Kızılırmak Kıyıları

Fazıl Hüsnü Dağlarca
80

ŞİİR


41

TAKİPÇİ

Kızılırmak Kıyıları

Kardaş, senin dediklerin yok,
Halay çekilen toprak bu toprak değil.
Çık hele Anadoluya,
Kamyonlarla gel, kağnılarla gel gayrı,
O kadar uzak değil.

Çamı bitmiş, kavağı azalmış,
Gamla örtülü bayırlar, çıplak değil.
Yedi ay kıştan sonra,
Yeşeren senin yaşamındır,
Yaprak değil.

Yersin, içersin sofrasından, üç yüz senedir,
K
..........
..........

Fazıl Hüsnü Dağlarca
Şiiri Değerlendir
  • Enver Hocam
    Enver Hocam

    Çok iyiydi...

  • Hümeyra Gün
    Hümeyra Gün

    Şairimizi,saygıyla anıyorum. Işıklar içinde yatsın. Seçiçici kurula teşekkür ediyorum.
    *Kardaş, senin dediklerin yok,
    Halay çekilen toprak bu toprak değil.*_____________ :(

    Saygımla..

  • Mustafa Şahin 15
    Mustafa Şahin 15

    Şairimiz Fazıl Hüsnü Dağlarca'yı saygıyla,sevgiyle anıyorum. Işıklar içinde yatsın. Ruhu şad olsun. Seçici Kurulu da 'bu güzel şiiri' bize sundukları içib sonsuz sağ olsun dileklerimle saygı ve sevgilerim,ayrıca,sunarım.Dostça.

  • Nazır Çiftçi 2
    Nazır Çiftçi 2

    Şair; sosyal ve kültürel temaları işlerken,içinde akan şelaleyi ' DEĞİL ' İLE VURGULAMIŞ.bu gün ile geçmişi karşılaştırma fırsatı vermiş oldunuz.Okunası şiirdi.
    duygu ve görgü kültürü böyle bir şey galiba. severek okudum ++ kurluyor ve rahmet diliyorum.

  • mete tek
    mete tek

    Dağlarcanın uslubünde yazılmış kendine has bir şiir. Değil redifli bir şiir desek bilmem olurmu. Üstadı Rahmetle anıyor kurula teşekkürler ediyorum

  • Doğa Fendi
    Doğa Fendi

    Türk şiirinin büyük şairi.. Fazıl Hüsnü Dağlarca..

  • güzel-kalem
    güzel-kalem

    Bir çınar göçtü bu dünyadan. Öyle bir göçüş ki kimse duymadı. Koca gövdesiyle devrildi ama çıkan ses gövdesiyle oranlı olmadı. Her yaprağı şiir olan bir çınardı bu dünyadan ayrılan. Şiir birikimi ve fikriyatına yakın olan cüssesiyle tam bir ’’Şiir Tankeri’’olarak geçti bu dünyadan. Cemal Süreyya’nın deyişi ile dolu dolu bir şiir tankeriydi Fazıl Hüsnü Dağlarca. Bir çınar nasıl bu kadar sessiz devrilir anlamadık. Ölümü televizyonlarda bir silik alt yazı ya da günün normal olaylarından bir haber kadar bile ses bulamadı. Bir asra yakın süren yaşamıyla neler taşımadı ki günümüze Dağlarca? Anadolu’nun destansı sesi, Anadolu tarihinin canlı abidesi, Atatürk şairi ve Kurtuluş Savaşı’nın ressamıydı şiir dünyamızda.

    Mustafa Kemal’in Kağnısı’yla tanıdı bir nesil Dağlarca’yı:

    Yediyordu Elif kağnısını,
    Kara geceden geceden.
    Sankim elif elif uzuyordu, inceliyordu,
    Uzak cephelerin acısıydı gıcırtılar,
    İnliyordu dağın ardı, yasla,
    Her bir heceden heceden.
    Dizeleriyle başlayan bu şiir benim ve bir neslin gözünde Kurtuluş Savaşı’nın destansı resmi olarak yaşamaya devam ediyor. İlkokul yıllarının hayal dolu resimli sayfalarında kağnısı, sırtında çocuğu ve önünde öküzleriyle cepheye cephane taşıyan Elif resmi Dağlarca’nın dizeleri eşliğinde şiirin çok daha ötelerinde farklı bir dünyanın kapılarını aralamaktaydı bizlere. O şiirdeki dizeleri ve Dağlarca ismini hiçbir zaman unutmadık.
    Sonra bayramlar, 10 Kasımlar oldu Mustafa Kemal’i yaşadık Dağlarca ‘nın sesinde. Sanki konuşan o değil Mustafa Kemal’mişçesine. 1914 doğumu ile Atatürk ve devrimlerine tanık olan, büyük komutanı yakından görme şansına sahip olan Dağlarca, hep şiirleriyle yeni nesillere sıcak Atatürk portleri çizen bir şair olarak durdu önümüzde.

    Ben Samsun’da buldum onu, bir kuşluk vakti.
    Kocaman oldu günüm, geldi artık köyüm dar.
    Gülümserdi denizden fazla,
    Susardı deniz kadar.

