Arif Tatar

Cömertçe sererim de sererim gönlümde sakladığım himmeti,
Himmetini milleti bilen büyütür de büyütür memleketi,
Hem ümitle bekliyorken rahmeti, tut elinde tut merhameti,
Nasıl görünmez dersin üstünden evirip geçen sel felaketi,
Vardır çöl yangınlarında sessiz inleyip bilinmeyen birisi…

Kim bilir hangi zamandan beri dirense de o, öyle ki susuz!
İşte böyle olmalı düşündüğün insan merhametli korkusuz!
Gördüğün gibi gülümser, seraplarda her gördüğünde bir damla,
Belki bir gün, caniler, yangınlarla gelip yargılarsa idamla!
Eminim ki o suçsuzdu suçsuz; haydi ona kalbinde bir yer ver!

Uzakta değildir, o meymenetsiz kokmuş senlik benlik diyarı;
Bu yüzden en başta yürür, mazlumların delikanlı ihtiyarı…
O, yıllar öncesinden gördü zulümle gelip yapışan zulmeti,
Anlamayan tarif edemez şaşar, gözünde parlar metaneti,
Mühürlerden bellidir, işte burası Alperenler memleketi;
Önce gökten iner rahmetin hiç görülmemiş nurlu bereketi!

Sımsıkı tutarım da tutarım ücretsiz veren tertemiz eli…
İyi bilirim; kırılmış gönül her gece farklı görür hilali…
İçimde büyür de büyür merhametim kendimi bildim bileli!

Burayı çok iyi anlar da anladığını anlayamaz onlar;
Sansınlar bakalım, kendi kendilerini unutulmaz bahtiyar!
Kardeşim bak kardeşim, olacak elim ellerinin üzerinde!
Hadi, aç gözlerini de bak, her şey aynı durur yerli yerinde!

Anlatmak istediğim o yere geldik, işte burası, burası!
Şaşırma hiç, işte böyle pek yakındır yakın, kaşla göz arası…
Gariplerin, yiğitlerin yurdu oldu, özümün özü Türkiye!
Önce eller özenle uzanır da uzanır Ali’den Veli’ye…

İşte böyle başlar yağmurun gönülleri dolduran bereketi!
Gözümün nuru, ellere yağmur gibi yağan yağmur memleketi!
Çok iyi bilip tanı; kolay yabana atılamaz Türk milleti!
Dört yandan gelse zulme uğrayanlar savarım her türlü illeti!
Kabul edemem yıllarca vurulmak istenen ölümcül zilleti!

Hiçbir yere böylesi esmedi esmez, rahmetin doyumsuz yeli…
İçim sızladı her tuttuğumda yaralanmış güçsüz kalmış eli…
Her defasında dostumun dostu gelir yine eli hediyeli!
Önce kalbinden delinmiş, sonra kaç yerinden soyulmuş derisi!
Aniden gelip omzuma dokunur hiç tanımadığım birisi!

İçinden erir kendi kendine yanıp da yanıp ağlardı dağlar!
Nasıl olur böyle aymazlıkla gerçeklere gözlerini bağlar!
Öylesine büyüyor tam tepesinde kaynatılmış yangın yeri…
Başından aşağıya dökecek, kimdir kim eritilmiş cevheri?

Çekincelerle bocalayıp kapanırsa ağzımız birkaç sözle?
Eriyip giden şu koca ömrü bir anlık durup şöyle bir izle!
Her an görürsün kan çanaklarının büyüyerek göllendiğini!
İndir yaftanı, çıkar yıllarca giyindiğin kanlı gömleğini!

Toprağın sesi bu, niçin her zaman böyle duyulamaz, duyulmaz?
İyi bilinir mazlumun hep gönülden gelen sesine doyulmaz!
Ya, önce bağrına batırılan, sanırsın ki bir cılız çöptü!
Her gelen niçin burada, önce yere kapanıp toprağı öptü?
Toprak, cana candır, kana kandır hem sımsıcak örtüveren örtü!

