Her İnsanın Bir İnsanı Vardır - düz yazı

Adnan Durmaz
463

ŞİİR


4

TAKİPÇİ

Her İnsanın Bir İnsanı Vardır - düz yazı

'Sevgili âşıklarından birisini huzuruna çağırdı. Âşık aşk mektubunu çıkarıp sevgilisinin huzurunda okumaya başladı.
Mektupta beyitler, öğütler, İhtiyaç ve âciz, yoksulluk., birçok lâflar vardı.
Maşuk dedi ki: 'Eğer bu okuma, benim içinse vuslat zamanı ömür zayi etmektir bu!
Ben yanındayım, sen mektup okuyorsun. Bu, âşıklık alâmeti değil kî! '
Âşık dedi kî: 'Doğru, sen buradasın ama ben, istediğim zevki, istediğim gibi bulamıyorum ki.
Geçen yıl senden aldığım zevki, şimdi vuslatına erişmiş olduğum halde alamıyorum.
Ben bu kaynaktan arı, duru su içtim, o suyla gözümü de yeniledim, gönlümü de.
Şimdi kaynağı görüyorum ama su yok. Yoksa su yolumu birisi mi kesti.' dedi.
Maşuk dedi kî: 'Şu halde ben, senin sevgilin değilim. Ben Bulgar Türküyüm, sen Kanı Türkü istiyorsun.Sen bana değil, bir hale âşıksın. Fakat yiğitim, hal elde kalmaz ki.
Senin tamimiyle İstediğin ben değilim. Âlemde istediğin şeyin bir kısımcağızı da bende var.
Sevgilin değilim, sevgilinin eviyim. Halbuki aşk, peşindir, eldedir; sandıkta değil!
Sevgili, tek olan sevgiliye derler. Gelişin de ondandır, sonuncu gidişin de ona! Onu buldun mu başkasını beklemezsin, gayri. Ortada görünüp duran da odur, gizli olan da o!
O, hallere sahip bîr hâkimdir, mahkûm değil. Aylar, yıllar, o ay yüzlünün kuludur, kölesidir.
Dilerse söyler, hale ferman eder., dilerse hükmeder, cisimleri can haline getirir.
Mevlana-

