Charles Baudelaire

Sanki bin yaşındayım, o kadar hatıram var.
Gözleri bilançolar, manzumeler, ilamlar,
Romanslar, sevgi talan mektuplar, makbuzlara
Sarılı gür saçlara dolu bir büyük masa,
Saklamaz daha çok sır üzüntülü kafamdan,
Bu bir ehram, bir mahzen, öylesine kocaman,
Fakirler çukurundan daha çok ölüleri,
-Ben ayın tiksindiği bi rmezarlığım şimdi; -
Orda azaplar gibi sürünür uzun kurtlar,
En can alıcı ölülerime boyuna saldırırlar
Solmuş güllerle dolu eski bir odayım ben,
İçindeki eşyanın yıllar geçmiş üstünden,
Orda üzgün pasteller, uçuk renkli Boucher'ler,
Dağılan bir kokuyu içlerine çekerler

Bıkkınlığın yemişi, dinmez can sıkıntısı,
Ölümsüzlüğün sonsuz ölçüsünü aldı mı?
Karlı yılların ağır yumakları altında,
Topal günleri geçmez hiçbir şey uzunlukta.
-Artık ey canlı madde! belirsiz bir dehşetin
Sardığı bir kayadan başka bir şey değilsin.
Bir sisli kum çölünün dibinde uyuklarsın,
Bir sfenks ki meçhulu aldırışsız dünyanın;
Har'tada unutulmuş ama hırçın sesiyle
Yalnız şarkılar söyler, batıp giden güneşe.

Charles Baudelaire

(Çev: Suut Kemal Yetkin)


Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • iyi bir yorum da iyi bir şiir kadar zevkle okunuyor. Edebiyatin sadece olmadiginin iyi bir örnegi Doganer beyin yorumu.

    kendisine tesekkür ederim.

    saygilar,

  • Kulakları çınlasın bir Yozgatlı Hakkı vardı (Vorstudienlehrgang der Wiener Universitäten)Viyana üniversitesi yabancı öğrenciler Almanca hazırlık okulundan arkadaşım. Bir gün derste hoca ondan ‘’dürfen’’ modal verb’i ile cümle kurmasını istedi. O da ‘’Dürfte ich eine Sigarette trinken?’’ deyince hoca kahkahayla güldü. Efendim konu şuydu. Biz türkçemizde hem su veya benzeri sıvı bir şey için; hem de sigara, tütün, ot vesaire için ‘’içmek’’ sözcüğünü kullanırız. Almanlar ise su için ‘’trinken’’, sigara için ‘’rauchen’’ sözcüğünü kullanırlar. Bir gerçeklik var ki o da hiçbir dilin diğerini tam olarak karşılamadığıdır. Çünkü diller doğduğu coğrafyaya, yaşadığı ve geliştiği ortama ve iklime göre pek çok değişken koşulun etkisi ile meydana gelirler. Ve haliyle birbirinden yer ve durumuna göre az veya çok farklılıklar arz ederler
    Mesela İngilizcede ‘’Cats and dogs rain’’ deyiminin karşılığı Türkçede ‘’Bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyor’’ dur. Siz bunu motamot ‘’gökten kedi köpek yağıyor’’ diye çevrince hem maksadı tam anlatamamış olursunuz, hem de komik olursunuz. Ya da Almancada ki ‘’Hunde beissen die Erste’’ deyimi ‘’ilk geleni it ısırır’’ demektir. Hâlbuki bizde ‘’hem erken kalkan yol alır’’ diye buna zıddı anlamlı bir atasözü vardır. Hem de buna denk düşen ya da yakın maksat anlatan ‘’Acele işe şeytan karışır’’ denilir.
    Kuşkusuz Baudelaire hem yaşantısı, hem yapıtları ile mükemmel bir edebiyatçı ve şairdir. Yukarıdaki şiir de güzel bir şiirdir. Fakat şimdi burada yabancı bir şiiri ele alırken dilleri meydana getiren unsurları ve diller arasındaki farklılıkları bir de tercümenin gücünü ele almak gerekir.
    Bir başka Fransız şair Mallarme’’şiir sözcükler dinidir.’’ der. Ve bir insanın anasından emiklerken, agucuk gugucuk derken öğrendiği dili bilme seviyesi ile sonradan öğrendiği dili bilme seviyesi arasında; o dilin ne kadar iyi eğitimini alırsa alsın, ne kadar vakıf olursa olsun kesinlikle fark vardır. Bir de şiir az sözle çok meram anlatma sanatı olduğu için iyi bir şair mümkün olduğu kadar az ve geniş anlamlı sözcükler kullanır. Bu şiirin roman hikâye vb. diğer edebi yazın şekillerine göre tercümesini çok zorlaştırır. Kişisel görüşüm diğer edebiyat ürünlerinde yazan kişinin seçtiği sözcüklerin birebir anlamlarına nazaran konu bütünlüğü içerisinde anlatılmak istenen daha önemlidir. Hâlbuki şiirde sözcüklerin birebir anlamları daha ön plana çıkmaktadır. Bir başka dile çevrildiğinde şiir eksilir, bırakın çeviriyi şairin yüreğinden kâğıda düştüğünde eksilir. Anlaşılmayan bir şey olduğunda ve jeton sonradan düştüğünde ‘’yok anasının dini ‘’ derler ya hani öyle bir durum oluyor bu çeviri şiirlerde. Şiirin kendi orijinal dili hakikaten anasının dini pardon dilidir.
    Bu nedenle motamot çeviriden daha ziyade çeviri yapılan dile çok iyi hâkim şairlerin uyarlama yapmaları daha akla yatkın gelmiştir bana. İlaveten çeviri ya da uyarlama yapan kişi de mutlak surette şair olmalıdır. Memleketimizin yetiştirdiği en iyi birkaç şairinden biri olduğundan mıdır nedir Orhan Veli’ nin Baudelaire çevirileri daha hoşuma gitti söylemeden geçemeyeceğim.
    Bir hususu daha belirtmekte fayda var o da yabancı şairlerin ve ediplerin mutlak surette okunması ve bilinmesi gerekliliğidir. Hele hele Fransız edebiyatına Fransız kalmamak lazım derim. Saygılarımla

  • Ne zaman ki seni unutsam canım sıkılır.
    Kendimi alemde yapayalnız hissederim.
    Ne zaman beni düşünürsen
    Ne zaman seni düşünürsem
    Ne derdim kalır ne de kederim.
    Fikrederim,zikrederim,şükrederim.

  • 'İNSAN, BİR YOLCUDUR, YOLCULUK İSE; RUHLAR ALEMİNDEN, ATOMLAR VE ELEMENTLER ALEMİNDEN, ANA RAHMİNDEN, ÇOCUKLUKTAN, GENÇLİKTEN, İTİYARLIKTAN, DÜNYADAN, KABİRDEN, BERZAHTAN, MİZANDAN, MAHŞERDEN, SIRATTAN, EBEDÜ-L ABAD'A GİDEN UZUN BİR SEFER-İ İMTİHANDIR!'
    Herkese hayırlı sınavlar.

  • 'DÜNYA BİR MİSAFİRHANEDİR, İNSAN İSE ONDA AZ DURACAKTIR, VE VAZİFESİ ÇOK BİR MİSAFİRDİR, ŞU KISA HAYAT-I FANİYE DE, HAYAT-I EBEDİYEYİ KAZANMAKLA MÜKELLEFTİR!'
    Herkese hayırlı akşamlar ve hayırlı çalışmalar.