Han Duvarlari Şiiri - Faruk Nafiz Çamlıbel

Faruk Nafiz Çamlıbel
54

ŞİİR


211

TAKİPÇİ

Han Duvarlari

Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı,
Bir dakika araba yerinde durakladı.
Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar,
Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar...
Gidiyordum, gurbeti gönlümle duya duya,
Ulukışla yolundan Orta Anadolu'ya.
İlk sevgiye benzeyen ilk acı, ilk ayrılık!
Yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık,
Gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı...
Arkada zincirlenen yüksek Toros Dağları,
Önde uzun bir kışın soldurduğu etekler,
Sonra dönen, dönerken inleyen tekerlekler...

Ellerim takılırken rüzgârların saçına
Asıldı arabamız bir dağın yamacına.
Her tarafta yükseklik, her tarafta ıssızlık,
Yalnız arabacının dudağında bir ıslık!
Bu ıslıkla uzayan, dönen kıvrılan yollar,
Uykuya varmış gibi görünen yılan yollar
Başını kaldırarak boşluğu dinliyordu.
Gökler bulutlanıyor, rüzgâr serinliyordu.
Serpilmeye başladı bir yağmur ince ince.
Son yokuş noktasından düzlüğe çevrilince
Nihayetsiz bir ova ağarttı benzimizi.
Yollar bir şerit gibi ufka bağladı bizi.
Gurbet beni muttasıl çekiyordu kendine.
Yol, hep yol, daima yol... Bitmiyor düzlük yine.
Ne civarda bir köy var, ne bir evin hayali,
Sonunda ademdir diyor insana yolun hali,
Arasıra geçiyor bir atlı, iki yayan.
Bozuk düzen taşların üstünde tıkırdıyan
Tekerlekler yollara bir şeyler anlatıyor,
Uzun yollar bu sesten silkinerek yatıyor...
Kendimi kaptırarak tekerleğin sesine
Uzanmış kalmışım yaylının şiltesine.

Bir sarsıntı... Uyandım uzun süren uykudan;
Geçiyordu araba yola benzer bir sudan.
Karşıda hisar gibi Niğde yükseliyordu,
Sağ taraftan çıngırak sesleri geliyordu:
Ağır ağır önümden geçti deve kervanı,
Bir kenarda göründü beldenin viran hanı.
Alaca bir karanlık sarmadayken her yeri
Atlarımız çözüldü, girdik handan içeri.
Bir deva bulmak için bağrındaki yaraya
Toplanmıştı garipler şimdi kervansaraya.
Bir noktada birleşmiş vatanın dört bucağı,
Gurbet çeken gönüller kuşatmıştı ocağı.
Bir pırıltı gördü mü gözler hemen dalıyor,
Göğüsler çekilerek nefesler daralıyor.
Şişesi is bağlamış bir lambanın ışığı
Her yüzü çiziyordu bir hüzün kırışığı.
Gitgide birer ayet gibi derinleştiler
Yüzlerdeki çizgiler, gözlerdeki cizgiler...
Yatağımın yanında esmer bir duvar vardı,
Üstünde yazılarla hatlar karışmışlardı;
Fani bir iz bırakmış burda yatmışsa kimler,
Aygın baygın maniler, açık saçık resimler...

Uykuya varmak için bu hazin günde, erken,
Kapanmayan gözlerim duvarlarda gezerken
Birdenbire kıpkızıl birkaç satırla yandı;
Bu dört mısra değil, sanki dört damla kandı.
Ben garip çizgilere uğraşırken başbaşa
Raslamıştım duvarda bir şair arkadaşa;

"On yıl var ayrıyım Kınadağı'ndan
Baba ocağından yar kucağından
Bir çiçek dermeden sevgi bağından
Huduttan hududa atılmışım ben"

Altında da bir tarih: Sekiz mart otuz yedi...
Gözüm imza yerinde başka ad görmedi.
Artık bahtın açıktır, uzun etme, arkadaş!
Ne hudut kaldı bugün, ne askerlik, ne savaş;
Araya gitti diye içlenme baharına,
Huduttan götürdüğün şan yetişir yârına! ...

