Kızıma Şiiri - Mehmet Öztürk 4

Mehmet Öztürk 4
1

ŞİİR


0

TAKİPÇİ

Kızıma

Şimdi ellerimde ilaçlar ,
ve cüzdanımda şişkinlik yapmış
eczacı kartvizitleriyle,
sana koştuğum zamanlara,
sana koştuğum koridorlardan bakıyorum.
Olağandışı bir korkuyla…

Bunlar içerdekilerle kıyaslandığında zavallı duran
satırlarıdır bir babanın,
Elinden geldiğince dışarıya yansıtmaya çalıştığı…
Göreceli bazı kavramların adını hep merak etmişimdir.
Bunlar sıcak, acı, yoksulluk ve tatlı idi.
Tatlı…
Tatlım…
Bu kelimenin anlamını bildiğimi sanıyordum…
Takvimler onbirini gösterene kadar temmuzun.
Meğer bildiğin acı imiş, tatlı bildiklerim, seninle mukayesede
Balım…
Seni bu kadar tatlı yaratana kurban olurum.
Dört buçuğunda almıştım haberini sabahın.
Sevincim sersemliğimle bir olup gafil avlamıştı beni.
Acayip bir hal almıştım.
Sen benim gecemin karasındaki müjdem.
Sen sıcak yüzü, soğuk gecemin.
İlahi kokulum, melek gülüşlüm!..
Has acınında tadına bakarmış meğer, sahi tatlıyı tadan…
Kardelenim…
Sanırdım ki yürümeye başladığında üzerinde püskülleri olan,
çiçekli- askılı bir fistan giydirip, elinde küçük bir şemsiye eşliğinde minik adımlarını izleyecektim kırlarda.
Sen yürürken ben ardından öylece bakacaktım. Duygulanacaktım belki.
Belki tüm içtenliğimle şükredecektim.
Hayran-hayran dinleyecektim ilk kelimelerini.
Ağabeyinle büyüyüşünüzü izleyecektim…
Ve kavgalarınızı hatta…
Gözlerimi açtığımda sabahları karşımda sen olacaktın.
Olmuyor bu sefer, süslü sözler çıkmıyor…
Yazmak her seferinden daha da zor.
Bu satırlara her girdiğimde yüreğime anız yangınları,
ve ellerime titremeler düşüyor.
Soluk alıp-vermem hızlanıyor, ve görmek zorlaşıyor ansızın bastıran yağmurlarımdan…
Kuzuma emekleyen afacan, haylaz yağmurlarım.
Birden çektin gittin bir Pazar günü…
Gittin…
Söylemesi nede külfetsiz…
Sen gittin, ben bir daha öksüz kaldım;
Sen gittin, ben artık yoksulum;
Sen gittin, ben isyan kırmızısı gözler, ve yaşlarıyla tanıştım.
Yanına yoldaş olması için mi aldın, ölüme olan korkumu…
Nasıl yapsam bilmiyorum!
Savursam mı kendimi yollara, sola bakmadan?
Sarılıp ağlasam mı gelene- gidene doya- doya?
Yerle bir etsem mi gözümün görüp, gücümün yettiğini?
Yoksa olduğum yere yığılıp hıçkırmaya başlasam mı?
Kurşunlara dizsinler beni, tarihin bilinmeyen sayfalarına gömsünler.
Nefesime gül nefesin, ciğerlerime tarifi bi-imkan kokun olmayacak artık.
Olmayacak artık, beni geceleri yataktan fırlatacak güçte ve güzellikte sesin
Ve olmayacak artık, bana benden daha ait bir ben; bir can; bir canan…
Olmayacakları düşündükçe kırıp dökmek istedim hep, alabildiğini gözümün.
Ama öylece durdum hep…
O yangını bende söndürmeye çalıştım.
Daha çok yanarak …
Ve içime kustum hep acımı, isyanlarımı…
Şahanem…
On ikisi bugün şubatın, ve ben ağlarken buluyorum kendimi bir fotoğrafçıda
Kupalara, yastıklara işliyor sevdiklerinin resimlerini birileri.
Herkes çok keyifli…
Bense çıkmasını bekliyorum resmini ceylanımın, üzerinde ‘’baban seni asla unutmayacak’’ notu olan.
Bir benim yüzü yere dönük, içeride, en içeride haykıran, hıçkıran…
Hayatımın buruk tarafı:..
Ben sende öğrenmiştim bazı şeyleri.
Tuzunun ayarını mesela, sende öğrenmiştim gözyaşının.
Benimde ellerimin birilerinin ellerine benzediğini, ve baktığın sayfa ne kadar buğulu görünse de, yazma isteğini bastırmanın imkansıza yakın olduğunu, sende öğrenmiştim.
Sırf sana uzanan ırmaklarımda
Sana meylimden…
Sıcağı ve soğuğu da sende öğrenmiştim.
Sen gelince gelmişti ruhuma aşiyan sıcağı, ve gidince vurmuştu koca-koca ayaz dalgalar.