Her insanın bir insanı vardır
Bu insan yaşadığımız dünyada hem bizimle aynı özelliklere sahip,hem de bizi tamamlayan kişidir.
Örneğin,kitap okumayı karşındaki de senin gibi yaşamın vazgeçilmezi sayarken,bilgileri seninkileri tamamlayıcı nitelikteyse,bitmez bir alış veriş,duygu ve düşünce üretiminin ön koşullarından birisi gerçekleşmiş demektir.insanın pek çok yönü ve ilgi alanın olabilir.bizimle aynı alanlara ilgi duyan insanlarla paylaşırız ilgi alanlarımızı..bir grup insanla felsefe sohbetleri yaparken, bir başka grupla da hafta sonları dağa tırmanır.aynı bilgilerden çok,aynı alanda birbirini besleyen bilgilere sahip olmaktır.Birliktelikler ancak bu şekilde daha üretici olabilir.
Aynı kültürel değerleri taşımaları her zaman gerekmez birlikteliklerin.farklılıklar her zaman çatışma değildir.uçları birleşen birbirini tamamlayan farklı değerler,karşıtlıklarından güzellikler yakalarlar tıpkı gece ve gündüz gibi.kişinin kendisinde olmayanın karşısındakinde olması ve onu tamamlamasıdır üretken buluşma.
İki insanın benzer özellikleriyle birbirini tamamlamasında,yaşamdan öğrendiğimiz somut bilgilerin önemli bir yeri vardır; ancak öncelikli olan,yaşamın bizde oluşturduğu,algılarımız,duyarlılıklarımız,etkilenme nedeni ve biçimlerimiz,ve dünyaya bakışımız gibi özelliklerimizdir.bu özelliklerimizin sözden çok yaşamla gözlenmesi gerekir birbirini tamamlama sürecinde.
Her insanın bir insanı vardır
Tıpkı elmanın iki yarısı gibi
Yeryüzündeki tüm elmaları ortadan ikiye bölüp,bir yere toplamak mümkün olsa; ve her birine en uygun parçayı arasak,kuşkusuz ki,pek çok parça birbirini tamamlayacaktır.Ancak yarım bir parçayı en iyi ve tamı tamına kendi diğer yarısı tamamlayabilir.Kuşkusuz ki,her insanın da bütünleşebileceği pek çok insan vardır; fakat en iyi tek bir insanla bütünleşebilir.
Yaşantımızda şu ya da bu nedenle ayrıldığımız sevgililer vardır.bu insanlarla bütünleşen ve bütünleşmeyen yanlarımız da olmuştur.zaman içinde bütünleşmesi olanaksız yanlarımız iyice açığa çıkmış,denetimi ele alarak aradaki diğer bağları da koparmıştır.kurt gibi üreyip,düşlerimizin dalları gökyüzüne varan ağacını kurutmuştur.
Hayatımızdan çıkıp giden her insana ilişkin güzellikler de kalmıştır bizde.aşka ve birlikteliklere gerekli bir çok bilgiyi,kavgayla gürültüyle,acı ve sevinçle öğrendiğimiz ve kendimizi tanıdığımız birer okuldur her biten ilişki.ve her sevgili her şeye rağmen birer öğretmendir.güzelliklerle anmak kimi zaman zor olsa da erdemdir onları. Şansımız yaver gider de bize ait olan,kendisine ait olduğumuz insanı bulabilirsek,daha önce tüm yaşanmışlıklardan öğrendiğimizle,en son ve en büyük aşkı yaşayacağız demektir.
Kendi insanını bulmak imkansız denecek kadar zor bir süreçtir.Tüm insanlar,evli veya bekar olsun, farkında olmadan yaşamın kaynağı aşkın nesnesi olan o insanı hep özler; sürekli onun boşluğunu içinde taşır ve arar.
Toplu taşım araçlarındaki ve caddelerde dolaşan insanlarda herkesin fark ettiği belirgin bir davranış biçimi,genel olarak birbirlerine bakmalarıdır.Gözler yüzleri gözleri arar,kovalar,izler.herkes mutlaka caddede yürürken karşıdan gelen bir çok insanla göz göze gelmiştir.Kuşkusuz ki bütün kalabalığı ahlaksızlıkla suçlayamayız.