Ertesi gün başladı gün doğmadan yolculuk,
Soğuk bir mart sabahı... Buz tutuyor her soluk.
Ufku tutuşturmadan fecrin ilk alevleri
Arkamızda kalıyor şehrin kenar evleri.
Bulutların ardında gün yanmadan sönüyor,
Höyükler bir dağ gibi uzaktan görünüyor...
Yanımızdan geçiyor ağır ağır kervanlar,
Bir derebeyi gibi kurulmuş eski hanlar.
Biz bu sonsuz yollarda varıyoruz, gitgide,
İki dağ ortasında boğulan bir geçide.
Sıkı bir poyraz beni titretirken içimden
Geçidi atlayınca şaşırdım sevincimden:
Ardımda kalan yerler anlaşırken baharla,
Önümüzdeki arazi örtülü şimdi karla.
Bu geçit sanki yazdan kışı ayırıyordu,
Burada son fırtına son dalı kırıyordu...
Yaylımız tüketirken yolları aynı hızla,
Savrulmaya başladı karlar etrafımızda.
Karlar etrafı beyaz bir karanlığa gömdü;
Kar değil, gökyüzünden yağan beyaz ölümdü...
Gönlümde can verirken köye varmak emeli
Arabacı haykırdı "İşte Araplıbeli! "
Tanrı yardımcı olsun gayrı yolda kalana
Biz menzile vararak atları çektik hana.

Bizden evvel buraya inen üç dört arkadaş
Kurmuştular tutuşan ocağa karşı bağdaş.
Çıtırdayan çalılar dört cana can katıyor,
Kimi haydut, kimi kurt masalı anlatıyor...
Gözlerime çökerken ağır uyku sisleri,
Çiçekliyor duvarı ocağın akisleri.
Bu akisle duvarda çizgiler beliriyor,
Kalbime ateş gibi şu satırlar giriyor;

"Gönlümü çekse de yârin hayali
Aşmaya kudretim yetmez cibali
Yolcuyum bir kuru yaprak misali
Rüzgârın önüne katılmışım ben"

Sabahleyin gökyüzü parlak, ufuk açıktı,
Güneşli bir havada yaylımız yola çıktı...
Bu gurbetten gurbete giden yolun üstünde
Ben üç mevsim değişmiş görüyordum üç günde.
Uzun bir yolculuktan sonra İncesu'daydık,
Bir handa, yorgun argın, tatlı bir uykudaydık.
Gün doğarken bir ölüm rüyasıyla uyandım,
Başucumda gördüğüm şu satırlarla yandım!

"Garibim namıma Kerem diyorlar
Aslı'mı el almış haram diyorlar
Hastayım derdime verem diyorlar
Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış'ım ben"

Bir kitabe kokusu duyuluyor yazında,
Korkarım, yaya kaldın bu gurbet çıkmazında.
Ey Maraşlı Şeyhoğlu, evliyalar adağı!
Bahtına lanet olsun aşmadınsa bu dağı!
Az değildir, varmadan senin gibi yurduna,
Post verenler yabanın hayduduna kurduna! ..

Arabamız tutarken Erciyes'in yolunu:
"Hancı dedim, bildin mi Maraşlı Şeyhoğlu'nu? "
Gözleri uzun uzun burkuldu kaldı bende,
Dedi:
"Hana sağ indi, ölü çıktı geçende! "
Yaşaran gözlerimde her şey artık değişti,
Bizim garip Şeyhoğlu buradan geçmemişti...
Gönlümü Maraşlı'nın yaktı kara haberi.

Aradan yıllar geçti işte o günden beri
Ne zaman yolda bir han rastlasam irkilirim,
Çünkü sizde gizlenen dertleri ben bilirim.
Ey köyleri hududa bağlayan yaşlı yollar,
Dönmeyen yolculara ağlayan yaslı yollar!
Ey garip çizgilerle dolu han duvarları,
Ey hanların gönlümü sızlatan duvarları! ..

Faruk Nafiz Çamlıbel
Kayıt Tarihi : 15.7.2000 08:43:00
Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • Yunus Taşçı
    Yunus Taşçı

    Her okuduğumda yüreğimde sızılar karmaşık duygular uyandırıyor.

