıplak
Öpememek mi artık sevgiliyi dudaklarından
Korku belkide sayamamaktır sevgilinin saçlarına kaç ak düştügünü

Sevmekse seni yaşamın her tadında korku
Korkuyorum işte tepeden tırnağa
Kime ne?
Korku özlemekse seni anlatamadan deli deli,
Hasreti vurup yüreğimin sırtına
En ağırını taşıyorum bu yükün.
Beklemekse yalnızlığın durağında sırılsıklam
Buluta özenir bedenim sağnak olmak ister de
Yağamam!
Üşürüm, üşürüm, üşürüm
Anlatamam!

Kocaman bir geriye dönüp bakışlar kaldı bizden
Diş izlerimizin yerinde yalnızlık var artık
Dudaklarımız kanadıkça hatırlayacağımız günler.
Doldurulamayacak ne çok nokta bırakıyoruz Parmaklarımızın üşümüşlüğüne sarılıp
Sence de virgüle mi vurulsaydık
Ünlemine takılmadan hayatın
Ne yapsaydım/n/k

Aklımın eleğinden geçirmedik bir sen mi kalmıştın
Acının en son tadı mıydın sen?
Bir türlü unutamadığım
Sevginin son tanımı olmuşluğun aklımı alacak
Aşkın ilk başlangıcı tenin.

Adına ayrılık denildi bu şiirin
Oysa ölüm dediğin soluk alamamaktı
İkimizinde aklında olmayan
Ama hep ikimizin aklında kalan

Hangi mevsimdesin sen?
Hangi seni ıslatmayan yağmurun altında yürüyorsun?
Söyle bana bağıra çağıra söyle
Güneşim, Güneşin nerde?

Daha doğmadı mı yoksa
En güzel yüzünü vurup Deniz'e
Dalgasına aldanmadı mı?
Tutulmadı mı çoban ateşinin gölgesinde
Bir göz bırakmadı ateşin tam ortasına

-Hangi soruya takılmadık ki seninle
Hangisini çözdük bir çırpıda
Hepsini sırtüstü bıraktık işte hadi gülümse-

Beynimizi parçalarcasına bir şeylere yanmanın adını ayrılık koyduk;
Değişmeyen yazgının peşini bırakmanın burukluğunu da yüreğimizin cebine!
Ötede unutulmuş olanların yanına oturduk,
Buruşmuş bir kağıdın en suskun sayfası olduk işte
Üzerinde hiç bir zaman hiç bir kimseye yazılamamış
Belkide yazılmışta gönderilmemiş.
Ve hatta
Hiç olmamışlığımıza benzeyen bir sayfa!

İnsan yaralarımız kanıyor yine
Tuz basa basa kanatıyoruz acının en doyumsuzunu
Sevdaya dair ne varsa doymadan
Ayrılığı doyurduk tıka basa

Gidiyoruz işte
Bir bilinmeze gidiyoruz
Aç kalbimiz bu gidişe,
Bu olmamışlığa ne kadar dayanacak
Yüreğimizin heybesinde duran biz ne kadar yetecek bu yalnızlığa
Kim tutacak bu acının yasını

-Sen uzak diyarların hiç bilinmeyen bir cennetinde
Çiçeklenip dallanırken
Ben bildiğin cehennemde yine senin için yanacağım-

Ah bir bilsen
Nasıl seni getiriyor bana
Bu vakitli vakitsiz,
Bu acımadan üzerime gelen,
Bu anlamsız bastıran keder
Bu gece,
Bu ay,
Bu yıldızlar,
Bu sensizliğin kör olası sesi nasıl sunuyor seni.

Kimsezliğimmiş gibi alıyorum
Sen yerine takıyorum koluma ayrılığı
Zehir zıkkım geçiyor üzerimden,
Bir dağın yontulması kadar acıyor bedenim
Kendi dalımdan kopuşumun hüznü kalıyor geceye

Ayrılık diyor rüzgar
Bir dalım daha kopuyor
Kokun çarpıyor yüzüme ansızın
Kokun..............
Koklayamadığımdın oysa
Tanımsızlığım

-Kalbimizi sırtından bıçaklayıp kaçan bu ayrılığa
Nasılda takılıp aldandık-

Gidiyorsun işte
Ben sokağımızın bilindik köşesinden sana bakıyorum yine
Hangi sokak olduğunu sorma
Ya dönemezsen
Ya dönmezsen
Ah bir dönsen!

-Hangi penceresinden sana bakmadım ki evimizin
Hangi odasına seni çizmedim dersin?
Hangi duvarda kalmadı ki kanayan yumruklarımın izi-

Gidiyorsun
Ayrılığın o lanetli kelimesine bırakıp saçlarını
Beni de götür diyemem
''Her gidişin bir gelişin muştusu''diyen ben
Nasılda bakıyorum el sallamadan.
Bir kere giden olmadım,
Bin gelişine hasret
Ah o çocuksu koşmalarını vuruyorum ya terleyen avuçlarıma çaresiz
Bir yaprak hışırtısı,
Bir yağmur damlası,
Sanki ayak sesin
Yoksun...

Resmini seyreylemek
Resminden kalanı izlemek düşüyor payıma
Senin payın neydi
Payın nerde
Ben nerdeyim

Hangi fakirin mendiline düşer artık bozukluk sevgiler
Hangi kuşun aklına açlık düşer
Kış ayaz olsa da kanatsız
Karabasanların kuşatmadığı hangi düş kalır gecenin ortalık yerinde
Kim kan ter içinde uyanmaz ki çırılçıplak
Saksılar hangi çiçeği kabullenir yatağına,
Hangi yaprağı ısıtır?
Suya hasret kalmaz mı dersin yağmurda sırılsıklam bir toprak

Yıkılıyor sonunda umutlardan yaptığımız düş evimiz
Kapısı penceresi birbir kırılıyor.
Yolumuz artık bizim yolumuz olmaktan çıkmış
Ne bir gül/üşün biter etrafında
Ne de bir gün geçer
Dikenine katlandığımız gül aslında hiç bir zaman kanatamayan olmuş elimizi de
Bizim ne bundan ne de bir gül/n den haberimiz var!

