İşte İrtica Budur Şiiri - Kadir Soytürk

Kadir Soytürk
339

ŞİİR


1

TAKİPÇİ

İşte İrtica Budur

Adım başına çirkef, kokudan geçilmiyor
Kim günahkar, kim masum bir türlü seçilmiyor!

Şair sen yazmana bak, ne çok ağla, ne de gül
Beyler baş örtüsüyle irtica ile meşgul!

Bilmezler ki irtica, ışıkların sönmesi
İnsan oğlunun küfre, cehalete dönmesi...

Nice ebu cehilin, başlara taç olması;
Hastaların doktorsuz ve bi ilaç olması!

Doğruya adım atmaz, bir kez olsun ayağı;
Dinime irtica der, irticanın uşağı!

Kadir Soytürk
Kayıt Tarihi : 20.5.2005 10:55:00
Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • Kadir Soyturk
    Kadir Soyturk

    Soygunun belgesi hasıraltı edildi
    20 Mayıs 2005 10:06
    Deli dana hastalığının Avrupa'yı kasıp kavurduğu bir ortamda yurda kaçak sokulan askerlere yedirildi. Daha vahim olan ise begelenen bu soygunun nasıl sulandırıldığıydı.

    Yurda sokulan kaçak etlerin ispatı bile sorunu çözmeye yetmiyor. Ortaya çıkarılan sağlık skandalı bürokrasi ve siyasetçilerin çarkı arasında unutturuldu. Yıllar önce meydana gelen bu olaydan çıkarılması gereken dersler var. Hurriyet yazarı Yalçın Bayer Türkiye’nin soygun belgesi yazısıyla soygunun nasıl sulandırıldığını yazdı.

    Yazı: Yalçın Bayer
    Kaynak: www.hurriyetim.com.tr

    -ESKİ Gümrükler Başmüfettişi Necati Can, ‘Deli dana etinin tartışıldığı dönemde, hiçbir sağlık kontrolünden geçirilmeden kaçak olarak et ithal edilmiş ve bunların çoğunluğu TSK’ya satılmış ve askerlerimize yedirilmişti’ diyordu, Star’da Kadir Çelik’in ‘Objektif’ programında...

    Sağlıksız kaçak etlerin askerlerimize yedirildiği yönünü bugüne kadar hiç kimse açık bir şekilde ortaya koymamıştı.

    Necati Can bunu neden söyledi?

    Hatırlanacağı gibi 1999 yılında Haydarpaşa Gümrüğü’nden kaçak et ithal edildiğini ihbar alan Can, konuyu o dönemde Aksiyon’da yazan Mehmet Baransu ile birlikte ortaya çıkartmış, ithalatçı Burçak Su Ürünleri AŞ’nin paravan olduğunu tespit ederek kamuoyuna duyurmuştu. Ancak, nedense resmi kurumlar konuyu altı ay sonra işleme koymuşlardı.

    O dönem konu bizim de köşemizde yer almıştı. Eski Gümrük Müsteşarı Prof. Nevzat Saygılıoğlu 14.11.2000’de yaptığı yazılı açıklamayla kaçak et olayını doğrulayarak yapılan soruşturmalar hakkında ayrıntılı bilgi vermişti.

    Ancak bu açıklamalarda etlerin çoğunluğunun Silahlı Kuvvetler’e satıldığına dair bir bilgi yoktu.

    Türkiye’ye, Haydarpaşa Gümrüğü, Mersin ve Mardin Serbest Bölgeleri’nden sokulan kaçak etin miktarı yaklaşık 20 bin tondu; yani 35 bin adet sığıra eş miktar...

    En ilginci de bunların arasında, ‘deli dana’ virüsü taşıma ihtimali yüksek olan İngiltere, Hollanda menşeli sığırların olduğu bilinmesine rağmen gerekli tahlil, inceleme ve soruşturma yapıl(a)mamıştı.

    SİYASİLER GİRDİ

    Aslında, gümrük kontrolörlerinin ‘kaçak et’ ithal eden İnter Gıda’nın bürosuna yaptıkları baskında, sahte belgeler kullanılarak hangi ülkeden ne kadar kaçak et getirildiğinin ve bunun ne kadarının Silahlı Kuvvetler’e verildiğinin belgeleri ele geçirilmiş ve kullanılan paravan firmalar da (Burçak Su Ürünleri gibi) ortaya çıkarılmıştı. Kontrolörlerin raporlarındaki bu bilgilerin ve belgelerin, zamanında Silahlı Kuvvetler’e iletilmediği anlaşılmıştı. Nitekim, Ankara’da başsavcılığın iddianamesinin (12.3.2001 tarihli ve 2001/50) 89. sayfasında bu konuda, dönemin Gümrükler Genel Müdürü Fethi Şahin Horoz’un ‘olayı geciktirerek idareye bildirdiği’ ve yakalanan etleri ‘ton balığı’ adı altında Yunanistan’a transit ettirmek için ısrarla Haydarpaşa Gümrük Müdürlüğü’ne yazılı talimat verdiği ve konuyu soruşturmayı yapan kontrolörlerden sakladığı belirtilerek şöyle deniliyordu:

    ‘Genel müdürün bu eylemlerinin 1918 sayılı Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanun’a göre değerlendirme gerektiği...’

