İslamda Doğru Bilinen Yanlışlar (İslamda ...

Mustafa Semerci
80

ŞİİR


3

TAKİPÇİ

İslamda Doğru Bilinen Yanlışlar (İslamda kadını dövmek Yoktur) alıntı

KADIN DÖVME:
Sokaktaki adamın karısını dövdükten sonra pişkin pişkin ileri sürdüğü gerekçelerden birisi de “Allah dövün demiş, sana ne? ” mazaretidir.

Kur’an ayetlerine ve sahih hadislere baktığımız zaman her iki kaynakta da aile yuvasının dağılmaması yönünde konuya yaklaşıldığını görürüz. Buna göre evli kadın kocasına, evli erkek de eşine iyi davranmalıdır. Hiçbir taraf mağdur edilmemelidir. Zaten İslam’a uygun olan da budur. Çünkü Kur’an, zulmün her çeşidini ortadan kaldırmayı ve huzuru getirmeyi hedeflediğini defalarca açıkladıktan sonra, kadın ve erkeğin, aynı haklara sahip olduklarını açıklamıştır.[1] O halde ailede huzursuzluğu kim çıkarırsa çıkarsın bu hoş karşılanamaz.

Hayır! Allah dövün demiyor.

Hatim indirmeye, ölülerin araksından okumaya kısa bir ara ver de, Kur’an’ı iyi oku;

“Şiddetli geçimsizlik yaşadığınız eşlerinizle önce oturup konuşun, olmazsa yataklarında yalnız bırakın, yine olmazsa bir müddet ayrılın. Barışıp anlaşırsa hala işi yokuşa sürüp bahaneler aramayın. Yücelik ve büyüklük Allah'a mahsustur; bundan hiç şüpheniz olmasın… Eğer eşlerin arasının iyice açılıp işin boşanmaya doğru gittiğini görürseniz tarafların ailelerinden birer hakem çağırın. Niyetleri gerçekten barışmaksa Allah niyetlerini boşa çıkarmaz. Allah her şeyi biliyor, her şeyi duyuyor; bundan hiç şüpheniz olmasın…” (Nisa; 4/34-35) .
Şu halde “Kadınları dövün” ayeti olarak meşhur olan bu ayet, 'İkişer, üçer, dörder…' ayetinin evliliklerin giderek çoğaltılmasını değil; giderek azaltılmasını amaçlaması gibi, kadın dövme olaylarının terk edilmesini amaçlamaktadır…
Hz. Peygamberin “Bütün gece, Muhammed ailesinin etrafında her biri kocasından şikâyet eden yetmiş kadın dönüp dolaştı. Hâlbuki sizler, o kadınlarını dövenlerin hayırlılarınız olduğunu göremezsiniz.” (İbni Mace, Ebu Davud) hadisinden de anlaşılacağı gibi, o dönemde de kadınlar dövülmektedir. Artan şikâyetler üzerine inen ayetlerde, dayak başta olmak üzere şiddeti yegâne çözüm yolu görenler bu işten vazgeçirilmeye çalışılmaktadır.
Zaten kadınlarını dövmekte olan, bu yüzden de koşup peygambere gelen ve bütün gece onun evinin etrafında şikâyetlenen 'mağdur' kadınlar için, bir de gelen ayetlerde 'Onları dövün, dövmeye devam edin' denir mi? Olacak şey midir? Bu, Kuran'ın daima mağduru koruyup kollayan ruhu ile bağdaşıyor mu?
Burada oturup konuşmadan, bir müddet yatağını veya odasını ayırma gibi gayet insanî yöntemlere başvurmadan, tek bildiği 'Karnından sıpayı başından sopayı eksik etmeyeceksin' olduğu anlaşılan o günkü Arap toplumunu ıslahın amaçlandığı apaçık ortadadır.
Bu ayetten sonra ne gibi gelişmelerin olduğuna baktığımızda, bizzat Hz. Peygamber'in ömrü boyunca evli olduğu hanımlara tek bir kez bile el kaldırdığını göremiyoruz. Bir ara hanımlarıyla sorun yaşayınca önce onlarla konuşmuş, sonra yatağını ayırmış ve bir müddet (iki ay kadar) onlardan ayrılmıştır. Sonra anlaşma sağlanınca tekrar dönmüştür. Ayete verdiğimiz meal onun bu uygulamasına da dayanmaktadır.
Şu halde tıpkı evlenme, içki, zina ayetlerinin aşama aşama ve belirlenmiş bir hedefe doğru gitmesi gibi, şiddetli geçimsizlik yaşayan ailelerin nasıl tekrar anlaşacağını düzenleyen bu ayet de, “kadınlarını döven” her hangi bir topluma beş aşamalı çözüm planı ile harika bir yol gösteriliyor ve denmek isteniyor ki:
1-Önce konuşun, anlaşın… 2- Olmazsa ev içinde yatakları/odaları ayırın… 3- O da olmazsa bir müddet evden ayrı kalın (ön ayrılık) … 4- O da olmazsa aile büyüklerinden hakemler çağırın… 5- O da olmazsa yani bütün iç yollar tükenmişse o zaman boşanın (talak) …
Alın bu yol göstermeyi dünyanın bütün ülkelerine göğsünüzü gere gere götürün.
İnsanlığın kitabı budur, ey dindar kardeşim!
Kanaatimce Kur’an yirmi üç yılda nazil olmasına rağmen, en fazla yüz yıla yayılan bir dönüşüm öngörüyordu. Bütün bu reformların yüz yıl içinde bitirilmesi ve insanlıkta devasa bir sıçrama yapılması gerekiyordu.Müslümanlar öncülüğünde ve Kur’an’ın devrimci hamleleleri ışığında büyük bir insanlık sıçraması planlanmıştı. Fakat Peygamberimizin ölümünden hemen sonra iç savaşlar başladı, İslam alemi bu savaş ve çekişmelerle ve de Bizans ile Sasani gelenek ve göreneklerine kendilerine kaptırarak bu hamleyi içeriden akamete uğrattılar. Rüzgar kısa sürede kesildi. Kur’an’ın insanlık rüyası gerçekleşemedi, yarım kaldı. Bu rüyanın peşine düşecek yeniden inşacılara bu nedenle şiddetle ihtiyaç var…