Yüzümüzün bir kitabı olmalıdır..sözün ötesinde bir kitap..Oradaki her sözcüğü,acılarla,sevinçlerle hayat yazmış,her satıra yıllarca özen göstermiştir.dilin anlatamadıklarını göz ve gönül okuyuverir oradan..yüzümüzün kitabından sevinç,hüzün,acı ve öfkeyi göz nasıl okursa öyle.Kimi zaman ilk kez gördüğümüz bir insan,bizi dehşetle iterken,bir başkası dehşetle çekmez mi.Soğuk ve itici dediğimiz insanları çekici bulanlar da vardır,sıcak ve çekici dediğimiz insanları itici bulanlar da..
Her insan,yüzünün kitabıyla sevgilisi olacak insanı okuyacak değil elbet..şunu biliyoruz ki,yeryüzünde yaşayan milyonlarca insan içinde,eğer tanıma şansımız olsa,nice büyük dostluklar ve arkadaşlıklar kurabileceğimiz ne çok insan vardır.Ancak,onların içinden çok azını tanıma şansımız olur.fakat biliriz,dünyanın bir yerlerinde bizim tanışmadığımız dostlarımız ve arkadaşlarımız vardır.Onlardan sadece birisidir sevgili olabileceğimiz kişi..
Evli olsun,bekar olsun hatta sevgilisi olan birisi olsun,kişi farkında olmadan arar insanını.'Eşim çok mükemmel,çok iyi vs ama aramızda coşku yok' diyen,nice insan vardır.bir başka grup da sadece'evliliğin aşkı öldürdüğünü' söyler.Belirtmek gerekir ki,büyük bir çoğunluk bu farkında olmadan arayışını,sımsıkı sarıldığı ahlak değerleriyle bastırarak yazgısını kabullenir..
Kimi zaman karşıdaki kişiyi kendinden üstün kendini aşağıda görmeninb yarattığı güvensizliğin açık adı olan kıskançlık,bir tür karşıdakini zapt ü rap altına almaktır.eğer karşımızdaki kişinin davranışlarındaki gevşeklik bizim ona olan güvenimizi yıkmışsa,zaten birlikteliği sürdürmek,kıskançlığı içinde yara gibi büyüten bir işkencedir bu konuda,Goethe,'Kıskançlık karşı tarafın bir yabancıyla ruh akrabalığını sezmaktir.'diyor.Aynı Düşünür,bir başka yerde ise şöyle açıklıyor:'Karşılaştıklarında birbirini çabuk saran ve karşılıklı belirleyen tabiatlara akraba (ruhlar) diyoruz.
Kendi insanını bulamamış; ancak bir başkasıyla birlikte olan (evli veya uzun süredir sevgili) kişilerdeki bir başkasına duyulan aşklar,çoğu kez felakete dönüşmektedir.Birlikte olduğu insanla yaşadığı uyumsuzluklar sonucunda bir başkasını hayatının aşkı sanıp,her şeye bir ihanetle tekme vuranlar,yaşadıkları bunaltıcı kısır ilişkilerde bir serap gördüklerini çok geçmeden anlarlar.
Her insanın bir kendi insanı vardır.
Yalanları yanlışları iki yüzlülükleri birbirine uyan insanlar da buluşabilirler hayatın bir dönemecinde.buluşmaları onlara kuşkusuz güzellik katacaktır.Aşık olmak,yooksul bir köylünün kıraçtaki tarlasından suyun artezyen yapıp fışkırmasına benzer.Sahibi istese de istemese de,yerden kaynak yapan su,çevredeki tarlaları da sulayıp yeşertecektir.Konuyla ilgili pek çok gönül insanının dediği gibi aşk kötüyü
İyi,çirkini güzel kılar.
Richard Bach'ın Sonsuza Uzanan Köprü adlı romanı,bir özyaşamöyküsü olarak ilginç bir arayışın öyküsüdür.A.B.D gibi yaşam standartları yüksek bir ülkede Martı romanıyla ünlenmiş yazar,kendine ait uçağıyla ülkeyi bir uçtan diğer uca gezerken,bir yandan da uğradığı her yerde gösteri uçuşları yapmaktadır.Böylece,bir yandan para kazanırken,diğer yandan da,yeryüzünde var olduğuna inandığı kendi insanını aramaktadır.Bir yerden sonra,'kendi insanını gösteri uçuşlarında bulamayacağını 'anlayıp,bu işi bırakarak sürdürür arayışını.Sonuçta aradığı insanı bulur Rrichard Bach; ancak uzakta değil kendi yakınlarında.Böyle bir arayış,kuşkusuz,iğneyle dağa tünel kazmaya benzer ve başarı şansı da düşüktür.Yaşadığımız ülkelerin bize sunduğu toplumsal koşullarına uygun olarak,köylü köylüyle,işçi işçiyle,doktor doktorla,öğretmen öğretmenle kurulan 'sunulmuş' birliktelikler,bir tür dayatmadan başka nedir ki..Bize dayatılan aşk değil,ancak zorunluluktur.
