Korku ve suskunluk kurtuluşun çaresi değ ...

Kemal Polat
178

ŞİİR


1

TAKİPÇİ

Korku ve suskunluk kurtuluşun çaresi değildir

Bütün mesele suskunluğa mahkum olmamaktır. “Beni alır götürür hapse atarlar, ailem, çoluk çocuğum ne yaparlar? .... Bu milletin enayisi ben miyim! .... Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diye düşünen ve kendine haklılık payı ayıranlar oldukça, bunların sayısı her gün biraz daha çoğaldıkça bu ülkenin başı en büyük belaya girmiş demektir.

Bir ülkede kaos yaratıp ülkeyi parçalamaya çalışanlar, önce bu korku fobisini yaratıp yayarlar toplum bireylerine. Çaldıkları mayanın tuttuğunu gören kaos ve kargaşa yaratıcıları saldıkları korku ve yarattıkları endişelerin sonucunu böylesine kötü etkilenmiş bireylerle aldıkça, her gün baskı ve kaosun dozunu biraz daha artırırlar. İŞTE BU GÜN ÜLKEMİZDE YAŞANAN TÜM OLUMSUZLUKLARIN NEDENİ “KORKU BELASINDAN” YAŞANMAKTADIR.
Korku, her canlı için ve birçok durumlarda söz konusudur ama; onunla yaşamak, sürekli korkunun etkisinde kalmak bir kader değildir. İşte TÜRK insanının yenmesi gereken en önemli olgularından birisidir korku. Bu korkularımız yüzünden ülkemize, insanımıza, tüm değerlerimize yapılan saldırı ve kötülükleri, haksızlıkları görmezden gelemeyiz. Bu durum korku salanları, suç işleyenleri cezasız bırakıyor, haksızlık yapanların yaptıkları yanlarına kar kalıyor, adeta imtiyazlı insanlar oluyorlar ve de suç işleme özgürlüğünü doğal bir hakmışçasına sahipleniyor, kendilerince hak edilmiş kural sayıyorlar.

Sayısız toplumsal kurumlarımız ya yok edildi, ya da işlevsiz bırakıldılar. İşlevsiz bırakılanların başında Eğitim kurumlarımız gelmektedir. Oysa en can alıcı, olmazsa olmazımızdır bu kurumlar. Cesur, bilgili,düşünebilen, kısacasın çağdaş ve yurtsever insanlarımız dün olduğu gibi, bu gün de bu kurumlarımızdan yetişeceklerdi.
Bütün bu olumsuzluklar, yozlaştırma ve önemsiz, etkisiz kılmalar gözlerimizin önünde, bağıra – çağıra yapılıyor. Ses çıkaran bir avuç idealist insanlarımızın gözlerine biber gazı sıkıldı, yerlerde sürüklendiler, hapislere atıldılar da hiç kimsenin gıkı çıkmadı.
Peki nerede bu ülkenin aydınları? …. CUMHURİYET nimetleri ve imkanlarıyla yetişmiş, mevki ve makam sahibi olmuş yurtsever, toplum-sever insanlarımız, neredelar? ...
Hiç kimse unutmasın, çok yakın zamanlarda bu günler dahi aranacaktır. Bu baskı ve kaos rüzgarları herkesi saracaktır. Hiç kimsenin “Bana değmez, bana ne, ben sağda ve selametteyim” deme lüksü yoktur.

1-Vahşi kapitalizmin uygulandığı ekonomik sistemlerde, öncelik daima aşırı kazanç ve kar amacıdır. Para bunu durduk yerde tek başına sağlayamaz. Öncelikle parayı kullanacak insanlara ve de hem insanı, hem de parayı yönetecek bireylere ihtiyaç duyulur. Bunlar para denen kapitalin sahipleri egemen güçlerdir. Egemenliklerini yaşatıp sürdürebilmeleri için de daima bir iktidara,”yönetim ve yürütme erkine” ihtiyaçları vardır. O “yürütme ve yönetme” erkleri de, bildiğimiz ve bizlerin de oy verip seçtiğimiz hükümetlerdir.

2-Görünürde toplumları yöneten hükümetler “iktidarlar” vardır. Toplum bireyleri, hükümetleri aynı zamanda hem yürütme erki, hem de bizzat devletin kendisi kabul ederler. Görünmeyen fakat varlığı bilinen devlet, iktidarlar tarafından temsil edilir. O nedenle her iktidar halkın ve toplumun gözünde, gönlünde aynı zamanda “Devlet babadır” bu nedenle iktidarlar “Hükümetler” mensubu olduğu halkın gözü - kulağı, canı – ciğeri ve de olmazsa olmazıdırlar.