İslam’ın geldiği çağda Arap toplumunda, erkeğin eşini dövme âdeti bulunduğu bilinmektedir. Hz. Peygamber, bu kötü âdeti ortadan kaldırmaya çalışmıştır. Hatta Hz. Peygamber’in bir ara eşini döven erkeklere kısas uygulamayı bile düşündüğü rivayet edilmektedir.[42]
Müslümanlar için en güzel örnek olan[43] Hz. Peygamber’in, hayatı boyunca hiçbir kadına ve köleye bir fiske bile vurmadığını, Hz. Âişe söylemektedir.[44]
Hz. Peygamber'in '...hanımlarınıza yediğinizden yedirin, giydiğinizden giydirin, onları dövmeyin ve onları kötülemeyin' dediği nakledilmektedir.[45] Yine Hz. Ebu Bekir'in ölümünden sonra dünyaya gelen ve eğitim ve öğretimini Hz. Aişe nezaretinde yapan Ummu Kulsum bint Ebi Bekir 'Hz.Peygamber kadınları dövmeyi yasaklamıştır' der.[46]
Darimî, eserinde “Kadınları Dövme Yasağı” başlığı altında bir bab açmış ve bu konuda Hz. Aişe’den ve diğer sahabîlerden gelen rivayetleri vermiştir

