Sallanıyor deniz
Karşıda kayık
Kafam kıyak
Masamın adı “Sen”
Rakı yok yanımda
Sen varsın..
Durgun bugün deniz, suskun, yorgun
Dalga atmaya mecali yok
Martıların kanatlarında uçmaya mecali yok
Benimse yürümeye gücüm var
Sen yoksun
Tozun içinden geçen güneş ışığı
Bir derenin yanından kıvrılarak
Bir sabah yüzüme vurur ve ben
Anlarım ki en büyük hüzün
Yüzünü bir gün görmemekmiş
Ve sana olan sevgim
Binlerce kelime dolaşırken aklımda
Sana söylenmemiş sözler gibi
Kalabalıklara bakıp geçirirken içini
Sevdiğini arayan gözler gibi
Yanar mı diye denerlerse gözlerine baka baka
Derin yaralara basılmış tuzlar gibi
Bugün neden benziyor kördüğüme ve uzaklara dalan gözlerin ne alacağı var dünümden?
Gördüğümün uzaklara benzediği düşlerin içinden bir tuzak nasılda bekliyordu seni yarınında?
Uzanıp kurulan düşlerin içinden geçen onlarca insandan ne istedin
Bugün
Neden benziyor kördüğüme ve uzaklar
Kendine bakan gözlerden bir zaman mı alacaklıdır? İçinden sen geçen güzlerde
Ağaçlar yaprak dökmüyor
Günü
Bir denizin ardında kaybedip
Ufkunda bulmak isterim
Ellerin
Bir göçmen kuşun yuvası
Adını hiç bilmediğim
Düz ovalarını kıvrımlı yolların doğurduğu kentler de gördüm, geniş kaldırımları insansız sokaklar da. Rüzgarı güllerini en yüksek dağlara inşa eden mühendisler şehrimin kaldırımlarını dar, kırık ve yamuk yaparken ne düşündüler acaba. Bazı hikayelerin başladığı yer bittiği yerden daha güzeldir. Belki de size bu söylediklerim yalan. Sizi doğrularla kandırmaktansa, yalanlara inandırmak istedim belki de. Sürekli doğruları söyleyen gazetelerin doğruları kimin için ne kadar doğru ya da sürekli doğruları söyleyen birine ne kadar güvenebiliriz? Bizi bu sorular meşgul ededursun da şunu yanıtlayalım; Erdemli olmak her zaman ve her yerde doğruları söylemek midir?
Tüm yolların romaya çıktığı yalan. Bu şehirde tüm yollar sevdiğim koylara çıkıyor.
Ne kadar seviyorsun diye sordular
Su damlası kadar dünyadaki dedim.
Gökyüzünün tavanı, atmosferin havası
Dünyadaki her tozun zerresi kadar dedim
Yeni aşıkların dudaklarındaki ıslaklık
Aklımı egemen duyguların içinden koparmak istediğim her anda uçsuz bucaksız dağların çevrelediği bu şehrin içerisinde sıkıştığımı hissettim. Yüzlerin doğurduğu soluk bakışların üzerimde gezerken hüznün ne maksadı olabilir bugünümden?
Ben kendime ne zaman yabancı bir çingenenin gözlerinden baksam, saçlarında tek tük ağaran tellerin arasına saklanmış kırık bir gençlik görürüm. Sahiden, kırılmış bir hevesin doğurduğu ağırlığı hangi kantarda tartmalıyım? Themis gerçekten Delphi Tapınağından kalkıp gelseydi, kolunu böylesine kaldırır mıydı kefeleri bunca adaletsizliklerle doluyken? Kehaneti doğuranın öyküsü tarihin tozlu raflarının arasındayken, ben beni bunca acının içiden nasıl bir öyküye koyabilirim? Zor zamanlarımda kederin böldüğü aklımı, on köşesinden nasıl dikerim?
Parçaların tesiri hareketinden gelse de, ben kendimi böldüğüm bin parçadan nasıl tekrar bir ben yapabilirim?




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!