Bunlarla sınırlı kalmamıştı sende öğrendiklerim.
Bir doktorun ‘’başınız sağ olsun’’ dediğinde gücün kaslardan çekilme hızını, ve ertesinde nasıl ürperildiğini iyi bilirim. Ve iyi bilirim ağıt yakanların nasıl yandığını.
Demiştim ya göreceli bazı kavramların anlamını anlamını hep merak etmişimdir.
Ama artık iyi biliyorum tatlıyı, acıyı, soğuğu ve yoksulluğu.
Şimdi ellerimde ilaçlar ve cüzdanımda şişkinlik yapmış eczacı kartvizitleriyle, sana koştuğum zamanlara, sana koştuğum koridorlardan bakıyorum.
Olağandışı bir korkuyla…
Biliyor musun aşkım!
Mermer zeminli koridorlardan hep telaşla koşturmak, çok yaş aldırıyor babalara.
Ve bir yerden sonra yaşının artık rakamlarla doğru orantılı olmadığını görürsün.
Başka zamanlara dalıyorum bazen, istem dışı…
Bazen bir evde tek başıma soğuk bir yorganın altında,
(ki bu soğuğun mevsimle bir alakası yoktu)
Sessizce ağladığım zamanlara giderim.
Bazense girip çıkanların sadece kendileriyle ilgilendikleri bir hastanenin, herhangi bir sokak lambasının altında, dizlerimi karnıma çekip ceylan’ıma kanı nereden bulabilirim diye kara-kara düşündüğüm zamanlara giderim.
Ve bazen daha ürkütücü olana, birden düzleşen çizgilerin sebep olduğu, korkunç çığlıkları olan bir merdivende çömelmiş, sabit bir noktaya birkaç saatten fazla baktığım ânaa giderim
Mucizem, tomurcuğum…
Bazen ise iç çekişlerimin en çok arttığı anlara giderim
Ölen demeye dilim varmıyor ama, siz hiç ölen bir bebeğin çıngırağını elinize alıp öylece baktınız mı?
Bu bebek çocuğunuz muydu diye sormuyorum bile…
İşte böyle-böyle anlara dalarım arada.
Arada zaman duruyor! ...
Ve her seferinde büyük sıçrayışlarla noktalanıyor o anlardan, gölgelerden dönüşüm.
Ve sana uzanan nehirlerin kaynağı olur dönüşlerim.
Başına buyruk yağmurlarım.
O yağmurlar ki bana kalemi daha önce hiç tutmadığım gibi, tutmamışım gibi tutturuyor.
Bambaşka bir acıyla yazıyorum artık, tarifinin binde birine kalemlerin yetemeyeceği.
Ezber unutturanım…
Unut diyorlar… Pollyanna kesiliyorlar …
Teselli edilirken gözlerine batan renk sadece siyah oldu mu
Olmuyor…
Ben hayatımın buruk tarafını nasıl unutayım?
Anıları çiğnerken beni.
Mis kokulum; cennet bakışlım; bahtı kara kendi beyaz gülüm! ...
İsterdim ki sen solunca ben kuruyayım. ama istemek yetmiyor çoğu zaman
Tasviri olanaksız sıcağını özlüyorum, kucağını, ve ilahi nefesini…
Bu denli özlediğimde ağabeyinin boynuna dolanırken buluyorum kendimi. Avuntuyu onda ararım.
Tüten hasretimi onda söndürmeye çalışırım.
Yaptığım kayırma değil, asla!
Ama aradığım tadın bu olmadığını fark ederim.
Ne bileyim işte, eksikliğin gözüme-gözüme aşkım…
Pamuk ellerini çok özlüyorum.
Hüzünlü her şarkıda, ve hüznün olduğu tüm öbür yerlerde sen varsın
Ama sadece şarkılarda kalmayacaksın.
Zamansız çiçeğim…
Bundan sonra çektireceğim bütün fotoğraflarının ağabeyinin, aslında yarısı yırtılmış olacak.
Ve ben seni o olmayan yarısında büyüteceğim inşallah…
Olmayan yarısında hep sen olacaksın! …

Bunlar içerdekilerle kıyaslandığında zavallı duran
satırlarıdır bir babanın,
Elinden geldiğince dışarıya yansıtmaya çalıştığı…

R.M.
Şubat 2010- 22 Temmuz 2010
KIRŞEHİR
-KIZIMA-

Mehmet Öztürk 4
Kayıt Tarihi : 4.7.2022 17:31:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
ÖNCEKİ ŞİİR
SONRAKİ ŞİİR
Hikayesi:


henüz 6 aylıkken vefat eden kızım ilaydama ithafen

Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • Emine Özçelik
    Emine Özçelik

    Allah sabır versin

    Cevap Yaz

TÜM YORUMLAR (1)

Mehmet Öztürk 4