    Buna karşın dönemin Ankara DGM Savcısı Hakan Kızılarslan, ilginçtir Horoz’un ifadesini alamadı.

    Kaçakçılığın gerçek organizatörlerinin ortaya çıkarılmaması için ‘siyasi’ bir güç kullanıldığı o günlerde söylenti olarak kamuoyuna yayılmıştı. DGM’lerin kapatılmasından sonra dosya Ankara’dan Üsküdar Ağır Ceza Mahkemesi’ne intikal ettiriliyor ve o günden beri dava sürüyor. Alınan son bilgilere göre, ‘kaçakçılık organizatörleri’, dışarıda serbest olarak dolaşıp, özellikle Kuzey Irak’ta faaliyetlerini sürdürüyorlar.

    ‘Deli dana’ şüphesi her zaman var

    GENELKURMAY Başkanlığı, her zamanki hassasiyetini gösteriyor ve Silahlı Kuvvetler’e satılan ‘deli dana’ şüpheli etlerin incelenmesi talimatını veriyor.

    Ankara’da Askeri Savcı Halil Çolak, bu konuyu incelemek üzere görevlendiriliyor. Bu arada önceki soruşturmanın bilirkişi raporu ile ‘kapatıldığı’ ortaya çıkıyor.

    Soruşturma açılması üzerine Çolak, Necati Can’ın bilgisine başvurarak, konu hakkında yeni belge ve bilgilerin olup olmadığını soruyor.

    Necati Can da, Gümrük Başkontrolörleri Ali Nural ve Alaettin Alpaslan tarafından yazılmış soruşturma raporlarında etlerin Silahlı Kuvvetler’e gönderildiğine dair belgelerin bulunduğunu, bunların muhtemelen bilirkişiler tarafından tespit edilmeden geçiştirildiğini, ayrıca Maliye Müfettişleri M. Fazıl Asya ve Abdurrahman Madan tarafından hazırlanan 2 sayılı 23.2.2001 tarihli raporda; Silahlı Kuvvetler’in et ihalesini kazanan firmanın, bu ‘sahte’ belgelerle ithal edilen etleri satın aldığına dair para ve mal hareketlerini gösteren kayıtların bankalardan tespit edildiğini savcıya anlatıyor. Can ayrıca, ‘Bu resmi belgeler ortada olduğuna göre dışarıdan bilirkişi atanarak olayın kapatılması düşündürücüdür’ diyor.

    BAKIRKÖY’DEKİ ÖLÜM

    Türkiye’de ‘deli dana’ ile ilgili iddialar sık sık gündeme getiriliyor. Bundan bir süre önce Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde ‘deli dana’ şüphesiyle tedavi gören 58 yaşındaki M.I. isimli hasta ölüyor. Hızlı bunama, kasılma, titreme, denge kaybı gibi semptomlar gösteren hastalığa karşı tedavi yöntemleri cevap vermiyor. Ne yazık ki, ölüm adli bir vaka sonucu gerçekleşmediğinden otopsiye gerek duyulmuyor ve ‘deli dana’nın teşhisi kanıtlanamıyor.

    Hasıraltı edilen iddianame

    TÜRKİYE’deki yolsuzluğun boyutlarının nasıl ve ne düzeye geldiğini anlayabilmek için dönemin Ankara DGM Savcılarından Hakan Kızılarslan’ın hazırladığı 128 sayfalık 2001/50 sayılı ‘Buffalo’ kod adlı iddianameyi herkes okumalıdır. Hasıraltı edilmek istenen iddiaların ne kadar önemli olduğu; 4422 sayılı Organize Suçlarla Mücadele Yasası’nın neden getirildiği ancak daha sonra bu yasayı kimlerin hangi amaçla ‘sulandırarak’ değiştirttiği ve etkin soruşturma yöntemlerini engellediği çarpıcı şekilde anlaşılacaktır.

    Sadettin Tantan’ın göstermek istediği mücadelenin anlamı bugün daha iyi anlaşılmıyor mu?

TÜM YORUMLAR (1)