Yokluğumuza buz kesmiş oturuyoruz
Güneşsiz bırakılan gecenin orta yerinde
Isınmak için seni daha çok düşünüp
Daha çok yazmam gerek biliyorum
Biliyorum ama...
Kahrolası bir ''ama''
Beter bir ayrılık bırakıyorsun işte
Sana dair ve hep bana ait olan

En argo dilimle küfürler savuruyorum
Kesiyorum gecenin sessiz sesini
Dudaklarını ağzıma alır gibi yakmalıyım bir cigara
Yakmalıyım şimdi neyi veya kimi olursa olsun

-Gidiyorsun işte
Dünya yanmış
Dünya aslında koca yalanmış-

Bu ayrılık neyin eksiltilmiş toplamı
Hangi çarpım tablosunda çıkar ki bu sonuç
Benim bu denklemi aklım almıyor
Kıyısında köşesinde unutulmuş bir şey var
Bu dünyada senin yerine kim tutacak

-Gidiyorsun bunun adı ayrılık -

Bütün gülücükler,
Bütün güller,
Bütün günler kahrolsun
Kahrolsun işte slogan slogan ardına baktığım zamanlar
Bu isyan,
Bu kör olası içimde sana anlatamadan kalan
Bir cigara ateşi kadar
Bir kibrit çöpü gibi olsa da ayrılık kahrolsun!

Gidiyorsun
Bir doğum lekesi gibi bırakıp aşkını yüreğime
Sabah olacak yine
Yine aynı acının sevinci
Yüzünü vuracağım yüzümün yaşama yansıyan yerine
Güneşin gölgesinden geçip gidecek serin bir türkü
Her şey ama her şey notasız kalacak belli

Hüküm giymiş gibi seni yüreğim sol cebince taşıyacağım
Kaç iklim geçecek havalandırmamın üzerinden bilmeyeceksin
Pencereden sızan yağmur damlasına sen diyeceğim
Oysa
Oysa sen olmayacaksın
Cigara dumanına hapsolmuş akşam üzerlerinden
Demlediğim çay kokusu deyip adına
Voltamın ucundaki en son adımım olarak kalacaksın

Kaç adım ki bu hayat
Kaç ayakkabıya gebe ki sokaklar, caddeler
Kaç ayak izi kalacak ki üzerinden geçmediğim
Seni artık neyle avutacak bu hayat sordun mu giderken kendine?
Hayatın ve ayrılığın yakasına yapıştın mı hiç
Yeni cennetleri bulmaya gitmeler değil bu
Cehennem öfkeler bırakmaya sebep
Bırakalım köpürsün kabarsın yansın bu yürek
Yürek alsın başını gitsin ama sen gitme
Sana son sözüm bu.

Bize vurgun geceleri ayıkladım buraya
Sıra sıra diziyorum
Günler ayların albenisine kapılmış
Aylar yılların kollarında
Yıllara bakarsan ömrümüzü alıp götürüyor
Giden bir tek sen değilsin
Ah gidişiyle ömrümü erkene alan fırtınam
Bunu bilmelisin!

Gidiyorsun işte
Bunun adı AYRILIK...

Mayıs/2006
Amed


Kayıt Tarihi : 5.5.2006 21:55:00
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • sonu gelmeyen bir aşk üzerine destansı bir ağıt...
    yoğun bir keder insanın derinlerine işleyen...
    şairin vurgu sanatını kullanışı oldukça güçlü, okudukça öykü yaşanıyor.

  • Gidenler... gidenler... gidenler bizi hayata küstürür ama kagitla kalemle sevistirir :)

    Okurken yüregim burkuldu :( ben de bir iki dize eklemek istiyorum, yüregimden gecti...

    Hayat ellerimden akıp gitti az önce.
    Günler yirmidört saat değil artık.
    Zaman da kaybolmuş...
    Gecenin yıldızları,
    Gündüzün güneşi de yok! ..
    Okyanusların suyu bile çekilmiş.
    Ağacın yeşili, papatyanın sarısı...
    Senin peşin sıra hepsi terketmiş evreni...

    Karanlık dört duvarın içindeyim.
    Çaresizliği kendimle çarpıp,
    Sensiz yaşadığım günlere böldüm.
    Yokluğun bir kez daha yüreğimi acıttı.
    Gücüm kalmadı artık! ..

    Şimdi, nefesimi tuttuyorum.
    Ha öldüm, ha öleceğim...

    Sibel Uygun

  • Lodosa ugramis deniz gibi kabardi yüregim, tebrikler. Ayriliklar, ulasilmazliklar olmasaydi dökülmezdi, satirlar dizeler... Yasayamadiklarimizin serefine kaldiriyorum kadehimi ...

  • Sevdalı gidişiyle tüm renkleri tüm mevsimleri tüm sesleri götürüyor hayatın koskoca bir boşluk kalıyor yüreğimize sığmayan, işte o boşluk korkutuyor insanı.

  • Artık kendi korkularını tek başına yaşayacaksın karanlıklara sığınamadan;
    Kendi kentinin kaldırımlarını bir sen adımlayacaksın benim gölgem bile olmadan!
    Can alıcı sözcükler müthişti. düşüncene sağlık