Gerçek aşkın halleri belki de neyi aradığını bilmeden aramaktır.bakmasını,görmesini bilmektir.kendine ait olanı tanımaktır.Aşkın hallerinin ne reçetesi olabilir,ne planlaması,ne de belli bir yolu.Zaman dışına taşan hayatın kendisinden başkası değildir aşkın yolu olsa olsa.kalabalıklarda gezerek çevre genişletmek güzeldir; ancak aşk bulma amacıyla aramak pek de verimli olmayacaktır.Çünki hayat aşka yürüyen bir yol ve arayıştır zaten.İki kişinin,iki kişi olarak buluşması,şapaşap yerlerine oturması değildir buluşmak.aşkta buluşmak,tüm evrenle buluşmaktır.Yaiadığı toplumdan,doğadan kopmak değildir.kötü,iyi,güzel,çirkin tümünde bir buluşma ve karşılıklı teslimiyet,karşındak,i insana ve evrene..kişinin okur yazarlığı, mesleği,,bilgeliği söz konusu olmadan,sonsuz uyumunda buluşmak evrenin..
Aşk sadece mürekkep yalamışların tekelinde değildir.dünya gettolarında ahkam kesen enteller yozlaşmanın askerleri gibi güzeli çirkine,iyiyi kötüye dönüştürürken,onların savunuculuğunu da kimseye bırakmazlar.Aşkın gülünü sayaklar altına atan onlardır.Doğayla daha çok içiçe,hayatın zorlu çelişkilerini daha derinden yaşayan bir köylü daha çok sevip,aşkı daha çok yaşayabilir.Dünyanın tüm sevda türküleri,adını bile bilmediğimiz yoksul insanlara aittir..En ilkel kabilelerde sevda türküleri çoğunluktadır.Ağıtlarını yürekten söyleyenler,elbet türkülerini de yürekten söyleyecektir.adı başka başka olsa da,dünyanın her yerinde serenadlar ve uzun havalar vardır
Yunan çoban şiirlerinde aşk ne kadar doğal ve kendi seyrindedir.sevgilisine bir tek türkü söylemek için koyunlarını rica minnet arkadaşına bırakan çobanın güzelliği tüm aşıklarda yaşarken,bir başka çoban türküsünde şunları söylemektedir:'keçi yoncanın,kurt keçinin peşinden gider; turna sabanın peşinden.ben ise senin için çıldırıyorum'Anadolu geleneklerinde bazı türkmen aşiretlerinde bir zamanlar türkü yakmayana kızlar aşık olmaz,aileleri de vermezdi.Sayısız türkü boşuna ortaya çıkmış olamaz ki.
Onursuz yaşamaktansa,kendisine verilen,baldıran zehiri içerek ölme cezasına razı olan ve onuruyla zehir kasesini başına diken yüce Sokrates şunları söylüyor:' Aşk ilişkisi, doğası gereği, sorgulayıcı ve çürütücüdür. Her şeyden önce, aşk bir anlamda kuşkudan, sevgiliyi sorgulamadan, incelemeden ve sevgiliye ilişkin bir araştırmadan oluşur, çünkü seven sevgilisinde kendisini tamamlayacak, gerçekleştirecek olan şeyi aramaktadır; bu nedenle seven gerçek sevgilisini bulmak ereğiyle, bıkıp usanmadan insanları sınar ve inceler ve eğer talihi yaver gider de, aradığı sevgiliyi bulabilirse, onun gerçekten araştırmasının gerçek nesnesi olup olmadığını anlamak -gerçekte, onu (iyiye ilişkin) yeni araştırmasının nesnesi yapabilmek- için, bu kez de sevgiliyi inceler, ikinci olarak, aşk sorgulayıcı ve çürütücüdür, çünkü insanın kendisiyle olan bir ilişkisi olarak bile, aşk doğası gereği, insanın kendisi ve kendi gerçekleşmesi için kaçınılmaz bir arayıştır: Bir sorgulama ve kuşkulanma (ben altı üstü bu kadar mıyım? , Ben yalnızca bunlardan mı ibaretim?) , bir araştırma (Ben neyim? , Ne olmam gerekir?) , bir yadsıma (Şu an bende ortaya çıkmış kişi, kesinlikle yeterli biri değildir!) Ve gelişmeyi isteme sürecidir.'
29.11.2001
adnan durmaz
www.adnandurmaz.com

Adnan Durmaz
Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!