Keşke Daha Çok Sevip Daha Çok Acılansayd ...

Mustafa Yılmaz 4
745

ŞİİR


16

TAKİPÇİ

Keşke Daha Çok Sevip Daha Çok Acılansaydım...2

Seni yazıyorum hiç üşenmeden, çocukluğundan sonrası bana kalanı yazıyorum…
Ağlamalarını, susmalarını, küsmelerini ve gözyaşlarını silerken ellerinin titremelerini, kısık ve kesik kesik seslerle içini içine çekişini yazıyorum…
En çok bana “adamım, koca adamım “deyişini, her zaman severek yazıyorum…

Kaç yıl ardı bu söyleşiler, bu düşünceler, senden sonra azaba dönüşmüş bu nefes almalarla yazmalar.?
Karanlık bir düş sonrası bu denizin kıpırtısındaki duraklamalarla kendi kendime yetmeye çalışarak kalem uçlarından dökülecek acılanmalara dayanarak…
Bir ruh sarsıntısı bu, tüm amaç dışı var olmaya çalışmak, senli düşüncelerin kurgusunda cebelleşmek…
Senin için geçmişimi yok sayarken, seninle geleceğini yaşamak istiyordum şüphesiz.
Bir gün geldi sende doyduğumu hissettim yaşama ama yine bir gün geldi açlığıma büzüldüm, yaşamın içinde acıda an, an yaşıyorduk…

Ellerim bir başkasının ellerinde, yüreğim sende kalarak, bir başka yaşama yürüyordum…

Yine sana sadece sana, uzaklardan bir merhaba uzatıyorum. Ve o cümleye kırmızı, kurumuş, uzun saplı bir gül iletiyorum, üstünde gözyaşlarım ile ıslanmış, yeşilden kahverengi alacasından dönmüş, bükülmüş, yaprağına dokunmadan, düşecek, kırılacak korkusu ile gözlerimi kısmış, uzaklara, uzaktaki sönük yıldıza, uzaktaki seslere karışmış sesimle, senin kimsenin bilmediği adını haykırıyorum, göksiyah kubbeye ve selam sana uzaktaki derken gözlerim bu sefer oluktan akmaya çalışan bulanık su gibi içim dağılıyor…

Sen uzaktaki, uzaklardaki sen, avuçlarımda hâlâ ellerinin donukluğunu sımsıkı tutuyorum…
Dünlerin sancılarını bu günlerde çekerken, bedenimin titreyerek soğumasıdır ki öfke ve nefret karışımı arta kalan yaşamı ŞIMARTIYORUM…

Sen benim, gözlerimden aşağıya doğru kayganlaşan, çenelerimden aşağıya düşüp, göğsümde ıslaklık yaratan duru ve akışkan gözyaşlarımın süzülüşünü gördün mü, ben senin, içine yalan harmanlanmış göz yaşlarını, gözlerinde kuruduğunu gördüm…

Gözyaşları da farklı renktedir yazı boyutundan…

Kuşlar da uçtu korktukları feryatlarla, ardında sadece kanat sesleri bırakarak, hangi dalın tüneğine düşecekleri bilinmez ama ardında bıraktıkları korkulardı içime oturan, tıpkı senin gidişindeki apansız feryatlarım gibi sahipsiz, umutsuz, bir de gelecek korkusu bırakarak...

Sen de gittin sevgili ardından kanat seslerine benzeyen yanışlarını bırakarak tıpkı kuşlar gibi sahipsiz kanat vuruşlarının sesini bırakarak içimdeki korkulara benzeyen…
Sen de gittin sevgili, içimde öfke patlaması yaratan yanar dağların ateşine benzeyen yangınlar bırakarak, utançtı en çok yüreğimi yırtan, en çok yüreğimde iz bırakan ağlama seslerinin inlemeye dönüşmüş yürek seslerini yüreğimde bırakarak…

Toprak çürüdü, sular bulandı derken, geçen ömrümüz çürümüş, boş verdim bundan sonrası yaşama…

Düştük sevgili, düştük bu kulvarda. Koşar adım yürürken sevdaya dair duygularla düştük. İşte tek kelime ile birleşti kaderimiz, tek kelime ile düştük derken birleşti…
Aslında inançla sevgide, güvenle dolu dizgin hıza ulaşmış koşu atları hızı ile doluşurduk koşar adımlarla birbirimizin göğsüne…
Yaşamımızda ayrı gayrı veya ikili düşünceler yoktu… Güven duygularımız, özgüven duygusuna ulaşırken, biz birbirimize sevgiye dair şarkıların isimlerini verirdik…
Böylece yaşamın huzurunu yakalamaya çalışırken, aslında yavaş yavaş birbirimizi kaybettikçe, yaşamdan kayboluyorduk…
Artık zaman bizim için, bu ayrılık acıları ile saniyeleri öfkelerimizle saymalarımızla geçiyordu...

Bu gece de yolcuyuz, uykumuzun dağıldığı zamanların arasına sığan zaman boyunca, sevgiye dair, hasrete dahil cümlelerin anlamlarının peşinde koştukça, sanırım yine uykusuzluk zamanı yetmeyecek bu düşüncelerin tümünü toplamaya…

Unuttum kelimesinin olgusunun dışlandığı bir uykusuzluk yolculuğu olacak sanırım…
Sen sevgili tüm zamanlarımın kâbusu olmaktan çıktığın zamanlarda belki de ruhum dinginlik hasretine kavuşacak…
Unutmak çoğul zamanlarda etkisini kaybettikçe sanki beynime binlerce ok saplanmış olup, her ok ucunun acısı işliyor içime…
Ve binlerce düşünce çarpışması sanki beynimde sarsıntı yaparken ruhumda dalgalanmalar oluşturuyordu…
Seni düşledikçe hasreti unutup yaşamın heyecanına kapılmak da onu yaşamak da her güzel yaşam zamanı gibi üstün bir huzur veriyordu içime…

Mustafa Yılmaz 4
Kayıt Tarihi : 17.10.2016 12:09:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Hikayesi:


Yine sana sadece sana, uzaklardan bir merhaba uzatıyorum. Ve o cümleye kırmızı, kurumuş, uzun saplı bir gül iletiyorum, üstünde gözyaşlarım ile ıslanmış, yeşilden kahverengi alacasından dönmüş, bükülmüş, yaprağına dokunmadan, düşecek, kırılacak korkusu ile gözlerimi kısmış, uzaklara, uzaktaki sönük yıldıza, uzaktaki seslere karışmış sesimle, senin kimsenin bilmediği adını haykırıyorum, göksiyah kubbeye ve selam sana uzaktaki derken gözlerim bu sefer oluktan akmaya çalışan bulanık su gibi içim dağılıyor… Sen uzaktaki, uzaklardaki sen, avuçlarımda hâlâ ellerinin donukluğunu sımsıkı tutuyorum… Dünlerin sancılarını bu günlerde çekerken, bedenimin titreyerek soğumasıdır ki öfke ve nefret karışımı arta kalan yaşamı ŞIMARTIYORUM… Sen benim, gözlerimden aşağıya doğru kayganlaşan, çenelerimden aşağıya düşüp, göğsümde ıslaklık yaratan duru ve akışkan gözyaşlarımın süzülüşünü gördün mü, ben senin, içine yalan harmanlanmış göz yaşlarını, gözlerinde kuruduğunu gördüm… Mustafa yılmaz

Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!

Mustafa Yılmaz 4