3-Uyanın artık, uyanın! CUMHURİYET aydınları.... TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN pek çok değerlerine acımasızca, hırsla, hınçla saldırılıyor, aşağılanmaya, önemsizleştirilip gözden düşürülmeye çalışılıyor, CUMHURİTYET VE ATATÜRK DÜŞMANI bazı tutucu çevrelerce. Gerçekten de çok üzücü ve acıdır böylesi yaklaşımlar. Oysa bu coğrafyada, bu topraklar üzerinde hayat bulanların, varlıklarını önce ALLAHA, sonra da TÜRKİYE CUMHURİYETİNE borçlu olduklarını gururla söyleyip hissedebilmeliydiler. Hissetme kabiliyetine sahip olmalarına rağmen özellikle hissetmiyorlar. Çünkü kendilerini CUMHURİYETE, ATATÜRK ilke ve devrimlerine karşıtlıkla şartlandırmışlar. Bu gün bu fırsatın ellerine geçtiğini sanıyorlar. Fırsatı değerlendirip, adeta “ öç ve rövanş” alma umudu ve kafasıyla, son derece de pervazsız davranıyorlar.

4- İnkar edilmez bir gerçektir ki: TÜRKLÜK – TÜRKİYE CUMHURİYETİ – UNİTER YAPIMIZ konularıyla çok uğraşılıyor, acımasız planlamalarla sonucu hepimiz için tehlikeli olacak ameliyat masalarına yatırılmak isteniyor. Türk aydını ve yurtseverleri bunun farkında olmalı. İçimizdeki düşmanlar kimler, dışımızdakiler kimler, bunlar kesinlikle belirlenip açığa çıkarılmalı, kimin - kimlerin ne niyette oldukları, uyutulmak istenen TÜRK toplumuna yılmaksızın, ısrarla anlatılmalıdır.

Kemal Polat 02. 01. 2013

Kemal Polat
Kayıt Tarihi : 4.1.2013 00:47:00
Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • Yüksel Nimet Apel
    Yüksel Nimet Apel

    Sayın Polat emeğinize sağlık.
    Birikim ve bilgi olmasa herkes duygularını, tesbitlerini böylesine mükemmel bir biçimde kaleme alamaz.

    Vatandaş olmanın gerekçeleri vardır, yaşadığımız toplumu tanımak,başarıları takdir ettiğimiz kadar yanlışları da, eksikleri de görebilmek çareler aramak her vatandaşın insanlık onurudur, ve de görevidir.

    Madem Allah insanı akıl gibi bir değerle değerlendirmiş,fikren tartışmalı yolunda gitmeyenleri yıkıcı, vurucu, kırıcı olmadan medenice paylaşmalıyız.

    Tebrik ediyorum, Sayın Polat böyle makalelere nasıl yorum yapılır pek fazla bilemediğimden hoşgörünüzle kabul edeceğinizden eminim. Baki selamlar.

  • Cahit Telkök
    Cahit Telkök

    geçtiğimiz yüzyılın müfessiri olan Elmalılı Hamdi Yazıra parasını cebinden ödeyip kuranın tefsirini yaptırıp bu millete hediye eden bir lider ve bunu yok sayıp kuran okumayan bir toplum
    kurani gerçeklerele bağdaşmayan ugulamalr kaşısında ne ile karşı koyacak ve cesaretini hangi ilhamdan alacak bence sorun burada yatıyor güzel ve anlamlı irdeleyici bir yazıydı teşekkürler

  • Cevat Çeştepe
    Cevat Çeştepe

    Sayın Kemal Polat..,
    Duyarlı yüreğinizi ve kaleminizi kutluyor ve bu yazıyı yazdıran duygularınızın, endişelerinizin tamamını paylaşıyorum... Elbetteki susmak ve korkmak 'yakalandığından' kurtuluş için bir çare değildir.
    Ama önce neye ve nasıl yakalandığının farkında olmak gerekir. Bugün bu farkındalık durumu ne yazık ki terazinin iki kefesinde nerdeyse aynı ağırlığı gösteriyor. Farkında olanların çıkardıkları sesler de ileri demokrasimizin (!) yandaş tuğlaları ile örülen duvarlarının içine girmek için geçit bulamıyor. Tekrar kutluyorum çalışmanızı...

TÜM YORUMLAR (3)