Kâlûbela Yolcusu Şiiri - Esranur Toprak

Esranur Toprak
25

ŞİİR


4

TAKİPÇİ

Kâlûbela Yolcusu

Der ki:

“hırpalanmış bir gönülde giz taşımak
öyle zormuş ki...
sevilmek bir yana dursun
fakat insan sevmek için yaratılmamışsa
tüm bu olanlar niyedir?
öyleyse tesellisiz bir boşunalığın içinde
dolanıyorum demektir.

sorarım şimdi,
buna beni kim inandırabilir?
Ben beni var edeni biliyorken, hangi boşunalığı kaldırabilir ki yüreğim?
-çünkü ben bilir ve iman ederim;
var olan her zerreciğin vardır bir gayesi.
çoğu zaman o gayenin ne olduğundan habersiz olsam da, bilir ve inanırım bu hakikate.

habersiz olmak da,
yürekte bir giz taşımak kadar olmasa da,
çok zor gelir şu yüreğime.
tüm duygularımın karşısında azarlayan bir çift göze dönüşür çoğu zaman,
mahcup olduğumla kalırım;
savunmasız bir çocuk gibi.
şimdi halim böyle iken,
hissettiklerim bu hakikat kadar işlemişken yüreğime...
ben nasıl kalkar da sana açarım bu yüreği? bilmemenin mahcubiyetiyle kavrulurken,
sana neyin nasıl açıklamasını yapabilirim?

“seni seviyorum” mu?
sorsan bana -ki tıpkı sayısız kere kendi kendime sorduğum gibi-
‘bu nasıl olur?’
ben bunun cevabını nasıl veririm sana,
kulağım hala kendime veremediğim o cevabın sessizliğiyle uğuldarken?

‘‘aslında seni tanıyorum!’’ mu?
kalksan desen -ki tıpkı sayısız kere el değmez sıcaklığıyla yüreğim kavuran öfkemle kendime kızışım gibi-
‘daha beni görmedin bile!’
ben bunun savunmasını sana nasıl yaparım,
ruhum Kâlûbelâ zikriyle meşgulken?

elim kolum bağlanır işte böyle.
her bilinmezlik bir ilmek olur dilime,
konuşamaz olurum.
o yüzden sorularına müsade etmeksizin,
içi cevaplarla dolu olan yüreğimi kitap niyetine koyuyorum bu gece önüne.
okurken gözlerin yabancılıkla dolup gölge düşürmesin sayfalarına.
sanki kendini bilmezden evvel denk geldiğin bir yüreği okuma fırsatı verilmişçesine merakla ve saygıyla oku yazılanları.
yoksa boşunalık
sarar, sıkar, yırtar
tüm sayfalarımı...

büyümeyi unutmuş,
eskiyen zamanın içinde mahkum,
ne yapacağını çoğu zaman bilemeyen bir kız çocuğunun yüreğidir bu.
çok şey bildiğini iddia edemeyecek kadar da mahcup.
bilmek denen bir şey varsa eğer,
onun için yalnızca hisleridir bunun karşılığı.
bildiği tek şey hissetmek haline gelmiş,
duygu yüklü bir kız çocuğu...

dışarıdan oldukça benzer gelse de
herkesin kendine has hisleriyle dolu bir
hikayesi vardır, tamamlanana dek de bir giz olarak kalırlar içlerinde.
bir şekilde senin de ortağı olduğun,
en büyük gizlerimden birisidir okuyacakların
-sırrını henüz benim bile çözemediğim...

inanması zor olan bir tanışıklıktır başlangıç nedeni. ‘insan hiç daha önce görmediği birini tanıyabilir mi?’ diye soruyor insan kendine, daha önce görmüş olması bile tanışıklık için yeterli bir sebep değilken... değil mi?

insanlar çoğu zaman susarlar çünkü anlaşılmayacaklarına emindirler.
anlaşılmamak nedir, bilir misin?
bilirsin tabi.
susmayı bilişinden belli ediyor kendini.
içimdeki şüphelerin ağzını bununla kapatıyorum, suskunluğu men edebilmek için.

o meşhur soruya cevap vermeden önce sana hatırlatmak istediğim bir hakikat var; Kâlû Belâ.

Kâlubelâ’da beraber verdiğimiz bir söz var
daha birbirimizi bilmezden evvel...
ikimiz de oradaydık.
orada gözlerimizin birbiriyle selâmlaşmadığına
kim beni inandırabilir,
yoksa bu tanıdıklığın başka nasıl bir
açıklaması olabilir?

yüreğimin bunlarla dolu olduğuna bakma,
ben de şaşar kalırım.
‘nasıl?!’ sorusu mıhlandı kaldı içime.
bir de gururum var,
köşe kapmaca oynayıp durduğum.
bilirim ki yakalarsa beni o demirden kuvvetli elleriyle, ezilmişliğim dahi kalmaz ardımda.

o yüzden sanma ki
yalnızca hissetmektir içimi dolduran.
her hissim kişileşir,
bazen dost çoğu zamansa düşman olur
eşlik eder bana bu sonu bilinmez yolda.
gururum da onlardan biridir.
her anıma şahittir kendileri,
öfkesi bu yüzden bu denli büyüktür;
kavurur içimi.
kalk, daha gerçek anlamda kim olduğunu bilmediğin birine hisler besleyecek kadar hadsizleş,
öyle bir hale gelsin ki kendini durduramaz ol.
yeniden, yeniden, yeniden...
seni bilmeyen birisi için öyle bir gizemle doldur ki içini, sonunda kendini bile bilemez, çözemez ol.

‘dur artık!’ der gururum,
‘dur! bilinmemek en geçilmez engeldir görmez misin? attığın her adım biraz daha hırpalayıp köşene geri fırlatacak seni. bu yıpranmış halinle, hala neyin adımını atmaya cesaret edersin? senden habersiz biriyle doldurursan içini, bil ki kendini unutmayı göze alıyorsun demektir.!’

o yüzden böyle bir yola çıkılırken,
mutluluk hedef haline gelemiyor.
mutsuzluktan şikayet etmeye kalksam,
tokat olur iner yüzüme bu hakikatler.
bil ki içimde her şeyden daha çok acımasız gerçekler var
-ama tüm bunların arasında,
umut denen bir his daha var ki sorma.
yok oluşuma az kaldı sanırken,
beni kaçıncı varoluşa sürükledi bir bilsen...
tüm azarlanmalarıma karşı
sıvazlayan bir el olur sırtıma.

içimde sonsuz kapılar dolu işte,
hepsinden girip geçmeye vakit mi yeter?
hal böyleyken bil ki özetin özetidir bu okudukların.
bil ki seninle çoğu kez oturup konuşmuşluğumuz, çoğu kez beni azarlamış, görmezden gelmişliğin var ama aynı zamanda beni hiç bilmezliğin,
tanımazlığın da öylece aşılmaz bir duvar gibi durur karşımda.

evet,
ikimiz de tanımıyoruz birbirimizi,
yabancıyız sadece;
tıpkı çoğu zaman
kendimize karşı olduğumuz gibi...”

Esranur Toprak
Kayıt Tarihi : 28.10.2020 02:04:00
Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!