SONUÇ
Bütün bu rivayetler ve görüşler sonunda şunu söyleyebiliriz: Hz. Peygamber’in, bu konudaki ayeti, yaptığı tefsire göre hareket edilirse erkek, eşini dövme cevazını bulamaz.[63]
Hz. Peygamber’in kadınları dövme yasağı koyduktan sonra bunu tekrar kaldırdığı ile ilgili rivayetler ifade ediliş ve anlam bakımından farklılıklar arz etmektedir. Bu karışıklık ravilerin bu konuda Hz. Peygamberi yanlış anladıkları izlenimini vermektedir. Bize göre Hz. Peygamber kadınları dövme konusunda koyduğu yasağı kaldırmamıştır.
Ayetteki dövme kaydına gelince bütün bu rivayet ve yorumlardan sonra şunu söyleyebiliriz. Ayetteki “darb” fiiline, “dövme” dışında başka bir mana vermek gerekir. Mesela oradaki “darebe” fiiline vazgeçmek manası verilebilir. Çünkü “Daraba an”, “terk etmek, bırakmak” anlamına gelir. Mesela “darb” fiili aşağıdaki ayette bu anlamda kullanılmıştır.
(Zuhruf 43/5) أ َ ف َ ن َ ض ْ ر ِ ب ُ ع َ ن ك ُ م ُ ا ل ذ ِ ّ ك ْ ر َ ص َ ف ْ ح ً ا أ َ ن ك ُ ن ت ُ م ْ ق َ و ْ م ً ا م ُ ّ س ْ ر ِ ف ِ ي ن َ
“Haddi aşan bir topluluk oldunuz diye vazgeçip Zikir’le (Kur’an’la) sizi uyarmaktan geri mi duralım? ”
Buna göre “ و ا ض ر ب و ه ن ”, aslında “و ا ض ر ب و ا ع ن ه ن ” anlamındadır. Burada bir “hazif” söz konusudur. Yani ayete, “...nüşuzundan korktuğunuz kadınlara öğüt verin, yataklarda onları yalnız bırakın ve onlardan uzak durun … ” (Nisa 34) anlamını verebiliriz. Bilindiği üzere Arapçada cer harfi hazfedilebilir. “ ق د ر ن ا ه م ن ا ز ل ” Ayetinde “lem” harfi cerri hazfedilmiştir. Ayet “ ق د ر ن ا ل ه م ن ا ز ل ” demektir. “ا ن م ا ذ ا ل ك م ا ل ش ي ط ا ن ي خ و ف أ و ل ي ا ئ ه ” ayetinde “ba” harfi cerri hazfedilmiştir. Yani ayet “ا ن م ا ذ ا ل ك م ا ل ش ي ط ا ن ي خ و ف ب أ و ل ي ا ئ ه ” demektir. Bu iki örnekte “lem ve ba” harfi cerleri hazf edilmiştir. Nahivcilerin belirttiğine göre diğer harfi cerler de hazfedilebilir.[64]
Bizim üzerinde durduğumuz ayette “an” harfi cerinin hazfinin sebebi “ و ا ض ر ب و ه ن ” cümlesinden önceki iki cümlede (1- “ ف ع ظ و ه ن ” ve 2- “ ف ي ا ل م ض ا ج ع و ا ه ج ر و ه ن ”) zamirler fiile harfi cersiz olarak bitişmiştir, devamındaki “ و ا ض ر ب و ه ن ” cümlesinde de zamir fiile harfi cersiz bitiştirilerek bir uyum sağlanmıştır.
Ayrıca Arapçada “Daraba” fiilinin harfi cersiz olarak kullanıldığında ayırmak manasına geldiği yerler bulunmaktadır.
أ َ ن ز َ ل َ م ِ ن َ ا ل س َ ّ م َ ا ء م َ ا ء ف َ س َ ا ل َ ت ْ أ َ و ْ د ِ ي َ ة ٌ ب ِ ق َ د َ ر ِ ه َ ا ف َ ا ح ْ ت َ م َ ل َ ا ل س َ ّ ي ْ ل ُ ز َ ب َ د ا ً ر َ ّ ا ب ِ ي ا ً و َ م ِ م َ ّ ا ي ُ و ق ِ د ُ و ن َ ع َ ل َ ي ْ ه ِ ف ِ ي ا ل ن َ ّ ا ر ِ ا ب ْ ت ِ غ َ ا ء ح ِ ل ْ ي َ ة ٍ أ َ و ْ م َ ت َ ا ع ٍ ز َ ب َ د ٌ م ِ ّ ث ْ ل ُ ه ُ ك َ ذ َ ل ِ ك َ ي َ ض ْ ر ِ ب ُ ا ل ل ّ ه ُ ا ل ْ ح َ ق َ ّ و َ ا ل ْ ب َ ا ط ِ ل َ ف َ أ َ م َ ّ ا ا ل ز َ ّ ب َ د ُ ف َ ي َ ذ ْ ه َ ب ُ ج ُ ف َ ا ء و َ أ َ م َ ّ ا م َ ا ي َ ن ف َ ع ُ ا ل ن َ ّ ا س َ ف َ ي َ م ْ ك ُ ث ُ ف ِ ي ا ل أ َ ر ْ ض ِ ك َ ذ َ ل ِ ك َ ي َ ض ْ ر ِ ب ُ ا ل ل ّ ه ُ ا ل أ َ م ْ ث َ ا ل َ
“Allah gökten su indirir, dereler onunla dolar taşar. Sel, üste çıkan köpüğü alır götürür. Süslenmek veya faydalanmak için ateşte erittiklerinizin üzerinde de buna benzer bir köpük vardır. Allah, böylece hak ve batılı birbirinden ayırır. Binaanaleyh köpük uçup gider, insanlara fayda veren ise yerde kalır. Allah bunun gibi misaller verir. (Ra’d 13/17)
Nisa 34. ayete buna göre bir anlam verirsek mana şöyle olur: “...nüşuzundan korktuğunuz kadınlara öğüt verin, yataklarda onları yalnız bırakın ve onları ayırın… ” Buradaki “ayırın” hitabı ilgililere yapılmış olur ve evlilik yürümüyorsa onları eşlerinden ayırın demek olur. Buda toplumda yönetimi elinde bulunduran otoritedir

alıntı tevhitnesli.com

Mustafa Semerci
Kayıt Tarihi : 28.1.2011 18:23:00
Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • Melek Gül Kanakıtan
    Melek Gül Kanakıtan

    cenab-ı ALLAH ağlayan kadının gözyaşlarını sayarmış
    mevlam söyle buyurmuştur ben kadınları ayak kemiğinizden yaratmadım kadınlarınızı ayaklar altına almayın diye bas kemiğinzden yaratmadım başınıza cıkmasın diye ben kadınları kalbınıze yakın yerden sol kaburganızdan yarattım ki kalbinize yakın olsun sevin merhamet edin diye

TÜM YORUMLAR (1)