  • Yunus Taşçı
    Yunus Taşçı

    Her okuduğumda yüreğimde sızılar karmaşık duygular uyandırıyor.

  • Şiiri seven bir dost
    Şiiri seven bir dost

    Bu şiir cok güzel ama ezberlemem gerekk

  • Osman BİLGE
    Osman BİLGE

    80'li yıllarda lise edebiyat kitabında vardı bu şiir her zaman okumaktan müthiş zevk alırım. Bir yolculuk ancak bu kadar muhteşem anlatılır.Hele "Maraşlı Şeyyhoğlu...her zaman gözlerim dolar. muhteşem ne diyim...

  • Kurt,
    Kurt,

    Şiirin hepsi neden yok?

  • beyza nur güneş
    beyza nur güneş

    atlarımız çözüldü girdik haneden içeri
    bir deva bulmak için bağırındaki yaraya
    toplanmıştı garipler şimdi kervansaraya
    bir noktada birleşmiş vatanın dört bucağı
    gurbet çeken gönüller kuşatmıştı ocağı
    bir parıltı gördü mü gözler hemen dalıyor
    göğüsler çekilerek nefesler daralıyor
    şişesi is bağlamış bir lambanın ışığı
    her yüze çiziyordu bir hüzün kırışığı
    git gide birer -- gibi derinleştiler
    yüzlerdeki çizikler gözlerdeki çizikler
    yatağımın yanında esmer bir duvar vardı
    üstünde yazılarla hatlar karışmışlardı
    fani bir iz bırakmış burada yatmışsa kimler
    aygın baygın maniler açık saçık resimler
    uykuya varmak için bu hazin günde erken
    kapanmayan gözlerim duvarlarda gezerken
    birden bire kıpkızıl bir kaç satırla yandı
    bu dört mısra değildi sanki dört damla kandı
    ben gurbet çizglerle uğraşırken baş başa
    rastlamıştım duvarda bir şair arkadaşa
    on yıl var ayrıyım kına dağından
    baba ocağından yar kucağından
    bir çicek dermeden sevgi bağından
    huduttan hududa atılmışım ben
    altında bir tarih sekiz mart otuzyedi
    gözüm imza yerinde başka bir ad görmedi
    .......

  • APOLAT
    APOLAT

    Vatan sevgisiyle birlikte gurbetin acılarını anlatan güzel bir şiir.

  • ramiz
    ramiz

    ırgat yama hüzün her yer toprak duvar sudan hatıralar
    bir yol hikayesi genç bir adam bir çift at bir çocuk şair
    ne bu dünyadan nede hatırlanmadan bir daha anadolu
    gelmem ben bu dünyada orta orta anadolu ne iz var ne
    iz gemerek sivas kayseri niğde ne bana bir gülüş var
    ne istanbuldan bir iz var

  • Hümmet ÇİFTÇİ yesilcevrehotmailcom
    Hümmet ÇİFTÇİ yesilcevrehotmailcom

    ben okumadım ama duyduğım reşet nüri niğdeden kayseri,ye gider ken trenle tabi, FNÇ ni bu olayın geçtiği hanlardan birini gördüğünü söylüyormu. anadoludan notlar isimli eserinde. hata o yöeenin insanları işte faruk nafiizn Hanı diyorlarmış..

  • hümmet çiftçi
    hümmet çiftçi

    bu şiirle yeni tanıştım..tek sorunum şu.. şiirin akıcılığı içinde geçen şeyoğlu satılımış ın geçtiği hanlardanmı geçmiş.. çünkü her kaldığı handa bir dörtlğünü yada bir bölümünü duvardan okuyor. Acaba her yattığı oda da tam şeyoğlunun yattığı yatakmı denk geldi.. sanırım o şiir ozamanlar anadoluda söylenen bir türkü. FNÇ bu deyişi bu şiirle ortaya çıkardı. ve şeyhoğlu efsanesini böylece şiirin içinde türk halkına tanıttı. bir nevi deyişe yazılmış bir haşiye nietelğinde Han duvarları..Allah rahmet eylesin .. "Tanrı rahmet eylesin artık önden gidene.." "şeyhoğlu satılmışa , arkasından faruk nafize"..

TÜM YORUMLAR (94)