Avni (Fatih Sultan Mehmed)

Ağlasa derd-i derûnum çeşm-i giryânım sana
Âşikâr olurdu gâlib râz-ı pinhânım sana

(Sevgili!) İçimdeki dertler ile, yaş dolu gözlerim senin için ağlayacak olsa, (gönlümdeki) gizli sırlarım (gözyaşlarıma) gâlip gelir ve (sırlar) sana aşikâr olurdu.

Mesned-i hüsn üzre sen ben hâk-i rehde pâymâl
Mûr hâlin nice arz ede Süleyman'ım sana

Sen güzellik tahtında (oturuyorsun) : bense yolunun toprağında pâymâl (ayaklar altında) kalmışım. Hâl bu iken a Süleyman'ım, sana bir karınca (denli âciz olan) durumumu nasıl arz edeyim? ' Divân edebiyatında Süleyman ihtişâmı; karınca da acziyet ve zayıflığı temsil ettiği için şair de kendini karınca; sevgilisini Süleyman olarak nitelendirmiştir.'

Şem'i gör kim meclisinde ağlayıp başdan çıkar
Hoş yanar yıkılır ey şem'-i şebistânım sana

Muma da bak! Senin (bulunduğun) meclisinde ağlayıp baştan çıkmakta. Ey odamı aydınlatan! O mum senin için ne de hoş yanıp yıkılıyor. 'Mum yanarken, baştaki fitilin kenarlarından ağlıyormuş gibi akar. Şair buna gıpta ediyor ve onu sevgilinin aşkı ile baştan çıkmış veya o uğurda başını vermiş olarak gösteriyor.'

Subh gibi sâdık olduğum gam-ı aşkında ben
Gün gibi rûşen durur ey mâh-ı tâbânım sana

Ey ay gibi parlayan sevgilim! Benin sana karşı, aşkının yolunda sabah kadar sâdık olduğum, (doğrusu) gün gibi âşikârdır.

Dün rakîbin cevrini men' eyledin ben hastadan
Eyledi te'sir gûyâ âh u efgânım sana

Dün rakiplerimin, aşkının hastası olan bana yaptıkları eziyetleri meneyledin. Galiba âh ve feryatlarım sana tesir etmiş!

Zahm-ı hicrân şerhi çün mümkün değildir dostum
Sîne-çâkinden haber versin girîbânım sana

Dostum! Anlaşılan o ki (bağrımdaki) ayrılık yarasının şerh etmek mümkün görünmüyor. (Bari) açık duran şu yakam, (aşkından dolayı) göğsümdeki (şerha şerha olmuş) yarıkları sana göstersin (de insafa gel!)

Eyleme gönlün gözün cevr ile Avnî'nin harâb
Dürr ü gevherler verir bu bahr ile kânım sana

(Sevgilim!) Eziyetlerinle Avnî'nin gözlerini ve gönlünü harap etme! Zira bu deniz (gibi coşkun gözlerim) , sana inciler; bu maden ocağı (gibi gönlüm) de mücevherler sunar.


Kayıt Tarihi : 9.6.2003 11:49:00
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • Levend Öztürk
    Levend Öztürk

    Ya sen bana yar olursun ya da ben sana kurban. Bilmiyorum bir anda çıkıverdi ağzımdan, büyük demek istemiyorum çok ince bir insan.

  • İSMAİL DUMAN
    İSMAİL DUMAN

    BİR PADİŞAH BİR DİL VE İNCE RUHLULUK İNANÇ VE DE UFKA BAKIŞ TİMSALİ Bİ ŞİİR BU ŞİİRE VAKIF OLABİLMEK GEREKLİ DONANIMA SAHİP OLMAYI GEREKTİRİR

    DİLDEKİ HAZİNENİN BÜYÜKLÜĞÜ VE KABUL EDİLME ZORUNLULUĞUNUN KANITI SANKİ

  • Sinan Arslan
    Sinan Arslan

    Hepiniz Vay efendim anlayamadık ecdadımızın eserlerini diye şikayet etmişsiniz.
    Emin olun bir İngiliz de Shakespeare'i orjinal haliyle anlamakta zorlanır. Tıpkı sizin gibi. Ya da Çince de bin yıllar içinde bir çok değişim geçirmiştir. Maksat anlamak olduktan sonra gerisi laf-ı güzaftır.Laf-ı güzaf kalıbı da bize ecdadımız Nazım Hikmet'in armağanıdır.

  • Ne acıdır ki; harf inkılâbıyla bir gecede cahil bırakılan Bu halk , Şanlı ecdadın bu Nadide edebiyatını nasıl okuyup anlasın Öyle değil mi

  • Dedelerimizin yazdığı şiirleri ancak tercümeyle anlıyoruz. Belki ingilizce olsa daha çok anlayacak insan olacak. Ne acı değilmi. Mekanı cennet olsun Yüce Sultanın