    Dizelerindeki sesi ve bu sesin aradığı, anlattığı kişiyi bir bayram sevincinin gururlu günlerinde duymayan çok az kulak vardır.
    Uçsuz bucaksız Anadolu bozkırlarının destansı şiirlerinde çoğu zaman Dağlarca’nın haykırışı vardı. Uzak coğrafyaları birkaç dizeyle bir araya getiren, rüyalarda bile göremeyeceğimiz diyarlarda bizi şiirleriyle gezdiren, Anadolu kapılarını bize açan tarihin usta bir şairiydi o.
    ………………….
    Yersin, içersin sofrasından, üç yüz senedir,
    Kuvvetlisin ama kuvvet hak değil.
    Bakımsızlıklarla göçüp gitmiş bir cihan,
    Mevsimler soğumuş, sular azalmış,
    Buğday, Selçuklulardan kalan başak değil.

    Parça parça yarılmış öküz ardında,
    Parmağı üç pare, tırnağı ak değil.
    Utanır elin ayağın,
    Korkarsın yakından görsen,
    Eli el değil, ayağı ayak değil.
    …………………
    Kardaş, görmüyorum ama hala duyabiliyorum,
    Geçmiş zamanlar gelecek zamanlardan parlak değil.
    Vakte şahadet edercesine yükselmiş,
    Akşam parıltısından, bütün zaferler üzerine,
    Dağlar dalgalanmakta, bayrak değil.


    Anadolun’un elle tutulur bir coğrafya haline geldiği bu ve benzeri dizelerle Dağlarca bizler için bir destan şairi olarak dururdu önümüzde.
    Sonra zaman geçti büyüdük ve çocukluk yıllarımızın hasta günlerini hatırladık onunla. Hastalığın da güzel ve özlenecek yanları olduğunu sezerek.
    Üfleme bana anneciğim korkuyorum
    Dua edip edip, geceleri.
    Hastayım ama ne kadar güzel
    Gidiyor yüzer gibi, vücudumun bir yeri.

    ………….

    Anneciğim, büyüyorum ben şimdi,
    Büyüyor göllerde kamış.
    Fakat değnekten atım nerde
    Kardeşim su versin ona, susamış.

    Ama her şey böyle devam ederken Dağlarca’nın aramızda, bizimle beraber yaşayan bir şair olduğunu unutuverdik. Ta ki ölünce:
    -Fazıl Hüsnü Dağlarca yaşıyor muydu? Diyecek kadar.
    Evet yaşıyordu sessiz sedasız. Birkaç şair dostu ile şiiri ve sanatı seven bazı yakınlarının gözü önünde.
    Bizler olgunluk yıllarının hüzünlü anlarında veya bir yakınımızın ölüm merasiminde onun ‘’Ölü’’ şiirini mırıldanırken dudaklarımızda, bu ölümün bir gün şairin ölümü olacağını düşünemeden hatırladık bu dizeleri. Oysa bizim duygularımızdan çok kendi ölümünü anlatmak içindi o dizeler ve herhalde bu dizelerde istediği gibi ayrıldı bu dünyadan usta şair.
    Hangi mahallede imam yok,
    Ben orada öleceğim.
    Kimse görmesin ne kadar güzel,
    Ayaklarım, saçlarım ve her şeyim.

    Ölüler namına, azade ve temiz,
    Meçhul denizlerde balık;
    Müslüman değil miyim, haşa,
    Fakat istemiyorum, kalabalık.

    Beyaz kefenler giydirmesinler,
    Sızlamasın karanlığım havada.
    Omuzlardan omuzlara geçerken sallanmayayım,
    Ki bütün azalarım hülyada.

    Hiçbir dua yerine getiremez,
    Benim kainatlardan uzaklığımı.
    Yıkamasınlar vücudumu, yıkamasınlar,
    Çılgınca seviyorum sıcaklığımı...

    Evet bir Fazıl Hüsnü Dağlarca göçtü bu dünyadan. Dağlar kadar kitap ve şiirleriyle. Cumhuriyet yazarlarının belki en çok yazanı, en üretkeni ve belki en hızlısıydı Dağlarca. Bu anlamda ona bir şiir makinesi dense yeridir. Şiirin zaman ve emek isteyen bir tür olduğu herkesçe malumdur ama arkadaşı Hilmi Yavuz’un anlatımıyla o kendisinden istenen bir sipariş şiiri o anda yazıp bitirecek kadar ve yazdığını da herkese sevdirecek kadar dolu bir şairdir. Şiir Tankeri benzetmesini o yüzden kazanmış olsa gerek.
    Dağlarca yok artık. O şimdi bir sönmüş yanardağ. Bize görkemli şiirleri kaldı.

  • bagdagül
    bagdagül

    Kardas, senin dediklerin yok,
    Halay çekilen toprak bu toprak degil.
    Çik hele Anadoluya,
    Kamyonlarla gel, kagnilarla gel gayri,
    O kadar uzak degil.

  • nedenrumuz
    nedenrumuz

    Bu Şiir bana göre,yalnız Dağlarcanın değil,izlediğim kadarıyla,Türk şiirinin en iyilerinden.Kızılırmak Kıyıları'nın yaşayan her yetişkin Türk insanınca okunmasını isterdim.

TÜM YORUMLAR (9)