Burada beş para etmedi ululuğun; kir üstüne akmış kir!
Her demde nankörlükler olsa da denir; gelir rahmet gelir!
Canımın içi can, bunu çok iyi bilip de fark etmek gerekir…
Unutamam, gönlünden akıp giden yıllarca kanla boyanmış kir!
Bu yer merak edilir; hainin ayak bastığı yerlerden bir yer!

Sorulması gerekir; nedendir, insanlık bu kadar vurgun duymaz?
Gidişler birbirine aykırı olursa hizaları da uymaz!
Kendi yoluna düşüp, tırısa giden yılkı ata gem vurulmaz!
Bilirim, girdaplarla sıçrayan bulanık sular kolay durulmaz!

Yazık, bazen her şeyi görüp de hep görmemezlikten gelir insan,
Bellidir belli o hain, mazluma böyle hayâsızca kan kusan;
Yine de her gördüğünü sen, sen ol bir kere olsun insandan san!

Sepken yağışların özlemle bekleniyor, merhametin yağmuru…
Kimler görür şifa diye yarasına süründüğü al çamuru!
Her an birbirine sırtını verip yaslanarak arsızca gülene,
Rotasız gemiye binmeden sorsan, yolun sonunu bir bilene!

Önce sinsice yaklaşılıp yollar böyle insafsızca bağlandı!
Yazık, bu acıklı hale yine topluca dövünülüp ağlandı!
Her gün güneşi görsem de hep gecenin karanlığını yaşarım;
Sorarım kendi kendime, şu zulmün girdabını nasıl aşarım?
Eğilirim merhametin sahibine ben, utancımdan şaşarım!

Her şeye rağmen, taşlar gün günü gelip, kendi yerini bulacak…
Bu, merhametin kutlu sancağı işte tam şuraya asılacak!
Ben buyum diyorum, mazluma yapılanları görmezden gelemem!
Hele bir kuytuya çekilip, gözyaşlarımı silemem, silemem!

Mutluyum, tutarım elimde merhametin erişilmez suyunu!
Rahat uyu, bozuldu artık bugün, hainlerin kirli oyunu;
Gerekirse gidip ininde bozarım mosmor kokuşmuş soyunu!

Hadi, Arif’im yağmur gözlerinle anlattığını şimdi söyle!
Merhamet eden merhamet bulur diyerek yürüdüler el ele!
Mahzun olma, mazlumun başı üzerinde hep selam vardır selam!
Hainin beli kırıldı, huzur içinde yaşa dostum, vesselam!

(05.01.2018 – Adana)


Kayıt Tarihi : 11.4.2018 23:58:00
Hikayesi:


Göremediğimiz nice mazlumlar… Öncesi ve şimdi… Arakan… Filistin… Doğu Guta! Yine bugün aynı acı ve yakıcı zulüm! Cehennem boşuna değil, zalimlere kaynasın cehennem! Hiç mi bakmadınız çocukların yüzüne? Neden? O, birikip büyüyen sımsıcak bir damla… Anla artık anla! Çelik bilekler bükülmez asla!

Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • yürek sesinizi ve usta kaleminizi yürekten tebrik ederim...zevkle okudum Arif Bey...kaleminiz daim olsun...saygılarımla

  • Günümüzü, günceli işleyen, yürekten nağme nağme dökülmüş bir şiir.

    "Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste" demiş ya atalarımız, elbet çıkacaktır, inanıyorum ben buna...

    Duyarlı yüreğinizi ve kaleminizi kutluyorum Arif Bey.

    Selam ve saygılarımla...

  • Duyarlı yüreğine sağlık efendim güzel bir çalışma olmuş kutluyorum hocam

  • vatan sever yüreğiniz dert görmesin

  • Şiir uzun olmasına rağmen bırakmıyor okuyucuyu, bağlıyor kendisine...

    Anlamlı ve bir o kadar da hissedilerek yazılmış bir şiir..Yüreğinize sağlık Arif Bey..Kutluyorum sizi..
    saygılar..