bir köşeye istiflenip atılmış
sandık üstünde sandık gibi mıhlarken hepimizi hayat
hatta sınarken
söylenmemiş bir söz yazılmamış bir hikaye gibi
yutkunurken dudağımızda
tüm sözler
dilsiz ve âmâ
tırnak uçlarımızın hıçkırığından
dökülen kelimelerin ıssızlığı gibi naçarlığımız
yarım kalmış aşkların ayazlarında kınalanırken
ketum adımlarımız
serseri bir mayın gibi yayılır hüznümüz
toprağa
sessizce uyutuluyoruz
çürümüş ruhların kokuşmuşluğunda çöpleşmiş dünya
toprağın nefesini emen ağaçlardaki kuruluğun
neftiliğinde aykırılık
kendini ölümsüz sananların ahmaklığında
çarpık düzenin ukala elçileri kirli elleriyle ipe un sermekte
gölgelenen gerçeklerinse ağırlığı var kaygan omuzlarında
inançsız ve merhametsiz zamanın mazgal deliklerinden
akan irinle yıkanan yüzsüz yüzlerinde
katmerlenirken küstah destursuz yalanlar
sınır tanımazken
gerçekliğin altın kaplı yüzü hiçbir yalanla hiçbir riyâyla
ya da kum tepecikleriyle örtülemez
unutmasınlar ki
en ufak bir poyrazla sis gibi dağılır bu zehirli efsun
güneş gibi ayna gibi pırıl pırıl parlatılır
gerçekliğin has yüzü
handikap yollarında oturup durup
dünyanın yamuk terazisini dikkatlice izlerken
zaman korkmadan yüzsüzlerin yüzünü tel örgülere
yırtık çaput gibi çiviler
oyunun sonunda
ey! kuyruklu kötülük ey! çilli engerek
ruhuna su katılmamış sıfatsız ucube ey!
yoksa hâlâ şüphen mi var
gerçekliğin nişanı ebedi taç olmuşken başıma
üstüme üstüme gülümseyen binlerce nurdan güneşle
yıkanırım her gün
görmez misin?
2311202511:16
Ayşe UçarKayıt Tarihi : 29.11.2025 13:56:00
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!